Kafka’nın absürd anlayışı ile Albert Camus’nün absürd kavrayışı arasında nasıl bir fark vardır?

“Absürd” kavramı 20. yüzyıl Avrupa düşüncesinde özellikle iki figür üzerinden belirginleşir: Franz Kafka ve Albert Camus. Ancak bu iki düşünür/yazarın absürdü temellendirme biçimleri, ontolojik zeminleri ve etik sonuçları önemli farklılıklar içerir. Kafka’da absürd, bireyin anlaşılmaz bir yasa ve erişilemez bir otorite karşısındaki ontolojik konumunu imlerken; Camus’de absürd, insanın anlam talebi

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın Dava Romanında Suçun Belirsizliği ve Modern Hukuka Yönelik Eleştiri

Franz Kafka’nın Dava romanında Josef K.’nın hangi suçla itham edildiğinin hiçbir zaman açıklanmaması, modern hukuk düzeninin meşruiyet, şeffaflık ve usul güvenceleri üzerine kurulu iddiasına radikal bir eleştiri sunar. Bu çalışma, suçun belirsizliğini (indeterminacy) üç düzlemde inceler: (i) normatif belirsizlik ve kanunilik ilkesi, (ii) bürokratik rasyonalite ve iktidarın anonimleşmesi, (iii) öznenin

okumak için tıklayınız

“Yalnızca Yaralı Bir Doktor İyileştirebilir”: Jung’un Gözünden Terapist Olma Sanatı ve Analiz Süreci

Modern psikoterapinin öncülerinden Carl Gustav Jung için terapi, soğuk bir klinik odasında uygulanan teknik bir işlemden çok daha fazlasıydı. O, “Ne kadar insan varsa o kadar da yöntem vardır” diyerek, insan ruhunun standart kalıplara sığdırılamayacağını savunurdu. Jung’un otobiyografisi Anılar, Düşler, Düşünceler, onun terapiye yaklaşımının kuramsal kitaplardan değil, bizzat hastalarıyla yaşadığı

okumak için tıklayınız

Jung ve Parapiskolojiye İlgisinin Nedenleri

Jung’un parapsikolojiyi derinleştirmesi ve Freud’un buna şiddetle karşı çıkması, basit bir ilgi alanı farklılığı değil, bilinçdışının doğasına dair temel bir psikodinamik çatışmadır. Jung için parapsikoloji, bilinçdışının nesnel gerçekliğine açılan bir kapıyken; Freud için bu alan, bilimsel teorisini tehdit eden, bastırılması gereken “karanlık bir güçtür”. 1. Jung Neden Derinleştirdi? (Bilinçdışının Otonomisi)

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung hastalarından neler öğrenmiştir ?

Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler adlı eserinde hastalarından edindiği deneyimlerin, kitaplardan öğrendiklerinden çok daha değerli olduğunu vurgular. Ona göre, “Hastalarım bana insan yaşamının gerçeklerini öğretti”. Jung’un teorisini şekillendiren, yöntemlerini değiştirmesine neden olan ve onu kişisel olarak etkileyen önemli vakalar ve bunlardan çıkardığı dersler şunlardır: 1. “Ayakkabı Dikme Hareketi Yapan” Kadın ve

okumak için tıklayınız

Baba Katli mi, Özgürleşme mi? Jung ve Freud’un Büyük Kopuşunun Anatomisi

Psikoloji tarihinin en büyük “aşk ve nefret” hikayelerinden biri, hiç şüphesiz Carl Gustav Jung ve Sigmund Freud arasındakidir. Bir yanda Viyana’nın dahi ama dogmatik babası Freud, diğer yanda Zürih’in mistik ve asi oğlu Jung. Bu ilişki, 1907’de Viyana’da gerçekleşen ve tam 13 saat süren o efsanevi ilk buluşmayla başladı, 1913’te

