Salkım Sacak Keldağ?a dair – Ayşe Kaygusuz

Müslüm Kabadayı, Mart 2013?te çıkardığı ?Salkım Saçak Keldağ? ilk öykü kitabıyla, öykü dünyasına merhaba derken, yaşadığı çağın sorunlarını sorgulayarak ve tarih bilinciyle geçmişi bugüne, bu günü de yarına taşımanın sorumluluğuyla yazmış öykülerini.
Müslüm Kabadayı, edebiyat öğretmeni ve eleştirmeni olmanın ustalığıyla kullandığı ?dil?i, bilgi ve yaşanmışlık deneyimiyle bütünleyerek, yerli yerine oturtmuş anlıtımını. Kullandığı yalın Türkçesini Antakya bölgesinin ağzıyla ve deyimlerle süsleyip, zenginleştirmiş. Kuzey Suriye ve Hatay coğrafyasının kültür dokusu içinde biçimlenen mücadeleci insan tiplerinin dünyasını, gerçekçi biçimde anlattığı, on öyküden oluşan, Salkım Saçak Keldağ, aslında on öykününde birbirine bağlı olduğu öykünehir tadını veriyor okuyucusuna.

İlk öykü, ?Makas Değiştiren Yol? ?da, kahramanın aldığı bir ölüm haberiyle belleğinde canlanan anılarını sergileyerek, okumanın, emeğin, alınterinin, paylaşmanın anlam ve önemini vurguluyor; doğanın bölgeye bağışladığı güzelliğin içinde…

Kentlerin belleğiyle başlayan, ?Yolunu Arayan Çocuk? öyküsünde ise, çok çocuklu bir ailenin, okula gönderemediği, şerbetçi dükkanında çırak olarak çalışan çocuğun, önlük kıyafetiyle simgeleştirip özdeşleştirdiği okulu ve önlük giymek için gösterdiği çabayı ve okuma arzusunu gidermek için akşamları kardeşinden öğrenebilmenin yollarını nasıl yarattığını anlatıyor. İnsanın kararlı olduğu her konuda mutlak başarılı olacağının altını çizerken, günümüz eğitim sistemine yaklaşımını ortaya koyuyor.

?Denizde Kaybolan? öyküsündeyse, Antakya?lı şair Sabahattin Yalkın?a atıfda bununarak başlıyor. Yüzmeye giden ve Gazel adındaki oğlunu kaybeden bir annenin, çoçuğunu ararken, halkların bir arada kardeşce nasıl yaşadığını, tarihin belleğinden süzerek çıkartıyor karşımıza. ?Bu kentin halkı, insan halinden anlardı; yüzlerce yıllık sezgi ve deneyimleriyle kimin hangi dilden anlayacağını bilirdi.?(s.42) diyor ve Hrant adını veriyor kahramanlarından birine. İnsanlık tarihinde her zaman saygıyla anılacak olan Hrant Dink?e ahdıvefa ediyor.

?Burası Alevi ve Sunni Arapların, Rum Ortodoskların iç içe ya da yanyana yaşadığı bir mahalleydi.?(s.46) derken, Ortadoğu toprakları üzerinde oynanan oyunları ve güney sınırımızda yaşanan savaşın nedenini düşünmeye sevk ediyor okuyucuyu. Umudun yaşam bilincini hep diri tutuğunu aktararak geçiyor bir öteki öyküsüne. İç içe girmiş Suriye ve Türk köylerini, kasabalarını isimleriyle ve bütün güzelliğiyle anlatırken, yine bölgede yaşayan halkların kendi dillerini özgürce konuşabildiklerini, dostluktan akrabalık derecesine varan yakınlıklarını ve bölge halkının bir bölümünün geçim kaynağının kaçakçılık olduğuna açıklık getiren, ?Nabız Atarsa?öyküsünde insanı, yurdunu, ülkesini tanımaya çağırıyor. ?Gazel? öyküsünde Hrant Dink?in eşi Rakel çıkıyor karşımıza; insan sevgisi, misafirperverliği ve paylaşımcılığıyla kucaklıyor kapısını çalanları.

Okuyucuya Nazım Hikmet Ran?ın, ?Kan Konuşmaz? romanını hatırlatan, ?Nasıl Yaşanır? öyküsünde kahramanlarından birinin; ?Kanın, toprağın çektiğini duyardım ama beni böyle çekeceğini aklımın köşesinden bile geçiremezdim.? dediği, öykü oylumunda çıktığı yolculuğunda, bölgenin kendine özgü yemek çeşitleri, baharatları ve içecekleriyle anlatımını harmanlayarak, sevginin din, dil,ırk gözetmeksizin insan yüreğini nasıl sardığını öğretiyor bize; Keldağ?ın ayışığında balkıyan akşam güzelliğinde.

2011 yılında günlerce Türkiye gündemini oluşturan ve basın haberlerinden düşmeyen, Ankara?da yaşayanlarınsa yakından tanık oldukları, hatta birçok paylaşımda bulunduğu, yetmiş-seksen gün kadar süren, Tekel işçilerinin 4-C yasasına karşı yaptıkları eylemi konu alan, ?Tüten Direnç? öyküsünde, öykünün kahramanlarından biri şöyle aktarıyor yaşanan süreci.

