Kategori: Felsefe

Ulus Baker: Kötülüğü her zaman bir hastalık formatında düşünüyorum, bir günah formatında değil.

1. Şuradan başlamak istiyorum: Yaygın bir anlayış ve o yaygın anlayışın da dile yansıyan bir betimlemesi var, “0 kötüdür!” veya “kötü insan, iyi insan” gibi. Bu ifadeler kötülüğün, kötü olarak nitelenen kişinin özüne ait olduğunu dile getiriyor. Kötülük denilen şey özsel midir? Oysa yaygın olarak hiç kimse kendini kötü olarak algılamaz, tanımlamaz. Kötülüğü ötekine ait

okumak için tıklayınız

“Edebiyattan hiç anlamayan felsefe insanı, felsefe insanı değildir” Afşar Timuçin

Kavram bilgisinin yetkin bir bilinç oluşturmak için zorunlu olduğu tartışmasız bir gerçek. Ama bir yandan da yaşamla birlikte kavramlar da dönüşüyor. Sağlıklı bir bilinç etkinliği için kavramların dönüşümü ve bilinç etkinliğindeki yeri bakımından nelere dikkat etmek gerekiyor? İnsan bilinci sürekli dönüşen bir yapı ortaya koyuyor. Bu bilinçte dönüşen şeyin özü nedir dersek, bu dönüşen şeyin

okumak için tıklayınız

“Felsefe profesörlerinden filozof olmaz.” Afşar Timuçin

Felsefe neden insanların gözünü korkutur? Kimi filozoflarda karşımıza çıkan, felsefe dilinin ağdalı olması bir etken olabilir mi?Felsefe dilinin ağdalı olması aslında felsefi yetersizliğin sonucudur. Çünkü felsefe diliyle kolay yoldan, basitçe anlatılamayacak hiçbir bilgi yoktur. Dolayısıyla bir filozof kendi görüşlerini basite indirgeyemiyorsa onun kafası karışık demektir. Ne yapmak gerekiyor peki? Yaşamı kavramak, yalınlaştırmak için felsefeyi yalın bir

okumak için tıklayınız

Adam Smith’in Dört Aşamalı Sosyal Gelişme Teorisi

Adam Smith, toplumsal gelişmenin dört ayrı evresini kişilik kavramındaki genişleme ve hakların kapsamında kaydedilen ilerleme bakımından birbirinden ayırır. Onun aynı zamanda “dört evreli bir tarihsel ilerleme” anlayışından oluşan bu tarih felsefesi görüşü, Aydınlanmanın veya Aydınlanma filozoflarının tarihe bilimsel bakışlarının bir başka ifadesi olmasının dışında, ilerlemenin temelinde entelektüel gelişme ve bilimsel bilgi birikiminden ziyade iktisadi faktörlerin

okumak için tıklayınız

SÖZ ve YAZI – Nejdet Evren

Paleontolojik veriler homo erectus’ların ataları olan homo habilis’lerin 2.3 milyon yıl öncesinde yaşamış olduklarını göstermektedir. Veriler evrim sürecinde insanımsı canlıların 200 küsur milyon yıl kadar önceden var olduklarını işaret etmektedir. Yazılı tarih öncesine dair kat be kat uzunca bir zaman dilimi yazısız geçirilmiş demektir. Zira çivi yazısının geçmişi 5500 yıl gibi bir zaman aralığına denk

okumak için tıklayınız

Jack London’ın Hayatta Kalma Anlatıları ve Schopenhauer’in İrade Felsefesi Arasındaki Bağlantılar

Hayatta Kalma Mücadelesinin Doğası London’ın eserlerinde, kahramanlar genellikle doğanın sert koşullarıyla karşı karşıya kalır. Vahşi doğanın acımasızlığı, bireyin fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlar. Schopenhauer’in irade felsefesine göre, yaşamın özü, her canlıda bulunan ve hayatta kalmayı sağlayan temel bir dürtü olan iradedir. Bu irade, bilinçli bir hedef olmaksızın, varlığını sürdürme çabası olarak kendini gösterir. London’ın karakterleri,

okumak için tıklayınız

Çıkar ile vicdan çatıştığında insan hangisini seçmeye daha yatkındır?