okumak için tıklayınız

İŞ YERİNDE MUTLULUK – PSK. BANU BEYAZ

Son yıllarda mutluluk üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir artış  olmuştur. Konuya olan ilgi hem araştırmalarda bu konunun değerlendirilme sıklığı anlamında, hem de sosyoloji, geriatrik araştırmalar, klinik psikoloji, kişilik özellikleri, bilişsel etki gibi bu konuyu ele alan araştırma alanlarının çeşitliliği anlamında artmıştır Mutluluk kavramı birçok araştırmacı tarafından yakından ilgilenilen bir alan

okumak için tıklayınız

Hegel’in Savaş Anlayışı ile Tolstoy’un Savaş Eleştirisi Arasındaki Gerilim

Modern düşüncede savaş, kimi zaman tarihsel ilerlemenin zorunlu bir aracı, kimi zaman ise insanlığın ahlaki iflasının en açık göstergesi olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu karşıtlık, G. W. F. Hegel ile Lev Tolstoy arasında belirgin bir felsefi gerilim olarak ortaya çıkar. Hegel, savaşı tarihsel aklın diyalektik işleyişinde zorunlu bir moment olarak konumlandırırken, Tolstoy

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine

Voltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun

okumak için tıklayınız

Jack London’ın Hayatta Kalma Anlatıları ve Schopenhauer’in İrade Felsefesi Arasındaki Bağlantılar

Hayatta Kalma Mücadelesinin Doğası London’ın eserlerinde, kahramanlar genellikle doğanın sert koşullarıyla karşı karşıya kalır. Vahşi doğanın acımasızlığı, bireyin fiziksel ve zihinsel sınırlarını zorlar. Schopenhauer’in irade felsefesine göre, yaşamın özü, her canlıda bulunan ve hayatta kalmayı sağlayan temel bir dürtü olan iradedir. Bu irade, bilinçli bir hedef olmaksızın, varlığını sürdürme çabası

okumak için tıklayınız

Bitmeyen Kavga – John Steinbeck -insanlığın kendi kendisiyle tutuştuğu, acılarla dolu, ezeli ve ebedi savaşı-

Bitmeyen Kavga, insanlığın bitmek tükenmek bilmeyen mücadele gücünün anlatıldığı eşsiz bir grev romanı. John Steinbeck, bir kıvılcımla doğan ve dalga dalga büyüyen bir grevi kaleme alıyor. Torgas Vadisi’nde elma toplayıcılığı yapan işçiler, kötü muameleye ve düşük ücretlere karşı isyan eder ve bu isyan bir anda greve dönüşür. Toprak sahiplerine karşı

okumak için tıklayınız

İş Arayışında Rekabet Avantajı Olarak Öz Farkındalık

Günümüz iş piyasası, geçmişe kıyasla çok daha rekabetçi ve karmaşık bir yapıya sahip. Aynı pozisyon için onlarca, hatta yüzlerce adayın başvurduğu bir ortamda, teknik beceriler tek başına yeterli olmuyor. İşte tam bu noktada öz farkındalık, adaylar için güçlü bir rekabet avantajına dönüşüyor. Kişinin kendini tanıması, yalnızca doğru işi bulmasına değil,

okumak için tıklayınız

Victor Hugo ‘dan Seçme Şiirler

Ağlamak İçin Gözden Yaş mı Akmalı? Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı? Sevmek için güzele mi bakmalı? Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı? Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır? Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı? Hırsızlık; para, mal mı çalmaktır? Saadet çalmak, hırsızlık olamaz

okumak için tıklayınız

Ekonomik Pragmatizmden Patolojik Hırsa: Puşkin’in Maça Kızı Öyküsünde Hermann’ın Ahlaki Çöküşü

Aleksandr Puşkin’in Maça Kızı (Pikovaya dama, 1834) öyküsü, Rus edebiyatında modern bireyin arzu ekonomisini en erken teşhis eden metinlerden biridir. Hermann karakteri, Puşkin’in döneminde yükselen yeni toplumsal-tipolojik figürün—hesapçı, rasyonel, bireyci ve yükselme arzusuyla dolu proto-burjuvanın—örneklerinden biridir. Bu özellikleriyle Hermann, Auerbach’ın modern gerçekçilikte tanımladığı “içsel çatışmayı belirleyen birey” formuna yaklaşır (Auerbach,

okumak için tıklayınız

Gogol’ün Ölü Canlar (1842) adlı eserinde yer alan Çiçikov’un Babasıyla İlişkisi (VİDEO)

