Zararlı Erdem – N.G. Çernişevski

Gazetede Kovno erkeklerinin votka içmeyi bıraktıklarını okudum.* Bundan memnun oldum. Aynı haberi gazetelerden okuyan veya başkalarından duyan herkes; tüccarlar, esnaf ve zanaatkarlar, hatta Kovno erkeklerinin kendileri bile tek ses olup şunu söylediler: ?İyi iyi, tanrı onların iyi düşüncelerini korusun.? Bu dosyayı yargılamanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Sizler ne düşünüyorsunuz?

Şehrimizde devlet dairelerinin kapatılmasına yönelik bir dizi ufak olay gerçekleşti. Ben el sanatları ticareti yapıyorum. Pazarlık yapmaya gittim. Kaba bir adam bana ?Bir saat kadar bekle babalık, işleri bitince seninle anlaşma yapmaya oturacaklar? dedi. ?Kibarca? oturmak için bir sandalye ayarlamamı söylediler. İnsanların eğitimli olduğu belliydi. Ben de oturdum. ?Bazı? görüşmeleri öne almak için birtakım kağıtlar imzalatıyorlardı. Buradaki amacım yeterince açık anlaşılmıyordu! Görevi kötüye kullanmak ortadan kaldırılmalı, saydamlığa ihtiyacımız var, tren daha iyi çalışmalı, köylülerin serbest bırakılması bir anlam ifade etmeli. Fakat kendisinin (Çevirenin notu: Çernişevski burada Rus çarı 2. Aleksandr?a gönderme yapıyor olmalı) şehrinde ilişkiler de çok şey ifade ediyor. Kovno köylülerinin içmesi çok hassas bir sorun. Aşırı alkol tüketimi insanlarımızı şüphesiz mahvetmekte. Yalnız buradaki sorun içki içilmesi değil. Kamuoyunun çıkarlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor. İşletme ruhsatları, özel tüketim vergileri kabul edilebilecek gibi değil. Fakat insanlar gerçekten votka içmeyi bırakırlarsa ne olur? Ne de olsa ulusal gelirin en önemli parçası Regalia şarabı. Votka içenler topluluğu yeni bir mezhep olmasa da, tüketimi azalırsa hükümet zarar görür. Bir insanın şarap içmeyi kendi kendine bırakmasını nasıl sağlarsınız? Bu durumu kabul etmesi için onu tahrik ederek. Bu bağnazlıktır.

Ne düşünüyorsunuz? Şunu söyleyen biri bile çıktı, ?Gruplaşmaya izin verilemez, bu konuda önlemler alınmalı, failler bulunmalı ve cezalandırılmalı. Öyleyse mezhep yaratmayın?.

Buna katılmıyorum. Konu içki içmeyi bırakanların gruplaşması olsa tamam fakat hükümet gelirleri küçülmekte, bu da işin başka bir boyutu. Bu konuda harekete geçilmeliydi. Tahminimce insanların istediklerini düşünmelerine izin verdiler. Birileri önlem almalıydı, bu kadar. Köylerin ve mıntıkaların votka içmeyi reddetmesine karşı ayrılıkçı önlemler alındı.

Görevlilere bakıyorum, basit bir adama bile patronluk taslıyorlar. Her şey güya çok insani sebeplerle yapılıyor, insan onlarla diyaloga girince alınmamaları için ümit ederek büyük bir tehlikeye atılıyor. Neden önlemlerin alınacağından söz ediyorum? Ağzınıza zorla votka döküleceği için utanmayın. Alınmayın. Gücü yakıp yok edebilirsiniz.

-Ne diyorsunuz yani, düzensizlik mi olacak? Her yerde başkaldırılar gerçekleşmekte. İçki olmazsa insanlar birbirlerini boğazlamazlar çünkü kavga esnasında sarhoştular. İçki olmayınca hırsızlık da olmayacak.

-Söylediğiniz gibi değil, beni takip edin. Siz suçtan bahsediyorsunuz biz de isyandan. Bir isyancının ceza mahkemelik bir durumu yoktur. İsyancıya polis gücü müdahale eder. İsyancı bununla mücadele eder. Neden bir suçlu gibi cezalandırılsın ki? Polis şefi, baba figürü otoritesini kesmelidir, bu kadar.

-Evet, peki ne için kesmelidir, diye soruyorum. -Ne için? Kargaşa için. -Ne tip bir kargaşa için? Bu noktada hala tıkanıyorum.

