Pamuk Prenses ve Küçük Kara Balık – Elif Kutlu

Masallarda kadınlar hep aynıdır. Beyaz atlı prenslerini beklerler. Prens geldiğinde ise kadın kahraman köşesine çekilip “evinin kadını çocuklarının anası” olmaya hazırdır.
Masumane sözcükler altında pornografik özelliklerin barındığını, henüz üç/beş/on (fark etmez) yaşındaki çocuklara aslında altında cinsel imgelerle donatılmış simgelerin geçtiğinin farkına bile varılmaz.
Bu durumu masallara özgü bir özellikle “göz önünde bulunanın görünmezliği”[1] ile

açıklamak mümkündür. Öyle ya zamanında padişahlara söylenmek istenen en ağır sözler bir masalın içine yedirilir, böylece bir şey söylenmeden her şey söylenmiş olurdu.

Pamuk Prenses’in yediği elma cinselliğin yasak oluşunu, içine girdiği cam tabut bekâreti, prensin onu öpmesi ise cinsel birleşmeyi simgelediği hikâyeyi okuyanlar tarafından fark edilmez. Hal böyle olunca masallara farklı bir gözle bakmak farz olur.

Bilindik masallarda[2] kadınlar hep aynıdır. Beyaz atlı prenslerini beklerler. Prens geldiğinde ise -o beklenen gün artık gelmiş olduğundan- kadın kahraman köşesine çekilip “evinin kadını çocuklarının anası” olmaya hazırdır.

Zaten birçok kadına daha en küçük yaşından öyle öğretilmez mi?

Ne olursa evlenince eski alışkanlıklarını bırakmalıdır: “dilini tutmalıdır”, “evine bakmalıdır”; bu liste uzar gider.

Toplumsal cinsiyet rolleri diye belirlenen roller henüz küçükken masallardan aşılanmaya başlıyor. İşin bir diğer yanı -günümüzde “wamp kadın” rollerinde olduğu – bu rollere bürünmeyen kadınların cadı, büyücü, ecinni, devanası, kötü kalpli kraliçe olan “erk sahibi ve gücünü kötü olmaktan alan” kadınlardır. Dolayısıyla kendini/saçını evine ve eşine süpürge etmeyen kadının “kötü” olduğu çocuk yaşlarda bilinçaltına yerleştirilir.

Daha sonra ise kız çocuğuna bir bebek ve mutfak eşyaları şeklinde oyuncaklar verilir… Geri kalan hikâyeyi herkes bilir. Çünkü hikâyenin devamı birçok kadının “kader” diye yaşamak zorunda bırakıldığı şeydir. En dayanılmaz olanı ise bu durumun “sevgi peçesi” altında gizlenerek sunulmasıdır. “Kadın sevgi ve şefkat adına ‘köle gibi’ çalışır durur.”[3]

Sahi erkekler kadınları sevmiyor mu?

Sevmez olur mu? Babalar kızlarını “korur”, bu nedenle “sana değil etrafa güvenmiyorum” söyleminin ardına sığınır, “kocalar” da eve “ekmek” getirir, o “çalışıp didinir”, kadınsa bütün gün “yan gelip yatar”.

Hem zaten erkek olmazsa kadın “hiçbir şey yapamaz.” Çünkü kadının dış dünya ile bağlantısını sağlayan “erkektir.” Bu söylemler kadının özgürlüğüne, emeğine, sevgisine darbe vuran en yaygın söylemlerdir.

Bugün hayat bilgisi ders kitaplarında bilgisayar başında ya da gazete okuyan ya da işe giden bir baba imgesi yerine ütü yapan bir baba imgesi konsa da bu durumu değiştirmek için yeterli değildir. Kafalara vurula vurula öğretilen roller var: “Kadınlık” ve “erkeklik”. Bu roller yapılmadığında, bu rollerin dışına çıkıldığında neler olduğunu her gün gazetelerin birkaç sayfasından öğrenmek mümkündür. Yani önemli olan resimleri değil algıyı değiştirebilmektir.

Öyleyse şu soruyu soralım: Pamuk Prenses kadar güzel olmak mı asıl olan?

Pamuk Prenses başına gelenlerden ders çıkarmayan, sorumluluk alamayan, tehlikelere karşı önlem alma inisiyatifi kullanamayan, her şeye safça inanan, zihinsel değil bedensel çaba sarf eden, zenginliği de yoksulluğu da başkasına bağlı olan kadındır: Sesini çıkarmadan, evini ve kalbini temiz tutarak kurtuluşu bekler.[4]

Başka bir açıdan bakılırsa, güzeldir, bakiredir (cam tabut bunu simgeler), ev işlerini iyi yapar, kimin yanındaysa onun himayesine girer. Kısacası Pamuk Prenses birçok erkeğin hayallerini süsleyen “ideal kadındır”.

Kadın olmak Pamuk Prenses gibi olmak mıdır? Yoksa Küçük Kara Balık[5] olmak mıdır?

Sıradan olmaya, engellerinin olmasına dayanamayan, öğrenmeyi seven, annesinin “bir taneciği” olmak yerine “kötü çocuk” olmayı kabul eden, merak etmeyi bilen, boşu boşuna bir hayat yaşamaktan korkan, bunun olmaması için çabalayan, cahil ve gözü kapalı olmayan, “seni kim yoldan çıkardı” sorusuna kendi hayat görüşüyle yanıt veren, aklını kullanabilen, cesur, kıvrak zekâsı ile güçlüklerin üstesinden gelebilen, karabatağa ve kaşıkçıkuşuna[6] karşı mücadelesinde yılmayan kadındır.

Küçük Kara Balık özgürlük sevdalısı, kadın olmanın değerini bilen gerçek kadındır.

Şimdi tekrar soruyorum: Pamuk Prenses mi, Küçük Kara Balık mı? Bu soruya yanıt vermek ise -yıllar yılı yaratılan algı yüzünden- zordur; çok zordur.

Elif Kutlu
* Kocaeli Üniversitesi, Felsefe Yüksek Lisans.

[1] Melek Özlem Serter, Masallar ve Toplumsal Cinsiyet, İstanbul: Evrensel Basım Yayın, 2010.

[2] Pamuk Prenses, Yüz Yıl Uyuyan Prenses, Rapunzel, Sindrella/Külkedisi vd.

[3] Gülnur Acar-Savran, Beden Emek Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin, İstanbul: Kanat Yayıncılık, 2004.

[4] Melek Özlem Sezer, a.g.e., s.95.

[5] Samed Bahrengi, Küçük Kara Balık, çev. Deniz Kara, İstanbul: Versus Kitap Yayınları, 2009.

[6] Küçük Kara Balık adlı masal bir kadının özgürlük mücadelesi olarak okunduğund karabatak ve kaşıkçıkuşu kapitalizm ve ataerkilliğin temsilcisi olarak düşünülebilir.

Yorum yapın

Daha fazla Çocuk Edebiyatı, Makaleler
Hayli Yadırgatıcı Bir Roman: Görünmeyen – Selman Büyükaşık

Paul Auster Türkiye?de hayli tanınan, geniş bir okur kitlesi olan, çağdaş Amerikan edebiyatının ünlü (popüler) yazarlarından. Bu yılın başında, düşünce...

Kapat