Sahte Para Kuponu – Lev Nikolayeviç Tolstoy “kötülüğün iyilik sayesinde yok edilebileceği ana tezini işleyen öyküler”

Sahte Para Kuponu, Tolstoy’un öykülerinden ve torunlarına yazdığı bir masaldan oluşuyor.

1900’lerde ihtiyarlık döneminde yazdığı “Sahte Para Kuponu”, “Çocukluğun Gücü”, “Yabancı ve Köylü”, “Bereketli Topraklar” gibi öykülerinde Tolstoy, kötülüğün iyilik sayesinde yok edilebileceği ana tezini işler. Küçük bir suçun tıpkı kartopunun çığa dönüşmesi gibi büyük bir felakete yol açabildiğini kendine has kurgusu ve sade üslubuyla anlatan Tolstoy, bu geç dönem eserlerinde yüzyıl dönümünde Rusya’nın insani, siyasi ve fikri çalkantılarını benzersiz bir sanatçı kavrayışı ve hayat tecrübesiyle anlatır. Sahte Para Kuponu, Tolstoy’un anıtsal romanlarındaki insani meseleleri kısa öykülerle sunan bir başyapıt.

“Tolstoy, daima ayakta kalacak kadar büyük bir edebi anıttır.”
ANDREW NORMAN WILSON

Varol Tümer çevirisi,
Viktor Şklovski’nin önsözü,
Isaiah Berlin’in sonsözü,
Yazar ve dönem kronolojisi,
Kitaba dair görsellerle.


Bilindik Tolstoy’a yeni bir bakış – Buse Özlem Bay
(07.05.2020 gazeteduvar)

Isaiah Berlin’in kitabın sonsözünde belirttiği gibi, Lev Nikolayeviç Tolstoy için edebiyat veya genel olarak sanat sadece estetik bir varlık olmaktan öte bir yerde durur. Eserin işlediği konuyu en tepeye koyar Tolstoy. Bu manada, eser bir derdi omuzlarına yüklenmelidir. Çoğunlukla Tolstoy’un son dönem metinlerini kapsayan Sahte Para Kuponu da yazarın yaşadığı döneme dair hissettiği dertleri tam anlamıyla sırtlıyor. Sınıflar arası adaletsizlikten Rus Ortodoks Kilisesi’ne karşı girilen mücadeleye, kentin yapaylığı ve kaosundan köyün doğallığı ve düzenine, aile ilişkilerinden ceza sistemlerine, hiyerarşik düzenin yaratıcısı ve mağduru olan insana kadar her şey Tolstoy’un bu konu sepetindeki ağırlıkları oluyor.

İletişim Yayınları’ndan çıkan ve Varol Tümer’in çevirisiyle okuduğumuz eser “Sahte Para Kuponu” öyküsüyle açılıyor. “Sahte Para Kuponu” gayet uzun bir öykü, bu bakımdan onu bir novella olarak adlandırabilmek de gayet mümkün. Genel hatlarıyla “iyi” veya “kötü” olarak adlandırılabilecek bazı küçük kartoplarının toplumda oluşturdukları büyük çığları kendine konu edinen öykü, derdini anlatırken gayet çetrefilli ve sürükleyici bir yol seçiyor. Marguerite Yourcenar’ın Düş Parası’nda da rastladığımız gibi, bir objeyi merkezine alarak karakterlerin hayatlarına uğrayan bir başlangıç yapıyor Tolstoy. Çarlık Rusyası’nın farklı katmanlarından birçok karakteri sahte bir para kuponuna verdikleri tepkiler üzerinden bir araya getiren öykü, daha sonra yönünü bireylerin davranışlarının toplum içinde yarattığı neden-sonuç ilişkilerine çeviriyor.

KÖTÜLÜĞÜN ETKİLERİNE KARŞI İYİLİĞİN YAPABİLECEKLERİ

Metnin neredeyse yarısına kadar bu sahte para kuponuyla simgelenen düzenbazlığın ve dolayısıyla yalanın, kandırmacanın ve günahın peşinden giden karakterlerin hikâyeleri metnin sonuna doğru kendine karşıt bir ses buluyor. Tam da Tolstoy’un yapacağı şekilde, toplumun içindeki bu kötülüğün ve yozlaşmışlığın etkilerine karşı iyiliğin yapabilecekleri sıralanıyor. Aynı toplum iyiyi de kötüyü de kendi elleriyle yaratıyor. Öykü ise çemberini tamamlayarak başa dönüyor, kötülükle başlayan hikâye iyilikle son buluyor. Derlemedeki diğer öykü “Düşümde Ne Gördüm…”, araları bozuk bir baba ve kızını bir araya getirirken, yine bu öyküye benzer biçimde Tolstoy’un olayları farklı perspektiflerden yansıtabilme becerisini sergiliyor. Babanın ve kızın dilemmalarını her ikisine de eşit alanlar vererek yansıtırken düzen yine yerini buluyor ve uzlaşma ne kadar sakat da olsa Tolstoy tarafından sağlanıyor.