Bu video, Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki başkarakter Çiçikov’un babasıyla olan sorunlu ilişkisini çeşitli psikanalitik teoriler üzerinden inceler. Çalışma; Freud, Adler, Lacan ve Winnicott gibi düşünürlerin yaklaşımlarını kullanarak karakterin çocukluk döneminde yaşadığı duygusal ihmalin yetişkinlikteki davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ortaya koyar. Yazara göre babanın ahlaki değerler yerine sadece maddi kazancı öğütlemesi, Çiçikov’da çarpık bir süperego ve toplumsal maskelerden oluşan sahte bir benlik yaratmıştır. Video, karakterin

okumak için tıklayınız

Nikolay Gogol’ün Ölü Canlar romanındaki Pavel İvanoviç Çiçikov’un çevresindekiler mi saftır, yoksa çıkar ortaklığı mı içindedirler?

Gogol’ün Ölü Canlar romanında Çiçikov’un etkileşime girdiği toprak sahiplerini tek bir kalıba sokmak zordur; ancak genel tabloya bakıldığında karşımızda “saf” insanlardan ziyade, ahlaki bir çürüme ve derin bir bencillik içerisinde yaşayan figürler bulunur. Çiçikov’un başarısı, bu karakterlerin saflığından değil, her birinin kendi özel kusuruna (açgözlülük, hayalperestlik, cimrilik veya kaba bir pragmatizm) uygun bir maske

okumak için tıklayınız

Projektif Teknik İle Bir Çalışma: Çocukların Kişisel Eşyalarına Dair Algılamalarına İlişkin Cümle Tamamlama Tekniğinin Uygulanışı

ÖZET Eşyalar konuşamıyor, acaba konuşsalar neler söylerlerdi size ?” denilerek çocuklardan kişisel eşyalarına dair yanıtlar alınmıştır. İÇERİK Bireyleri  tanıma   tekniklerinden  birisi  de  projektif (yansıtmalı) bir teknik olan cümle tamamlama  ile veri toplamaktır. “Projeksiyon”  sözcüğü  Freud  tarafından ortaya konmuştur.  “Projektif  testler” deyimi  ilk  kez 1939  yılında  Amerikalı  psikolog  Lawrance  K. Frank

okumak için tıklayınız

EVLİLİK TİPLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

ÖZET Evlilik, bireyci topluluklarda ve toplulukçu toplumlarda evlilik ve evlilik tiplerinden söz edilmiş, eşinizle aranız nasıl testi ile yazı sonlanmıştır İÇERİK Evlilik  : İnsan yaşamını pek çok yönüyle etkileyen evlilik kurumu, yaklaşık 4000 yıllık bir tarihe sahiptir. Tarihte bilinen en eski evlilik belgesi ise Yahudilere ait olan ve Aramca yazılmış

okumak için tıklayınız

2026 Güncel Hurda Fiyatı Listesi

2026 yılına girerken hurda fiyatları her zamankinden daha fazla merak ediliyor. İnşaat sektöründen sanayi üretimine, küçük esnaftan büyük fabrikalara kadar herkesin gözü hurda piyasasında. Çünkü hurda dediğimiz şey, aslında ekonominin nabzını tutan önemli bir göstergedir. Döviz kuru, emtia borsaları, arz-talep dengesi… Hepsi hurda piyasasını doğrudan etkiler. Biz bu yazıda 2026

okumak için tıklayınız

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ndeki en güçlü kavramlardan biri olan INTERREGNUM çağında mıyız?

