Dünyada, psikiyatri klinikleri ve hastane deneyimlerinden yola çıkılarak geliştirilen halka açık psikoterapi uygulamaları

Dünyada, psikiyatri klinikleri ve hastane deneyimlerinden yola çıkılarak geliştirilen halka açık psikoterapi uygulamalarına dair çeşitli örnekler mevcut. Bu uygulamalar genellikle klinik araştırmalar, hasta geri bildirimleri ve psikoterapi yöntemleri (örneğin, Bilişsel Davranışçı Terapi – BDT) temel alınarak oluşturulmuş. Aşağıda, araştırmama dayanarak öne çıkan örnekleri, kimler tarafından geliştirildiği, ne yaptıkları ve klinik/hasta

okumak için tıklayınız

Her kıtadan, hasta haklarını ve deneyimini merkeze alan özgün halk psikoterapisi ve klinik uygulama örnekleri

Dünya genelinde 7 kıtayı kapsayan bir tarama yaptığımızda, psikiyatrik bakımın “kapalı kapılar ardındaki hastanelerden” çıkıp “toplum temelli, hak odaklı ve insan onuruna yaraşır” bir yapıya büründüğünü görüyoruz. İşte her kıtadan, hasta haklarını ve deneyimini merkeze alan özgün halk psikoterapisi ve klinik uygulama örnekleri: 1. Güney Amerika: Radio La Colifata (Arjantin)

okumak için tıklayınız

Oblomov’da Edilgenliğin Psikanalitik Yorumu: Bastırma, Ölüm Dürtüsü ve Regresyon

1. Bastırma ve Eylemsizliğin Savunma Mekanizması Olarak İşleyişi Freud’a göre bastırma, kabul edilemez dürtü ve temsillerin bilinçten uzaklaştırılmasıdır (Freud, 1915). Oblomov’un yaşam pratiğinde belirgin olan “erteleme”, yalnızca tembellik değil; karar verme ve arzuya yönelme anının sistematik biçimde askıya alınmasıdır. Olga’ya duyduğu aşk, öznenin libidinal yatırımını dış dünyaya yöneltme potansiyelini temsil

okumak için tıklayınız

İllüzyon Sarayı: Freudyen Mitolojinin Yükselişi ve Çöküşü üzerine Jungiyen Bir Bakış

Modernitenin Devrilen Kalesi: Psikanaliz Neden Bir “Ev Eşyası” Haline Geldi ve Neden Çöküyor? Yazar: Jungish (Freud’un Divanının Altında Saklanan Dedektiflik Hikayesi) Aziz Okuyucularım, Ey Mitlerin İçinde Gerçeği Arayanlar! Bugün size, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un inşa ettiği o görkemli **”İllüzyon Sarayı”**nın nasıl sarsıldığını, Frederick Crews gibi “revizyonist mareşallerin” bu kaleye nasıl

okumak için tıklayınız

Antisosyal Sosyallik: Hep Birlikte, Ama Aslında Yapayalnız

Georg Simmel bir zamanlar sosyolojinin temel sorusunu sormuştu:“Toplum nasıl mümkün oluyor?” Bugün soruyu biraz daha sokak ağzına çevirsek şöyle derdik: “Madem herkes bu kadar bencil,nasıl oluyor da hâlâ apartman aidatı ödeniyor, metrobüs çalışıyor,hayat tamamen dağılmıyor?” Modern kapitalist toplumda, toplumsallığımızın temeli tam da birbirimize karşı kayıtsızlığımız. Yani:Birbirimize muhtacız ama birbirimiz umurunda

okumak için tıklayınız

Çernişevski’de suç teknik bir hata iken Dostoyevski’de neden ontolojik bir krize dönüşür?

1. Giriş: Suçun Kavramsal Dönüşümü Suç, modern düşüncede çoğunlukla hukuki bir kategori olarak tanımlanır. Ancak Rus roman geleneği, suçun yalnızca yasayı ihlal değil, insanın kendini ihlal etmesi olduğunu gösterir. Çernişevski ve Dostoyevski bu noktada iki karşıt uçta durur. Isaiah Berlin, Rus düşüncesinin temel sorusunu “insan ne yapmalıdır?” değil, “insan ne

okumak için tıklayınız

Çernişevski’nin ideolojik insanı Rahmetov ile Dostoyevski’nin trajik insanı Raskolnikov arasındaki fark modern özneyi nasıl tanımlar?

