Nikolay Gavriloviç Çernişevski (1828-89) – Vefa Saygın Öğütle

19. yy. Rusyası?ndaki demokratik radikalizmin temel teorisyenlerinden biri, düşün ve sanat adamı. Hayatı ve Eserleri N.G. Çernişevski, 12 Temmuz 1828?de, Saratov?da bir Ortodoks rahibinin oğlu olarak dünyaya gelmiştir. O, ilk başta rahip olabilmek için teoloji eğitimi gördüyse de, daha sonra fikrini değiştirerek St. Petersburg Üniversitesi?nde tarih ve filoloji eğitimi almıştır. Üniversite eğitimi boyunca, Hegel ve Feuerbach?ın çalışmalarının yanı sıra Fransız ütopik sosyalistlerinin yazıları üzerine çalışmıştır. 1850?de üniversiteden mezun olan Çernişevski, 1853-62 yılları arasında Sovremennik (Çağdaş) adlı gazetenin baş editörlüğünü yapmıştır. Çernişevski, 6-7 Haziran 1862?de, hiçbir yeterli kanıt olmamasına rağmen tutuklanmış ve nedamet getirmemesi sonucu, 1883?e kadar Sibirya?nın uzak bir köyünde sürgün hayatı yaşamıştır. Bu tutuklamaya dair, dönemin liberal profesörlerinden K.D.Kavelin?in, Rus düşünce tarihinde adı Çernişevski ile birlikte anılan Herzen?e yazdığı mektup, dönemin düşünce iklimini anlamak açısından son derece öğreticidir: ?Böyle tutuklamalar beni hayrete düşürmüyor ve sizin düşüncenizi bunun için paylaşamıyorum (…) İstediği kadar büyük yazar ve düşünür olsun o sizce, bana sorarsanız, ben bunun gibi devrimden emin, düşüncelerinin doğruluğuna inanan bir inatçıya rastlamadım.? Bu mektuba Herzen, Kalakol (Çan) adlı gazetede oldukça sert bir yanıt vermiştir: ?Yazıklar olsun… Bizde de zavallı, ot gibi, kabuksuz sümüklü böcek gibi insanlar, sözde aydınlar, bizi idare etmeye çalışan bu cellat ve eşkıya çetesine çatmamamızı, onu korumamızı istiyor.? Çernişevski, tüm dünyada tanınmasını sağlayan ve özellikle Rus aile anlayışını kökten etkileyen ?Chto Delat? (Ne Yapmalı?) adlı temel eserini, bu sürgün günleri sırasında kaleme almıştır. Çernişevski, 17 Ekim 1889?da, doğduğu şehir olan Saratov?da ölmüştür. Çernişevski?nin çalışmaları, daha sonra Bolşevikler tarafından, Rusya?daki Marksizm öncesi ?devrimci demokrasi?nin en tutarlı temsilcisi olarak sahiplenilmiştir. Plehanov, Çernişevski?nin ?diyalektik yöntemi tohum olarak içinde taşıdığını? söylerken, Lenin ise ondan, ?büyük Rus Hegelcisi ve materyalisti? olarak bahsetmiş ve Yeni-Kantçıların, pozitivistlerin, Machçıların ve ?diğer kafası karışıklar?ın nesnelciliği ve bilinemezciliğine karşı ?tutarlı bir felsefi materyalizm düzeyinde kalabilmiş gerçekten de büyük tek Rus yazarı? olduğunu belirtmiştir. Diğer yandan Marx?ın da, yaşamının son dönemlerinde Engels?e yazdığı mektupta, Çernişevski?den ?Bütün çağdaş ekonomistler arasında yalnız Çernişevski tek orijinal düşünür sayılabilir, ötekiler ise sadece taklitçidir? şeklinde söz etmesi de oldukça ilginçtir.Çernişevski?ye ilişkin literatürün, çok büyük ölçüde Rus marksistleri tarafından oluşturulmuş olmasından dolayı, burada, zaman zaman özellikle Plehanov ve Lenin?in kritiklerine atıfta bulunulacaktır.