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri (Quaderni del carcere) içinde formüle ettiği en çarpıcı gözlemlerden biri olan Interregnum (Fetret Devri), tarihsel bir tıkanıklığı ve bu tıkanıklığın yarattığı “canavarlıklar” dönemini betimler. Gramsci bu durumu şu ünlü pasajla tarif eder: “Eski dünya ölüyor, yenisi ise bir türlü doğamıyor; bu alacakaranlıkta (interregnum) çok çeşitli hastalık belirtileri [canavarlıklar] ortaya çıkar” (Gramsci, Selections from

okumak için tıklayınız

Bütün Şiirleri (Dol Karabakır Dol) – Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-1975); İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde (şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi, Paris dönüşündeyse, aynı kurumda öğretim üyesi oldu. Dol Karabakır Dol’daysa, Eyüboğlu’nun Yaradana Mektuplar’dan Karadut şiir ve resimlerine, Tuz’dan Yayımlanmamış Şiirlerine, Halk Edebiyatından özgün biçimde beslendiği sanatının bütün şiir verimi yer

okumak için tıklayınız

Çıkar ile vicdan çatıştığında insan hangisini seçmeye daha yatkındır?

İnsan davranışları üzerine yapılan psikolojik ve nörobiyolojik araştırmalar, çıkar (self-interest) ile vicdan (moral conscience) arasındaki çatışmanın, basit bir “iyi-kötü” seçiminden ziyade, karmaşık bir bilişsel süreç olduğunu ortaya koymaktadır. Bilimsel literatür, insanın bu çatışmada hangi tarafı seçeceğinin bağlama, nörolojik aktiviteye ve rasyonalizasyon mekanizmalarına bağlı olduğunu gösterir. Bu ikilemin dinamikleri üç ana bilimsel çerçevede

okumak için tıklayınız

“Eğer havaya atılan bir taş düşünebilseydi, kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı.” Spinoza’nın bu düşüncesi özgür iradeye yöneltilmiş bir eleştiri midir? 

Spinoza’nın Ethica adlı eserinde (ve özellikle mektuplarında) yer verdiği bu taş metaforu, felsefe tarihinde özgür iradeillüzyonuna yönelik yapılmış en radikal ve en etkili eleştirilerden biridir. Bu düşünce, insanın kendi eylemlerinin nedenlerinden habersiz olduğu sürece kendini “özgür” sandığı tezine dayanır. 1. Spinoza ve “Özgürlük” Yanılsaması Spinoza’ya göre evren, katı bir determinizm (belirlenimcilik) ile yönetilir.

okumak için tıklayınız

Winnicott’a Göre Jung İle Freud Arasındaki Kopuşun Nedenleri

D.W. Winnicott, Jung’un otobiyografisi Anılar, Düşler, Düşünceler üzerine yazdığı eleştiride, Jung ile Freud arasındaki kopuşu entelektüel bir anlaşmazlıktan ziyade, Jung’un kendi ruh sağlığını koruma zorunluluğuna dayanan klinik bir nedensellikle açıklar. Winnicott’un analizine göre bu kopuşun temel dinamikleri şunlardır: 1. “Psikotik” ve “Nevrotik” Zemin Farkı Winnicott’a göre Freud ve Jung, temelde

okumak için tıklayınız

Su Gittiğinde Susanlar: Fontamara’dan Türkiye’ye – Luna Madanoğlu

Değerli bir arkadaşım ile sohbet ederken Fontamara’yı keşfettim.. Fontamara, bana kalırsa bir köy hikâyesi değil.Bir suskunluk hikâyesi.Fontamara’da insanlar konuşmayı bilmiyorlar, çünkü konuşmanın bir karşılığı yok. Ne söylesen boşluğa düşüyor. Su hakları ellerinden alınıyor, toprakları kandırılarak çalınıyor, yasa denilen şey hep başkaları için çalışıyor. Onlar ise hâlâ “belki yanlış anlamışızdır” diye

okumak için tıklayınız

Jung’un “Yeniliği” Bir Bilimsel Devrim mi, Yoksa Parçalanmış Bir Ruhun Hayatta Kalma Kılavuzu mu?