1. Giriş: Modern Öznenin Edebi İnşası Modern özne, Aydınlanma ile birlikte rasyonel, özerk ve kendini kurabilen bir varlık olarak tasarlanmıştır. Ancak 19. yüzyıl Rus romanı bu tasarımı sorgulayan bir laboratuvar işlevi görür. Çernişevski’nin Rahmetov’u, bu rasyonel öznenin ideolojik biçimini temsil ederken; Dostoyevski’nin Raskolnikov’u, onun psikolojik ve etik sınırlarını açığa çıkarır.

okumak için tıklayınız

Freud’un Kürsüsünden: Sakatlar, İsyancılar ve Suçlular – Ruhun Gerçeklik Prensibine Kurban Edilmesi

Marion Woodman’ın “Yaralı Damat” adlı eserinin 5. Bölümü, bilinçdışına itilmiş, harap edilmiş erilliğin (ravaged masculinity) çeşitli tezahürlerini—Sakatlar, İsyancılar ve Suçlular—inceleyerek, bireyin psikolojik özgürleşme yolculuğunu anlatır. Peki, bu derin Jungiyen analizin karşısında, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud yer alsaydı, bu kurban ve tiran döngüsü hakkında neler söylerdi? Freud’un gözünden, bu bölümün ana

okumak için tıklayınız

Ankara Çıkışlı Konaklamalı Turlar ile Eğlence Fırsatı

Ankara çıkışlı konaklamalı turlar ile benzersiz bir eğlenceye adım atmak ve boş vaktinizi en iyi şekilde değerlendirmek için Anıl Tur daima yanınızda. Farklı konaklama süreleri, yolculuk seçenekleri ve daha fazlası sayesinde onlarca farklı destinasyon arasından seçiminizi yapabilir, hemen tur programına dahil olabilirsiniz. Çünkü Anıl Tur bu süreçte Ankara çıkışlı turlar ile size pek

okumak için tıklayınız

Yağ Değişimi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Otomobilinizin kalbi olarak nitelendirilen motorun sağlıklı çalışması, büyük ölçüde kullanılan motor yağına bağlıdır. Yağ değişimi, çoğu sürücü tarafından sadece rutin bir işlem gibi görülse de aslında motorun ömrünü uzatan en kritik bakım adımlarından biridir. Peki, doğru yağı seçmekten değişim zamanına kadar bu süreçte nelere dikkat etmelisiniz? İşte yağ değişimi hakkında

okumak için tıklayınız

Yazıcınız Neden Çizgili Yazıyor? Sorunu Tespit ve Çözüm Rehberi

Baskı aldığınızda sayfanızda istenmeyen çizgiler, lekeler veya boşluklar görmek oldukça sinir bozucudur. Özellikle önemli bir belgeyi teslim edeceğiniz zaman ortaya çıkan bu sorun, genellikle basit yöntemlerle çözülebilir. Yazıcınızın çizgili yazmasının birkaç farklı nedeni olabilir ve doğru teşhis, sorunu kalıcı olarak ortadan kaldırmanın ilk adımıdır. Yazıcı Kafası Tıkanıklığı: En Sık Karşılaşılan

okumak için tıklayınız

Sahada Güvenilir İletişim: Motorola Telsiz ile Kesintisiz Koordinasyon

Saha operasyonlarının başarısı, ekipler arasındaki iletişimin kalitesine bağlıdır. Özellikle hareketli ve gürültülü ortamlarda çalışan personel için hızlı ve net haberleşme hayati önem taşır. Bu noktada telsiz sistemleri, profesyonel iletişimin en güvenilir araçlarından biri olarak öne çıkar. Dayanıklılığı ve performansıyla tanınan motorola telsiz cihazları, zorlu çalışma koşullarında bile kesintisiz iletişim sağlar. Türkiye’de profesyonel telsiz çözümleri

