Virginia Woolf’un Deniz Feneri’ne dair – Tahir Ürper

Virginia Woolf, Deniz Feneri adlı romanında bana göre ilginç bir yazı tarzı denemiş. Bazı cümlelerinde yazarın sesi karakterin sözüne karışıyor, bazı cümlelerde ise karakterin sesi yazarın sözüne karışıyor. Yazarın böyle bir yazı tarzını benimsemenin nedeni ne olabilir?
Çağrışımlarla romanını kuran Woolf, okuyucunun zihnini bulandırmaya, anın yaşama zevkini okuyucuya tattırmamaya, karmaşık bir aile portresi çizerek, o dönemin siyasi, ekonomik ve kent yaşamına doğrudan değil de, Mrs. Ramsay?ın şahsında göndermelerde bulunur.
Sisli bir Londra şehri her zaman Woolf?un hayatında vardır. Yazar yazını da bu sisli havadan bakarak kurar. Okura da sisler arasından görünen parçalar kalır. Bu parçalardan hareketle ancak Woolf?un roman dünyasına ulaşabiliriz. Londra?nın hep yağmurlu ve sisli olduğunu düşünürsek, kafamızı cümlelere gömmenin ve yazarın yazı biçimi üstünde yoğunlaşmamızdan başka bir yol bulmanın olanaksızlığında olduğumuzu hissettirir bize.
Woolf, gerçeğin çıplaklığını anlatmaz, hissettirir, dolaylı söyler. Bir kelimeye bir cümleye sığdırır. Uzun uzun anlatılmasına gerek duymaz. Çünkü gerçek olan insan zihninin ta kendisidir ona göre. Oradan bakmayı tercih eder. Duygusallığın aşırı banal cümlelerine sığdırmayacak kadar şiirsel bir dil kurar.(Gizemin peşinden bizi koşturmayı mı seviyor bu kadın?)
Yazar, şiirselliği o kadar uyumlu kullanmış ki insan kelimelerin büyüsüne kapılıp gitmek istiyor. Zamanın peşinden şiirsel bir ağıt yakıyor.
?Gökten zifiri bir karanlık sağılıp inmeye başladı. Hiçbir şey bu tufandan, bu karanlık selinden kurtulamayacak gibi görünüyordu, bu sel, anahtar deliklerinden, çatlaklardan içerilere sızıyor, pencere kepenklerinin ardından gizlice sokulup, yatak odalarına giriyor, şurada bir su kabıyla bir el tasını, ötede kırmızılı, sarılı yıldız çiçekleriyle dolu bir vazoyu, daha ötede bir konsolun çıkıntılarını ve ağır koca gövdesini yutuyordu.?(154)
Bahara seslenmeyi unutmayan Woolf, içindeki dehlizlere; ışığının, kokusunun, umudunun neden ulaştıramadığını ağıt yakar gibi haykırır bahara.
?Savuracak tek yaprağı bulunmayan bahar, el değmemişliğinden hırçınlaşan ve temizliğinden gururlanıp büyüklenen bir kız gibi çırılçıplak ve pırıl pırıl, tarlalara uzanmış, gözleri faltaşı gibi açık tetikte yatıyor, izleyenler acaba ne yapar, ya da ne düşünür diye aldırmıyordu bile.? (161)
Fener bize umudu temsil ettiğini düşündürtebilir. Aslında hayatın bir yanılsamadan ibaret olduğunu, ulaşılabilecek bir şeyin olmadığını bize gösteren bir roman. Yoksa aşağıdaki cümleyi Woolf yazamazdı.
?Çünkü bazen kıyının hemen yanındaymış gibi duran Fener bu sabah hafif sisin içinde çok uzaklarda görünüyordu.? (217)
Fener çok uzaklarda, onu bulmak umuda sarılmaktır. Sımsıcak umuda?

Yazan: Tahir Ürper
Diyarbakır Okuma Kulübü

Alıntılar:
Deniz Feneri

Kitabın Künyesi:
Deniz Feneri
Virginia Woolf
Çeviren: Naciye Akseki Öncül
İletişim yayınları
248 sayfa.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum – Mitka Grıbçeva

Nazi Ordusunun zulmünün doruğa ulaştığı 1940'lı yıllar. Halk günlük gereksinimlerini bile karşılayamaz bir durumda. Büyük bir acı ve önlenemez bir...

Kapat