Carl Gustav Jung dendiğinde aklımıza ne gelir? Bilge bir şifacı, arketiplerin kâşifi, ruhun derinliklerine inen cesur bir kahraman mı? Belki de bu romantik tabloyu biraz kazımanın ve “Jung”un ardındaki gerçeğe, yani o dönemin ruhuna ve Jung’un kendi ruhsal patolojisine bakmanın zamanı gelmiştir. Jung’un psikiyatriye getirdiği “yenilik” olarak gördüğümüz şeyler –Kolektif

okumak için tıklayınız

Jung ve İlk Psikiyatrik Çalışmaları

Jung’un Zürih’teki Burghölzli Akıl Hastanesi’nde 1900 yılında başlayan asistanlığı ve ardından gelen ilk psikiyatrik çalışmaları, dönemin yerleşik psikiyatri anlayışından radikal bir kopuşu ve hastanın iç dünyasını anlamaya yönelik yeni yöntemlerin geliştirilmesini kapsar. 1. Literatürü Tarama ve Gözlem Dönemi Jung, 1900 yılının Aralık ayında göreve başladığında, kendini adeta bir “dünya manastırına”

okumak için tıklayınız

Jung’un Parapiskoloji, Okültizm, Simya, Gnostisizm ve Astrolojiyle İlişkisi Nasıl Başlamıştır ?

Jung’un parapsikoloji, okültizm, simya, astroloji ve mistisizm gibi “bilim dışı” görülen alanlara olan ilgisi, çocukluğundaki açıklanamayan deneyimlerden başlayıp, üniversite yıllarındaki somut olaylarla pekişen ve olgunluk döneminde tarihsel/psikolojik bir zemine oturan ömür boyu süren bir araştırmadır. 1. Parapsikoloji ve Okültizm: Üniversite Yılları ve “Poltergeist” Olayları Jung’un bu konulara bilimsel merakı üniversite

okumak için tıklayınız

Jung ve Nietzsche

Jung’un Nietzsche okumaları ve ona dair değerlendirmeleri, hayranlık, korku ve derin bir psikolojik analizin iç içe geçtiği karmaşık bir süreci yansıtır. Jung, Nietzsche’yi kendisi için hem bir “paralel kader” hem de büyük bir “uyarı levhası” olarak görmüştür. Jung’un Nietzsche ile ilgili deneyimi ve değerlendirmeleri şu başlıklar altında toplanabilir: 1. Başlangıçtaki

okumak için tıklayınız

Genç Jung’un Yol Ayrımı: Üniversite Yılları, Yoksulluk ve Ruhların Peşinde

Carl Gustav Jung dendiğinde aklımıza genellikle yaşlı, bilge, pipo içen ve insan ruhunun derinliklerini çözen o ikonik figür gelir. Ancak Jung her zaman böyle değildi. 19. yüzyılın sonlarında Basel Üniversitesi’nin koridorlarında dolaşan Jung; parasızlık çeken, geleceği hakkında kararsız ve içinde taşıdığı iki farklı kişilikle boğuşan genç bir öğrenciydi. Bu yazıda,

okumak için tıklayınız

Bodrum Transfer Hizmeti ile Vip Yolculuğa Adım Atın

Bodrum’a geldiğiniz anda sizi sıradan bir ulaşım hizmeti değil, tamamen size özel planlanmış bir yolculuk karşılasın istiyoruz. Bodrum’un yerel firması olarak uzun yıllardır bu bölgede hizmet veriyor, misafirlerimize yalnızca bir araç değil, güvenli ve konforlu bir transfer deneyimi sunuyoruz. Özellikle Bodrum Havalimanı transfer hizmetimiz ile Milas–Bodrum Havalimanı’ndan itibaren tüm süreci sizin adınıza