okumak için tıklayınız

ÇALIŞMA ORTAMINDA / İŞYERİNDE DEDİKODU 

 İşletmelerde informal ilişkilere örnek olabilecek en önemli kavramlar, bilginin gayri resmi bir yolla yayıldığı; dedikodu ve söylenti kavramlarıdır. Sözlükteki anlamı; konusu çekiştirme ya da kınama olan konuşmalara dedikodu denir. İş yerinde dedikoduyu psiko-sosyal bir ihtiyaç olarak ifade etmek yanlış olmaz. Dedikodu, kişinin çoğunlukla üçüncü şahıslarla ilgili, benlik ihtiyaçları doğrultusunda ortaya

okumak için tıklayınız

Otistik Ruhun Labirenti: Arketipsel Canavarlar ve Sağlamcılığın İhaneti

Jungcu Gözle Farklılık Kompleksi: Beden, Neden Dev Bir Yamyama Dönüştü? Yazar: Âkil Bîçare (Fantezilerimiz, Sadece Kişisel Annemizin Değil, Kolektif Korkumuzun Aynasıdır.) Sağlamcı Toplumun dayattığı zorba otoriteleri konuşmak lazım I. Arketipin Aktivasyonu: “Korkunç Anne” ve Normalin Dayatılması Engelli bir çocuğun zihinsel sürekliliği henüz tam gelişmediği için, çevresindeki gerçekliği doğuştan gelen psişik

okumak için tıklayınız

Oblomov karakteri, modern “anti-kahraman” tipinin erken bir örneği sayılabilir mi?

1. Anti-Kahraman Kavramı ve Kuramsal Çerçeve Anti-kahraman, klasik kahramanın (arete, cesaret, teleolojik ilerleme) özelliklerini taşımayan; çoğu zaman edilgen, çelişkili, ahlaki olarak muğlak ya da tarihsel etkinlikten yoksun figürdür. Modern romanda bu tip, epik bütünlüğün çözülmesiyle ortaya çıkar (Lukács, 1920/1971). Georg Lukács’a göre modern romanın kahramanı, “aşkın anlamın kaybı”nı temsil eden

okumak için tıklayınız

Jung’un Otobiyografisindeki “Son Dönem Düşünceleri”

Jung’un otobiyografisindeki “Son Dönem Düşünceleri” bölümü, onun yaşamının son demlerinde din, kötülük problemi, insan bilincinin evrendeki işlevi, bireyselleşme ve sevgi (Eros) üzerine ulaştığı en derin felsefi ve psikolojik sentezleri içerir. Üç ana alt başlıkta işlenen bu düşünceler şu şekilde özetlenebilir: 1. Kötülük Problemi ve Tanrı İmgesindeki Çatlak Jung, bu bölümde

okumak için tıklayınız

UTANÇ DUYGUSU HAKKINDA KISA BİR YAZI

ÖZET Utanma nedir, bu duyguya yol açan durumlar nelerdir? utanç belirtileri, sonradan ortaya çıkan etkiler ne? Utanç yönetimi yapılabilir mi? Açıklayalım İÇERİK Giriş Doğuştan getirdiğimiz korku, kızgınlık, iğrenme gibi temel duygular insanoğlunu fiziksel olarak koruyup, yaşamda kalmasını sağlarken, utanç suçluluk gibi özbilinç duyguları toplumsal ve sosyal uyumu sağlayan duygulardır. Temel

okumak için tıklayınız

“Öykü mü roman mı? Bu soru her okur ve genç yazar için bence hâlâ anlamlı bir soru…” Necati Tosuner yanıtlıyor

