Yatırım Fonları İçin Doğru Tercih Nasıl Yapılır?

Yatırım yapmak, finansal geleceğinizi güçlendirmenin en etkili yollarından biridir. Ancak piyasanın karmaşık yapısı içinde doğru varlığı seçmek, riskleri dengelemek ve uzun vadeli bir strateji oluşturmak uzmanlık gerektirir. İşte bu noktada yatırım fonları devreye girer: hem deneyimsiz hem de kurumsal yatırımcılar için güvenilir, çeşitlendirilmiş ve profesyonelce yönetilen bir araç. Bu kapsamlı rehberde yatırım fonu nedir, türleri nelerdir, nasıl

okumak için tıklayınız

Turist  Tipolojileri

Turist tipolojilerinin belirlenmesinde etkili olan çeşitli özellikler bulunmaktadır. Bunlar arasında tanımlayıcı bilgiler (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu), aile hayatı, yaşam koşulları ve ait olunan sosyal sınıflar, seyahat motivasyonları ile bilgi, iletişim ve teknoloji unsurları yer almaktadır. Bu faktörler, turistin bir turizm ürünü ya da hizmetini satın alma davranışını ve tipolojik özelliklerinin oluşumunu etkileyen önemli

okumak için tıklayınız

Asiler Otobüsü – John Steinbeck

John Steinbeck tarafından 1947’de yayımlanan Asiler Otobüsü, II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan toplumunun dönüşümünü yansıtan önemli bir romandır. Steinbeck’in erken dönem eserlerindeki (örneğin Gazap Üzümleri) toplumsal gerçekçilik bu romanda daha mikro ölçekte, bireylerin iç dünyaları üzerinden işlenir. Roman, Kaliforniya’da bir otobüs yolculuğu etrafında şekillenen kapalı mekân anlatısıdır. Bu yönüyle klasik “yol romanı” formunu kullanırken aynı

okumak için tıklayınız

Sıradan Bir Hikâye – İvan Gonçarov

İvan Gonçarov’un 1847 yılında yayımlanan ilk romanı Sıradan Bir Hikâye, 19. yüzyıl Rus edebiyatında romantizmden realizme geçişin erken ve önemli örneklerinden biridir. Eser, bireyin hayalleri ile toplumsal gerçeklik arasındaki gerilim üzerinden hem psikolojik hem de sosyolojik bir çözümleme sunar. Bu yönüyle roman, yalnızca bir bireyin “olgunlaşma hikâyesi” değil, aynı zamanda dönemin Rus toplumunun dönüşümüne dair

okumak için tıklayınız

Tolstoy, Savaş ve Barış romanında Napolyon Bonapart karakteri üzerinden iktidarın sınırlarını nasıl gösterir?

Savaş ve Barış’ta Lev Tolstoy, Napolyon Bonapart karakteri üzerinden iktidarın sınırlarını sorgulayan özgün bir tarih ve güç kuramı geliştirir. Bu kuram, “büyük adamlar tarihi” anlayışına karşı çıkarak, tarihsel süreçlerin tekil liderlerin iradesiyle değil, çok sayıda bireyin kolektif eylemleri ve zorunluluklar ağıyla belirlendiğini ileri sürer. Tolstoy’un anlatısında Napolyon, mutlak iktidarın temsilcisi olmaktan ziyade, iktidarın yanılsamasını somutlaştıran

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında iktidar, bireysel irade ile tarihsel determinizm arasında nasıl konumlandırılır?

Savaş ve Barış bağlamında iktidar kavramı, klasik tarih yazımının “büyük adamlar” merkezli açıklamalarına karşı geliştirilen özgün bir tarih felsefesi içinde ele alınır. Lev Tolstoy, bireysel irade ile tarihsel determinizm arasındaki gerilimi çözmeye çalışırken iktidarı, görünürde bireylerin elinde bulunan ancak gerçekte sayısız nedensel etkenin kesişiminde ortaya çıkan bir olgu olarak konumlandırır. 1. Kuramsal Çerçeve: İrade ve

okumak için tıklayınız

YAŞLI… EVDE BAKIM…BAKIM VEREN… BAKIM YÜKÜ VE HASTA …

ÖZET Bu yazıda yaşlı, evde bakım , bakım yükü , bakım veren ve hasta ile ilgili olarak, emek veren çalışmacıların tezleri incelenerek derleme yapılmıştır İÇERİK Yaşlılık, insan yaşamının en duyarlı ve kaçınılmaz dönemidir . Dünya Sağlık Örgütü Psikogeriatri Bilim Grubunun ‘ geçmiş dönemlere göre fiziksel ve zihinsel yetersizliklerin belirginleştiği’ ve “çevresel faktörlere uyum sağlayabilme yeteneğinin