okumak için tıklayınız

İYİLİK HALİNİN BOYUTLARI / Psk. Banu Beyaz

“Wellness” kelime karşılığı olarak “iyi oluş” “esenlik” terimleri ile açıklanmış fakat uluslararası açıklamalarda iyilik hali “Well Being” olarak tanımlanmıştır. “Bireyin kendi ve sosyal çevresinde fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüğü ile en üst düzeyde sağlıklı yaşam tarzını benimsemesi” tanımı alan yazında kabul gören iyilik hali tanımı olmaktadır (Myers, vd., 2000). Yaşadığımız

okumak için tıklayınız

OLUMLU SOSYAL DAVRANIŞ (PROSOSYAL DAVRANIŞ) -PSK. BANU BEYAZ

Davranış  kavramı organizmayı bedensel ve zihinsel olarak etkileyen uyarıcılara karşı verdiği tepkiler olarak ele alınabilir ve kişinin bütün yaşamını kapsar. Davranış canlı olmakla yaşamakla özdeştir. (Eroğlu, 1998, s. 13; Karaduman, 2013, s. 56) Aristo’nun deyimiyle sosyal bir varlık olan insan, tarihin en eski çağlarından bu yana sosyal birliktelikler kurmuş ve oluşturduğu

okumak için tıklayınız

Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük katliam kampı Auschwitz’den Alman halkının haberi var mıydı?

Nazi Almanyası’nda sıradan Alman vatandaşlarının Holokost’tan, özellikle de Auschwitz-Birkenau gibi imha kamplarından ne ölçüde haberdar olduğu, tarihçiler arasında “kolektif suçluluk” ve “kamusal bilgi” ekseninde en çok tartışılan konulardan biridir. Bu durumun analizi; propaganda, sosyal psikoloji ve devlet terörünün iç içe geçtiği karmaşık bir yapıyı ortaya koyar. Alman halkının bu süreçteki

okumak için tıklayınız

Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri İle Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim – Banu Beyaz

Bu çalışmada literatürden hareketle ahlak, ahlaki gelişim, ahlaki evre, ahlaki ikilem kavramları açıklanmış daha sonra Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri tanıtılmış, kendisinin de araştırmalarında kullandığı meşhur eczacı ikilemi üniversite öğrencileri ile çalışılmış, dört olgunun yanıtlarından örnekler verilmiş, değerler ve ahlaki gelişimi özendirme yolları üzerinde durularak yazı sonuçlandırılmıştır. Ahlak, Latince kökenli “moral”

okumak için tıklayınız

Bir halk kendini “özel”, “seçilmiş”, “haklı” görmeye başlarsa ne olur?

Toplulukların kendilerini “özel”, “seçilmiş” veya “mutlak haklı” olarak tanımlamaları, bireysel kimliğin ötesinde kolektif bir bilinç inşa eder. Bu bilinç, dayanışmayı güçlendirebildiği gibi, dışlayıcılık, ahlaki üstünlük yanılsaması ve sistematik şiddet üretme potansiyeli de taşır. 1. Kavramsal Çerçeve Bir halkın kendini “özel” veya “seçilmiş” görmesi, sosyolojide kolektif üstünlük inancı olarak ele alınır. Bu, grubun

okumak için tıklayınız

D.W. Winnicott’un, C.G. Jung’u Analizi

Winnicott, Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler Adlı otobiyografisini inceler ve. International Journal of Psycho-Analysis’teki (1964) eleştiri yazısı yazar. Bu yazıda Winnicott, Jung’un yaşamını ve teorisini psikanalitik bir perspektifle, özellikle nesne ilişkileri kuramı üzerinden radikal bir şekilde yeniden yorumlar. Winnicott’un Jung analizindeki temel saptamalar ve bunların nedensellik bağları şu başlıklar altında toplanabilir:

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung’un 1 ve 2 Numaralı Kişiliklerinin Psikodinamiği

Jung’un “Anılar, Düşler, Düşünceler” adlı otobiyografisinde ve Winnicott’un analizinde detaylandırıldığı üzere, Jung’un 1 ve 2 Numaralı kişilikleri birbirine zıt karakter özelliklerine, ilgi alanlarına ve zaman algılarına sahipti. Jung, bu iki kişiliğin iç dünyasında neler yaptığını ve nasıl hissettiğini şu şekilde tanımlar: 1 Numaralı Kişilik: “Okul Çocuğu ve Günlük Benlik” 1

