30 Temmuz 2026

Odysseus’un “Hiç Kimse” (Outis) Hilesi: Homeros’un Odysseia Destanındaki En Ünlü Kelime Oyunu

Odysseia, yalnızca kahramanlık hikâyeleri anlatan bir destan değildir. Aynı zamanda zekâ, dil ve kimlik üzerine kurulmuş çok katmanlı bir anlatıdır. Destanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Odysseus’un tek gözlü dev Polyphemos ile karşılaştığı sahnedir. Bu bölümde Odysseus, kaba kuvvet yerine dili stratejik bir araç olarak kullanır. Dev, ona adını sorduğunda Odysseus gerçek kimliğini açıklamaz; bunun

devamını oku

Odysseia’da Flashback (Geriye Dönüş) Tekniği: Dünya Edebiyatında Anlatı Kurgusunun Dönüm Noktası

Odysseia, yalnızca Antik Yunan edebiyatının değil, dünya edebiyatının da en etkili eserlerinden biridir. Destan, Truva Savaşı’nın ardından kahraman Odysseus’un İthaka’ya dönüş yolculuğunu konu alır. Ancak Homeros bu hikâyeyi doğrusal bir zaman çizgisi üzerinde anlatmaz. Aksine, olay örgüsünü bilinçli biçimde parçalar ve geçmişte yaşanan olayları kahramanın anlatımıyla yeniden kurar. Bu nedenle birçok edebiyat kuramcısı, Odysseia‘yı dünya

devamını oku

İntikam Tutumları Olgusu – Psk. Banu Beyaz

İnsanlar yaşadıkları sosyal çevrelerinde zaman zaman anlaşmazlık, haksızlık, adaletsizlik, küçük görme, suç mağduru olma gibi durumlarla karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu durumlara verilen tepkilerin başında da intikam hissi gelmektedir. Temel anlamıyla intikam, zarar veren kişinin zarar görmesi ve bedel ödeyip cezalandırılmasıdır. (Satıcı, Can, & Akın, 2015, s. 37; Akt. Erdoğan;2023)  Toplumda yaşayan bireyler suç işleyen birinin

devamını oku

SOSYAL ADALET – PSK. BANU BEYAZ

“Sosyal adalet” terimi ilk olarak 1840 yılında İtalyan Katolik rahip Cizvit Luigi Taparelli tarafından kullanılmıştır ve iyiye yönelik eylemleri, haksız muameleyi düzeltmeyi içeren bir erdem olarak tanımlamıştır. (Buettner Schmidt, 2012) Sosyal adalet kavramı için farklı tanımlar mevcuttur. Bunun sebebi, sosyal adaletin bir süreç olması, sınırlandırılamaması ve ulaşılmak istenen, olması gereken bir ideal olarak kabul edilmesidir.

devamını oku

GELECEK KAYGISI – PSK. BANU BEYAZ

Kaygı kelime kökeni itibari ile Latince’de ‘ango’ (kısıtlamak) fiilinden türemiştir. ‘Angustus’ (dar) kelimesi ile aynı köktendir. Bu sebeple pek çok dilde dar görüşlülük, kısıtlayıcı düşünce anlamına gelen farklı ifadelerle anlatılmaya çalışılmıştır. (Crocq, 2015). 19. yüzyılın yarısından itibaren ‘anksiyete nevrozu’ terimi yavaş yavaş kullanılmaya başlanmıştır. Kaygı, bireyin geleceğe yönelik tehdit algısına verdiği bilişsel, duygusal ve davranışsal

devamını oku

Romalılar tarafından şehirleri yakılıp yıkılan Numantialıların destansı direnişi

ROMALILAR YENİLMEYE ALIŞIKTI. Tarihteki çoğu büyük imparatorluğun yöneticileri gibi üst üste pek çok muharebe kaybedip yine de savaşı kazanabiliyorlardı. Aldığı darbeyi hazmedip ayakta kalamayan bir imparatorluk zaten imparatorluk sayılamaz. Fakat Romalılar bile MÖ 2. yüzyılda kuzey Iberya’dan gelen haberleri kolayca hazmedemezdi. Adanın yerlisi Keltlerin yoğun olarak bulunduğu Numantia adındaki küçük ve önemsiz bir dağ kasabası,