Biliyorsun, eskiden bir edebiyat dergisinin kapısından girip orada tutunmadan yazar olunamazdı. Şairler şiir matineleriyle falan ayrı bir halay çekseler de, temel hedef edebiyatçı olmaktı. Büyük heveslerle yayımlanan ilk kitapları, bazen yazarın kendisi unutmaya çalışırdı. Roman yazmak için acele edilmezdi. Acele edilirse, gazetelerde tefrikaya uygun romanlar yazmak ekmek parası diye bağışlanır

okumak için tıklayınız

“Diyalogları nasıl kullanıyorsunuz?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Gündelik yaşamda çok sık karşılaşılır. “Canım, o öyle söyledi, ben de öyle söyledim!” denir. Demek ki, yazar ona nasıl söyletecek ki, ötekinin şöyle söylemesi kaçınılmaz olsun. Konuşan kişiler, yazarın diliyle değil, kendi ayrı ayrı dilleriyle konuşmalı. Şiveyle konuşulması, konuşulana gerçeklik katmaya yetmez. Susmayı iyi kullanmak, konuşmayı inandırıcı kılar. Moda olmuş

okumak için tıklayınız

“Okuru sarsmak gibi bir amacınız da oldu mu?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Sarsıcı olmak bir içtenliğe dayanmazsa, okur onu fark eder. Oysa yazar, okurun onu fark ettiğini asla bilemeyecektir. Ve kendini kandırmayı sürdürecektir. Elbette yazık olacaktır. Biliyorsun, ben yıllarca “kambur” öyküleri yazdım. Ama bir öykü ötekine hiç benzemezdi. O yüzden de her öykünün sarsıcılığı kendine özgü oluyordu. Belki bu nedenle, “Aman ya,

okumak için tıklayınız

“Tam istediğiniz gibi bir dil kurduğunuzu düşünüyor musunuz?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Demin bir bilinçten söz ettim, zorunlu hareketler, dil. Bu gerçekte her yazar için geçerli. Kendi yazdıklarını güç beğenirlik, kendini sürekli bir denetleme altında tutmak oluyor. “Ben yazdım, oldu!” anlayışından sakınma, bende yerleşti, alışkanlığı da geçen bir ”kendiliğinden öyle” durumuna dönüştü. Yazarken, kalem nereye gidiyorsa, bırak gitsin! Çağrışımların bizi ulaştırdığı yerden

okumak için tıklayınız

“Yazar yazdıklarının etkisini, okurda bulduğu karşılıkla mı tam olarak fark ediyor?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Bu olmaz, yazar okurunu görmez. Şimdi, paylaşmak diye bir şey var ya, Sait Faik okurlarıyla bir şey paylaşmazdı. Öyle bir derdi yoktu, oturur hikâyesini yazardı. Yazar bilmez, sadece etkilemeyi arzu eder. Ben 20 yaşımda İstanbul’a yazar olmaya geldim. Ufacık bir bekâr odası, uyduruk kontraplak bir masam, çekmecesinde öykülerim var. Köşede

okumak için tıklayınız

“Çocukluğunda kaptan olmak istemenin o günlerde okuduğun kitaplarla ilgisi var mı?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Yok yok hiç ilgisi yok. Biraz matrak olması da beklenir bir kitaptan. Sulhi Dölek’in “Korugan” kitabı matrak bir kitaptır. Sulhi zaten yakayı kurtaramamıştır mizahçı olmaktan… Edebiyatçılar arasında anlaşılmaz bir şey var; bir kitabı okuyup hüngür hüngür ağlarsan yazınsal değeri yüksek, gülersen edebiyat dışıdır. Mizah gibi. Hâlbuki işte orada çocuğun serüvenlerinde, yetişkinler kendi çocukluklarından izler

okumak için tıklayınız

“Siz çocukluk ve ilkgençlik dönemlerinde okuduğunuz kitaplarda neye dikkat ederdiniz? Sizi etkileyen ne olurdu?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Bir kere, çocuk kitabı diye özel olarak kitap okumadım. Kitap okurdum. Çünkü sakatlık nedeniyle uzun süreli yatmak zorunda kaldım. Hani kitap arkadaştır denir ya, geçekten de o yaşındaki Necati için en iyi arkadaş kitaptı. Evde kitap vardı. Babam da İstanbul’dan bir sürü kitap getirdi. O zamanlar çocuk kitabı diye bir ayrım yoktu. Kazım Taşkent’in Doğan

okumak için tıklayınız

Jung ve İmgeler

Jung, otobiyografisinin “İmgeler” bölümünde 1944 yılında ayağının kırılmasının hemen ardından geçirdiği ağır kalp krizi sonucunda, ölümün eşiğindeyken (kendi deyimiyle komadayken) yaşadığı ve hayat felsefesini derinden sarsan ölüme yakın deneyimlerini ve vizyonlarını anlatır. Bu bölümde genel olarak, ruhun dünyevi bağlardan kopuşunu, zaman ve mekânın ötesine geçişini ve evrensel bütünlüğü (benliğin tam

okumak için tıklayınız

Jung’un Hindistan’da (Kalküta’da Dizanteri tedavisi Gördükten Sonra) Gördüğü Kutsal Kâse Rüyası