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Anne ve Babasının Psikodinamiği

Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler adlı otobiyografisi ve D.W. Winnicott’un Jung’a dair yazdığı eseri incelediği psikanalitik eleştirisi ışığında; Jung’un anne ve babasının psikodinamiği, ebeveynlerin kendi içsel çatışmalarının Jung’un kişiliğinde nasıl bir bölünmeye ve sonrasında bir iyileşme çabasına yol açtığı üzerinden yorumlanabilir. 1. Anne Figürü: İkili Kişilik ve Depresyon Jung’un annesi Emilie

okumak için tıklayınız

Hastalığın ‘İkincil Kazançları’ Kavramı Jung’un Nevroz Analizinde Ne Anlama Geliyor?

Jung’un kendi yaşam öyküsünde ve nevroz analizinde “ikincil kazançlar”, hastalığın kişiye sağladığı “gerçeklikten kaçış” olanağını ve sorumluluklardan sıyrılma avantajını ifade eder. Jung, bu kavramı çocukluğunda yaşadığı ve “nevrozun ne olduğunu öğrendiği” bayılma nöbetleri deneyimi üzerinden somutlaştırır. Jung’un deneyimine göre ikincil kazançların işleyişi şöyledir: Özetle, Jung için nevrozun ikincil kazancı, kişinin

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluğunda Yaşadığı Bayılmaların Nedeni Neydi ?

Jung’un on iki yaşında yaşadığı bayılma nöbetlerini yenme süreci ve bu süreçten çıkardığı dersler, onun karakter gelişiminde ve psikolojiye dair ilk kavrayışlarında kritik bir rol oynamıştır. Bayılma Nöbetlerini Nasıl Yendi? Jung’un nöbetleri yenmesi, dışsal bir tedaviyle değil, kendi iradesiyle ve gerçeklikle sert bir şekilde yüzleşmesiyle gerçekleşmiştir: Neler Öğrendi? Bu deneyim,

okumak için tıklayınız

C.G. Jung’un Erken Çocukluk Deneyimleri

C.G. Jung’un Anılar, Düşler, Düşünceler adlı otobiyografik eserine ve D.W. Winnicott’un incelemesine dayanarak; Jung’un doğumu, bebekliği, çocukluğu ve ergenlik döneminde yaşadığı önemli olaylar ve içsel deneyimler kronolojik bir akışla aşağıda sunulmuştur: 1. Doğum ve Bebeklik (1875 – 1878) 2. Erken Çocukluk (3 – 6 Yaş) 3. Okul Çağı ve Oyunlar

okumak için tıklayınız

Goethe’nin Faust Eseri, Jung’u Nasıl Etkiledi ?

Goethe’nin Faust eseri, Jung’un “1 No” ve “2 No”lu kişilikleri arasında yaşadığı gerilim ve yabancılaşma hissi için “mucizevi bir merhem” işlevi görerek iyileştirici bir rol oynamıştır. Bu iyileşme süreci şu temel faktörlerle gerçekleşmiştir: 1. Yalnızlık Duygusunun Sona Ermesi ve Aidiyet Jung, Faust‘u okuduğunda, bu eserin Goethe’nin kendi “2 numaralı kişiliğinin”

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluğunda ve Gençliğinde Deneyimlediği “1 No” ve “2 No”lu Kişilikler, Onun Analitik Psikoloji Teorisini Nasıl Etkiledi ?

