Şiir Üzerine – Arthur Schopenhauer

Divina Commedia’nın (İlahi Komedya) büyük şöhretinin bana abartılı göründüğünü içtenlikle kabul ederim. Büyük ölçüde bunun sorumlusu temel fikrin aşırı saçmalığıdır ve bunun bir sonucu olarak Hıristiyan mitolojisinin en itici boyutu Infemo’da derhal dikkatimize canlı bir şekilde sunulur. Üstelik üslup ve telmihlerin karanlıklığının da bunda payı vardır:

Omnia enim stolidi magis admirantur, amantque, lnversis quae sub verbis latitantia cernunt.
( Ahmaklar kendilerine tumturaklı dille ve tuhaf ve şaşırtıcı sözcüklerle söylenen her şeye hayran kalır ve onları abartmayı sever.)

Bununla beraber üslubun çoğu kez veciz2 denilecek derecede kısalığı. anlatımın güçlülüğü, ama daha da önemlisi Dante’nin muhayyilesinin benzersiz gücü kesinlikle kayda değerdir. Dante bu sayede imkansız şeylerin tasvirine neticede bir rüyanın gerçekliğine benzeyen hissedilir bir gerçeklik kazandırır. Çünkü bu tür şeylere dair herhangi bir tecrübeye sahip olamayacağına göre böylesine canlı, tam ve açık renklerle resmedebitmesi için anlaşılan bunları rüyasında görmüş olmalıdır. Buna karşılık İnfemo’nun on birinci kantasunun sonunda Vergilius’un şafağın sökmesini ve yıldızların batmasını tasvir edip cehennemde ve yerin altında olduğunu ve ancak bu ana bölümün sonunda onun quindi uscire a riveder le stell ( Buradan tekrar yıldızları görmek için çıkacağını) unutması karşısında ne söyleyeceğiz’? Aynı gafa on ikinci karıtonun sonunda bir kez daha rastlarız. Vergilius’un bir saat taşıdığını ve dolayısıyla o anda gökte olup bitenleri bildiğini mi varsayacağız? Bana bu, sorumlusu Cervantes olan Sancho Panza’nın eşeğiyle ilgili pek iyi bilinen vakadan daha kötü bir unutkanlık vakası olarak görünüyor.