Jung’un Hindistan’da (Kalküta’da dizanteri tedavisi gördükten sonra) gördüğü Kutsal Kâse rüyası, onun kendi kültürel köklerine ve asıl görevine geri dönmesini sağlayan güçlü bir uyarı ve uyanış anlamı taşır. Bu rüyanın içeriği ve Jung için taşıdığı anlam kaynaklara göre şu şekilde özetlenebilir: Rüyanın İçeriği: Jung rüyasında, yoğun Hindistan deneyimlerinin tam ortasında

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung ve Hindistan Yolculuğu

Jung, 1938 yılında Kalküta Üniversitesi’nin 25. kuruluş yıldönümü için İngiliz hükümetinden aldığı davet üzerine Hindistan’a gitmiştir. Bu gezi, Jung’un sadece yeni bir kültürü gözlemlediği değil, aynı zamanda kendi içsel gerçeğini, Batılı kimliğini ve analitik psikolojisinin rotasını netleştirdiği bir dönüm noktası olmuştur. Hindistan yolculuğunun öne çıkan noktaları, Jung’un öğrendikleri, kendi sürecine

okumak için tıklayınız

Adalet Yolunda Yanınızda Güçlü Bir Destek

Hukuki uyuşmazlıklar, hayatın akışını değiştirebilecek kadar güçlü etkiye sahiptir. Bu nedenle uzmanlık, deneyim ve etik değerlere bağlılık gösteren bir avukatla çalışmak büyük avantaj sağlar. İzmir gibi canlı bir şehirde izmir avukatarayışı, yerel mevzuatı ve mahkeme uygulamalarını iyi bilen profesyonellerle sonuçlanır. Avukat izmir denildiğinde güven ve başarı hikayeleriyle anılan isimler, müvekkillerine kapsamlı hizmet sunar. İzmir boşanma avukatı olarak

okumak için tıklayınız

Ürkütücü bir tesadüf; Poe romanı, 1838. Gerçek olay: 1884. Öldürülen genç tayfa; Richard Parker

📖 1) Poe’nun Romanındaki Olay The Narrative of Arthur Gordon Pym of Nantucket – Edgar Allan Poe (1838) Romanda, gemi kazasından kurtulan dört kişi açlıkla karşı karşıya kalır.Kura çekilir ve Richard Parker adlı genç tayfa kaybeder.Diğerleri onu öldürüp yer. Bu karakter tamamen kurgusaldır. 🚢 2) Gerçek Olay (1884) Mignonette vakası

okumak için tıklayınız

Nietzsche, yoksullara duyulan merhametin siyasal bir erdem olarak kurumsallaşmasına neden şüpheyle yaklaşır?

1. Güç İstenci ve Yaşamın Artırımı Sorunu Nietzsche’nin düşüncesinde yaşam, kendini artırma eğilimi olarak güç istenci (Wille zur Macht) kavramıyla betimlenir (Nietzsche, 1883–85/2006). Bu çerçevede bir değer, yaşamı genişletiyor mu yoksa daraltıyor mu sorusuyla ölçülür. Merhametin siyasal erdem olarak kurumsallaşması (ör. refah devleti normlarının ahlâkî üstünlük iddiası), Nietzsche’ye göre şu

