Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun? / Kibrin Tarihi – Ari Turunen

Hemen her dinde günah olarak değerlendirilen; farklı kültürlerde mitlere konu olan; toplumsal yaşamda öteden beri kınanan; binlerce oyuna, romana, filme malzeme olan kibir insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Ari Turunen, kibrin kültürel tarihini eğlenceli ve renkli biçimde, tarihten onlarca örnekle yazıyor. İmparatorlukların ve insanlığın başına gelen yıkımlarda, felaketlerde kibrin, kendini beğenmişliğin, başkalarını hor görmenin, kendi mükemmelliğinden başka hiçbir sese tahammül edememenin oynadığı rolü ortaya koyuyor. Büyük İskender’den Berlusconi’ye, Asya imparatorluklarından papalara, Napoleon’dan İngiliz burnu büyüklüğüne, tekelleşen enerji şirketlerinden tüm dünyayı ekonomik krize sürükleyen finans devlerine uzanan geniş mi geniş bir yelpazede “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusuna biraz daha yakından bakıyor. Kibrin Tarihi, güncelliği hiçbir zaman kaybolmayacak bir konuda şimdiye kadar okuduğunuz en iyi kitap!

“Turunen, toplumun çeşitli kesimlerinden kibir unsurlarını (…) bir araya getirerek büyük bir resim oluşturuyor. (…) Kibre eğlenceli bir bakış ve tarihsel bir kaleydoskop.”
Naomi Gregoris, SRF 2 Kultur

“Kendi hemcinslerinize yüzeysel olarak bile göz atarsanız, dünya tarihinin kahramanlarına, hayranlık duyulan film yıldızlarına ve hatta belki de aynaya bakarsanız… [Turunen’e] katılmamak elde değil: Kibir ‘inanılmaz derecede güncel’.”
Dirk Schümer, Die Welt

“Kibir, duygularımızdan en beyhude olanı. Bu hissiyat savaşları, felaketleri, nefretleri ve son derece büyük fiyaskoları doğurmuştur. Bu kitap kibirli ve diğer küçümseyici davranışların neden bu kadar sıradan olduğu konusunda insanları aydınlatmaya çalışıyor.”


ÖNSÖZ

Bu kitap bugüne kadar okumak için can attığın belki de en
iyi kitap. Akıl almayacak kadar güncel olan bu kitap büyük
bir bilgelik saçıyor ve okuyanlara müthiş keyif veriyor. Bu
kitap sayesinde, kültürler ve genel olarak dünya hakkındaki fosilleşmiş fikirlerin harekete geçecek, sıradan akşamın ilham verici bir matineye dönüşecek…
Birçok kişide olduğu gibi bende de fazla büyük fanteziler var!
16 yaşındayken büyükbabama hayat hakkında epeyce şey
bildiğimi iddia etmiştim. Mutedil tavrı hemen değişmiş, eski
bir emlakçıdan, komünistten ve Adsız Alkolikler topluluğunu şereflendirmiş bir kürsü başkanından gelebilecek bir tecrübeyle azarlamıştı: “Hayat hakkında hiçbir şey bilmiyorsun
oğlum!” Seneler geçtikçe değiştim mi? Ebeveynlerimle duyarlı bir biçimde sohbet ediyor muyum? Onları dinliyor muyum? Belki de. Kibrin yaşı yok.
En zor olanı kendi sınırlarımızla yüzleşmek ve bilhassa
da onu kabullenmektir. Çok azımız kendi yaratıcılığımız ve
zekâmızla ilgili çeşitli testlerin sonuçlarını karşı çıkmadan
onaylarız. Kişinin kendisini yadsıması hem yaşlıların hem
de gençlerin sorunudur.
Kibir, daima yanılmadır. Başkalarını sadece dış görünüşüne ya da tek bir özelliğine dayanarak değerlendiren ne çok
kişi var? Kaç kişi insanların mesleğine, eğitimine ya da makamına dayanarak sonuç çıkartıyor? Veyahut o insanlarla
selamı sabahı kesiyor?
İnsanoğlu aya ayak bassa da, kendi gen haritasını çıkarsa da mamutları avladığımız o dönemlerden bu yana sosyal
etkileşim yontulmadı. Kibir, duygularımızdan en beyhude
olanı. Bu hissiyat savaşları, felaketleri, nefretleri ve son derece büyük fiyaskoları doğurmuştur. Bu kitap kibirli ve diğer küçümseyici davranışların neden bu kadar sıradan olduğu konusunda insanları aydınlatmaya çalışıyor. Acaba kibir
için bir şeyler yapılabilir mi?
Birçok ülkede yaşlı ve sinirli adamlar iktidara geliyor, sosyal medyada öfkeleniyor ve her zaman haklı olduklarına inanıyorlar. Diğer insanların görüşlerini yanlışmış gibi gösterme
ve aynı zamanda başkalarına neyin yanlış olduğunu söyleme
konusunda neredeyse doğaüstü bir yetkiye sahip olduklarını
düşünüyorlar. Otoriterler ama hepsinden öte kibirliler. Toplumlara çocukmuş gibi davranıyorlar. Kraldan daha çok kralcılar ve başkalarının nasıl yaşaması gerektiğini her zaman herkesten daha iyi biliyorlar. Hatta bazıları eğlence amaçlı dizilerin içeriğine bile müdahale ediyor; hayatta hiçbir şey otoritenin müdahalesine uğramayacak kadar küçük değildir!
Bu önsözün Fince nüshası İstanbul’da Topkapı’da yazıldı.
İnanılmaz güzel olan Topkapı Sarayı’nın renkli tarihi de bütün güç merkezlerinde olduğu gibi kibri anlatmakta. Dolayısıyla bu kitapta geçen şahıslar, elbette kendi ülkemi es geçmeden, dünyanın dört bir yanından geliyorlar.
Helsinki, 13.06.2015