Görüşleri
Siyaset Felsefesi:
Çernişevski?ye göre Rusya, ?tarih sahnesine geç çıkmış? bir ülkedir. Dolayısıyla çalışmaları da, Rusya?nın bu durumundan kaynaklanan problemler üzerinde yoğunlaşmıştır. Çernişevski?nin siyaset felsefesinin gelişimi, birbirini izleyen iki döneme ayrılabilir. İlk dönem (takribi 1855-60 arası), Çernişevski?nin popülist tezler geliştirdiği ve demokratik radikalizmin esin kaynağı olduğu dönemdir. Çernişevski, bu dönemde, Rusya?daki feodal yapı ile birlikte ?obşina?ların (köy komünlerinin) da tasfiyesini savunan liberal ekonomistlere karşı, köy komünlerinin, sosyalist bir kolektivizme geçişte uygun bir araç olabileceğini savunmuştur. Hatta bu hususta, Slavcılarla bir ittifak arayışında olduğu görülmektedir. Ancak aralarında önemli bir fark vardır: Çernişevski, komünleri, sözkonusu geçişin bir aracısı olarak değerlendirirken Slavcılar, kapitalizm öncesi sosyal ilişkileri olduğu gibi korumayı amaçlamışlardır. Çernişevski?ye göre; ilkel komünal kolektivizm, sosyalist bir toplumun gelişmiş kolektivizmiyle benzer bir formdadır ve bu anlamda, doğrudan bir geçiş sözkonusu olabilir. Marx, 1882?de, Komünist Manifesto?nun Rusça baskısına yazdığı önsözde, Çernişevski?nin bu saptamasına şaşırtıcı benzerlikte tezler ileri sürmüştür: ?…Şimdi sorun şudur: Büyük çapta zayıflamış olsa bile, gene de, ilkel bir ortak toprak sahipliği biçimi olan Rus obşina?sı, doğrudan doğruya komünist mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Ya da, tersine, ilk önce, Batının tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecinden mi geçmelidir? Buna bugün verilecek tek yanıt şudur: Eğer Rus devrimi, Batıdaki bir proleter devriminin habercisi olur, ve bunlar, böylelikle, birbirlerini tamamlarlarsa, Rusya?daki mevcut ortak toprak sahipliği, komünist bir gelişmenin başlangıç noktası olabilir.? Daha sonra marksist literatürde çeşitli tartışmalara vesile olan bu ve benzeri pasajlarda, Çernişevski?nin bir etkisi olup olmadığı, varsa ne ölçüde olduğu, şüphesiz ki başka bir tartışmanın konusudur. Bu dönemde Çernişevski, ekonomik liberalizme karşı duruşunu, ?çalışanların politik iktisadı? anlayışıyla ortaya koymuştur. Batı?daki kapitalist gelişimin geliştirici etkisini kabul eden Çernişevski, bununla birlikte bu gelişmelerin yarattığı çatışmaların ve çelişkilerin farkına vararak kendi ülkesi için daha insani ve daha hızlı bir gelişme biçimi talep etmiştir. ?Kritika filosofskikh predubezhdenii protiv obshchinnogo zemlevladeniia? (Köy Komünlerinin Karşısındaki Felsefi Önyargıların Eleştirisi) (1859) adlı eserinde, Rusya?nın ve genel olarak bütün geri kalmış ülkelerin, Batı?nın deneyiminden ve bilimsel alandaki başarılarından faydalanabileceğini ve ?gelişmenin orta bir aşamasına sıçrayabileceğini ya da en azından mesafeyi çok büyük oranda azaltabileceğini? öne sürmüştür. Çernişevski?nin burada, sosyalist bir kolektivizme ulaşmak için ille de kapitalizmin yıkıcı ve trajik tarihini yaşamaya gerek olmadığına dair etik temelli bir yargıya sahip olduğu görülmektedir. Çernişevski, politik liberalizme karşı da keskin eleştiriler yöneltir. Gazetesi Sovremennik?te, Fransa?daki devrimler üzerine, ?salt politik? özgürlüğü amaçlayan liberaller ile temel ilgileri insanların sosyal refahı olan demokratlar arasında keskin bir ayrım yaptığı tefrikalar halinde makaleler yazar. Bunun yanı sıra, 1858?de yazdığı ve popülist demokrasi anlayışını ortaya koyduğu ?Iulskaiia monarkhiia? (Temmuz Monarşisi) adlı makalesinde Çernişevski, demokrasi hususunda Sibirya?nın İngiltere?den daha iyi bir ülke olduğunu, zira Sibiryalı köylülerin İngiliz proletaryasından daha iyi durumda olduğunu söylemekten geri durmaz. Çernişevski?nin siyaset anlayışı, 1860?larda belirli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu dönüşümlerin ilki; sosyalist toplumun ekonomik yapısıyla ilgilidir. 