Dante’nin eserinin başlığı çok özgün ve çarpıcıdır ve ironik olduğuna kuşku yoktur. Gerçekten de bir komedya! Gerçekten dünya, böyle doymak bilmeyen intikam tutkusu ve maksatlı zalimliğiyle boşu boşuna hayata davet ettiği varlıkların sonsuz ve amaçsız işkencesini son perdede, sırf maksadına uygun çıkmadıkları ve kısa hayatları içinde hoşlandığının aksine hareket ettikleri veya inandıklarından ötürü zevkle seyreden bir Tanrı için bir komedya olurdu. Ayrıca emsalsiz zalimliğinin yanında Tnferno’da böylesine şiddetle cezalandırılmış olan bütün suçların sözü bile edilmeye değmez; haddizatında kendisi lnferno’da karşılaştığımız bütün ibiisierden çok daha kötü olmalıdır; çünkü bunlar her ne yapıyorlarsa doğal olarak ancak onun talimatiarına bağlı olarak ve otoritesi sayesinde yapıyorlar. Dolayısıyla Zeus, muhtelif pasajlarda (sözgelimi kan. XIV, m. 70: kan. XXXI, m. 92) tuhaf bir şekilde yapıldığı gibi, ana hatları itibariyle onunla özdeşleştirilme şerefi için zor minnettar kalacaktır. Aslında mesele Purgatorio. kan. VL m. ı 18: o sammo Oiove, Che fosti in terra per noi crocifisso’da ( Yüce lupıter. sen ki bizim için çarmıha gerildin yeryüzünde) saçmalığın sınırına dayandırılmıştır. Yahu Zeus buna ne desin şimdi? Vergilius Dante ve emrindeki herkesin uysallığının Ruslara özgü köle tabiatı ve ukazlarının6 her yerde gördüğü titreyen itaat kesinlikle iğrenç ve iticidir. Şimdi bu köle zihniyeti bizzat Dante tarafından kişiliğinde öyle bir noktaya (kan. XXXllL m. ı 09- ı SO) götürülmüştür ki kendisinin gururla anlattığı bir durumda haysiyet ve vicdan yoksuniuğundan suçlansa yeridir. Nitekim onun için haysiyet ve vicdan Domeneddio’nun zalim buyruklarıyla çatıştıkları an artık bir anlam ifade etmez. Dolayısıyla bir ikrar yahut ifade elde etmek amacıyla şu düşünüp taşınarak tasarlanmış ve zalimce infaz edilmiş işkencelerden birinin acısını bir nebze olsun hafifletmek için sağlam ve vakur biçimde verdiği taahhüt vardır; işkence kurbanı kendisine zorla kabul ettirilen şartı yerine getirdikten sonra Dante bu taahhüdü in majorem Dei gloriam/ arsız ve küstah bir şekilde ve haysiyet ve vicdandan yoksun bir tarzda bozmuştur. O Tanrının verdiği bir acının en küçük derecede bile hafifletilmesinin mutlak olarak kabul edilemez olduğunu düşündüğü için yapar bunu, her ne kadar burada bu sadece donmuş bir gözyaşını silmek-ki yapması açıkça yasaklanmamış bir fiildir bu-anlamına geliyor olsa bile. Bu sebepten ötürü o bunu yapmaktan imtina eder, her ne kadar az önce kemali ciddiyetle bunu yapmaya yemin etmiş ve söz vermiş ise de. Gökte bu tür şeylerin mutat ve takdire şayan olup olmadığını bilmiyorum; fakat yerde her kim böyle bir şey yaparsa ona alçak denir. Yeri gelmişken Ifade edeyim, Tanrı iradesinden başka temeli olmayan her ahlak öğretisi için bunun ne kadar güç olduğu buradan açıktır; çünkü bu durumda elektromanyetizmanın kutuplarının tersine çevrilmesi kadar süratli bir şekilde iyi kötü, kötü iyi olabilir. Dante’nin İnferno’sunun tamamı gerçekte zalimliğin gaddarlığın tanrılaştırılmasıdır ve sondan bir önceki kantoda haysiyet ve vicdan yoksunluğu az önce zikredilen tarzda göklere çıkartılır.

“Was eben wahr ist allerorten, Das sag’ ich mit ungescheuten Worten.” Goethe
(Her ne ki her yerde doğrudur, korkmadan çekinmeden söylerim.)

Aynca yaratılmışlar için bu bir divina tragedia, hatta sonsuz bir tragediadır. Her ne kadar başlangıçtaki prolog bunun yer yer hoş ve eğlendirici olacağını gösterse de bu yine de tragik bölümün sonsuz süresi karşısında son derecede küçüktür. insan Dante’nin zihninin arkasında bu müthiş dünya düzeniyle ilgili gizli bir alay düşüncesinin olduğunu düşünmeden edemez, yoksa iğrenç saçmalıkları ve sonu gelmeyen infaz sahnelerini resmetmek için insanın gayet özel bir zevke sahip olması gerekirdi.

Benim sevgili Petrarca’m benim için diğer bütün İtalyan şairlerinden önce gelir. Hissiyatının derinliği ve yoğunluğu ve bu hissiyatın doğrudan yüreğe işleyen dolaysız ifadesi bakımından yeryüzünde hiçbir şair onu geçememiştir. Bu yüzden soneleri, thriambosları ve kanzoneleri benim için Ariosto’nun fantastik farslanndan ve Dante’nin iğrenç karikatürlerinden kıyas kabul etmez derecede daha sevimlidir. Doğrudan yürekten gelen dilinin doğal akışı bana Dante’nin sözcüklerinin maksattı ve hatta yapmacık kıtlığından farklı bir tarzda konuşur. Petrarca her zaman benim yüreğimin şairi olmuştur ve öyle kalacaktır. Bizim üstün-seçkin “jetztzeit”ımızın (zamane) ondan böyle karalayıcı biçimde konuşmaya kalkmaları bile benim kanaatimi doğrulamaktadır. Bunu perçinleyen bir örnek olarak Petrarca’nın düşünce ve doğruluk bakımından fevkalade zengin De vita solitaria, De contemtu mundi, Consolatio utriusque fortunae ve benzeri güzel kitaplarını ve ayrıca mektuplarını Dante’nin kuru, kısır ve usandırıcı skolastisizmiyle yan yana koyup, Dante ve Petrarca’yı deyiş yerindeyse yerel kıyafetleriyle, yani nesirleriyle de karşılaştırabiliriz. Nihayet Tasso bana bu üç büyük italyan şairinin yanında dördüncü yeri alacak değerde görünmez. Çağdaşlar olarak olamasak bile halefler olarak adil olmaya çalışalım .