GİRİŞ

İnsan için hiçbir şey başarılı olunduğunda kibrin etkisine girmekten ve kendini tanrılar katında sanmasından daha tehlikeli değildir.
M.S. 10’un başlarında Romalı mühendis Julius Sextus Frontinus, bütün icatların yolun sonuna geldiğini, yeni ve devrimsel olan hiçbir şeyin ufukta görünmediğini ileri sürdü.
Böyle görüşleri olan birinin Finlandiya’nın kadim kayaları
gibi sağlam ve değişmez bir tavrı olması kaçınılmazdır. Julius bugün yaşasaydı kuşkusuz yine aynı fikirde olurdu. Fildişi kulesinde bilgisayarlara ve haberleşme uydularına katıla
katıla güler, antibiyotiklerin önem teşkil eden ilaçlar olmasına burun kıvırırdı.
Julius gibi hiçbir zaman değiştirmeye gerek duymadığımız fikirlerimizin ve ayrıcalıklı bulduğumuz yargılarımızın
olup olmadığını kaçımız sorgular ki? Hangi tadın en iyisi olduğunu, çocuklarımız için en iyi eğitimin ve siyasi partinin
hangisi olduğunu hep biz biliriz. Böyle sanıları özellikle daha genç olanlara dayatmaktan keyif alırız. Başkalarının bize
düşüncelerini dayatması sinir bozucuyken aynı şeyi biz başkasına yaptığımızda bu elbette “sağlam karakterli” olmanın
göstergesidir.
Bu kitabın da kibirli olduğu düşünülebilir. Bilmişlik taslayan biri olarak ben kimim ki, başkalarının yaptığı işleri ve yanılgılarını eleştiriyorum? Kibir öyle bir şeydir ki, herkese
musallat olabilir. Kesinlikle kibirli olmadığını ileri sürmek
de kibirdir. Zaten bu durum birçok kadim kültürün destanlarında, mitlerinde ve tragedyalarında da görülür.
Finlandiya’nın milli destanı Kalevala’nın üçüncü şiiri,
mecliste kendilerini kanıtlamaya çalışırcasına hareket eden
dominant ve saldırgan alfa erkeklerinin sarhoşça salındığı bir
sahne gibidir. Genç Joukahainen, Väinämöinen’i kıskanıyordu, zira anlatılana göre en iyi şarkıları Väinämöinen söylüyor
ve herkesten daha çok şey biliyordu. Joukahainen’in anne ve
babası, genç oğullarını kendisinden daha iyi olanlarla kıyaslamaması konusunda uyarmalarına rağmen söz dinletemediler. Joukahainen herkesten daha bilgili olduğunu iddia ediyordu: “Babamın bilgisi iyidir, anneminki daha da iyidir, gelgelelim kendi bilgim hepsinin de üstündedir.”
Joukahainen ile Väinämöinen karşılaştıklarında Joukahainen onu görmezden gelir. Bu tavır kibrin tipik belirtisidir. Sonra da Väinämöinen’i bilgilerini yarıştırmaya çağırır. Väinämöinen sorularını sorduğunda Joukahainen hemen bilmekle kalmaz bildiği her şeyi de sıralamaya başlar.
Joukahainen’in dünya yaratılırken orada bizzat bulunduğunu ileri sürmesi Väinämöinen’i güldürür. Joukahainen’in
asabı bozulur ve ihtiyarı düelloya davet eder. Väinämöinen
bütün bunlara rağmen onu dizginlemeye çalışır ama nafile,
Joukahainen tılsımlı nameler söyleyerek Väinämöinen gibi
bir korkağı domuza çevirip ağıla atmakla tehdit eder. Gelgelelim her şeyin de bir sınırı vardır. Väinämöinen bu kendini bilmezliğe öfkelenir: “Taştı göller, yer yerinden oynadı, sarsıldı bakır dağlar, şiddetle yarıldı taşlar, bölündü yalçın kayalar, çatladı kıyıdaki çakıllar.” Yaşlı adam da tılsımlı
namelerle onun bataklığa saplanmasına neden olur, merhamet dileyerek ağlayan Joukahainen ancak kendi kız kardeşini Väinämöinen’e vaat ederek kurtulur.

