Yazarların Seyahat Çantası – Elif Şahin Hamidi

Bir yazarın en sadık yol arkadaşı hiç kuşkusuz kitaplardır. Elbette not defteri ve kalem de yolculukların olmazsa olmazları arasındadır. Seyahat çantasında onlara özel bir yer tahsis edilir mutlaka. Hatta tıka basa dolmuş olan bavuldan birkaç parça kıyafet çekiştirilerek çıkarılır, yerine iki üç kitap daha tıkıştırılır. Peki artık gönlü rahat mıdır yazarın? Belki… Ama kimileyin gözü arkada kalabilir. “Keşke seni de yanıma alsaydım” dediği bir kitap içine dert olabilir. Yahut da nereye gidersen gitsin, yanına alması gereken, “o olmadan asla” dediği bir kitabı vardır kimi yazarın. Her yolculukta kendisine mutlaka refakat eden, varlığıyla yazarı mutlu eden bir kitap… Kimi yazar da yanına tek bir kitap bile almamayı tercih edebilir. Yolculuk boyunca, sıkı bir gözlem yapıp, yapıtları için ilham depolamak büyük bir kazanım olabilir zira. Yazarların seyahat çantalarını biraz kurcalamak istedik. Bakalım kendilerine yol arkadaşı olacak kitapları neye göre belirliyorlar?

Tolstoy: Sanat tükenir, sanatçı ezilir ve ortalığa bir anlamsızlık hakim olursa, hem kendimizi hem de geleceğimizi yitiririz.

TolstoyYüzyılın ilk yarısında sanat, okuma ve dinlemeye yö­nelik bütün etkinliklere egemendi. Goethe, Sebiller, Beethoven, Chopin, Raphael, da Vinci, Michaelangelo gibi o devirde yaşayan ya da yaşamayan kişiler dönemin yıldızlarıydı. Ancak, sanatın sürekli yenilenmesi görüşü yanlıştır. Çünkü sanatın amacı, sürekli tırmanmak, yükselmek, ilerlemek değildir. “Kendi döneminde yükselen sanatçı yıldızdır” görüşü yanlıştır. Çünkü, örneğin Van Gogh’un değeri çok sonradan anlaşılmıştır. Ne zaman yazmış, eser vermiş olurlarsa olsunlar, izleyici doyuran, topluma hizmet eden Goethe ve Schiller gibi, eserleri çok sonraları anlaşılan Michaelangelo, Vinci, Hugo, Dickens, Beethoven, Chopin gibi sanatçılar ve daha niceleri, gerçek sanata imza atmış öncülerdir.

Modernlikle inanç arasındaki muhafazakâr: Emine – Elif Şahin Hamidi

fay kırığı 2Siyasal roman deyince hemen akla gelen isimlerden biri olan Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı üçlemesinin ikinci kitabında yine insana, yine Türkiye’ye ve yine bu topraklarda yaşananlara dokunuyor. Türk-Kürt, Laik-Müslüman ve zengin-yoksul eksenindeki fay hattı üzerinden ülkedeki bölünüşe ayna tutuyor. Günümüzün yükselen Müslüman burjuva sınıfını daha yakından tanımak adına da dikkat çekici bir roman sunuyor.

Anayasalarda İlginç Maddeler – Cemal Süreya

cemal süreyaAnayasalarda İlginç Maddeler

Fransız Anayasasında başka hiçbir anayasada bulunmayan bir madde var: “Özgürlük uğrunda çalışmasından ötürü zor gören herkes Cumhuriyet toprağına sığınma hakkına sahiptir.”

Çin Anayasasında da kendine özgü bir madde görüyoruz: “Faal askeri hizmet görenler dışında hiç kimse askeri bir mahkeme önüne çıkarılamaz.”

Cemal Süreya: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür”

GünübirliklerKan
Thomas Mann’ın faşizm üstüne bir cümlesini anımsıyorum: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür” diyordu. Sanırım, faşizm üstüne söylenmiş en anlamlı sözlerden biri budur. Nedir faşizm? Üstünde en çok birleşilen tanım şu: Proletarya devriminin ortaya çıktığı sıralarda beliren büyük sermaye diktatörlüğü. Şimdiye dek gelip geçmiş siyasal devinimler içinde fotoğrafı en çok çekilmiş olan bu olay üstüne birçok tanıklık var. Sözgelimi ünlü İtalyan filozofu ve estetikçisi Croce’yi dinleyelim: “Faşizm Avrupa’nın törel sayrılığıdır.” Vermeil’e göre de tarihsel ulusçuluk deviniminin bir yerde düğümlenmesi, geçici bir ürün olarak görmek gerekir onu.

Musa Anter: Falih Rıfkı Atay’dan hem hoşuma giden ve hem de okuyucularımı düşündürecek üç fıkrasını anlatayım

Falih Rıfkı Atay40’lı yıllarda Feneryolu Bedirhani Murat Paşa Köşkü’nde oturuyordum. Yeni evliydim. Büyük oğlum Anter 3 yaşında, kızım Rahşan da 1 yaşında idi. Bugün Adana zenginlerinin eline geçen Çiftehavuzlar’daki meşhur Ragıp Paşa Köşkü o vakit Marmara Yat Klübü idi ve müdürü de Falih Rıfkı Atay’dı. Çarşamba günleri ailelere açıktı. Giderdik. Falih Rıfkı’yı sevmezdim ama bir devrin canlı tarihi idi. Cemal Paşa’dân, Kemal Paşa’ya kadar bir ayna idi. Sık sık masaları dolaşır ve en çok da masama gelir, beraber dondurma yer, keyifli keyifli bize güzel fıkralar anlatırdı. Kendisine alaka gösterdiğimi anlayınca da, daha güzel fıkralar anlatırdı. Şimdi ben, hem hoşuma giden ve hem de okuyucularımı düşündürecek üç fıkrasını anlatayım. Gerçi, ben Zeytin Dağı yazan Falih Rıfkı Atay kadar güzel anlatamam ama işte aklımda kaldığı kadar ve langar lungur Kürtlüğümle, bu kadar olur işte. Şimdi Falih Rıfkı’dan anlatayım!

Albert Einstein: Dünyayı Nasıl Görüyorum

einsteinBiz dünyalıların ne garip bir durumu var! Burada kısa bir süre için bulunuyoruz. Niçin geldiğimizi bilmiyoruz, sezer gibi oluyoruz zaman zaman. Ama, çok derinlere gitmeden, günlük yaşam bakımından başkaları için var olduğumuzu biliyoruz; önce, bütün mutluluğumuzu gülümsemelerin eve rahatlarına bağladığımız kimseler için, sonra da, yakından tanımadığımız ama kaderlerine sevgiyle bağlı olduğumuz bütün insanlar için. İç ve dış hayatımın, ölü ve diri bütün insanların emeğine bağlı olduğunu, aldığım ve hâlâ almakta olduğum şeyleri aynı ölçüde var gücümle vermeğe çalışmam gerektiğini her gün durmadan düşünüyorum.

Korku hakkında söylenmiş 19 söz “Etrafa korku salanın kendisi de korkuyordur.”

albert camusYaşadığımız dünyada en göze çarpan şey, çoğu insanların, gelecekten yoksun olmalarıdır. Geleceğe el atmayan, gelişme, iyileşme umudu olmayan bir yaşamın ne değeri olabilir? Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır. Doğrusunu isterseniz, benim kuşağımdakiler ve bugün atölyelere ve fakültelere girenler köpekçe yaşamış ve yaşamaktadırlar.