okumak için tıklayınız

Çorak Toprağın Tedavisi: Engelli Bedenin Kâsesi ve Yeni Eril Bilinç

Balıkçı Kral’ın Yarası: Sağlamcı Sistemin Kısırlığı ve İyileşme Çağrısı Yazar: Âkil Bîçare (Eski Dünya Ölüyor, Yeni Bir Bedenleşme (Enkarnasyon) Doğmalı!) Aziz Okuyucularım, Ey Gerçeği Değiştirecek Soruyu Arayanlar! Marion Woodman’ın bu son bölümü, bütün bir medeniyetin psikolojik olarak nasıl çoraklaştığını (The Waste Land) ve bu kısırlığın, engelli ve otizmli bireyin ruhunda

okumak için tıklayınız

GÜNLÜK YAŞAMDA KOMŞULUĞUN YERİ

‘Kon-mak’ kökünden türeyen komşu; ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanların birbirlerine göre aldıkları konum olarak tanımlanabilir”. (Yıldız ve Gündüz, 2015, s.4). Komşu sadece bir konumlanış değil, aynı zamanda içinde geniş bir ilişkiler ağını barındıran yapıyı da ifade etmektedir. Mekânsal yapılanmalar beraberinde toplumsal yapıyı da oluşturur. Dolayısıyla

okumak için tıklayınız

Elizur’a Göre İş Değerleri

İş değerleri, işle ilgili inanç, tutum, tercih ve ilgilerdir ve iş tatmini ile motivasyon gibi işle ilgili diğer yapılardan farklıdır. Bir iş ortamında iş değerleri, iş performansını ve iş tatminini etkileyen çalışma koşulları hakkındaki yargılara temel oluşturmaktadır. İş değerlerinin kişilik, iş tatmini, motivasyon, iş performansı, örgütsel bağlılık, kariyer seçimi ve

okumak için tıklayınız

Cervantes’in Don Kişot’u Orta Çağ değerleri ile modern dünya görüşü arasındaki geçişi nasıl temsil eder?

Miguel de Cervantes’in Don Kişot’u (1605/1615), yalnızca şövalye romanslarının parodisi değil; aynı zamanda Orta Çağ’ın teolojik–hiyerarşik dünya tasarımından modernitenin seküler, birey-merkezli ve çoğulcu epistemolojisine geçişin edebî bir laboratuvarıdır. Roman, feodal değerler sisteminin çözülüşünü ve modern öznenin doğuşunu, kurmaca düzlemde dramatize eder. 1. Değerler Düzleminde Çözülme: Şövalyelik İdeali ve Tarihsel Anakronizm

okumak için tıklayınız

Kafka’nın absürd anlayışı ile Albert Camus’nün absürd kavrayışı arasında nasıl bir fark vardır?

“Absürd” kavramı 20. yüzyıl Avrupa düşüncesinde özellikle iki figür üzerinden belirginleşir: Franz Kafka ve Albert Camus. Ancak bu iki düşünür/yazarın absürdü temellendirme biçimleri, ontolojik zeminleri ve etik sonuçları önemli farklılıklar içerir. Kafka’da absürd, bireyin anlaşılmaz bir yasa ve erişilemez bir otorite karşısındaki ontolojik konumunu imlerken; Camus’de absürd, insanın anlam talebi

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın Dava Romanında Suçun Belirsizliği ve Modern Hukuka Yönelik Eleştiri

Franz Kafka’nın Dava romanında Josef K.’nın hangi suçla itham edildiğinin hiçbir zaman açıklanmaması, modern hukuk düzeninin meşruiyet, şeffaflık ve usul güvenceleri üzerine kurulu iddiasına radikal bir eleştiri sunar. Bu çalışma, suçun belirsizliğini (indeterminacy) üç düzlemde inceler: (i) normatif belirsizlik ve kanunilik ilkesi, (ii) bürokratik rasyonalite ve iktidarın anonimleşmesi, (iii) öznenin

okumak için tıklayınız

En İyi Akü Seçimi Nasıl Yapılmalı? Doğru Aküyü Seçmenin Pratik Kriterleri

Araçta marş basmama, farlarda zayıflama ya da start-stop sisteminin devre dışı kalması gibi sorunların önemli bir kısmı aküyle ilgilidir. Ancak akü değiştirmek “en pahalıyı almak” ya da “aynısını taktırmak” kadar basit bir karar değildir. Doğru akü seçimi; aracın elektrik ihtiyacına, kullanım alışkanlıklarına ve iklim koşullarına göre yapılmalıdır. Afyon akücü arayışındaysanız,

okumak için tıklayınız

Dört Mevsim Lastikler Kışın Kullanılır mı?