19. yy.daki Rus devrimcilerinin bir çoğu, sosyalist toplumu, Plehanov?un deyişiyle ?ta Kör Vasili zamanında çiftçilerin toprağı kazdıkları aynı karasabanla tarlalarını süren köy komünlerinin bir federasyonu olarak? görüyorlardı. Çernişevski?nin, hiçbir zaman böylesi bir görüşü birebir savunmamasına rağmen, komünlerin önemine yaptığı vurgu, özellikle Toprak ve Özgürlük adlı devrimci örgüt tarafından şiar edinilmiştir. Ancak Çernişevski, özellikle ?Ne Yapmalı??da, bu anlayışla büyük farklar içeren bir görüş ortaya atmıştır. Roman kahramanlarından Vera Pavlovna?nın gördüğü rüyalardan biri, binlerce emekçinin beraber üretimde bulunacakları kolektif işliklere dairdir. Plehanov bunu, ?Emekçi halkın kurtulması için insanın toprağın ve genel olarak tabiatın ?egemenlik?inden kurtulması gerekir. Bu ise, büyük iş topluluklarının varlığına ve üretimde geniş ölçüde modern aletlerin kullanılmasına bağlıdır.? şeklinde yorumlamış ve Çernişevski?nin, Vera Pavlovna?nın düşleriyle bunu gösterdiğini öne sürmüştür. Ancak böylesi bir dönüşümün varlığı açık olsa da, Plehanov?un bu noktadan kalkarak, Çernişevski üzerinden ?sosyalist bir düzenin, burjuvazi döneminde gelişmiş bütün üretim araçlarından yararlanılarak kurulabileceği? fikrine ulaşmasının bir miktar zorlama ve politik bir manevra içerdiği görülmektedir. Diğer yandan Çernişevski?nin, ?O prichinakh padeniia Rima? (Roma?nın Yıkılma Sebebi Nedir?) (1861) adlı çalışmasında, Batı?nın ?yaşlılığı?na dair, Herzen?in ?Rus Sosyalizmi? adlı eseri de dahil, bütün Rus anlayışlarını eleştirdiği görülmektedir. Muhtemeldir ki özellikle kendi gayrı-hukuki tutukluğu sonucunda Çernişevski, Rusya?da ilerlemenin önündeki en büyük engelin hukuki düzen ve politik özgürlük yokluğu olduğu sonucuna varmıştır. Bu, şüphesiz ki yukarıda değinilen 1858 tarihli makale ile tezat teşkil etmektedir. Özellikle ?Pis?ma bez adresa? (Adressiz Mektuplar) (1862) adlı ve gerçekte II.Aleksandr?ı muhatap alan çalışmasında, Rusya için liberal bir anayasa talep eden orta sınıf liberallerin bu talebini desteklemiştir. Buradan yola çıkan bazı yorumcular, Çernişevski?nin liberalizme doğru yönelim gösterdiğini düşünür. Ancak bu, aceleci bir yargıdır ve bu hususta temkinli olmakta fayda vardır; zira daha sonra Rus marksistleri, politik özgürlükleri savunmanın liberal olmayan bir yorumunu geliştirmişlerdir. Bu hususta Çernişevski?nin, kendi kuramı içinde aşamayacağı bir çelişkiye düştüğü ya da içinde bulunduğu dönem bağlamında, daha sonra ayrışacak pek çok yönelimi bağrında taşıdığı öngörülebilir. Antropoloji: Çernişevski felsefi duruşunda, tilmizi olduğu Feuerbach?