Ritüeller ve Jungiyen Psikoloji

Ritüeller (veya ayinler), Jungiyen psikoloji ve antik inanç sistemleri çerçevesinde yalnızca geleneksel veya sıradan törenler değil; insan ruhunu dönüştüren, psikolojik enerji akışını (libidoyu) yönlendiren, koruyucu ve yeniden doğuşu sağlayan büyüsel ve sembolik eylemler olarak tanımlanır. Kaynaklara göre ritüellerin doğası ve temel işlevleri şunlardır: 1. Enerji Dönüşümü ve Şifa (Yantra ve Çuringa): Ritüel vasıtasıyla enerji dönüşümünün

okumak için tıklayınız

Rüyalarda Görülen Kare, Dörtgen, Üçgen ve Daire gibi Geometrik Şekillerin Sembolizmi

Rüyalarda görülen kare, dörtgen, üçgen ve daire gibi geometrik şekiller, analitik psikolojide insan ruhunun kendi kendini düzenleyen merkezinden (Kendilik) doğan ve bireyleşme (individuation) sürecini resmeden evrensel arketipik sembollerdir. Rastgele ortaya çıkmayan bu formlar, psişik enerjinin, çatışmaların ve ruhsal bütünlük arayışının dilidir. Bu geometrik şekillerin rüyalardaki sembolik anlamları ve birbirleriyle olan ilişkileri şu şekildedir: 1. Daire

okumak için tıklayınız

Jungiyen psikolojide, rüya analizlerinde ve simya geleneğinde “sol” ve “sağ”

Jungiyen psikolojide, rüya analizlerinde ve simya geleneğinde “sol” ve “sağ”, insan ruhunun temelini oluşturan en önemli karşıtlık çiftlerinden (bilinç ve bilinçdışı, aydınlık ve karanlık) birini sembolize eder. İnsan psişesinin yapısı gereği, hiçbir şey karşıtı olmaksızın tam olarak tanımlanamaz; dolayısıyla bilincin ve ruhsal gelişimin var olabilmesi bu iki zıt kutbun mevcudiyetine bağlıdır. Solun Sembolizmi (Bilinçdışı ve

okumak için tıklayınız

Kozmik Laboratuvarın Geometrisi: Jungiyen Psikolojide Simya, Mandala ve Rüyaların Psikodiyalektik Birliği

Modern insan kendini rasyonel kalelerin, plaza unvanlarının ve doğrusal zamanı ölçen dijital saatlerin arkasına gizlese de, gece olup bilincin ışıkları söndüğünde ruhun tabanında binlerce yıllık antik bir mesai başlar. Carl Gustav Jung, başyapıtı “Rüyalar” adlı eserinde (özellikle kitabın “Simyayla Bağlantılı Olarak Tekil Rüya Sembolizmi” bölümünde), modern bireyin zihninin derinliklerinde ilk çağların simyacılarıyla tam olarak aynı

okumak için tıklayınız

Kendilik-Self ve Ego Arasındaki İlişki

Carl Gustav Jung’un “Rüyalar” adlı eserinde (özellikle kitabın “Bireyleşme Süreci” ve “Simya Sembolizmi” bölümlerinde) ele aldığı Kendilik (The Self), analitik psikolojinin ulaştığı en tepe ve en kapsamlı kavramdır. Jung’a göre Kendilik, sadece bilincimizin merkezi olan “Ego”dan ibaret değildir; bilinci, kişisel bilinçdışını ve kolektif bilinçdışını içine alan bütünsel psişenin (ruhun) merkezidir. Kitaptaki referanslar ve analitik ilkeler

okumak için tıklayınız

Rüyalarımızın Gizli Rehberliği: Amplifikasyon, Prospektif ve Redüktif Yaklaşımlar

Rüyalarımız, gece boyunca zihnimizde rastgele dönüp duran anlamsız görüntüler veya zihinsel atıklar değildir; aksine, insan ruhunun kendi kendini düzenleyen çok hassas bir otoregülasyon (telafi) mekanizmasının ürünleridir,. Eğer rüyalar bize anlamsız ya da saçma geliyorsa, bu onların gerçekten anlamsız olmasından değil, bizim o gece dilini ve bilinçdışının şifreli metnini okumayı bilmememizden kaynaklanır,,. Carl Gustav Jung’un analitik

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Rüyalar Kitabındaki Rüyaların Anlaşılması

Carl Gustav Jung’un Psikoloji ve Simya çalışmasında yer alan bu rüya dizisi, bilimsel eğitim almış genç bir adamın on ay boyunca kaydettiği 400’den fazla rüyanın bir kesitidir. Bu rüyalar, rastgele olaylar değil; bilinç ve bilinçdışının uzlaşarak “kendilik” (self) etrafında birleştiği bireyleşme (individuation) sürecini ve bu merkezin sembolü olan mandala motifinin adım adım inşasını resmeder. Kitapta

okumak için tıklayınız

Maskenin İflası: Persona Çöker mi?

