Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanına dair – Onur Taşdemir

1883 Girit doğumlu Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının en çok yabancı dile çevrilen, en prestijli yazarlarından biridir. (Bu arada Laos’taki bir havalimanının kitapçısında bile bulabileceğiniz en iyilerinden olmasa da en prestijli Türk yazarının Orhan Pamuk olduğunu anımsatalım) Kazancakis’in ömrü isyanlar ve savaşlarla geçmiştir. Ancak bu korkutucu yaşam ikliminde eğitimine asla ara vermemiş ve hukuk öğrenimini tamamlamış, üstelik üstüne doktora yapmıştır.

20.yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olarak anılmaktadır. Odysseia’ya 33.333 dizelik bir devam yazsa da asıl popülaritesini Zorba adlı romanıyla kazanmıştır.

Zorba

Zorba, Kazancakis’in Nietzsche, Bergson ve hatta Buda’nın düşüncelerine yaslanarak yazdığı bir anlatı metnidir. Bir işçi olan Alexi Zorba ile Patron’un öyküsünü anlatan kitap, biri yaşamı okuyarak deneyimlemiş diğeri ise ilk elden yaşamış iki insanın birbirleriyle olan ilişkisini, çatışmasını ve arkadaşlığını konu almaktadır.

Yazar, bu romanı ile Nobel’e aday gösterilmiş ancak bir oy farkla Albert Camus’a kaybetmiştir. Camus açıklamasında Nobel’in kendisinden çok onun hakkı olduğunu belirtmiştir. Ancak bugünkü yazınsal literatürle inceleyecek olursak Zorba’nın edebi anlamda başarılı bir görünüm sergilese de bir takım kusurları olduğunu eklememiz gerekmektedir.

Her ne kadar beş duyunun devindiği paragraflar ve Kazancakis’in somutlama becerisi romanı etkileyici bir serüvene dönüştürse de yer yer tezli bir düşünceye doğru kayan diyalogları ve fazla adıl kullanımı yüzünden akıcı okumayı engelleyici yapısı bireyin okuduğunu anlamasını zorlaştırmaktadır.

Romanda teze yer verilmesi yanlıştır diyemeyiz. Roman özellikle birinci dünya savaşı ve ikinci dünya savaşı gibi çarpıcı gelişmelerin yaşadığı bir yüzyılda çıkış yolu üretmek için elbette yeni yaşama yöntemleri önermek, politik düşünceler barındırmak durumundadır. Ancak Zorba da kimi felsefi düşüncelerin yer yer anlatının önüne geçtiğini söylemek olanaklıdır.

Sonunda çıkış yolunu Nietzsche ile bulduğunu kavradığımız yapıt, Aleksi Zorba ve Patron’un birbirlerinden ayrılan yaşamlarıyla son bulmaktadır.

Genel Değerlendirme

Feministler her ne kadar Kazancakis’in dilini kimi zaman biraz cinsiyetçi bulsalar da aslında Kazancakis hiçbir zaman cinsiyetçi bir söylemde bulunmamış cinsiyetçi sözleri kendi gerçekliği içinde olayın kahramanlarına söyletmiştir. Dolayısıyla burada cinsiyetçi bir sorun görünmemektedir. Ancak “bir yerde yalnız yatan bir kadın varsa bu o köydeki bütün erkeklerin suçudur.” benzeri pasajlarla kadın okurların tepkisini çekmiştir.

Yazarın bilge bir kişi konumunda olduğu klasik dönemden, yazarın normal bir anlatıcıya dönüştüğü çağdaş romana geçiş dönemini yansıtan kitap aşağıdaki gibi önemli paragrafları da kendinde barındırmaktadır.

“Onları kurtaramayız. Diye ekledi. Ama kurtaralım derken, biz kurtuluruz. Öyle değil mi? Bunları söylemek istemiyor musun hocam? Kendini kurtarmanın tek yolu başkalarını kurtarmak için çabalamaktır. Hadi öyleyse, öğreten öğretmen gel!” 

Romanın Can Yayımları’ndan çıkan basımına bakacak olursak, kitabın boyunun yolculuklarda taşınmaya uygun, selefonla kaplı ince kapağının yetişkin okurlar için yıpranmaya engel, yeterli düzeyde olduğu görülmektedir. Ancak kitabın arka kapağı ve önsözü okurun düşünme sorumluluğunu elinden alacak metinlerle dolu bir görünüm sergilemektedir. Biz akademik amaçlı okumalar dışında estetik haz almak amacıyla yapılan okumalarda bilimsel olarak okurun hiçbir ön bilgi edinmeden metinle doğrudan karşılaşması gerektiğini düşünürüz. Bu bakımdan birçok yayımevinin yanlış bir politika benimsediğini düşünmekteyiz. 

Punto, sayfa yerleşimi ve redaksiyon olarak kusursuz bir görünüm sergileyen yapıtın pop ögelerle bezeli yeni kapağı bence güzel olsa da uluslararası alanda pop ögeleriyle bezeli kapakların daha fazla satılması için klasik yapıtlara uygulanması ise tartışılan bir konu ancak detaylı bilgiye sahip değilim. 

Genel olarak, Zorba’nın iyi bir basıma sahip, modern edebiyatla klasik dönem edebiyatı arasındaki geçişi iyi örnekleyen, dünya yazınının önemli yapıtlarından biri olduğunu ve okunmaya değeceğini belirtmek gerekir.

Onur Taşdemir

NOT: Bu arada çalışmalarımız ve okuduklarımız kadarıyla yukarıda Türk Edebiyatı’nın en prestijli yazarının Orhan Pamuk olduğunu belirttik ama en iyisinin de elbette Yaşar Kemal olduğunu yazmamız gerekir. Kanımca İnce Memed yeryüzünün en önemli yapıtlarından biridir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here