ın antropolojisinden güçlü esintiler taşımaktadır. Bu etki en iyi ?Antropologicheski printsip v filosofi? (Felsefede Antropolojik İlke) (1860) adlı çalışmasında kendini gösterir. Çernişevski?nin ?antropolojik ilke?yi tanımlarken, Alman felsefesinin geneline hakim olan, madde-bilinç, olgu-değer arasındaki yarılmaları ilga etmeye ve parçalanmamış, bütünlüklü insana dair temel yönelimi devraldığı görülmektedir ?ki bilindiği üzere esasında bu yönelim, olan ile olması gerekenin henüz birbirinden ayrışmadığı varsayılan Homerik toplumun epik insanına yönelik bir özleme işaret eder. Bu noktada, Çernişevski?nin başlarda köy komünlerine dönük vurgusunun, kapitalizmin parçalanmış ve tutarsız bireyine karşıt olarak, böylesi bir bağlam içinde ele alınabileceği öne sürülebilir. Bu çıkarsamayı kabul edersek, sözkonusu vurgunun ekonomik olmaktan ziyade antropolojik ve etik temelli olduğu görülür. Bu noktada ?antropolojik ilke?, insanın yekpare bütünlüğünün teorik temellerini ve bununla birlikte beden ile ruha dair sürgit düalizmin ilgasını sağlamayı amaçlar. Zira Çernişevski?ye göre insan-birey, yalnızca tek ve bölünmez bir doğaya sahiptir. Bu kavramlaştırmanın, kaçınılmaz bir biçimde ?olması gereken hayat?a dönük bir anlayışı içerdiği görülmektedir ?ki bunun, Çernişevski?nin materyalist felsefesinde yarattığı paradoks, özellikle estetik kuramında çok açık bir biçimde görülecektir. Çernişevski, ?antropolojik ilke? kavramlaştırması ile, hem her türlü idealizm biçiminden hem de doğa bilimlerinin soğuk, insafsız materyalizminden kaçınılabileceğini düşünmektedir. Ortaya koyduğu materyalist anlayış, Çernişevski?ye göre, insansızlaştırılmış ve mekanik bir materyalizme düşmeden, bütün idealizm biçimlerine karşı durabilir. Çernişevski, kendi felsefesi ile değerden-tarafsız objektivist bilimciliğin arasına bir ayrım çizgisi çekmek durumundadır; zira o, insan doğasına dair normatif bir anlayış çerçevesinde felsefe yapmakta ve ?yeni insan?ın olanaklarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Buradan hareketle Çernişevski?nin materyalizmi, bekleneceği üzere, insanı, hem bilen-özne hem de bilginin nesnesi olarak konumlandırır. Maddenin ve bilincin bölünemezliğine dönük materyalist vurgu, bilginin üretim sürecine de damgasını vurur. Ancak Marx?ın üzerinde durduğu problematiği sezen Çernişevski, bunu çözme hususunda Marx kadar yetkin değildir. Zira, daha sonra Marx?ın ?Alman İdeolojisi?nde eleştireceği Feuerbach?ın evrensel doğa ve insan doğası kavramlaştırmasını paylaşmakta ve tarihsel sürece nüfuz edememektedir. Lenin?e sorarsak, ?Çernişevski?nin, diyalektik materyalizm düzeyine çıkamamasının? nedeni, ?Rus yaşamının geriliği?dir. Çernişevski, işbirliğine dayalı bir sosyalizm modeli tasavvur eder. Bu modelin kurucu öğesi ise, Çernişevski?nin ?bilinçli bireyciler? olarak tanımladığı ve özellikle ?Ne Yapmalı??da ayrıntılı olarak ele aldığı ?yeni insanlar?dır. Bu noktada ?antropolojik ilke?, ?bilinçli bireycilik?e dair etik anlayışı, felsefi olarak destekler niteliktedir. Zira bu anlayış, nihayetinde, hareketin yol gösterici ilkesinin bireysel yarar olduğu öncülüne dayanır. Teorinin temel dayanakları; yararcılık, akılsalcılık ve eşitlikçiliktir. Diğer insanlarla eşit olduğunun bilincinde olan ?bilinçli bireyci?, onların bireyci haklarını tanır. Ancak bu anlayış, liberal pragmatizmden önemli farklılıklar içerir. Zira Çernişevski?ye göre, gerçek bilinçli birey, komünal bir varlıktır ve karşılıklı ortak amaçları kabul eden bilince dayalı bir işbirliği anlayışına sahiptir. ?Bilinçli bireycilik?in, dönemin Rusyası?nda kiliseye ve Çarlık?a karşı yürütülen mücadelede bayraklaştığı göz önüne alınırsa; komünal karakterini koruyan ve bununla birlikte ?aklını kullanmaya cesaret eden? ?yeni insan?ın, ilkel komünal kolektivizmden gelişmiş sosyalist kolektivizme geçişte üstlendiği misyon belirginleşecektir. ?Antropolojik ilke?, insanın hem komünal hem de bireyci doğasına dair etik yargının felsefi tezahürüdür.

