Yıldız İzi (Anılar, Acılar, Yaşanmışlıklar) – Zeynep Altıok Akatlı

Sivas katliamı kurbanlarından şair-yazar-ressam Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok çocukluğundan beri göğünü aydınlatan yıldızları anlatıyor…

2 Temmuz 1993 Sivas katliamı kurbanlarından şair – yazar – ressam Metin Altıok ile eleştirmen – denemeci – felsefeci Füsun Akatlı’nın kızı Zeynep Altıok Akatlı, annesiyle babasını ve tanıdığı başka kültür-sanat insanlarını, çocukluğundan beri göğünü aydınlatan yıldızları anlatıyor: Bilge Karasu, Metin Eloğlu, Tomris Uyar, Ruhi Su, Mekin Dinçer, Fazıl Say, Nezihe Meriç, Salâh Birsel, Güzin-Abidin Dino, Selim İleri, Turgut Uyar, Hilmi Yavuz, Leylâ Erbil, Hırant Dink.

“Metin Altıok ve Füsun Akatlı’nın kızı Zeynep Altıok’un Milliyet Sanat’ta yayımlanan yazılarını okuyorum. ‘Ben yazı yazmaya bir misyon nedeni ile başladım’ diyor. ‘İlk ve hep babam Metin Altıok’un ardından onu anlatmak, yaşatmak, Sivas kıyımını unutturmamak için yazdım, yazdım.’ Zeynep Altıok, yazarlık yolunda güvenli bir yürüyüşe çıkmış, hedefe varacak.”
Doğan Hızlan, Hürriyet

‘Anılardan başka bir şey değiliz’ – Rengin Arslan
(03/06/2011 tarihli Radikal Kitap eki)
Anıları çok severim. Hikâyeleri başka başka kimselerden dinlemeyi de. Zenginleştirir insanı. Farklı bakış açılarının anıları, ?o geçmiş zamanı? nasıl biçimlendirdiğini görmek bir nevi oyun sanki. Bir de insanı ?oluşturur? o anılar. Çünkü anlatanı derinden etkilediği için hafıza kayıtlarına girmişlerdir. Genelde anıları yazanlar ?yaşlı? kimselerdir ve onlar da olgunluk çağının gözüyle anlatırlar eski günleri. Oysa elimdeki kitap genç bir kadının, Zeynep Altıok Akatlı?nın küçük bir kız çocuğuyken gördüklerinin bir dökümü. Tanık oldukları eşsiz. Kendisinin de kitapta sık sık belirttiği gibi her çocuğa kısmet olmayacak bir şans. Çünkü hafızasının çocukluk bahçesinden çıkanlar Turgut Uyar, Salah Birsel, Edip Cansever, Leyla Erbil, Abidin ve Güzin Dino, Ruhi Su ve daha kimler kimler. Ve tabii annesi ve babası. Şiirin canı, acıdan eylem çıkarmanın ustası Metin Altıok ve eleştirimizin, edebiyatımızın, tiyatromuzun damarlarından biri Füsun Akatlı.

Zaman ve çocuk
Fakat Zeynep Altıok?un kendi adına bir şans olarak nitelediği ?anılar, acılar, yaşanmışlıklar? okur için de başka bir noktadan şansa dönüşüyor. Çünkü Altıok, ?Yıldız İzi? isimli kitabında tam da o çocuk cinliğiyle, muzipliğiyle, keskin gözlem gücüyle yaşadıklarını, yani ?şansını? okurla paylaşıyor. Bu sayede öğreniyoruz Tomris Uyar?ın kedileriyle maceralarını, Turgut Uyar?ın ?zaman? üzerine o küçücük çocukla yaptığı bir tartışmadan çıkardığı sonucu, Ruhi Su?nun Altıok ailesinin zor zamanlarında bir yıl küçük Zeynep?in anaokulunu ödediğini…
Bilge Karasu?nun bilgeliğini almış en öne kitapta. Okumanın tadına doyamadım. Nasıl net bir insan portresi çizmiş içtenlikle. Bir yanda sadece annesinin, kendisinin ve Karasu?nun bildiği kedi Macarcası, öte yanda her şeyi yerli yerine koyan, kıyafetlerinde renk uyumuna her zaman dikkat eden bir yazar. Sonra küçük bir çocuğun hem okuldan hem de kendi merakından kaynaklanan soruları yanıtlaması detaylıca. Altıok şöyle anlatıyor bu durumu: ?Biliyor musunuz, ben liseye kadar hiç ansiklopedi kullanmadım. Daha doğrusu ilk başlarda kullandım: onu denemek için!?
Bir de Uyarlar?la neşeli hikâyeler… Büyükler yemek masasında otururken ?coşan? iki çocuk. Zeynep ve küçük Turgut… Turgut Uyar?ın ise bu ?hareketli? çocuklarla ?baş etmek? için bir çözüm önerisi var: ?Turgut amcanın fikri belirli aralıklarla yinelenen komutları kasete doldurarak işi kolaylaştırmak. Şöyle bir şey olacak kayıtta: ?Tuf tuf yapma (bu, biz kovboyculuk oynarken ateş etme sesimiz), kemer tak (bu, küçük Turgut?a), eğil (bu, yemek yerken dökmeyelim diye), terlik giy (bu, hep her ikimize de). Bu teyp sayesinde onlar sürekli bu uyarıları yapmaktan kurtulacak ve şiirin kalın olması gerektiği konusunda yaptıkları bitmez tartışmalar bölünmeden devam edebilecekti.?