Bir diğer öykü “Fakir İnsanlar” ise bir balıkçı ve onun karısı etrafında gerçekleşen kısa bir hikâye. Rüzgârlı, karanlık ve uğursuz bir gecenin içerisinde sıcak kulübelerinde gelecek günün hesabını yapan bir aileyi anlatıyor yazar. Evin babası ekmek peşindeyken ve tüm aile sefalet içindeyken merhametin ve yardımlaşmanın bu koşullarda da hayat bulabileceğini vurguluyor Tolstoy. Dışarısı ne kadar soğuk olursa olsun, Tolstoy’a göre “hakikat”e ulaşmış köylülerin ocaklarındaki ateş her halükarda yanmaya devam edecek bir yol bulur çünkü o ateşi harlayan, iki küçük çocuğa karşı duyulan şefkattir.

ÇOCUKLAR VE İKTİDAR SAHİPLERİ

Aynı çocuk ve şefkat teması, linç sözcükleriyle başlayan “Çocukluğun Gücü”nde de öne çıkıyor. İktidar sahibi bir birey ezilenler tarafından idam edilecekken bir çocuk sayesinde tüm bu öfkenin yıkılışına şahit oluyoruz. Ezilen halk affetmeye hazır oluyor, çünkü baskı araçlarını ve gücü ellerinde tutmaya alışık değiller. Aynı zamanda kendilerini çocuğa yakın hissediyorlar, zira çocukla benzer noktadalar: Hem alt sınıftakiler hem de çocuklar iktidarı ellerinde tutanlar tarafından şekillendirilmeye aşinalar, fakat gerektiğinde başkaldırmayı da biliyorlar.

“Yolcuyla Sohbet” ve “Bereketli Topraklar” ise odaklandıkları konular anlamında birbirlerini tamamlayan öyküler oluyor. Didaktik yönün çok daha baskın olduğu bu öykülerde Tolstoy, toplumda değişmesini istediği olguları neredeyse ibretlik diyebileceğimiz dersler yoluyla öne sürüyor. Sigara ve alkol kullanımından duyduğu rahatsızlığı vurguladığı bu öykülerin birinde kendi kurduğu “İçkiyi Bırakma Derneği”ne bile göndermede bulunuyor. Bu iki son dönem eserinde Tolstoy’un sesi de adeta bir aile büyüğünün evin gençlerine aktarmaya çalıştığı hayat derslerine bürünüyor.

ANTİMİLİTARİST TAVIR

“Yabancı ve Köylü” öyküsünde Tolstoy bu sefer, Sokratik metot kullanarak hikâyesini anlatmayı tercih ediyor ve iki hayali karakter arasında kurduğu diyaloglarla Rusya’yla ilgili sıkıntılarını ve bunların çözümlerini aktarıyor. Özellikle antimilitarist tavrının öne çıktığı öyküde, bu düşünceleri köye yeni gelmiş olan Yabancı karakterine açıklatıyor olması karakterin üçüncü bir göz olarak olaylara bakabilmesini ve farklı cevaplara varabilmesini mantıklı bir zemine oturtuyor. Aynı zamanda bu toplumun bağrından gelmeyen birinin bunları açıkça söylüyor olması da öyküye gelebilecek tepkilerin dozajını azaltıyor.