?Uluslararası tütün tekellerinin çıkarları doğrultusunda ülkenin işçisine saldıran o başbakan, şu çadıra ekmek kapısının kapanmaması için direnen tütün işçisi Meryem?in gösterdiği özveriyi duysaydı, acaba insanlığından utanmaz mıydı??(s.75) derken kadınların direnişteki yerini gösteriyor.

?…Meryem?in içinden kopan feryadı, kamu mallarını Amerikan şirketlerine peşkeş çekenlerin anlamaları mümkün müydü? Mümkün müydü aynı duyarlılıkla evlat edindiği çocuğun fotoğrafını çadıra asan Hamza?nın insan sevgisiyle dalgalanan yüreğinin atışını, onların duymaları?? (s.75) diye sürdürdüğü çadırdaki karşılıklı konuşmaları, etkin ve etkili olmak için örğütlü olmanın önemini ve gerekliliğini vurgulayarak, yine kadının bu örgütlülükteki ve yaşamdaki önemiyle devam ediyor.
?Topraklarımızın bereketini hiçbir ahtabot yok edemeyecek, bunu adımız gibi bilmemiz lazım? , ?Arkadaşlar, özellikle erkek işçiler bir çift sözüm var şimdi. Kadınların katılmadığı, hatta öncüleri arasında bulunmadığı hiçbir hareketin bütünlüklü ve kalıcı bir sonuca ulaşması mümkün değil. Onlarsız, bir cenin hayat bulamaması gibi bir şey bu.? (s.77)

?Aylinkaya Dile Gelse? öyküsünde, siyasi kültür, siyasi inançlarıyla, sistemle çatışan insanların farklı serüvenlerinden bir örnekle, birçok kişiyi saklayan ve nice konuşmalara tanıklık eden bir kayayı anlatırken; ?Önemli olan toplumsal kurtuluş olduğunu kavradığından beri de haksızlıklara karşı siyasal mücadeleye daha çok yoğunlaşmaya başlamıştı.? (s.92) diye, kişisel kurtuluşların sistem kerşısında yeterli olmayacağını, önemli olanın toplumsal kurtuluş olduğunun altını çiziyor. ?Hamza Deresi Ne Yana Düşer?? öyküsü ise, yurt toprakarının başka milletler, devletler tarafından işgalinin kabul edilemez bir anlayışın direneşini; birlik olmanın, birlikte hareket etminin önemini halk dilinde anlatıyor. ? Benim anamın kocası, sadece babamdır. Bana Peltekoğlu derler. Başkasının gölgesinde yaşamaktansa, ölürüm daha iyi!? (s.99)

Aynı öykünün başka bir parağrafında, ezilen halkların alevisi, sünnisi olmadığı gibi savaşı çıkaranların da din ve millet ayırt etmediklerini kahramanının ağzından şöyle anlatıyor. ?Savaş, hiçbir yerde din ve millet ayrımı yapmıyor arkadaşlar. Orada yurdunu savunanlardan yana mısın, yoksa işgalciden yana mısın? Saflaşma böyle oluyor.? Bu sözler bana, eşit, özgür bir dünya düşleyenlerin, ayırıştırıcı değil, birleştirici olması gerektiğini düşündürüyor.

Son öykü, ?Kopmayan Bağ? da, öykünün kahramanlarından biri, dedesinin zamanında bölgede yaşananlarla günümüzde yaşananları kıyaslıyor, çözümlemeler yapıyor. Özelleştirmeler yoluyla, emperyalist sermayenin bölgeye nasıl yerleştiğini gözlemliyor. Topraklarının paylaşılmak istendiğini görebilen bir gurup halkın, isyancı ruhuyla ayağa kalkacaklarını, dünün dedelerinin yerini bugün torunlarının alacağı umudunu veriyor.

?Salkım Saçak Keldağ? insanın, kentlerin ve tarihin belleğini tazeleyen bir kitap. Kısacası bellek tazeleyen bir öykü kitabı olmuş. Okuyucusu bol olsun. Var mısınız bellek tazelemeye?..

Kitabın Künyesi
Salkım Saçak Keldağ
Müslüm Kabadayı
Phoenix Yayınevi / Öykü Dizisi
Kapak Tasarımı: Gamze Uçak
Mart 2013, 1.Basım
120 sayfa

Salkım Sacak Keldağ?a dair – Ayşe Kaygusuz” üzerine bir yorum

  1. “Salkım Saçak Keldağ” adlı öykü kitabım için iki aylık süreçte okurların gerek doğrudan görüşmeyle gerekse Ali Ozanemre, Halil Yılmaz, Ayşe Kaygusuz, Zafer Köse, Sadık Güvenç’in yazılı değerlendirmeleriyle katkıda bulunmalarından büyük sevinç duyduğumu belirtmek istiyorum. Gerçekçi edebiyatımızın toplumcu çizgisine çubuğu büken öykü ve romanlarımızın çoğalması dileğiyle katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.
    Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Ütopya Denen Vaat – Onur Koçyiğit

İnsanevladı, zaman var olduğundan beri iktidar olma ve erkler üzerinden yaşama isteğiyle dolup taşmıştır. Günümüze gelindiğinde, içgüdülerinden arınıp mantıkla hareket...

Kapat