İnsan davranışları üzerine yapılan psikolojik ve nörobiyolojik araştırmalar, çıkar (self-interest) ile vicdan (moral conscience) arasındaki çatışmanın, basit bir “iyi-kötü” seçiminden ziyade, karmaşık bir bilişsel süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Bilimsel literatür, insanın bu çatışmada hangi tarafı seçeceğinin bağlama, nörolojik aktiviteye ve rasyonalizasyon mekanizmalarına bağlı olduğunu gösterir. Bu ikilemin dinamikleri üç ana bilimsel çerçevede incelenebilir: 1. Evrimsel ve Ekonomik

okumak için tıklayınız

“Eğer havaya atılan bir taş düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı.” Spinoza’nın bu düşüncesi özgür iradeye yöneltilmiş bir eleştiri midir? 

Spinoza’nın Ethica adlı eserinde (ve özellikle mektuplarında) yer verdiği bu taş metaforu, felsefe tarihinde özgür iradeillüzyonuna yönelik yapılmış en radikal ve en etkili eleştirilerden biridir. Bu düşünce, insanın kendi eylemlerinin nedenlerinden habersiz olduğu sürece kendini “özgür” sandığı tezine dayanır. 1. Spinoza ve “Özgürlük” Yanılsaması Spinoza’ya göre evren, katı bir determinizm (belirlenimcilik) ile yönetilir. Her olay, kendinden önceki bir

okumak için tıklayınız

Diogenes ve Kendi Kendine Yeterlilik: Antik Yunan’da Bir Özgürlük Arayışı

Kinizmin Temel Prensipleri Kinik felsefenin en tanınmış isimlerinden olan Sinoplu Diogenes, M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış ve felsefesini sıra dışı yaşam tarzıyla somutlaştırmış bir düşünürdür. Onun felsefesinin merkezinde, “kendi kendine yeterlilik” anlamına gelen “autarkeia” kavramı yer alır. Bu kavram, bireyin dışsal nesnelerden, maddi zenginliklerden, toplumsal onaydan ve geleneksel hazlardan bağımsız olarak yaşayabilmesi idealini ifade eder. Diogenes’e

okumak için tıklayınız

Bazarov’un Dünyasında Umut: Nihilizmden Varoluşçuluğa Felsefi Bir Analiz

Giriş İvan Turgenyev’in Babalar ve Oğullar (1862) adlı romanı, yalnızca bir kuşak çatışmasının değil, aynı zamanda modern insanın anlam krizinin romanıdır. Romanın başkahramanı Yevgeniy Vasilyiç Bazarov, 19. yüzyıl Rus düşüncesinde “nihilizm” kavramının edebi temsilidir. Bazarov’un Tanrı’yı, gelenekleri, duyguları ve otoriteleri reddeden tavrı, pozitivist bilimin rasyonel soğukluğu ile birleşerek onu çağının ruhunu özetleyen bir figür hâline

okumak için tıklayınız

Çin Taoist filozofu Zhuangzi’nin “Kelebek Rüyası” Anlatısının Bilgi Kuramı Açısından Yorumu

1. Giriş Zhuangzi (MÖ 369–286), Taoist düşüncenin en özgün temsilcilerinden biridir. Onun felsefesi, metafizik sistem kurmaktan ziyade, insanın dünyayı kavrama biçimini problematize etmeye yöneliktir. Zhuangzi adlı eserde geçen ve literatürde “kelebek rüyası” olarak bilinen pasaj, Çin felsefesinin en çok tartışılan epistemolojik metinlerinden biridir. Zhuangzi pasajda şöyle der: “Bir zamanlar Zhuang Zhou rüyasında kelebek oldu. Uçuşan, keyfine göre bir kelebekti.

okumak için tıklayınız

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme” ile sonuçlanmadığını, aksine yeni tahakküm

okumak için tıklayınız

Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri

1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin” zorunlu basamakları olarak meşrulaştırma tehlikesi

okumak için tıklayınız

Hegel’in “Aklın Kurnazlığı” (List der Vernunft) Kavramı

1. Giriş: Tarihin Rasyonel Zemini ve Teleoloji Hegel’in tarih felsefesi, tarihin rastlantısal olayların kaotik bir yığını olmadığı, aksine rasyonel bir plana ve nihai bir amaca (telos) sahip olduğu varsayımına dayanır. Hegel’e göre dünya tarihi, “Tinin (Geist) özgürlük bilincindeki ilerleyişidir” (Hegel, 1837). Ancak bu ilerleyiş, soyut bir mantıkla değil, insan eylemleri aracılığıyla gerçekleşir. Hegel burada temel

okumak için tıklayınız

Simone de Beauvoir’un İkinci Cins Teorisinde Varoluşsal Özgürlük ve Cinsiyet Boyutu ile Anima-Animus Kavramları Arasındaki Çatışmalar