Çernişevski?nin, 1888?de, ?Sanat ile Gerçeklik Arasındaki Estetik İlişkiler? adlı eserine yazdığı ve dönemin sansürüne takılan önsözden pasajlar: ?Kendilerini evrensel teorilerin kurucusu sanan doğa bilginleri, gerçekten de, metafizik sistemleri geliştirmiş olan antikçağ düşünürlerinin öğretilileridirler, ve genellikle de kötü öğretilileridirler, bunlar, çoğu kez sistemleri ilkin Schelling tarafından kısmen çökertilmiş bulunan, daha sonra da Hegel tarafından büsbütün yıkılmış olan düşünürlerdir. İnsan düşüncesinin işleyiş yasalarının geniş teorilerini kurmaya çalışan doğa bilginlerinin büyük çoğunluğunun, yalnızca, Kant?ın bilgimizin öznelliğini kabul eden metafizik teorisini yinelediklerini göstermek yeterlidir. (…) (Bu bilginler ?b.n.) Kant?ın sözlerini kullanarak, duyu algılarımızın biçimlerinin gerçekten var olan nesnelerin biçimlerine benzemediklerini söylerler. (…) buna göre, gerçekten var olan nesnelerin, bunların gerçek özelliklerinin, kendi aralarında gerçekten var olan ilişkilerin bizim için bilinemez olduklarını söylerler. (…) düşünce, bilginin bütün malzemesini gerçek varlıklarının biçimlerinden son derece değişik biçimlere soktuğundan, eğer nesneler bizce bilinebilir olsalardı, düşüncemizin konuları olamazlardı derler; düşünce yasalarının bile ancak öznel bir değeri olduğunu söylerler. (…) Gerçekte, bize neden ile sonucun bağlantısı imiş gibi görünen şeye uygun düşen bir şey yoktur, çünkü ne önceki, ne sonraki, ne bütün, ne de bölüm vardır, vb. derler. (…) Doğa bilginleri dönüp dolaşıp bu metafizik martavalları ve bu cinsten başka martavalları iş edinmekten vazgeçtiklerinde, doğa bilimlerinin temelinde, Feuerbach?ın ortaya koyduğundan daha kesin, daha tam bir kavramlar sistemi kuracak yetenekte olacaklar ve belki de kuracaklardır da. (…) Ama bu arada, insanın öğrenme merakının temel denilen sorunlarının bilimsel kavramlarının en iyi açıklaması, gene de Feuerbach?ınkidir.? (Lenin, V.I. Materyalizm ve Ampiryokritisizm, çev. Sevim Belli, Kasım 1993, Ankara: Sol)

Estetik:
Çernişevski?nin, estetik anlayışını oluştururken etkilendiği yazarlardan biri, Belinski?dir. Belinski, oldukça yalpalamalı geçen düşün serüveninde, ilk önce Fichte ve Schelling idealizmini, ardından Hegel felsefesini benimsemiştir. Bu düşünsel geçişlerin ardından, nihayetinde Feuerbach?ın materyalizmine varan Belinski, bundan sonra sanata toplumsal bir görev yüklemiştir. Belinski?ye göre gerçek şiir; gerçeğin, hayatın şiiridir ve bu anlamda insanları olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi anlatır. Genç Çernişevski, Belinski?nin, otokratik Rusya?da edebiyatın ve edebiyat eleştirisinin üstlendiği misyona dair görüşünü tamamen paylaşır. Bunun bir sonucu olarak, sanatın özü ve toplumdaki rolünü aydınlatmak amacıyla, ?Steticheskie otnosheniia iskusstva k deistvitelnosti? (Sanat ile Gerçeklik Arasındaki Estetik İlişkiler) (1855) adlı eserini kaleme alır. Çernişevski, sözkonusu eserin 1888?deki üçüncü baskısı için yazdığı önsözde, Hegelci estetik anlayışını eleştirmek için Feuerbach?tan alıntı yapmayı dener. Ancak dönemin katı sansür uygulamaları, Feuerbach?ın adının dahi geçmesine izin vermemiş ve bu önsöz, ancak 1906?da günışığına çıkabilmiştir. Güzelliği, Mutlak İdea?nın bir tezahürü olarak tanımlayan Hegelci idealizme karşı Çernişevski, aşağıdaki temel savını kaleme almıştır: ?Güzellik, hayattır; güzel, olması gereken hayata dair kavrayışımıza uygun düşen şeydir.?