-Her tip kargaşa için. Kargaşayı çözmek onun işidir. Köy polisi eğer isterse her başkaldırıyı çözebilir. Örneğin, otoriteye itaatsizliği çözebilir. İtaatsizlik yapanları anında toplayıp cezalandırabilir. Homurdanmaları ortadan kaldırabilir. Otoriteye karşı homurdanma? İtaatsizlik? İsyan? İsyan mı istiyorsunuz? Öyleyse etrafta suçlanacak çok insan var. Kargaşa çıkaranları cezalandıracaksınız.

-Bayanlar ve baylar, geri kalan her şey bilgelikle aydınlatıldı. Şimdi, senin adaletin nerede? Ben böyle konuşursam düzensizlik yaratmış olur muyum?

-Özür dilerim bayım! Bana söylenen bu. Siz bu işten anlamıyorsunuz. Devletin ana gelirini kaybetmesi nasıl mümkün olabilir? Bu olamaz. Merhamet ya patlama yaratırsa? Bu hazine kaybı demektir. İsyancıların, devletin gelirini soymasına müsamaha gösterilemez.

Böylece onlarla bir fikir birliğine varamadım. Elbette muhalif olmamın onları rahatsız etmesi benim umursadığım bir şey değildi, bana göre bu onlara kalmış bir şeydi.

Biz bakır paralarla çalışmış olsak dahi, gerçekten eğitimli insanlar bile bizim söylediklerimizi anlayamıyorlar. Kırsal kesimde veya tüm vilayette insanlar şarapla mahvolduktan sonra, tükenmiş bir hükümet olsan ne olur? İnsanlar hazinenin fakirliğinden zenginleştiler mi? İyi bir toprak sahibi, ufak çapta yıkıntı halinde olan bir malikaneyi alıp adamlarının da refah içinde olmalarını sağladığı sürece bundan dolayı daha zengin olacağını bilir. Akıllı bir toprak sahibi köy meyhanesinin kurulması fikrini onaylamaz. Meyhane olmadan köyün geliri daha yüksekse, kırsal kesimin geliri de daha yüksek olacaktır, tabii eğer köydeki veya tüm vilayetteki herkes şarap içmeyi bırakırsa. Vilayetteki herkes şarap içmeye devam etmek istemektedir.

Bu birbirinden farklı, eğitimli baylarla birden fazla konuşmalar yaptım. Bazıları benimle aynı görüşteydi, bazıları farklı eğilimlerdeydi.

Kovno olayı dergilerde neden az yazıldı? Keşke o eğitimli beyefendilerin, bu dava hakkında konuşabilmek için boş bir fikir birliğine vardıkları söylenseydi. Bunlar boş konuşmalar. Konuyu nasıl açıklayacaklarını bilmiyorlar.

?Tüccar Tikvin?in oğlu Badeykin? başlıklı bir mektup elimize geçti.** Bizi birkaç kelime etmeye mecbur bırakıyor.

Kovno davasıyla ilgili sessiz kalıyoruz çünkü bu olay gazetelerde yayınlandığından daha kapsamlı. Aynı olayı açıklamayı gereksiz buluyoruz. Birinin bir açıklaması olduğunu sanmadığımızı itiraf ediyoruz. Kovno köylüleri votka içmeyi bırakarak iyi bir şey yaptılarsa bu devletin karlı çıkmasını sağlar mı? Bunu kimsenin sorgulayamayacağını düşünüyoruz. Diğer dergilerin sessiz kalmasının sebebi konusunda hemfikiriz: bunun sebebi ise Badeykin?in mektubudur. Badeykin?in mektubu bize eşsiz bir hakikat sunmaktadır: demiryolları, köylülerin serbest bırakılması, görevin kötüye kullanımının kaldırılması, müteahhitlerden rüşvet alınmaması ve görünüşe göre hayli zengin bir tüccara odada bir sandalye verilmesine ilişkin şunları söyleyebiliriz; eğitimin cilasını özümsemiş, insanlık timsali bu insanlar o korkunç fikirlerin bilincinde değildirler. Peki neyin bilincindedirler? Neyi yargıladıklarını bile bilmedikleri apaçık ortadadır. Ve bazı şeylerin bilincinde olduklarını söylerler. Yabancıların ağzından demiryollarının faydalarından, özgürlük ihtiyacından bahsederler, sağır biri bile her adımlarını duyar. Kafalarının gelişmemiş olduğu bellidir ve rüzgarın bir parçasını alıp götürmüş olduğu bu kafalar tamamen vahşi ve aptaldır. Kalben mükemmel insanlar olabilirler ama kötü eğitilmişler, az çalışılmışlardır.

Kovno erkeklerini gerçekten haklı çıkarmaya mecbur muyuz? Votka içmemek için her türlü hakka sahip olduklarını ispat etmek durumunda mıyız? Kendilerine ağır tecrübeler yaşatacak bu kahramanca kararın aslında hükümetin ve Avrupa?daki Rus toplumunun şerefi yararına olduğunu kanıtlamalı mıyız?