Kitabın son metni “Kurt” ise Tolstoy’un torunlarına yazdığı bir masal. Vejetaryen olan yazarın vejetaryenliğin gerekliliğine dair sahip olduğu görüşleri en net halde görebileceğimiz bir metin aslında bu. Bunu bir masal olarak anlatma seçimi ise durumu daha ilginç yapan ve Tolstoy’un görüşlerini daha çok vurgulayan bir ayrıntı oluyor. Çocukların kalplerinde “ilk günah”ı taşıyarak doğmadığını, onları “bozan” şeyin aslında eğitim olduğunu, bu nedenle de asıl hakikate sahip olanın çocuklar olabileceğini düşünen Tolstoy için herhangi bir canlı üzerinde egemenlik kurmama ve yok etmekten gayri yaratma-yaşatma gibi kavramları en iyi anlayacak kişiler yine çocuklar oluyor. Eğitim ya da medeniyet onları canavarlaştırmadan belki de bu masallar onların içlerindeki insanlığı koruyor.


KİTAPTAN OKUMA PARÇASI
Sahte Para Kuponu
(Фальшивый Купон)
BİRİNCİ BÖLÜM
I

Sarsılmaz dürüstlüğüyle iftihar eden, özgür düşünceli, batıl inançların bir kalıntısı telakki ettiği her türlü dinî tezahürden nefret eden, karamsar denecek kadar da liberal kişilikli
Fyodor Mihayloviç Smokovnikov, Maliye Bakanlığı’nda Eyalet Kalem Başkanı olarak görev yaptığı dairesinden, canı iyice
sıkkın bir halde dönmüştü evine. Çünkü Eyalet Valisi, Fyodor Mihayloviç’in dürüst davranmadığını ima eden pek ahmakça bir yazı göndermişti ona. Fyodor Mihayloviç buna çok
içerlemiş ve anında keskin bir cevapla karşılığını vermişti.
Evde, olup biten her şey o gün ters geliyordu Fyodor Mihayloviç’e.
Saat 16.55’i gösteriyordu. Bu saate kadar öğle yemeğinin
çoktan servis edilmesi gerekiyordu, ama yemek hâlâ hazırlanmamıştı. Fyodor Mihayloviç kapıyı çarpıp, odasına çekildi. Biri kapıyı çaldı ardından. İçinden “Kim bu cehennem
olası,” diyerek seslendi:

“Kim var orada?”
Fyodor Mihayloviç’in lise beşe giden on beş yaşındaki oğlu girdi odaya.
“Ne istiyorsun?”
“Ay başı geldi de.”
“Öyle mi? Yani para istiyorsun?”
Babası her ay oğluna harçlık olarak üç ruble maaş veriyordu; öyle anlaşmışlardı. Fyodor Mihayloviç asık suratla cüzdanını aldı ve içinden iki buçuk ruble değerinde bir kupon1
çıkardı, sonra gümüş bozuk paralardan elli kapik daha saydı. Oğlu sessizce duruyor, parayı almıyordu.
“Baba, bana gelecek aylığımı da şimdiden ver lütfen.”
“Nedenmiş o?”
“Böyle olsun istemezdim, ama ödeyeceğime şeref sözü vererek bir arkadaşımdan borç para almıştım. Namuslu biri olarak başka türlü davranamam… üç rubleye daha ihtiyacım var, söz, artık fazlasını istemeyeceğim… ama sadece bunu… lütfen baba.”
“Sana harçlık miktarının ne kadar olduğu söylenmişti…”
“Doğru baba, fakat sadece bir seferlik…”
“Üç ruble aylık alıyorsun ve bu sana az geliyor. Senin yaşındayken elli kapik bile almıyordum ben.”
“Artık arkadaşlarımın hepsi benden fazla alıyorlar. Petrov
ve İvanskiy elli ruble alıyorlar.”
“Böyle davranmaya devam edersen, ileride düzenbazın biri olup çıkarsın. Söylemedi deme.”
“Evet, iyi söylediniz. Kendinizi hiçbir zaman benim yerime koyarak düşünmediniz, sahtekâr olmak zorunda kalacağım anlaşılan. Bu da sizin için önemli değildir herhalde.”
“Yıkıl karşımdan, terbiyesiz. Defol git.”
Fyodor Mihayloviç yerinden fırlayıp oğlunun üzerine yürüdü.

1 Çarlık Rusyası’nda kâğıt para yerine geçen kuponlar da kullanıldı – ç.n.