Testereye benzeyen kelime
Çocuklar bir yana bir de başka bir şair konuk var masada. Aynı masada bir sandalyeye kıvrılıp yatmış Gülüver isimli bir kediyle gizliden gizliye muhabbet eden Edip Cansever. Bunları okuduktan sonra benim zihnimde şairlerimin, yazarlarımın resimleri değişiyor. Tomris Uyar bir kediyle oturuyor, Edip Cansever bir diğeriyle rakı masasında yarenlik ediyor, Bilge Karasu masasının üzerinde hep yerli yerinde duran zarf açacağına uzanıyor, Turgut Uyar bir kitap imzalıyor Küçük Zeynep?e. Sonra Leyla Erbil katılıyor güneşli bir günden, Selim İleri selam ediyor. Hilmi Yavuz ?ikinci şair baba? oluyor Zeynep?e.
Sonra başka bir sayfaya geçiyorum. Ruhi Su beliriyor Altıok?ların evinin balkonunda. Altıok ailesi bir ara çok zorda kalınca küçük Zeynep?in ?mütevazı hayatından özveride bulunarak? bir yıl anaokulunu ödüyor, ?memnunum? kelimesini testereye benzetiyor. Tüm acılarını kendine arkadaş edip sarılıyor memleketine. Kucak dolusu hasretlikler biriktiriyor ama vazgeçmiyor memleket sevgisinden. Zeynep ne güzel soruyor, içtenlikle. ?İnsanı bu kadar yalnız bırakan bir ülke nasıl sevilir? Şaştım kaldım.? Ve sonra onların ülkelerini nasıl ve hangi bilinçle sevdiğini anlatıyor Altıok.
Tüm bunların arasından Abidin ve Güzin Dino, Füsun Akatlı ve Zeynep Altıok ile oturuyor Paris?te bir kafede. Zeynep Altıok Güzin Dino?yla pazara çıktığını, sonra Dino?ların pazar yerine yakın bir meydanı çok severek oraya ?Gübidin Meydanı? adı verdiklerini anlatıyor.

Siz büyük burjuvasınız…
Ve sonrasında annesi ve babası ekleniyor sayfalara. ?Annem? ve ?Babam? başlığı altında cânım yazılar. Okuyun derim sadece, üzerine bir söz bile etmek istemem. Bir kız çocuğunun Sivas?ta, o melun günde kaybettiği babası ve ?arkadaşım? dediği annesiyle paylaştıklarını bu kadar naif bu kadar içtenlikle nasıl anlattığını gözlerinizle görün.
Tüm bunları okuduktan sonra birkaç şey geçti aklımdan. Birincisi; herkesin hayatı anlardan müteşekkil. Bilge Karasu?nun dediği gibi: ?Kendi anılarımız, başkalarının bizimle ilgili anıları… Anılardan başka bir şey değiliz.? Ve tam bu noktada o anıları nasıl gördüğünüz, gözlemlediğiniz, geriye dönüp, döküp düşününce nasıl değerlendirdiğiniz ve nasıl anlattığınız çok önemli. İşte Zeynep Altıok burada bir iş başarmış. Anne ve babasının elinden tutmuş yürürken, ?Siz büyük burjuvasınız, ben de küçük burjuva değil mi?? diye soran o küçük kız, her anısını derinlerinde saklamış, yoğurmuş, demlemiş ve gün ışığına çıkarmış. Son sayfaya kadar gözlem gücünün etkisi damgasını vurmuş anlattıklarına ve bir de çok belirleyici bir siyasi duruş. Anıları kimin anlattığı çok önemli…
İkincisi, bir dönemin aydın portresini, duruşunu gördüm. Ruhi Su gibi kendi hayatından özveride bulunarak bir çocuğun okuluna destek olmak, öte yandan yemek masalarında ?kalın şiir? tartışmaları yapmak, hiç kopmayan, uzun yıllara yayılan, kökleri derinlere inen dostluklar kurmak. Hadi biraz kötümserlikle söyleyeyim: günümüzde gittikçe azalan değerleri ve onların araçlarını gördüm bu kitapta. Örnek alınmalı diye düşündüm. Yaygın kullanılan alanından çıkararak söylemek gerekirse: başka bir ?aydın? dünyası mümkün, dedim, hayal ettim. Anılar bir de buna yaramalı değil mi? Geçmişten bile daha güzel bir gelecek yaratmak için hayal ettirmeli insana.

Kitabın Künyesi
Yıldız İzi
( Anılar, Acılar, Yaşanmışlıklar )
Zeynep Altıok
Doğan Kitap
Mayıs 2011,
176 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla _Diğerleri
İdam Gecesi Anıları – Halit Çelenk

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın "merhaba kainat" dedikleri sabahın, 6 Mayıs 1972 sabahının üzerinden kırk yıla yakın bir...

Kapat