Homeros’ta şeyler her zaman, sadece gerçekleşen şeyle Ilişkili veya ona benzer olanları değil, kendilerine genel ve mutlak olarak ait olan yüklemleri alırlar. Sözgelimi Akhaealılar her zaman hoş pabuçlu, yer her zaman hayat verici. gök engin, deniz şarap rengi diye adlandırılır. Bu Homeros’ta böylesine unique biçimde ifade edilen nesnelliğin ayırt edici özelliğidir. Tıpkı doğanın kendisi gibi nesneleri de beşeri hadiselerin ve hallerin tesirinden masun bırakır. Kahramanları ister sevinsin ister yerinsin doğa kayıtsız kendi yolunu takip eder. Halbuki öznel yanı ağır basan kimseler üzgün ve kederli olduklarında bütün doğa onlara karanlık ve kasvetli görünür. Homeros’ta bu böyle değildir.

Zamanımız şairleri içinde en nesnel olanı Goethe, en öznel olanı Byron’dur. Byron her zaman yalnızca kendisinden söz eder, hatta drama ve epos gibi en nesnel şiIr türlerinde bile kahramanda kendisini tasvir eder.

Bununla beraber müspet kutup menfi karşısında neyse Goethe karşısında da Jean Paul odur.

Goethe’nin Egmont’u kolayca can alan ve bu hatasını telafi etmesi gereken bir kimsedir. Fakat bunun bir karşılığı olarak aynı kafa yapısı onun ölümü kolay karşılamasını sağlar. Egmont’ta koronun yerini halk sahneleri alır.

Venedik’teki Güzel Sanatlar Akademisi’nde tuval üzerine boyanmış freskler arasında Tanrıları bulutlar üzerine yükseltilmiş altın masalar ve altın oturaklar üzerinde gösteren bir resim vardır. Altında tahkir edilmiş ve utanç verici bir durum içinde gecenin karanlıklarına fırlatılıp atılan konuklar vardır. Goethe’nin Jphigenia’yı yazarken ilk İtalyan seyahati sırasında bu resmi görmüş olması kesindir.

Apuleius’taki avda öldürülmüş kocasının hayaliyle dul kadının öyküsü Hamlet’in hikayesine tamamen benzer.

Burada Shakespeare’in şaheseriyle ilgili bir tahmini eklemek isterim. Elbette oldukça cüretkar bir şey, yine de onu gerçekten bilenlerin yargısına bırakmada bir sakınca görmüyorum. Ünlü monolog: “To be or not to be ‘de, her zaman karanlık hatta anlaşılmaz bulunmuş ama hiçbir zaman tam olarak izah edilmemiş olan “when we have shuffled off this mortal coil” sözleriyle karşılaşırız. Acaba ilk haliyle bu sözcük “shuttled off” yazılmış olamaz mı? Bu fiil İngiliz dilinde bugün artık bulunmamaktadır, fakat “shuttle” dokumada kullanılan bir alettir. Dolayısıyla anlam şöyle olabilir: “when we have unwound and worked off this coil of mortality”.(Bu ölümlülük halkasını çözüp attığımızda.) Pekala bir kalem kayması olmuş olabilir.

Arthur Schopenhauer
Güzelin Metafiziği
Sanatta ve Edebiyatta Güzel i n Sırları
Çeviren: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here