“Defol. Senin gibileri kırbaçlamak gerek.”
Çocuk hem korktu hem de öfkelendi, ama öfkesi korkusundan fazlaydı; başını eğip hızlı adımlarla kapıya doğru yürüdü. Fyodor Mihayloviç onu dövmek istememişti, ancak
hiddetinden memnun halde sert sözlerle onu azarladı.
Hizmetçi gelip, yemeğin hazır olduğunu söylediğinde,
Fyodor Mihayloviç ayağa kalktı ve “Nihayet, ama artık iştah
mı kaldı insanda,” diye söylenerek asık suratla sofraya gitti.
Masada onunla konuşmaya çalışan karısına, öfkeli, kısa,
homurtulu yanıtlar verince, susmayı tercih etti. Çocuk da
gözlerini tabağından ayırmadan suskun kaldı. Sessiz sedasız
yemeklerini yiyip sofradan kalktılar.
Yemekten sonra liseli delikanlı odasına döndü. Cebindeki
para kuponunu ve bozuklukları masanın üzerine attı, sonra üniformasını çıkarıp, ceketini giydi. Önce yıpranmış Latince gramer kitabını aldı; sonra kapıyı çengelledi ve masadaki paraları eliyle iterek içine tütün döktüğü çekmecedeki
boş sigara tüplerinden birini doldurup, pamukla tıkayarak
tüttürmeye başladı.
Gramer kitabı ve defterlerinin başında iki saat kadar bir
şey anlamadan oturdu; sonra kalkıp, babasıyla aralarında geçenleri anımsayarak, odada topuklarını vura vura gezinmeye başladı. Babasının kırıcı sözlerini, en çok da öfkeli yüzünü, aynı anı yaşar gibi duyuyor ve görüyordu.
“Terbiyesiz. Kırbaç gerek.” Aklına geldikçe, babasına kızgınlığı artıyordu. Sarf ettiği sözler aklından çıkmıyordu:
“Görüyorum ki bu gidişle düzenbazın biri olup çıkacaksın.
Bunu da bilesin.”
“Tamam öyleyse, bir düzenbaz yetiştireceksin. Sana böylesi gerekli. Bir zamanlar kendisinin de genç olduğunu unutmuş. Ben ne suç işlemişim? Sadece tiyatroya gittim, param
yoktu, Petya Gruşetskiy’den borç aldım. Bunun neresinde
kötülük var? Başka biri olsaydı, üzülüp, nedenini sorgulardı, ama o sırf kendisini düşünüp azarladı. Kendisinin bir şeyi eksik olsa, bağırtısından yer yerinden oynar, bense düzenbaz olurum. Hayır, babam da olsa onu sevmiyorum. Bilmiyorum herkeste bu böyle mi, ama ben onu sevmiyorum.”
Hizmetçi kadın kapıyı çaldı. Bir pusula getirmişti.
“Hemen yanıt bekliyorlarmış.”
Pusulaya şöyle yazılmıştı:
Benden borç aldığın altı rubleyi vermeni senden üç kez rica ettim, ama atlatıp duruyorsun. Namuslu insanlar böyle
davranmazlar. Bu mektubu alır almaz hemen parayı göndermeni rica ediyorum. Acilen ihtiyacım var. Acaba anlayabiliyor musun?
Borcunu ödeyip, ödememene bağlı olarak, seni yerecek
ya da sayacak olan arkadaşın Gruşetskiy.
“Al işte sana. Pisliğin teki. Biraz bekleyemiyor. Bir daha
deneyelim.”
Mitya annesine gitti. Son ümidiydi bu. Annesi, hayır demeyi beceremeyen iyi bir kadındı ve yardım edebilirdi ona,
lakin şu anda hasta yatan iki yaşındaki küçük oğlu Petya’nın
telaşı vardı başında. Gelip gürültü yaptı diye Mitya’ya kızarak, o anda reddetti isteğini.
Mitya homurdanarak çıktı odadan. Üzülüp geri çağırdı
oğlunu.
“Dur, Mitya,” diye seslendi. “Şimdi yok, ama yarın veririm.”
Ancak Mitya’nın babasına olan öfkesi daha da kabarmıştı.
“Bana şimdi lazımken, yarın ne işe yarar? Arkadaşıma gidiyorum, bilginiz olsun.”
Kapıyı çarpıp, çıktı.
Cebindeki saate dokunurken, “Başka çare yok, saatin nereye rehin verileceğini o bilir,” diye geçirdi içinden.
Mitya kuponla bozuk paraları masadan aldı, paltosunu
giydi ve Mahin’e gitti

KÜNYE
Sahte Para Kuponu
Lev Nikolayeviç Tolstoy
İletişim Yayınları
1. baskı – Nisan 2020
191 sayfa

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here