Finlandiya’nın bataklıklarında geçen bu destan, kibirli tavrın hak ettiği cezayı alması gibi bir kadim anlatı motifini yineler. Farklı kültürlerin mitoslarında da öğretilen şey
insanların gururu, aptallığı, yalanı ve hepsinden önce kibri
hakkındaki didaktik hikâyelerdir.
Deniz Tanrısı Poseidon’un gazabına uğrayan Odysseus,
iktidar sarhoşluğuna kapılan Oidipus hakkındaki antik tragedyalarda benzer bir motif ele alınır. Sağlıklı özgüven duygusunun, hastalıklı kibre dönüşmesi işten bile değildir. Başarı kendini besler, birçok insanı büyülemesinden dolayı da
felaketle noktalanır. Antik dönemin insanlarına göre de hubris sendromundan, yani kibrin hükmü altına giren ve kendini Tanrı’yla bir görenlerden daha tehlikeli hiçbir şey yoktur. Bu durum, o kişinin kendisine utanmazca inanç duyduğuna ve tanrıların yarattığı bu kâinatta kendi sınırlarını hiçe
saydığına yorulur. Hubris sendromuna yakalanmış olan kişi her şeyi yapabileceğini düşünür. Özgüven patlaması, kişinin etrafını yanlış yorumlamasına ve değerlendirmesine neden olur. Bu kişi eninde sonunda Nemesis’le, yani intikam
tanrıçasıyla karşılaşır.
İktidarın yıkıma ve acıya neden olduğu trajedilere oyunlarının çoğunda yer veren William Shakespeare kibirlilikle ilgilendi. Bu trajedilerden en bilineni 11. yüzyılda kuzeni
Duncan’ın iktidarını gasp eden, İskoçya’da yaşayan bir krala yoğunlaşır. Macbeth, iktidardan gözü kör olan bir kralın
trajik hikâyesidir. Macbeth gücü acımasızca kullanır ve insanlara güvenmekten vazgeçer. İntikam korkusu onu yeni
suçlara sürükler. Sonunda tebaası tarafından iktidardan devirilir.
Tarihçi Barbara Tuchman, boyun eğdiğimizde sonunda
boşanmaya, işten atılmaya, savaşa ve felakete sürüklendiğimiz dört alışkanlığa değinir. Bunlardan birincisi, tiran gibi
davranmak: İş yerlerinde ve yemek masalarında yaygın olan davranış biçimi. İkincisi, ölçüsüz hırs. Üçüncüsü, Roma
Devleti’nin çöküşünde olduğu gibi iktidarın beraberinde getirdiği yozlaşma ve yetersizlik. Sonuncusuysa yapmacık bir
inat; kendi menfaatinin aleyhine çaba harcamak: Orkinosların ve morina balığının dünya denizlerinden yok olduğu bilinmesine rağmen niçin hâlâ usulsüz balık avlanıyor? Yeryüzünde iklim değişikliğine olan yıkıcı etkisi bilinmesine rağmen niçin yağmur ormanları tahrip ediliyor?
Bu kitapta, tarihin sayfalarını karıştırıp değişimin gülünç
ve önemsiz mevzulardan kaynaklandığını anlatan konuları ele alıyorum. Şu veya bu şekilde dünyayı değiştiren anları, felaketlerin dönüm noktalarındaki kibri arıyorum. Kendi
mükemmelliğinin rehavetiyle, kültürel olarak kendini üstün
görerek ya da tekelleşmenin neden olduğu kendine yeterlilikle başkalarını küçümseme durumu çam deviren anlara dönüşebilir. Bu gibi anlarda gerginlik dayanılmaz bir hal alır ve
sonunda yapının kırılması için kibirli bir hareket ya da uyarı
yeterli hale gelir. Bir sonraki kırılmaya kadar devrimler olur,
hava temizlenir ve ahlâk yine düzene koyulur…