Jungiyen psikolojinin en dinamik ve gündelik hayatta en sık takındığımız arketipi şüphesiz ki Persona’dır. Latince “maske” anlamına gelen bu kavram, egonun dış dünyaya karşı giydiği sosyal zırhtır. İş hayatındaki profesyonel kimliğimiz, ailemizdeki “hayırlı evlat” rolümüz ya da dernek ve cemiyetlerde üstlendiğimiz o saygın koordinatör/içerik üreticisi duruşumuz birer personadır. Persona, bizi toplumun vahşi beklentilerinden koruyan ve

okumak için tıklayınız

Taht Oyunları ve Aynalar: Oidipus ve Elektra Komplekslerinin Psikodinamik Savaşı

İnsan ruhunun derinliklerine inmek, çoğu zaman antik bir trajedinin sahne arkasına geçmek gibidir. Psikodinamik ekolün (özellikle Sigmund Freud ve daha sonra Carl Gustav Jung’un) insan gelişimini anlamak için seçtiği en güçlü metaforlar, güç savaşlarının, arzunun ve ihanetin göbeğinden, yani Yunan mitolojisinden beslenir. Çocuğun erken çocukluk döneminde (fallik evre, 3-6 yaş) ebeveynleriyle kurduğu o tekinsiz, yoğun

okumak için tıklayınız

Sessizlik, Gölge ve Kimlik Parçalanması: Persona (1966) Filminin Jungiyen Analizi

Persona yalnızca bir film değildir.Ingmar Bergman bu eserle birlikte sinema tarihinin en yoğun psikolojik metinlerinden birini yaratmıştır. Film: üzerine neredeyse rüya benzeri bir deneyim sunar. Jungiyen açıdan bakıldığında ise Persona: personanın çöküşü ve gölgeyle karşılaşmanın dramatik anlatısıdır. Filmin Kısa Yapısı Filmde iki ana figür vardır: Başlangıçta: Ama film ilerledikçe: iki karakter birbirine karışmaya başlar. Kim

okumak için tıklayınız

ANKSİYETE ŞİDDETİ, POLİTİK ANKSİYETE VE ANKSİYETE OKURYAZARLIĞI

Anksiyete genel olarak bir şey hakkında endişe, sinirlilik veya huzursuzluk hissi olarak, Türkçede “bunaltı”, “can sıkıntısı” veya “hoş olmayan heyecansal bir endişe hali” olarak tanımlanmaktadır. (Öztürk ve Uluşahin, 2014). Olması yakın olan ya da umulan bir tehdit/tehlikeye karşı yaşanan bir huzursuzluk olarak da açıklanmaktadır. Anksiyete bir tehdit veya tehlikeye yanıt olarak yaşanan fiziksel, zihinsel ve

okumak için tıklayınız

Algılanan Keyif ve Satın Alma

Keyif kelimesi TDK sözlüğünde aratıldığında 7 farklı anlam çıkmaktadır. Keyif kelimesinin ilk anlamı vücut esenliği ve sağlık olarak verilmiştir. Keyif kelimesinin ikinci anlamı canlılık, tasasızlık ve iç rahatlığı olarak verilmiştir. Keyif kelimesinin üçüncü karşılığı rahat, huzur ve afiyet olarak verilmiştir. Keyif kelimesinin dördüncü karşılığı istek, heves ve zevk olarak verilmiştir. Keyif kelimesinin beşinci karşılığı alkollü

okumak için tıklayınız

Gerçekliğin Labirentinde Kaybolan Bir Kral: The Father Filminin Jungiyen Analizi

Florian Zeller’ın yönettiği ve Anthony Hopkins’in muazzam performansıyla hayat bulan The Father filmi, ilk bakışta demans (bunama) hastalığının yıkıcı etkilerini ve bir babanın zihinsel çöküşünü anlatan trajik bir dram gibi görünür. Ancak filme rasyonel ve tıbbi bir çerçevenin dışından, Jungiyen psikoloji perspektifinden baktığımızda, karşımıza sinematografik bir başyapıta dönüşmüş muazzam bir bireyleşme (individuation) krizi ve ruhsal

okumak için tıklayınız

Ruhun Görünmez Kılavuzu: Jungiyen Psikolojide Psikopomp ve Gündelik Hayattaki İzleri