okumak için tıklayınız

Gökyüzünde Direnenler, Yeryüzünde Bombalar: Savaşa Hayır! – Luna Madanoğlu

1970’ler… Dawson’s Field. Leila Khaled bir uçağın içinde, ellerinde cesaret ve öfke ile tarih yazıyordu. Bu sadece bir uçak kaçırma eylemi değildi; işgal altındaki Filistin halkının haklı direnişinin sembolü gökyüzüne fırlatılıyordu. PFLP, Marksist-Leninist ideolojisiyle hem İsrail işgaline hem de ABD ve Batı’nın politikalarına meydan okuyordu. George Habash gibi liderler, askeri direnişi stratejik bir etik çerçeveye

okumak için tıklayınız

İrrasyonel Besin İnançları Ölçeğinin Tanıtılması

Beslenme alışkanlıklarınız akılcı mı (rasyonel) yoksa akılcı değil (İrrasyonel) mi? İrrasyonel Besin İnançları Ölçeği bireylerin yeme davranışlarını belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Osberg ve arkadaşları 2006 yılında bulimia nervoza gibi yeme bozukluklarının oluşmasında ve korunmasında mühim bir rol oynadığını düşündükleri irrasyonel besin inançları olarak isimlendirdikleri bir ölçek geliştirmiştir. Ölçek yapısını besinler ile ilgili olarak sağlıksız tutum ve

okumak için tıklayınız

Turist Rehberlerininde Olması Gereken Nitelikler

Yapılan çalışmalarda genel olarak turist rehberlerinin; bilgi aktarıcı, bilgi çeşmesi; öğretmen ya da eğitici, turist deneyimlerini yönlendiren ya da turistleri motive eden, arabulucu, ülkesi için bir misyoner ya da büyükelçi, diplomat, grubun animatörü ya da analizcisi, dert ortağı, çoban, grubun lideri ya da disipline eden kişi, danışman ya da akıl hocası, anlatıcı, dinleyici, sosyolog, psikolog,

okumak için tıklayınız

Sahra’nın Derinliklerindeki Ölümcül Cazibe: Benoit’nın “L’Atlantide” Romanı ve Jung’un Anima Arketipi

Bir önceki yazımızda Rider Haggard’ın She (Ayişe) romanından yola çıkarak balta girmemiş ormanların derinliklerine inmiş ve erkek psikolojisinin en gizemli karanlıklarından biri olan “Anima” arketipini konuşmuştuk. Gelin şimdi rotamızı o yeşil ormanlardan kızgın Sahra çöllerine çevirelim. İngiliz edebiyatı için She ne ifade ediyorsa, Fransız edebiyatı için de aynı büyüleyici ve ölümcül temayı işleyen Pierre Benoit’nın

okumak için tıklayınız

Afrika’nın Derinliklerinden Bilinçdışına: Rider Haggard’ın “She” Romanı ve Jung’un “Anima” Sırrı!

Tarzan, Indiana Jones ve daha nice “kayıp dünya” hikâyesine ilham veren, 100 milyondan fazla satarak edebiyat tarihine damga vuran bir macera romanı düşünün. H. Rider Haggard’ın 1887 tarihli klasiği She: A History of Adventure (Türkçe çevirileriyle “Ayişe” veya “Kadın”), Viktoryen dönemin en ünlü macera eserlerinden biri olarak ilk kez gazete tefrikası şeklinde yayımlandığında yer yerinden

okumak için tıklayınız

Görünmez İplerle Kukla Gibi Oynatıldığımız O An: Kral Albrecht’in Katli ve Arketiplerin Gücü!

Tarih yaprakları 1308 yılını gösterirken, İsviçre’nin Zürih kenti yakınlarındaki Reuss nehrinin geçidinde kanlı bir cinayet işlendi. Kral Albrecht, “baba katili” (parricida) olarak da bilinen kendi yeğeni Johannes Parricida ve beraberindeki suikastçılar tarafından acımasızca öldürüldü. Bu tarihi vaka, insan ruhunun derinliklerine ve C.G. Jung’un analitik psikolojisine nasıl bir örnek oluşturabilir? Gelin, kaynaklarda yer alan bu şaşırtıcı

okumak için tıklayınız

Freud’un Takıntısı, Jung’un Arketipi: Oedipus Kompleksinin Bilinmeyen Yüzü!