Çernişevski, adı geçen eserinde, hayat dolu renklerin tazeliğini yansıtan çiçeği ya da taptaze bir ten, kıpkırmızı bir yüz ve kuvvetli bir vücuda sahip bir köylüyü ?güzel? olarak tanımlar. İnce, solgun, dermansız, bir siluet gibi kendini gösteren aristokratik güzellik ise, Çernişevski?ye göre marazidir ve bedensel yorgunluk nedir bilmeyen, çalışmadan geçen yeknesak hayatlarının can sıkıntısını taşıyan bu insanlar, kendilerini aşırı coşkular ve yakıcı tutkularla dolu fırtınalı bir yaşamın kollarına atmaktadırlar. Burada pastoral bir güzellik anlayışının varlığı açıktır. Ayrıcalıklı zümrelerin ?yapay? bir hayattan yansıyan estetik fikirleri, bu yüzdendir ki, normatif anlamda gayri-meşrudur ve ortaya çıkan sanat, ?sahte? bir sanattır. Yalnızca doğa ile temas halinde ve çalışarak yaşayan insanlar, insan türünün gerçek temsilcileri ve estetik idealin yaşayan tecessümüdürler. Bu, sanatın, mümkün olan en geniş biçimde demokratikleştirilmesi talebidir. Çernişevski?ye göre ?güzel?, dahice bir sanat yaratısı değil, sanatçının bizzat gerçeklikte bulduğu şeydir. Güzel; doğanın, yaşamın ve gerçekliğin ta kendisidir. Ancak burada bir paradoks sözkonusudur. Zira, yine Çernişevski?ye göre, verili yaşamda hakim olan güzellik, Çernişevski?nin anlattığı gerçek güzellik değildir; bu yaşamda ayrıcalıklı zümrelerin belirlediği güzellik, ?doğal? değildir. Dolayısıyla ?güzel? hayat, ?var olan? hayat değildir. ?Güzel? hayat, ?olması gereken? hayattır ve bu, ?olmayan? bir gerçekliğe tekabül eder. O halde; ?var olan? gerçeklik ?güzel? değilse, sanatçının bu gerçeklikte bulduğu şey de ?güzel? olamaz.?Olan? ile ?olması gereken?in ayrıştığı noktada bu sanat, bir daha geri dönünceye kadar sürgündür. Artık bu sanat, Fransız ressam Eugene Delacroix?nın, David?in tablolarına dair söylediği gibi, ?gerçekçilik ve idealin garip bir birleşimi?dir. Ve sanat, Çernişevski?ninki dahil, doğum sancıları çekilen ve ?kurtuluş? fikrinin neredeyse elle tutulur hale geldiği bütün dönemlerde bu özelliği gösterir. Çernişevski?nin estetik kuramı, Feuerbach?ın antropolojik materyalizmi ile uygunluk göstermektedir ve dolayısıyla onunla aynı sebepten maluldür. Bu kuram bir yandan materyalisttir; zira yaşam, doğadan köklenmiş olarak görülmekte ve sanatsal güzellik, doğal güzelliğin salt bir yansıması olarak yorumlanmaktadır. O halde, bu güzelliğin, kendi başına güzel olduğu söylenmektedir. Diğer yandan ise insan-merkezlidir; zira aynı zamanda ?güzel?in, kavrayışımıza uygun düşen şey olduğunu ve insanoğlunun, kendini gerçekleştirdiği noktada, her şeyin ölçütü olduğunu söylemektedir. O halde, nesne kendi başına güzel değildir. Bu, aslında Çernişevski?ye özgü olmayıp, doğalcı materyalizmin bir açmazıdır. Zira ?antropolojik ilke?nin içerdiği tek ve bölünmez insan doğası anlayışı, yukarıda da değinildiği üzere, geçmişe dönük bir özlemden temellenen geleceğe dönük bir projeksiyondur. ?Doğal yaşam?, her zaman ?olması gereken yaşam?a göndermede bulunur. Çernişevski, çeşitli sınıfların içinde yaşadıkları tarihsel ve sosyal koşullara göre, birbirinden ayrı birer güzellik ideali taşıdıklarını kabul eder. Ancak sorun; emekçi insanların ?güzellik? idealinin, ?doğal güzellik? ile özdeşleştirilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Buradan kalkarak ?doğal yaşam? ve ?yapay yaşam? ayrımına varan Çernişevski, ayrıcalıklı zümrelerin estetik anlayışlarını