Gecenin bir yarısı, hayatınızın en sıkışmış, en belirsiz dönemlerinden birinde uykuya daldığınızı düşünün. Rasyonel zihniniz gündüz boyunca formüller üretmiş, listeler yapmış ama o içsel tıkanıklığı, o yoğun anksiyeteyi bir türlü çözememiştir. Derken bir rüya görürsünüz: Loş, sisli, nereye çıktığı belli olmayan bir sokaktasınızdır. Yanınızda hiç tanımadığınız, yüzünü tam seçemediğiniz ama size tuhaf bir güven veren

okumak için tıklayınız

Anima Mundi ve Rüyalar

Rüya analizinde ve Jung’un simyayla bağlantılı sembolizminde “anima mundi” (dünya-ruhu) kavramı, doğrudan merkezi “kendilik” (self) olan ortak (kolektif) bilinçdışına denk düşmektedir. Kaynaklara göre, rüyalarda ortaya çıkan bazı kozmik ve geometrik motifler anima mundi düşüncesiyle birebir örtüşür ve şu şekillerde karşımıza çıkar: Özetle; rüyalarda deneyimlenen ve insan psikesinin sınırlarını aşan o kapsayıcı merkez (kendilik), eski simyacıların

okumak için tıklayınız

Simya ve rüyalar arasındaki ilişki

Carl Gustav Jung’a göre rüyalar ve simya (alkemi) arasındaki ilişki, simyanın salt kimyasal bir madde arayışından ziyade insan ruhunun karanlıktan aydınlığa kavuşmasını (bireyleşme sürecini) anlatan sembolik bir projeksiyon (yansıtma) olmasından kaynaklanır. Jung, tarih, mitoloji veya simya hakkında hiçbir eğitimi olmayan pozitif bilimlerle yetişmiş modern insanların bile rüyalarında eski simya sembollerini kendiliğinden ürettiklerini kanıtlamıştır. Bu durum,

okumak için tıklayınız

Çölün Ortasında Bir Kozmik Hesaplaşma: Flaubert, Ermiş Antonius ve Şeytan

Gustave Flaubert denince akla genellikle taşra can sıkıntısının, burjuva ikiyüzlülüğünün ve realizmin zirvesi olan Madame Bovary gelir. Ancak Flaubert’in hayatı boyunca adeta bir saplantı halinde tekrar tekrar yazdığı, onun en mahrem, en lirik ve en vahşi eseri bambaşkadır: Ermiş Antonius’un Baştan Çıkarılışı (La Tentation de Saint Antoine). Mısırlı bir çileci olan Antonius’un bir gecelik kabusunu

okumak için tıklayınız

Çölde Gelen Rüyalar: Aziz Antonius’un Mısır’daki Ruhsal Mücadelesi

Hristiyan mistisizmi tarihinde bazı figürler yalnızca inançlarıyla değil, iç dünyalarıyla verdikleri mücadeleyle de hatırlanır. Bunlardan biri Anthony the Great, yani “Çölün Aziz Antonius”udur. Onun hikâyesi aslında insan zihninin karanlık bölgelerine yapılan erken bir yolculuktur. Neden Çöle Gitti? Aziz Antonius genç yaşta: Amacı: Tanrı’ya yaklaşmak ve ruhunu arındırmaktı. Fakat çölde onu bekleyen şey sessizlik değil, yoğun

okumak için tıklayınız

Balçık, Kelimeler ve Kabuslar: Gustav Meyrink’in Golem’inde Kimlik Parçalanması

Edebiyat tarihi, insan elinden çıkıp yaratıcısına başkaldıran canavarlarla doludur. Ancak hiçbiri Gustav Meyrink’in 1915 yılında yayımlanan başyapıtı Golem (Der Golem) kadar tekinsiz, psikolojik olarak parça parça edici ve mistik bir derinliğe sahip değildir. Meyrink, Prag’ın dar, loş ve rutubetli Yahudi gettosunun sokaklarını sadece bir mekan olarak kullanmaz; orayı insan bilincinin, bastırılmış korkularının ve kolektif hafızanın

okumak için tıklayınız

İnsana Kılavuzluk Eden Anima Mundi

J. T. Bey’in “İnsana Kılavuzluk Eden Anima Mundi” gravürü, hermetik ve ezoterik gelenekte çok katmanlı semboller taşıyan bir imge olarak okunabilir. Özellikle: temalarını bir araya getirir. “Anima Mundi” kavramı Latince’de: “Dünya Ruhu”anlamına gelir. Bu fikir köken olarak: gibi geleneklere dayanır. Anima Mundi Nedir? Anima Mundi düşüncesine göre: evren cansız bir mekanizma değil,yaşayan ruhsal bir bütündür.

okumak için tıklayınız