Dört mevsim lastikler, adından da anlaşılacağı gibi yıl boyunca kullanılabilen “kompromi” bir lastik türüdür. Peki kış şartlarında gerçekten yeterli mi? Kısa cevap: Bölgenin kış sertliği ve sürüş alışkanlığına göre değişir. Kışın ılıman geçtiği, karın seyrek görüldüğü yerlerde dört mevsim lastikler günlük kullanım için pratik bir çözüm sunabilir. Ancak yoğun kar,

okumak için tıklayınız

Citroën Araçlarda Güvenli ve Konforlu Sürüş İçin Doğru Bakım Yaklaşımı

Citroën araçlar; konfor odaklı sürüş karakteri, modern donanımları ve teknolojik altyapısıyla şehir içi ve uzun yol kullanımında keyifli bir deneyim sunar. Ancak her araç gibi Citroën modellerinde de performansı korumak, yakıt tüketimini dengede tutmak ve sürüş güvenliğini artırmak için düzenli bakım şarttır. Özellikle yoğun trafik, kısa mesafeli dur-kalk kullanımı ve

okumak için tıklayınız

İzmir Adnan Menderes Havalimanı Araç Kiralama Rehberi

Ege’nin kalbi İzmir’e iniş yaptığınız anda, şehrin enerjisini hissetmek ve rotanızı özgürce çizmek için en kritik adım doğru ulaşım stratejisini belirlemektir. İzmir Adnan Menderes Havalimanı araç kiralama hizmetleri, sadece bir ulaşım tercihi değil; Efes’in antik dokusundan Çeşme’nin masmavi sularına uzanan o eşsiz yolculuğun konfor kapısıdır. Toplu taşıma ağlarının kısıtlı saatlerine hapsolmadan, bagaj

okumak için tıklayınız

Mottocup ile Pratik, Kaliteli ve Çevreci Bardak Çözümleri

Günümüzde hem bireysel kullanıcılar hem de işletmeler, içecek servisi konusunda pratik, hijyenik ve estetik çözümleri tercih ediyor. Bu noktada Mottocup, sektördeki güvenilir konumuyla dikkat çekiyor. Geniş ürün gamı, kaliteli üretim anlayışı ve çevre dostu malzeme kullanımıyla Mottocup; kafe, restoran, etkinlik organizasyonu, ofis veya bireysel kullanım fark etmeksizin her ihtiyaca cevap

okumak için tıklayınız

5ktur ile Karadeniz’de Konforlu ve Unutulmaz Deneyimler

Karadeniz’in eşsiz doğası, tarih kokan sokakları ve misafirperver insanlarıyla her mevsim ayrı bir güzellik sunan bu bölgede, konforlu, güvenli ve profesyonel ulaşım hizmetleri kadar iyi planlanmış tur deneyimleri de büyük önem taşıyor. 5ktur, yıllardır bölgedeki turizm deneyimini zenginleştiren, teknolojiyle hizmet anlayışını buluşturan bir marka olarak dikkat çekiyor. Seyahatseverler, 5ktur’un sunduğu

okumak için tıklayınız

Hukukta Kalite ve Güvenin Adresi

Hayatın dönüm noktalarında hukuki destek almak, geleceği güvence altına almanın en etkili yoludur. İzmir avukatarayışındaki bireyler için profesyonellik ve uzmanlık şarttır. Avukat izmir hizmetlerinde müvekkil odaklı yaklaşımıyla tanınan bu büro, özellikle izmir boşanma avukatı ihtiyacında olanlara kapsamlı rehberlik sunar. İzmir Boşanma Avukatı ile Hak Kaybını Önleme Boşanma davaları, anlaşmalı veya çekişmeli olsun, dikkatli planlama gerektirir. Büronun uzmanları,

okumak için tıklayınız

“Yalnızca Yaralı Bir Doktor İyileştirebilir”: Jung’un Gözünden Terapist Olma Sanatı ve Analiz Süreci