Varoluşsal Özgürlüğün Temel İlkeleri Simone de Beauvoir, varoluşçu felsefenin temelinde yatan özgürlük kavramını, bireyin kendini sürekli olarak yeniden tanımlama kapasitesi olarak konumlandırır. Bu yaklaşımda özgürlük, önceden belirlenmiş bir özden ziyade, eylemler yoluyla inşa edilen bir süreçtir. Birey, dünyaya fırlatılmış halde bulur kendini ve bu durumda seçimler yaparak varoluşunu şekillendirir. Beauvoir, bu genel çerçeveyi cinsiyet boyutuna

okumak için tıklayınız

Žižek’in Tarihsel Materyalizmiyle Geçmişin İdeolojik Çarpıtmalarını Açığa Çıkarma ve Geçmişi Kıskanma Anlatılarının Çelişkileri

Diyalektik Süreçlerin İşleyişi Žižek’in yaklaşımı, tarihsel materyalizmi Hegelci diyalektikle birleştirerek geçmiş olayların ideolojik katmanlarını sistematik biçimde deşifre eder. Bu süreçte, tarihsel olaylar sabit gerçeklikler olarak değil, çelişkili unsurların etkileşimiyle şekillenen dinamik yapılar olarak ele alınır. Örneğin, kapitalist oluşumların kökeninde yatan emek-sermaye çelişkisi, geçmişteki sınıf mücadelelerini ideolojik olarak maskeler; bu maskeleme, egemen sınıfların anlatılarını hakim kılarak

okumak için tıklayınız

Platon’un Phaedo- Sokrates’in Ölümü’nde Ruh Ölümsüzlüğü Orfik ve Pythagorasçı Kökenlerle Buluşuyor

Phaedo- Sokrates’in Ölümü’nün Genel Yapısı ve Argümanların Temel Çizgisi Phaedo- Sokrates’in Ölümü diyaloğu, Sokrates’in idam gününü anlatır ve ruhun ölümsüzlüğünü dört ana argümanla kanıtlamaya çalışır: Döngüsellik, Anımsama, Benzerlik ve Son Argüman. Bu argümanlar, ruhun bedenden bağımsız varlığını ve ölüm sonrası sürekliliğini sistematik olarak savunur. Döngüsellik argümanı, karşıtların birbirinden doğduğunu öne sürer; uyanma uykudan, büyüme küçülmeden

okumak için tıklayınız

Nietzsche ve Postmodern Büyük Anlatı Reddi: Nietzsche Postmodern Büyük Anlatıları Nasıl Yıktı?

Nietzsche’nin Temel Kavramları Nietzsche’nin düşünce sistemi, geleneksel değerlerin eleştirisi üzerine kuruludur. Tanrı’nın ölümü ifadesi, Batı metafiziğinin temel dayanağını ortadan kaldırır ve bu durum, evrensel hakikat iddialarını sorgulatır. Üstinsan kavramı, bireyin kendi değerlerini yaratma zorunluluğunu vurgular; bu, mevcut normların ötesine geçmeyi gerektirir. Güç istenci, yaşamın temel dinamiği olarak tanımlanır ve her türlü sabit yapıya karşı dinamik

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Dalgalar Romanında Aşk Arayışı ve Platon’un Şölen’inde Eros

İki Metnin Temel Yapısı Virginia Woolf’un Dalgalar romanı, altı karakterin iç monologları üzerinden hayatın akışını izler. Bernard, Susan, Rhoda, Neville, Jinny ve Louis adlı bu karakterler, doğumdan ölüme uzanan bir döngüde kendi bilinçlerini ifade eder. Her bölüm, güneşin doğuşundan batışına kadar olan zaman dilimlerinde yapılandırılır ve dalgaların ritmiyle paralellik gösterir. Aşk, bu monologlarda sürekli bir

okumak için tıklayınız

İyi-Kötü ile Doğru-Yanlış Arasındaki Gizli Bağlantılar

Temel Tanımlamalar ve Ayrım Noktaları İyi-kötü kavramları, eylemlerin veya durumların değer yargısı üzerinden değerlendirildiği bir çerçeveyi ifade ederken, doğru-yanlış kavramları gerçeklik ile uyum veya mantıksal tutarlılık temelinde işler. İyi-kötü, genellikle ahlaki fayda veya zarar potansiyeline odaklanır ve bireysel veya toplumsal sonuçlara göre şekillenir; örneğin, bir eylem bir grup için faydalıysa iyi, zararlıysa kötü olarak sınıflandırılır.

okumak için tıklayınız