devamını oku

1755 Lizbon Depremi: Voltaire ve Rousseau’nun Felsefi Tartışması

1 Kasım 1755 tarihinde, Katolik dünyasının Azizler Günü kutlamaları sırasında meydana gelen 1755 Lizbon Depremi, yalnızca Portekiz tarihinin en yıkıcı doğal afetlerinden biri olmadı. Aynı zamanda Avrupa düşünce tarihinin yönünü değiştiren olaylardan biri hâline geldi. Deprem, ardından gelen tsunami ve yangınlar nedeniyle on binlerce insan yaşamını yitirdi. Ancak felaketin etkisi fiziksel yıkımla sınırlı kalmadı. Olay, Aydınlanma Çağı’nın temel

devamını oku

Candide’de Voltaire’in Leibniz Eleştirisi: İyimserlikten Gerçekçiliğe Uzanan Yol

Voltaire, 1759 yılında yayımladığı Candide ou l’Optimisme (Candide ya da İyimserlik) ile yalnızca bir macera romanı yazmadı; aynı zamanda Aydınlanma Çağı’nın en etkili felsefi hicivlerinden birini ortaya koydu. Roman, görünürde genç Candide’in yolculuğunu anlatırken, gerçekte dönemin metafizik iyimserlik anlayışını sert bir eleştiriye tabi tutar. Özellikle Gottfried Wilhelm Leibniz ve onun fikirlerini sistemleştiren Christian Wolff, Voltaire’in eleştirisinin merkezinde

devamını oku

Voltaire Gerçekten Günde 40–50 Fincan Kahve mi İçiyordu? Tarihsel Kaynaklar Ne Söylüyor?

Voltaire, yalnızca Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden biri değil, aynı zamanda kahve tutkusu ile de tarihe geçen isimlerden biridir. Hakkında en sık tekrarlanan rivayetlerden biri, günde 40 ila 50 fincan kahve tükettiği ve kahvesini çoğu zaman çikolata ile karıştırarak içtiği yönündedir. Dahası, doktorlarının bu alışkanlığın ömrünü kısaltacağı yönündeki uyarılarına rağmen 83 yaşına kadar yaşamış olması, bu anlatıyı daha da

devamını oku

Voltaire Neden Gizlice Gömüldü? Ölümü, Defni ve Panthéon’a Taşınmasının Tarihsel Öyküsü

Voltaire, Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden biri olarak dinî hoşgörü, ifade özgürlüğü ve akılcılığı savunmuş; buna karşılık Kilise’nin dogmatik yapısını sert biçimde eleştirmiştir. Bu eleştiriler, yalnızca yaşadığı dönemde tartışmalara yol açmakla kalmamış, ölümünden sonra cenazesinin nasıl defnedileceği konusunda da ciddi bir kriz yaratmıştır. 1778 yılında öldüğünde Katolik Kilisesi’nin cenaze uygulamalarından yararlanmasına izin verilmemiştir. Bunun üzerine

devamını oku

Voltaire Fransız Piyangosunu Nasıl “Hackledi”? Matematik, Olasılık ve Tarihin En Ünlü Finansal Açıklarından Biri

Voltaire, Aydınlanma Çağı’nın en önemli düşünürlerinden biri olarak tanınır. Edebiyat, felsefe ve siyaset alanındaki eserleriyle ün kazanan Voltaire’in daha az bilinen yönlerinden biri ise finansal zekâsıdır. Yaygın bir anlatıya göre Voltaire, Fransız ulusal piyangosunu “hackleyerek” büyük bir servet elde etmiştir. Elbette burada “hacklemek” sözcüğü, günümüzdeki bilgisayar korsanlığı anlamında değil; piyango sistemindeki matematiksel bir tasarım hatasını

devamını oku

Voltaire’in En Meşhur Sözü Gerçekten Ona mı Ait? Yanlış Atfın Tarihi ve Kaynağı

Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden biri olan Voltaire, ifade özgürlüğü, dinî hoşgörü ve akılcılık üzerine geliştirdiği fikirlerle modern demokrasinin entelektüel temellerine önemli katkılar sunmuştur. Bununla birlikte, günümüzde Voltaire’in adıyla özdeşleşen en ünlü sözlerden biri gerçekte ona ait değildir: “Fikirlerinize katılmıyorum ama onları ifade etme hakkınızı sonuna kadar savunacağım.” Bu ifade, kitaplarda, gazetelerde, akademik olmayan yayınlarda

devamını oku

Goethe’nin Faust Eseri, Jung’u Nasıl Etkiledi ?