KÜNYE
Sen Benim Kim Olduğumu Biliyor musun?
Kibrin Tarihi
Ari Turunen
Çeviri: Özge Acıoğlu
1. baskı – Temmuz 2022
173 sayfa


İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ……………………………………………………………………………………………………………………………7
GİRİŞ………………………………………………………………………………………………………………………………9
BİRİNCİ BÖLÜM
İKTİDAR SARHOŞLUĞU………………………………………………………………………………….13
İşte ve okulda zorbalar…………………………………………………………………………………………22
Sonsuz rekabet ruhu………………………………………………………………………………………………32
İKİNCİ BÖLÜM
EGO………………………………………………………………………………………………………………………………..39
Kulak asmamak………………………………………………………………………………………………………..44
Kusursuzluk ………………………………………………………………………………………………………………..52
Hor görmek…………………………………………………………………………………………………………………63
İnkâr………………………………………………………………………………………………………………………………66
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
DÜNYANIN MERKEZİ……………………………………………………………………………………..73
Kişinin kendi mükemmelliğiyle ilgili mitler…………………………………………………80
Diz çökme siyaseti…………………………………………………………………………………………………..85
Komşunun aşağılanması………………………………………………………………………………………89
Köylü kuzenin taşra şivesine gülmek……………………………………………………………..96
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
DAHA İYİ İNSANLAR…………………………………………………………………………………….103
Daha güçlü olanın hakkı…………………………………………………………………………………….111
Yetenekli azınlıkların göçü……………………………………………………………………………….125
BEŞİNCİ BÖLÜM
TEKEL……………………………………………………………………………………………………………………….131
Ahlâk tekeli………………………………………………………………………………………………………………132
İberya’nın yükselişi, güç zehirlenmesi ve çöküşü ………………………………….134
İngiltere’nin ticari tekelleri………………………………………………………………………………137
Enron…………………………………………………………………………………………………………………………..141
Kâinatın hâkimleri………………………………………………………………………………………………..145
ALTINCI BÖLÜM
TEVAZU SANATI……………………………………………………………………………………………….153
Başarı şanstır………………………………………………………………………………………………………….155
Başarı hümanizme dayanır………………………………………………………………………………158
Başarı hoşgörüdür………………………………………………………………………………………………..160
Başarı bilgiye biçilen değerdir……………………………………………………………………….164
KAYNAKÇA……………………………………………………………………………………………………………..169


Ari Turunen

1966’da Helsinki’de doğdu. Jyväskylä Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler, Helsinki Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans yaptı. Metro gazetesinde, Kaleva’da köşe yazıları kaleme alırken aynı zamanda Finlandiya Ormancılık Araştırma Enstitüsü’nde ve Bilişim Teknolojileri Merkezi’nde görev aldı. 2014’te Finlandiya Akademisi’nde iletişim direktörü olarak çalışmaya başladı. Şimdilerde Le Monde diplomatique’in Finlandiya yazı işleri müdürü olarak çalışmaktadır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here