Psikoloji dünyasının en meşhur, en çok tartışılan ve belki de en çok yanlış anlaşılan kavramlarından biri hiç şüphesiz “Oedipus Kompleksi”dir. Sigmund Freud’un, her erkek çocuğun bilinçdışında annesine karşı cinsel bir arzu ve babasına karşı bir rekabet/düşmanlık beslediğini öne sürdüğü bu kuram, psikanalizin temel taşlarından biridir. Peki ama Carl Gustav Jung, bir zamanlar yoldaşı olan Freud’un

okumak için tıklayınız

Ruminasyon ve Endişe, Benzerlikleri ve Farkları

Ruminasyonun, bireyin karşılaştığı sorunların çözümüne yö­nelik olarak yaptığı zihinsel bir faaliyet olduğu öne sürül­müştür. (Martin ve ark. 1996b). Zeigarnik etkisi diye de bili­nen bu teoriye göre, bitirilmemiş bir iş,  bitirilmiş bir işe göre bellekte daha fazla kalma eğilimindedir. (Zeigarnik 1938) Calhoun ve arkadaşları (2000: 523) ruminasyonu “travmatik olayla ilişkili tekrarlayıcı, problem çözme, anımsama ve beklentiyi

okumak için tıklayınız

Sadece İlaç mı, Sadece Terapi mi? “İçgörü”nün İki Yüzü ve Bütüncül İyileşme

Psikoterapi dendiğinde aklımıza ilk gelen kavramlardan biri “içgörü”dür (farkındalık). Genellikle bu kavramı, çocukluk travmalarımızı çözmek veya bilinçdışımızdaki gizli çatışmaları keşfetmekle eşleştiririz. Peki ya “içgörü” sadece psikolojik bir aydınlanma değil de, aynı zamanda biyolojik bir zorunluluksa? Tıp ve psikiyatri dünyası yıllardır “maddenin önceliğini” savunan felsefi materyalizm (sadece biyoloji ve ilaçlar) ile “fikirlerin önceliğini” savunan felsefi idealizm

okumak için tıklayınız

Gerçek İhtiyaçlarımız Kimin Eseri? Biyoloji, Toplum ve İçimizdeki Nehir

Hayatta verdiğimiz kararları, peşinden koştuğumuz arzuları ve hissettiğimiz ihtiyaçları ne kadar özgürce seçiyoruz? Geleneksel psikanaliz, iç dünyamızı genellikle biyolojik içgüdülerden kaynaklanan ilkel ihtiyaçlar (id) ile toplumsal baskı olarak içselleştirdiğimiz ahlaki kurallar (süperego) arasında geçen katı bir savaş alanı olarak tanımlar. Freud, bilinçdışını birbirini dışlayan isteklerin çelişkisiyle beslenen kaynayan bir “enerji kazanı” olarak görmüştür. Ancak Süreç

okumak için tıklayınız

Önce Beden mi, Yoksa Ruh mu? İyileşmenin İki Yönlü Sırrı ve Maslow’un Ötesi

Fiziksel veya ruhsal bir zorluk yaşadığımızda nereden başlamalıyız? Önce bedenimizi mi iyileştirmeliyiz, yoksa ruhumuzu mu? Psikoloji ve tıp dünyası yıllarca bizi bu iki seçenek arasında bırakmış olabilir. Ancak süreç teorisi, tüm etkileşimleri hem sinerji (uyum) hem de çatışmayı bir arada barındıran dinamik bir yapı olarak formüle eder. Bu bütüncül anlayışa göre, bedensel (biyolojik) ve ruhsal

okumak için tıklayınız

Hayatta Kalmak mı, Yaratmak mı? Bedenimizdeki ve Zihnimizdeki “Çift Yönlü Hiyerarşi”

Ruhsal bir çöküntü yaşadığımızda ya da davranışsal bir sorunla karşılaştığımızda sorunun kaynağı neresidir? Geleneksel yaklaşımlar genellikle bizi iki uçtan birini seçmeye zorlar. Bir yanda her şeyi sadece biyolojik bir “kimyasal dengesizlik” olarak gören tıbbi materyalizm vardır; diğer yanda ise tüm duygusal sorunları karakter kusurlarına, yanlış iletişimlere veya kusurlu düşüncelere bağlayan psikososyal yaklaşımlar bulunur. Peki ya

okumak için tıklayınız

Eski Normale Dönmek mi, Yeni Bir Sen Yaratmak mı? Kendi Hayatımızın Yaratıcısı Olmak

Hepimiz hayatımızın bir döneminde kendimizi çıkmazda hissetmişizdir. Belki ağır bir depresyon, belki yıkıcı bir ilişki döngüsü, belki de içinden çıkamadığımız bir kaygı bozukluğu… Böyle anlarda terapiye veya bir uzmana başvurduğumuzda genellikle tek bir dileğimiz vardır: “Lütfen beni eski, sorunsuz ve normal halime döndür.” Ancak insan zihni bozulan bir saat veya sıfırlanması gereken bir makine değildir.

okumak için tıklayınız