Bizler halkın votka içmesine düşman değiliz, makul ölçülerde içmenin bizim iklimimizde faydalı olduğunu düşünüyoruz. Fakat bir alkolik gibi içenin neden içtiğini ve neden o içkiyi içtiğini bilmesi gerekiyor.

Sıcak bir evi, sıcak tutan giysileri, zengin bir masası ve cebinde fazladan birkaç rublesi olan varlıklı bir adam eğer her akşam yemeğinden önce bir bardak votka içiyorsa, Tanrı bilir üşümüştür veya parasına göre içiyordur. Bu bir bardak için adamın karısını veya çocuklarını suçlayamayız. Fakat Kovno köylüsü böyle bir adam mıdır? Fazladan parayı nerden bulmuştur? Neredeyse hiç halısı olmayan fakir bir kulübede yaşayan bir ailede fazladan harcanan tek kuruş bil kayıp sayılmaz mı? Zavallı adam, ailesinin hayatına harcamak yerine başka bir şeye harcamakla yanlış yapmaktadır.

Ve nasıl içmektedir! Senin gibi, okur, masa mı kurmaktadır? Hayır, hissiz içmektedir.

Ve votkayı nasıl almaktadır? Ve ona nasıl bir votka satılmaktadır? Bunu söylemeye gerek bile duymuyorum.

Ya da, fakir insan bozuk ahlakın reforma uğramaya ihtiyacı olduğunu gördüğü zaman, mezhepçiliğin yıkılacağını mı kanıtlamalıyız? Veya fakir insan, ilişkilerini geliştirmekten duyacağı yegane hazzı reddettiğinde devletin veya hazinenin kazanacağını mı söylememiz gerekiyor? Votkadan kazanılan her rublenin diğer vergiler ve ücretlerdeki on rublelik açıkları kapattığı yargısına varmak çok mu zor? İngiltere ve Fransa?nın toplam nüfusundan daha kalabalık olan Rusya?da arazi en az beş kat daha verimlidir ve ikamet edilmeyen toprak, zenginliğin ana kaynağı olarak hizmet etmektedir. Fakir insanlardan ne kadar almaktasınız? Ve insanların fakirliğinin temel sebebi nedir? Votka. Gelirin yarısının votkadan kazanıldığını düşünelim. Dışarıya da votka ihraç ediyoruz ama ithal ettiklerimizi iki kat daha yüksek fiyata alıyoruz. Malların değişiminde iki kat daha fazla ürün ithal ediyoruz ve gümrük sıkıntıları yaşıyoruz. Dolayısıyla vergiler ve endüstriyel ücretler daha yüksek oluyor. Devlet gelirini düşünecek olursak Kovno köylülerine hem devlet, hem de aile bütçelerindeki zararı telafi etmeye yarayan bu kararı aldıkları için teşekkür etmeliyiz.

Fakat aman tanrım! Zavallı insanların bu sefil hayatlarındaki ölümcül, mahvedici fakat yegane teselli olan bir bardak votkayı bırakma fedakarlığının arkasındaki kuvvet nedir? Bir yüzyıldır, tüm eğitimli dünya Kuzey Amerikalıların çay içmeyi bırakmasındaki erdemi farklı dillerle övmektedirler. Bir insanın refahı için çay içmeyi bırakmasının önemi nedir? Öfke ve yoksunlukla dolu olan zor bir yaşamla baş etmeyi unutturan şey çay mıdır? Ama zavallı fakir köylü bir bardak votkasından vazgeçmektedir! Bu kahramanlıktır, bu saptamanın başka bir adı yoktur!

*1853?te Kovno bölgesinde şarap üretimi vergilendirmesine karşı köylülerin verdiği mücadele, Kovno halkının içki içmeyi bırakmasıyla sonuçlanmıştır.

**Tüccar Tikvin?in oğlu Badeykin-gerçek adıdır.

NİKOLAY GAVRİLOVİÇ ÇERNİŞEVSKİ

(Sovremennik, 1859, 1. sayı)

Rusça aslından çeviren: Pınar DİNLEMEZ

Kaynak: Gündoğusu Dergisi Sayı 4 Ekim-Kasım 2012

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Yaşar Kemal’in Işığı – Zafer Köse

Yaşar Kemal, Bir Ada Hikayesi dörtlemesinde, sadece bir adada yaşananları anlatmıyor. 1920'lerde, mübadele kararıyla boşaltılmış Karınca Adası'na gelip terk edilmiş...

Kapat