ve bir bütün olarak yaşamlarını doğaya ve insan doğasına uygun olmamakla yaftalayıp, geçmiş ve şimdiki bütün sanatın inkarına ulaşır. Dolayısıyla toprak üzerindeki yaşamı ?doğal yaşam? olarak kavrayıp, siyaset anlayışıyla paralel olarak, köy komünlerinin komünal insanını, ?doğal insan? olarak idealize eder. Ancak Çernişevski, tıpkı ustası Feuerbach gibi, çözümlemenin bir adım ilerisinde, kendini karşısında konumladığı ?insansız? doğanın, ?doğal? insanın ikiz kardeşi olduğunu göremez. ?Güzel?in ve sanatın tanımında kendini gösteren bu paradoks, sanatçının kendisine de sirayet etmiştir. Zira sanatı, gerçekliğin salt yansıması olarak tanımlayan bu anlayış sonucu, sanatçı da bir aynaya indirgenmiş olur. Dolayısıyla sanat, sanatçıya ait bir meleke olmaktan çıkmakta ve sanatçı, salt bir kaşif olarak tanımlanmaktadır. Oysa ki Çernişevski, diğer yandan, sanatın, gerçek yaşam üzerinde ?yargıda bulunarak? onu yeniden yaratmak gibi bir misyonu olduğunu da belirtir. ?Doğalcılık? ile ?insan-merkezlilik? arasındaki salınım yeniden başlamıştır. Bu salınımda sanatçı şimdi, didaktik bir rol üstlenmekte ve deyim yerindeyse toplumun ruhani önderi haline gelmektedir: ?Sanat eserleri, hayatın da kendisini okuruna anlatmalı ve daha da fazlası, bir sanat eseri okurlarına ya da seyircilerine hayat belirtileri hakkında kesin karar almalarında yardımcı olmalı ve bu anlama gelmelidir.? Bu, belirli bir estetik yargıya işaret eder: ?Kamunun yararı: İşte sanatın özü, temeli budur.? Çernişevski?nin estetik hakkındaki fikirleri, döneminin Rus yazınında farklı biçimlerde karşılanmıştır. Örneğin; ?Çernişevski ve Dobroliyubov?un ancak kaba-saba mujiklere yakışır demokrasilerinden fena halde midesi bulanan? İvan Turgenyev, Çernişevski?nin fikirlerini ?kör kötülük ve aptallık? olarak niteleyerek kendisi gibi liberal olan pek çok yazarın görüşünü dile getirmiştir. Tam tersine Dimitri Pisarev, Çernişevski?nin tezlerini, faydacıl değerler adına estetiğin bertaraf edilmesi olarak övmüştür. ?Sanat ile Gerçeklik Arasındaki Estetik İlişkiler?in kabul ya da reddedilmesinin, Rus liberalleri ile demokrat radikaller arasındaki farkta kendini gösterdiği görülmektedir.

?Ne Yapmalı??:
Ağır hapishane koşullarında yazılan ?Ne Yapmalı??, Çernişevski?ye zamanında büyük ün kazandırmış ve pek çok yazarın sert muhalefetine rağmen, Rus edebiyat klasikleri arasına girmiştir. Çernişevski bu eserin yazımında, hapishane sansürünü atlatabilmek için mecazlara, imalara ve rüya anlatımlarına başvurmuş ve eseri parçalar halinde şifreli bir biçimde dışarıya yollamasına rağmen, yine de bazı bölümleri kendi zamanında sansüre uğramaktan kurtaramamıştır. Eserin, yayınlandığı yıllarda çok çeşitli tepkilerle karşılandığı görülmektedir. Çernişevski her ne kadar Gogol?un hicivlere dayalı, eleştirel üslubundan etkilenmişse de, çağının edebiyat üslubu üzerinde yadırgatıcı bir etki yaratmıştır. Bunun sebeplerinden biri; Rus edebiyat beğenisinin, birtakım politik fikirlerin edebi araçlarla ifade edilmesine alışık ve hazır olmamasıdır. Zira romanın tam da bu özelliği, daha sonra Sovyet literatüründe, ?sosyalist gerçekçilik? anlayışının ilk temsilcisi olarak zikredilmesine yol açacaktır. İkinci sebep ise; dönemin Rus edebiyatının, kahramanlarını genellikle aristokratik çevrelerden seçmesine karşılık, Çernişevski?nin, emekçi kesimlere ve hatta henüz nüve halinde gördüğü ?yeni insanlar?a yönelmiş olmasıdır. Nitekim romana yöneltilen en önemli eleştirilerden biri, kahramanların fazlasıyla şematik ve gerçekte olamayacak kadar üstün ahlaklı olduğuna yöneliktir. Çernişevski bu eleştiriyi önceden sezmiştir: ?