Modern psikoterapinin öncülerinden Carl Gustav Jung için terapi, soğuk bir klinik odasında uygulanan teknik bir işlemden çok daha fazlasıydı. O, “Ne kadar insan varsa o kadar da yöntem vardır” diyerek, insan ruhunun standart kalıplara sığdırılamayacağını savunurdu. Jung’un otobiyografisi Anılar, Düşler, Düşünceler, onun terapiye yaklaşımının kuramsal kitaplardan değil, bizzat hastalarıyla yaşadığı

okumak için tıklayınız

Jung ve Parapiskolojiye İlgisinin Nedenleri

Jung’un parapsikolojiyi derinleştirmesi ve Freud’un buna şiddetle karşı çıkması, basit bir ilgi alanı farklılığı değil, bilinçdışının doğasına dair temel bir psikodinamik çatışmadır. Jung için parapsikoloji, bilinçdışının nesnel gerçekliğine açılan bir kapıyken; Freud için bu alan, bilimsel teorisini tehdit eden, bastırılması gereken “karanlık bir güçtür”. 1. Jung Neden Derinleştirdi? (Bilinçdışının Otonomisi)

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung hastalarından neler öğrenmiştir ?

Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler adlı eserinde hastalarından edindiği deneyimlerin, kitaplardan öğrendiklerinden çok daha değerli olduğunu vurgular. Ona göre, “Hastalarım bana insan yaşamının gerçeklerini öğretti”. Jung’un teorisini şekillendiren, yöntemlerini değiştirmesine neden olan ve onu kişisel olarak etkileyen önemli vakalar ve bunlardan çıkardığı dersler şunlardır: 1. “Ayakkabı Dikme Hareketi Yapan” Kadın ve

okumak için tıklayınız

Baba Katli mi, Özgürleşme mi? Jung ve Freud’un Büyük Kopuşunun Anatomisi

Psikoloji tarihinin en büyük “aşk ve nefret” hikayelerinden biri, hiç şüphesiz Carl Gustav Jung ve Sigmund Freud arasındakidir. Bir yanda Viyana’nın dahi ama dogmatik babası Freud, diğer yanda Zürih’in mistik ve asi oğlu Jung. Bu ilişki, 1907’de Viyana’da gerçekleşen ve tam 13 saat süren o efsanevi ilk buluşmayla başladı, 1913’te

okumak için tıklayınız

İŞ YERİNDE MUTLULUK – PSK. BANU BEYAZ

Son yıllarda mutluluk üzerine yapılan çalışmalarda önemli bir artış  olmuştur. Konuya olan ilgi hem araştırmalarda bu konunun değerlendirilme sıklığı anlamında, hem de sosyoloji, geriatrik araştırmalar, klinik psikoloji, kişilik özellikleri, bilişsel etki gibi bu konuyu ele alan araştırma alanlarının çeşitliliği anlamında artmıştır Mutluluk kavramı birçok araştırmacı tarafından yakından ilgilenilen bir alan

okumak için tıklayınız

Hegel’in Savaş Anlayışı ile Tolstoy’un Savaş Eleştirisi Arasındaki Gerilim

Modern düşüncede savaş, kimi zaman tarihsel ilerlemenin zorunlu bir aracı, kimi zaman ise insanlığın ahlaki iflasının en açık göstergesi olarak kavramsallaştırılmıştır. Bu karşıtlık, G. W. F. Hegel ile Lev Tolstoy arasında belirgin bir felsefi gerilim olarak ortaya çıkar. Hegel, savaşı tarihsel aklın diyalektik işleyişinde zorunlu bir moment olarak konumlandırırken, Tolstoy

okumak için tıklayınız

SCHOPENHAUER: Yaşam Çağlarının Farklılığı Üzerine

Voltaire son derece güzel bir anlatımla şöyle demişti: Yaşının ruhuna sahip olmayan Yaşının tüm sıkıntılarını yaşar. Bu yüzden, bu mutluluk öğretisi incelememizin sonunda, yaşadığımız yılların bizde yarattığı değişikliklere bir bakış atmak uygun olacaktır. Tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun

okumak için tıklayınız