Goethe’nin Faust eseri, Jung’un “1 No” ve “2 No”lu kişilikleri arasında yaşadığı gerilim ve yabancılaşma hissi için “mucizevi bir merhem” işlevi görerek iyileştirici bir rol oynamıştır. Ayrıca, bu iyileşme süreci şu temel faktörlerle gerçekleşmiştir ve bütün bu süreçte Faust önemli bir köprü görevi üstlenmiştir: 1. Yalnızlık Duygusunun Sona Ermesi ve Aidiyet Jung, Faust‘u okuduğunda, bu

devamını oku

Jean-Jacques Rousseau: Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

devamını oku

“Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.” Nazım Hikmet

Zafere Dair Korkunç ellerinle bastırıp yaranı dudaklarını kanatarak dayanılmakta ağrıya. Şimdi çıplak ve merhametsiz bir çığlık oldu ümid… Ve zafer artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp koparılacaktır… Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor. Düşman haşin zalim ve kurnaz. Ölüyor çarpışarak insanlarımız – halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı – ölüyor insanlarımız – ne kadar çok –

devamını oku

Nazım Hikmet’in “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?” sorusuna Abidin Dino’nun “Mutluluğun Şiiri”yle yanıtı

Nazım Hikmet’in Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin?”dizesiyle sorması üzerine Abidin Dino belki mutluluğun resmini yapamadı ama yazdığı şiiriyle mutluluğu anlatmaya çalıştı. Nâzım Hikmet, tüm dünyada ilgiyle takip edilen, yeni bir düzen kurma çabası içindeki Küba’ya adımını atar. Tarih 1961 yılının Mayıs ayıdır. Dünya tarihine geçecek olan Domuzlar Körfezi çıkarmasının üzerinden

devamını oku

Ayn Rand’ın Pul Koleksiyonu

Ayn Rand (1905–1982), çoğunlukla romanları (The Fountainhead, Atlas Shrugged) ve geliştirdiği Objektivizm felsefesiyle tanınır. Ancak daha az bilinen yönlerinden biri de yaşamının son dönemlerinde büyük bir tutkuyla sürdürdüğü pul koleksiyonculuğudur (filateli). Rand, pul toplamayı yalnızca boş zaman etkinliği olarak değil; insan aklının, üretiminin ve uluslararası işbirliğinin somut bir ifadesi olarak değerlendirmiştir. 1971 yılında yayımlanan “Why

devamını oku

Yaşam Kalitesinin Tanımı ve Boyutları – Psk. Banu Beyaz

Yaşam kalitesi hakkında birçok tanım yapılmakla beraber (Boylu, 2007) günümüz itibariyle tüm bilimler tarafından kabul görülebilecek ortak bir tanımı bulunmamaktadır. (Bilir ve diğerleri, 2005). Fakat yapılmış olan bütün tanımlarda ortak paydanın insan ve onun subjektif değerlendirmeleri olduğu görülmektedir. (Paçacıoğlu ve Boylu, 2016). Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu tanıma göre ise yaşam kalitesi “bireylerin içinde olduğu

devamını oku

Nietzsche’ye göre ‘Efendi Ahlakı’nı ‘Köle Ahlakı’ndan ayıran temel psikolojik itki nedir? 

Friedrich Nietzsche’nin ahlak felsefesindeki en önemli kavramlardan biri, efendi ahlakı (Herrenmoral) ve köle ahlakı(Sklavenmoral) ayrımıdır. Nietzsche bu ayrımı özellikle Ahlakın Soykütüğü Üzerine (Zur Genealogie der Moral, 1887) adlı eserinde geliştirmiştir. Ona göre ahlaki değerler evrensel ve değişmez değildir; belirli tarihsel, toplumsal ve psikolojik süreçlerin ürünüdür. Bu bağlamda efendi ahlakı ile köle ahlakını birbirinden ayıran temel unsur, insanların yaşam karşısındaki psikolojik

devamını oku

Gogol’un Kahramanlarındaki Yozlaşma ve Ahlaki Çöküşe Bir Bakış

Yozlaşmanın Toplumsal ve Bireysel Kökenleri Nikolay Gogol’ün eserlerinde yozlaşma, bireysel ve toplumsal düzeyde karmaşık bir olgu olarak ele alınır. Yozlaşma, bürokratik sistemlerin işleyişindeki aksaklıklar ve bireylerin bu sistemler içindeki davranışlarıyla şekillenir. Özellikle devlet kurumlarının hantal yapısı, bireyleri etik dışı davranışlara yönlendirir. Bu süreç, insan doğasının pragmatik çıkarlar peşinde koşarken ahlaki ilkelerden uzaklaşmasını yansıtır. Felsefi açıdan,

devamını oku