8 Ağustos 2026

Kategori: Felsefe

Dante’nin Papaları Cehennem’e Yerleştirmesi: Aydınlanma Düşüncesine Giden Yolun Erken Bir Eleştirisi

Orta Çağ denildiğinde çoğu kişinin aklına, Kilise’nin tartışılmaz otoritesi gelir. Ancak aynı dönemde yaşayan bazı düşünürler ve yazarlar, din ile din adamlarını birbirinden ayıran güçlü eleştiriler geliştirdi. Bu isimlerin başında, İtalyan şair Dante Alighieri gelir. Dante, İlahi Komedya adlı eserinde yalnızca bireysel günahları değil, aynı zamanda dinî kurumların yozlaşmasını da sert biçimde eleştirir. Özellikle bazı

devamını oku

Dante’nin İlahi Komedya eserinin Inferno bölümünde neden ihanet en ağır günah kabul edilir?

Dante Alighieri’nin İlahi Komedya adlı eseri yalnızca edebiyat tarihinin değil, aynı zamanda Orta Çağ ahlak felsefesinin ve Hristiyan teolojisinin de en önemli metinlerinden biridir. Inferno (Cehennem) bölümü, insanın işlediği günahları belirli bir ahlaki hiyerarşi içinde ele alır. Pek çok okuyucu, “Yedi Ölümcül Günah” arasında kibir, şehvet ya da açgözlülüğün en ağır suç olduğunu düşünür. Ancak

devamını oku

Dante’nin İlahi Komedya’sında İslam Dünyasının Bilim ve Düşünce Mirası: İbn Rüşd, İbn Sina ve Selahaddin Eyyubi

Dante Alighieri (1265–1321), İlahi Komedya adlı eserinde Hristiyan teolojisini, Antik Yunan felsefesini ve Orta Çağ düşüncesini büyük bir ustalıkla bir araya getirir. Eser, öncelikle Hristiyan ahiret anlayışını temel alır. Bununla birlikte Dante, kendi çağının dinî sınırlarını bütünüyle mutlaklaştırmaz. Aksine, insanlık tarihine katkı sağlayan farklı uygarlıkların bilimsel ve düşünsel mirasını da dikkate alır. Bu nedenle İlahi

devamını oku

Dante’nin İlahi Komedya’sında Yedi Sur ve Yedi Kapı Sembolizmi

İlahi Komedya, yalnızca Orta Çağ Hristiyan düşüncesini anlatan bir eser değildir. Aynı zamanda Antik Yunan felsefesini, Roma kültürünü ve skolastik eğitimi semboller aracılığıyla yorumlayan çok katmanlı bir yapıttır. Eserde yer alan Felsefe Evi (Noble Castle) ise insan aklının ulaşabileceği en yüksek bilgi düzeyini temsil eden önemli alegorilerden biridir. Bu şato, yedi yüksek sur ve yedi

devamını oku

1755 Lizbon Depremi: Voltaire ve Rousseau’nun Felsefi Tartışması

1 Kasım 1755 tarihinde, Katolik dünyasının Azizler Günü kutlamaları sırasında meydana gelen 1755 Lizbon Depremi, yalnızca Portekiz tarihinin en yıkıcı doğal afetlerinden biri olmadı. Aynı zamanda Avrupa düşünce tarihinin yönünü değiştiren olaylardan biri hâline geldi. Deprem, ardından gelen tsunami ve yangınlar nedeniyle on binlerce insan yaşamını yitirdi. Ancak felaketin etkisi fiziksel yıkımla sınırlı kalmadı. Olay, Aydınlanma Çağı’nın temel

devamını oku

Jean-Jacques Rousseau: Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

devamını oku

Nietzsche’ye göre ‘Efendi Ahlakı’nı ‘Köle Ahlakı’ndan ayıran temel psikolojik itki nedir? 

Friedrich Nietzsche’nin ahlak felsefesindeki en önemli kavramlardan biri, efendi ahlakı (Herrenmoral) ve köle ahlakı(Sklavenmoral) ayrımıdır. Nietzsche bu ayrımı özellikle Ahlakın Soykütüğü Üzerine (Zur Genealogie der Moral, 1887) adlı eserinde geliştirmiştir. Ona göre ahlaki değerler evrensel ve değişmez değildir; belirli tarihsel, toplumsal ve psikolojik süreçlerin ürünüdür. Bu bağlamda efendi ahlakı ile köle ahlakını birbirinden ayıran temel unsur, insanların yaşam karşısındaki psikolojik

devamını oku

Nietzsche’nin ‘Ebedi Dönüş’ (Ewige Wiederkunft) düşünce deneyi bireye hangi temel soruyu sorar? 