Jung’un çocukluğunda ve gençliğinde deneyimlediği “1 No” ve “2 No”lu kişilikler, onun analitik psikoloji teorisinin temel yapı taşlarını, özellikle Ego, Bilinçdışı, Benlik (Self) ve Kişileşme (Individuation) kavramlarını doğrudan şekillendirmiştir. Bu kişisel bölünme, sadece biyografik bir detay değil, teorisinin deneysel zeminidir. Bu iki kişiliğin Jung’un teorisine yansımaları şu başlıklar altında özetlenebilir:

okumak için tıklayınız

Carl G. Jung’un “1 No.” ve “2 No.” Olarak Adlandırdığı Kişilikleri

Jung’un “1 No.” ve “2 No.” olarak adlandırdığı kişilikleri arasındaki çatışma, bir tarafın diğerini yok etmesiyle değil, Jung’un bu iki kişiliğin işlevlerini anlaması, onları birbirinden ayırması ve yaşamının ilerleyen dönemlerinde bütünleştirmesiyle çözüme kavuşmuştur. 1. Belirleyici Rüya ve 1 Numaranın Seçilmesi Çatışmanın çözümündeki dönüm noktası, Jung’un gördüğü kritik bir rüyadır. Rüyasında

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’un Çocukluk ve Eğitim Yılları

Carl Gustav Jung’un çocukluk ve eğitim yılları, onun iç dünyasında derin bir bölünmüşlük, yalnızlık ve anlam arayışı olarak yankı bulmuştur. Bu dönemler, onun ileride geliştireceği psikolojik kuramların temelini oluşturan deneyimlerle doludur. Jung’un bu yıllardaki içsel yansımaları şu başlıklar altında toplanabilir: 1. İki Farklı Kişiliğin Ortaya Çıkışı (1 No. ve 2

okumak için tıklayınız

Jean Valjean: Kahraman mı, Yoksa Sürekli Kendini İnşa Eden Sıradan Bir Özne mi?

Victor Hugo’nun Les Misérables (Sefiller) adlı romanının merkezinde yer alan Jean Valjean, Batı edebiyatında en güçlü ahlaki dönüşüm figürlerinden biridir. Valjean çoğu zaman “erdemli kahraman” olarak okunur. Ancak bu okuma, karakterin esas yapısını eksik bırakır. Valjean’ı klasik epik kahraman kalıplarına yerleştirmek yerine, onu modern anlamda kendini inşa eden etik bir özne olarak değerlendirmek daha

okumak için tıklayınız

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Fiyatları – quicksigorta.com

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Nedir? Tamamlayıcı Sağlık sigortası, mevcut Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) sigortanızı tamamlamak amacıyla oluşturulmuş özel bir sağlık sigortası türüdür. Bu sigorta türü, SGK’nın karşıladığı hizmetlerin dışında kalan veya SGK kapsamında olan hizmetlerin fark ücretlerini karşılayan bir yapıya sahiptir. Özellikle özel hastanelerde muayene, test ve tedavi gibi sağlık hizmetlerinden

okumak için tıklayınız

Vladimir Mayakovski “Sokaklar fırça, alanlar paletimizdir”

“Çağdaşlarından yüz bulmuş budala tarihçiler şunu yazsınlar varsın: Bu ilginç ozanın hiç de ilginç olmayan bir yaşam öyküsü var.”  Vladimir Mayakovski (1) (*) Geleneksel Rus şiirine savaş açmış, yeni öz ve biçim anlayışı ile alışılagelmişi altüst eden, değişebilen ve değiştiren bir ozandır Mayakovski. Öfkeli politik dilinin yanı sıra en duygulu

okumak için tıklayınız

Savaş ve Barış’ta Tarih ve İrade Problemi: Prens Andrey Bolkonski ile Piyer Bezuhov’un Diyalogları Üzerinden Bir İnceleme

Lev Tolstoy’un Savaş ve Barış adlı romanı yalnızca bir tarihsel anlatı değil, aynı zamanda tarihin nasıl oluştuğu ve insan iradesinin bu süreçteki rolü üzerine felsefi bir sorgulamadır. Romanın merkez karakterlerinden Prens Andrey Bolkonski ile Piyer Bezuhov arasındaki diyaloglar, bu sorgulamanın kuramsal taşıyıcısıdır. Bu makale, Andrey ve Piyer’in tarih, bireysel irade, zorunluluk ve

okumak için tıklayınız