…ben onları pek de o kadar yükseğe çıkarmış değilim. Belki sizler fazlaca alçak bir seviyede duruyorsunuz.? ?Ne Yapmalı??nın, özellikle dönemin Rus gençliği üzerinde çok büyük bir etki yarattığı görülmektedir. Bu, çağın dönüşümlere gebe özelliğine işaret etmektedir. Bu etkiyi, dönemin edebiyat profesörlerinden Tisitoviç, kendi açısından şöyle açıklar: ?Yazıklar olsun, onaltı yıldan beri bu üniversitenin kadrolarında profesör sayılırım; bu süre içinde ?Ne Yapmalı? adında, sözde ünlü kitabı daha lise sıralarında okumamış, yutmamış bir öğrenciye rastlamadım.? Roman, özellikle Rus aile anlayışı üzerinde köklü değişimlere yol açmıştır. Çernişevski?nin aile hakkındaki görüşleri, aslında yeni değildir. Kadın ile erkek arasında samimi ve dürüst ilişkiler kurulması ve özgür sevişme tezleri, Georges Sand ve Çernişevski?nin yoğun bir biçimde etkilendiği ütopik sosyalistler Fourier ve Owen tarafından kapsamlı olarak işlenmiştir. Yine Rusya?da, Belinski, Herzen ve Drujinin, aşka ve özgür akla dayalı ilişkilerin savunuculuğunu yapmışlardır. Ancak ?Ne Yapmalı?? gündeme girene kadar, bu ilkeleri yaşamına uygulayanlar oldukça azınlıktadır. Çernişevski?nin etkili üslubu ve konuya ilişkin sağlam muhakemesi, sorunu üstünden atlanamayacak denli açık bir hale getirmiştir. Dönemin politik iklimiyle de birleşen bu etki, Rus insanının kendisini ve ilişkilerini etraflıca ve sorgulayıcı bir tarzda ele almasına yol açmış ve eşitlikçi bir ahlak anlayışına dayanan bu ilişki anlayışı, büyük oranda insanların önyargıları arasına yerleşmiştir. ?Bilinçli bireyciler? olarak tanımladığı ?yeni insan?ı Çernişevski, romana yazdığı önsözde şöyle tanımlamaktadır: ?İyi yürekli ve güçlü, dürüst ve herşeye elleri yatkın, herşeyi yapabilen insanlar! Yeni insanlar! Siz bir zamandan beri aramızda yetişmeye başladınız, artık sayıca az değilsiniz, gitgide çoğalıyorsunuz. Okurlarım olsaydınız, bütün bunların yazılmasına gerek kalmazdı. Hiç olmasaydınız, o zaman henüz yazdıklarımı yazamazdım, ama, çok değilsiniz, ancak okurlar arasında varsınız; bunun için hala yazmak zorundayım ve artık yazabiliyorum da.?

Kaynakça
Çernişevski, N.G; Nasıl Yapmalı, çev. Güneş Bozkaya, Nisan 1997, İstanbul: Yar (G.Bozkaya?nın önsözü ile) Lenin, V.I; Materyalizm ve Ampiryokritisizm, çev. Sevim Belli, Kasım 1993, Ankara: Sol Lukacs, György; Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı, çev. Cevat Çapan, Haziran 1969, İstanbul: Payel Marx, K., F.Engels; Komünist Manifesto, çev. Muzaffer Erdost, Kasım 1993, Ankara: Sol Paperno, Irina; Chernyshevsky and the age of realism: a study in the semiotics of behavior, 1988, Stanford-Calif.: Stanford University Plehanov, G.V; ?Sanat ve Toplum?, Sosyalist Gözle Sanat ve Toplum içinde, çev. Asım Bezirci, Nisan 1968, İstanbul: May Suchkov, Boris; Gerçekçiliğin Tarihi, çev. Aziz Çalışlar, Mayıs 1976, İstanbul: Bilim Walicki, Andrzej; Routledge Encyclopedia of Philosophy, Version 1.0, London: Routledge

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
?Tay? Sırtında İki Gün – Duran Aydın

Şiir insanı korur mu? Korurmuş? Yaşayarak gördüm ben bunu. Dünyanın kiri-pası, çamuru-çirkefi bulaşmazmış şiirle yıkadın mı yüreğini? Sabahın seherinde, akşamın...

Kapat