Friedrich Nietzsche’nin (1844–1900) felsefesindeki en önemli kavramlardan biri olan “Ebedi Dönüş” (Ewige Wiederkunft des Gleichen), genellikle kozmolojik bir teori olarak yorumlansa da birçok araştırmacı tarafından öncelikle etik ve varoluşsal bir düşünce deneyi olarak değerlendirilir. Nietzsche bu fikri özellikle Şen Bilim (Die fröhliche Wissenschaft, 1882) ve Böyle Buyurdu Zerdüşt (Also sprach Zarathustra, 1883–1885) eserlerinde geliştirmiştir. Ebedi Dönüş düşüncesinin merkezinde bireye yöneltilen

devamını oku

Beyazlar Kirli, Hasan Bülent Kahraman. ‘Bütün renkler hızla kirleniyordu / birinciliği beyaza verdiler’ Özdemir Asaf

Hasan Bülent Kahraman?ın ilk kitabı Beyazlar Kirli’de aydınları içeriden bir gözle eleştiriyor. Aydın kavramını tartışıyor. Aydın ve toplum ilişkisini irdelerken çuvaldızı aydınlara batırıyor. 1989 yılında ilk baskısını yapan eleştiri/deneme kitabının isim babasının Attilâ İlhan olduğunu bu yeni baskıdan öğrendik. Kahraman, ?Kirli Beyaz? ismini koymayı düşünürken Attilâ İlhan?dan ?Beyazlar Kirli? önerisi gelmiş. Bu iki isim arasındaki

devamını oku

Ulus Baker: Kötülüğü her zaman bir hastalık formatında düşünüyorum, bir günah formatında değil.

1. Şuradan başlamak istiyorum: Yaygın bir anlayış ve o yaygın anlayışın da dile yansıyan bir betimlemesi var, “0 kötüdür!” veya “kötü insan, iyi insan” gibi. Bu ifadeler kötülüğün, kötü olarak nitelenen kişinin özüne ait olduğunu dile getiriyor. Kötülük denilen şey özsel midir? Oysa yaygın olarak hiç kimse kendini kötü olarak algılamaz, tanımlamaz. Kötülüğü ötekine ait

devamını oku

“Edebiyattan hiç anlamayan felsefe insanı, felsefe insanı değildir” Afşar Timuçin

Kavram bilgisinin yetkin bir bilinç oluşturmak için zorunlu olduğu tartışmasız bir gerçek. Ama bir yandan da yaşamla birlikte kavramlar da dönüşüyor. Sağlıklı bir bilinç etkinliği için kavramların dönüşümü ve bilinç etkinliğindeki yeri bakımından nelere dikkat etmek gerekiyor? İnsan bilinci sürekli dönüşen bir yapı ortaya koyuyor. Bu bilinçte dönüşen şeyin özü nedir dersek, bu dönüşen şeyin

devamını oku

“Felsefe profesörlerinden filozof olmaz.” Afşar Timuçin

Felsefe neden insanların gözünü korkutur? Kimi filozoflarda karşımıza çıkan, felsefe dilinin ağdalı olması bir etken olabilir mi?Felsefe dilinin ağdalı olması aslında felsefi yetersizliğin sonucudur. Çünkü felsefe diliyle kolay yoldan, basitçe anlatılamayacak hiçbir bilgi yoktur. Dolayısıyla bir filozof kendi görüşlerini basite indirgeyemiyorsa onun kafası karışık demektir. Ne yapmak gerekiyor peki? Yaşamı kavramak, yalınlaştırmak için felsefeyi yalın bir

devamını oku

Adam Smith’in Dört Aşamalı Sosyal Gelişme Teorisi

Adam Smith, toplumsal gelişmenin dört ayrı evresini kişilik kavramındaki genişleme ve hakların kapsamında kaydedilen ilerleme bakımından birbirinden ayırır. Onun aynı zamanda “dört evreli bir tarihsel ilerleme” anlayışından oluşan bu tarih felsefesi görüşü, Aydınlanmanın veya Aydınlanma filozoflarının tarihe bilimsel bakışlarının bir başka ifadesi olmasının dışında, ilerlemenin temelinde entelektüel gelişme ve bilimsel bilgi birikiminden ziyade iktisadi faktörlerin

devamını oku

SÖZ ve YAZI – Nejdet Evren

Paleontolojik veriler homo erectus’ların ataları olan homo habilis’lerin 2.3 milyon yıl öncesinde yaşamış olduklarını göstermektedir. Veriler evrim sürecinde insanımsı canlıların 200 küsur milyon yıl kadar önceden var olduklarını işaret etmektedir. Yazılı tarih öncesine dair kat be kat uzunca bir zaman dilimi yazısız geçirilmiş demektir. Zira çivi yazısının geçmişi 5500 yıl gibi bir zaman aralığına denk

devamını oku

Jack London’ın Hayatta Kalma Anlatıları ve Schopenhauer’in İrade Felsefesi Arasındaki Bağlantılar

Hayatta Kalma Mücadelesinin Doğası London’ın eserlerinde, kahramanlar genellikle doğanın sert koşullarıyla karşı karşıya kalır. Vahşi doğanın acımasızlığı, bireyin fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlar. Schopenhauer’in irade felsefesine göre, yaşamın özü, her canlıda bulunan ve hayatta kalmayı sağlayan temel bir dürtü olan iradedir. Bu irade, bilinçli bir hedef olmaksızın, varlığını sürdürme çabası olarak kendini gösterir. London’ın karakterleri,

devamını oku

Çıkar ile vicdan çatıştığında insan hangisini seçmeye daha yatkındır?

İnsan davranışları üzerine yapılan psikolojik ve nörobiyolojik araştırmalar, çıkar (self-interest) ile vicdan (moral conscience) arasındaki çatışmanın, basit bir “iyi-kötü” seçiminden ziyade, karmaşık bir bilişsel süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Bilimsel literatür, insanın bu çatışmada hangi tarafı seçeceğinin bağlama, nörolojik aktiviteye ve rasyonalizasyon mekanizmalarına bağlı olduğunu gösterir. Bu ikilemin dinamikleri üç ana bilimsel çerçevede incelenebilir: 1. Evrimsel ve Ekonomik

devamını oku

“Eğer havaya atılan bir taş düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı.” Spinoza’nın bu düşüncesi özgür iradeye yöneltilmiş bir eleştiri midir? 

Spinoza’nın Ethica adlı eserinde (ve özellikle mektuplarında) yer verdiği bu taş metaforu, felsefe tarihinde özgür iradeillüzyonuna yönelik yapılmış en radikal ve en etkili eleştirilerden biridir. Bu düşünce, insanın kendi eylemlerinin nedenlerinden habersiz olduğu sürece kendini “özgür” sandığı tezine dayanır. 1. Spinoza ve “Özgürlük” Yanılsaması Spinoza’ya göre evren, katı bir determinizm (belirlenimcilik) ile yönetilir. Her olay, kendinden önceki bir

devamını oku

Diogenes ve Kendi Kendine Yeterlilik: Antik Yunan’da Bir Özgürlük Arayışı

Kinizmin Temel Prensipleri Kinik felsefenin en tanınmış isimlerinden olan Sinoplu Diogenes, M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış ve felsefesini sıra dışı yaşam tarzıyla somutlaştırmış bir düşünürdür. Onun felsefesinin merkezinde, “kendi kendine yeterlilik” anlamına gelen “autarkeia” kavramı yer alır. Bu kavram, bireyin dışsal nesnelerden, maddi zenginliklerden, toplumsal onaydan ve geleneksel hazlardan bağımsız olarak yaşayabilmesi idealini ifade eder. Diogenes’e

devamını oku

Bazarov’un Dünyasında Umut: Nihilizmden Varoluşçuluğa Felsefi Bir Analiz

Giriş İvan Turgenyev’in Babalar ve Oğullar (1862) adlı romanı, yalnızca bir kuşak çatışmasının değil, aynı zamanda modern insanın anlam krizinin romanıdır. Romanın başkahramanı Yevgeniy Vasilyiç Bazarov, 19. yüzyıl Rus düşüncesinde “nihilizm” kavramının edebi temsilidir. Bazarov’un Tanrı’yı, gelenekleri, duyguları ve otoriteleri reddeden tavrı, pozitivist bilimin rasyonel soğukluğu ile birleşerek onu çağının ruhunu özetleyen bir figür hâline

devamını oku

Çin Taoist filozofu Zhuangzi’nin “Kelebek Rüyası” Anlatısının Bilgi Kuramı Açısından Yorumu

1. Giriş Zhuangzi (MÖ 369–286), Taoist düşüncenin en özgün temsilcilerinden biridir. Onun felsefesi, metafizik sistem kurmaktan ziyade, insanın dünyayı kavrama biçimini problematize etmeye yöneliktir. Zhuangzi adlı eserde geçen ve literatürde “kelebek rüyası” olarak bilinen pasaj, Çin felsefesinin en çok tartışılan epistemolojik metinlerinden biridir. Zhuangzi pasajda şöyle der: “Bir zamanlar Zhuang Zhou rüyasında kelebek oldu. Uçuşan, keyfine göre bir kelebekti.

devamını oku