Kategori: Makaleler

Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri İle Olgular Üzerinde Çalışma ve Ahlaki Eğitim – Banu Beyaz

Bu çalışmada literatürden hareketle ahlak, ahlaki gelişim, ahlaki evre, ahlaki ikilem kavramları açıklanmış daha sonra Kohlberg’in ahlaki gelişim evreleri tanıtılmış, kendisinin de araştırmalarında kullandığı meşhur eczacı ikilemi üniversite öğrencileri ile çalışılmış, dört olgunun yanıtlarından örnekler verilmiş, değerler ve ahlaki gelişimi özendirme yolları üzerinde durularak yazı sonuçlandırılmıştır. Ahlak, Latince kökenli “moral” (morality-moralitas) sözcüğünün karşılığıdır.Latincedeki anlamı ile

okumak için tıklayınız

Elias Canetti: Kitleyi oluşturan direniştir

Özel bir kitle türü de reddetmeyle oluşur: Bir araya toplanmış çok sayıda insan o zamana kadar kendi başlarına yapmış oldukları şeyi yapmayı artık kabul etmezler. Ansızın ortaya çıkan bir yasağa uyarlar; yasağı kendileri koymuştur. Bu, artık unutulmuş eski bir yasak ya da zaman zaman canlandırılan bir yasak olabilir. Fakat her halükarda yasak müthiş güçlü bir etki yaratır. Bir emir

okumak için tıklayınız

Esrarlı bir uğursuzluk belirtisi: Maça Kızı

Boşaldı dünya… Şimdi beni Alıp da nereye götürsün okyanus? Yeryüzü yazgısı aynı her yerde, Nerede birazcık iyilik varsa Ya aydınlanma, ya tiran tetikte (Puşkin – Denize) Maça kızı deyince aklınıza ne geliyor? “Aman canım sen de sorduğun şeye bak! İskambil destesindeki kartlardan biri işte!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, haklısınız aslında. İlk başta herkesin aklına bu

okumak için tıklayınız

Emmanuel Levinas’da Olağanüstü Karşılaşmanın Felsefesi – Mert Sarı

Bu yazımızda özneler arası aşkın iletişim olanağını en yetkin biçimde işleyen düşünürlerden birini ele alacağız. Emmanuel Levinas’ın felsefi metni, ötekiyle bir olağanüstü karşılaşmanın olanaklarını çözümler. Tıpkı Martin Buber’in anlatısındaki gibi Levinas’ta da benin karşısında bir başka ben, bir sen, bir öteki vardır. Öteki başka oluşuyla benden, benim gerçekliğimden ayrımlaşır. Ötekinin başka oluşu iletişimde hiçbir zaman

okumak için tıklayınız

Dede Korkut Kıvamında Öyküler – Sadık Güvenç

Destansı anlatımları severim. Hayalin sınırı yoktur. Uç uçabildiğince, dilediğin zaman dilediğin yere konmakta serbestsin. Kahramanlarına dilediğini söyletir, dilediğini yaptırırsın. Ama bir geleneğe bağlı olarak yazıyorsan o kadar da serbest davranamazsın. O geleneği, ders vermeden, aşırıya kaçmadan aktarmak kolay bir iş olmasa gerek. Aslıhan Duman, Gün Doğusundan Kopan Hikâyeler adlı öykü kitabıyla okuyucusunu destanlar dönemine alıp

okumak için tıklayınız

Türkiye’de ilk 1 Mayıs şiiri…

Türkiye’de işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’la ilgili ilk şiir emekçi kadın şair Yaşar Nezihe Bükülmez tarafından 1923 yılında Aydınlık Dergisi’nde yayınlanmıştır. Şiiri şöyledir: 1 Mayıs Ey işçi… Bugün hür yaşamak hakkı seninken Patronlar o hakkı senin almışlar elinden. Sa’yınla edersin de ‘tufeyli’leri zengin Kalbinde niçin yok ona karşı yine bir

okumak için tıklayınız

Antigone’ye Giriş: Sabahattin Ali

Antigone trajedisi Sofokles’in elde mevcut yedi dramının en eskisi olarak kabul edilmektedir. İlk defa, İsa’dan evvel 442 senesinde oynanmıştır. 123 tane tiyatro eseri yazmış ve bunlardan 24 tanesi ile birincilik almış olan Sofokles, bu eserinde tamamile olgun bir sanatkâr görünmektedir. Antigone, Oedipus faciasının bir devamıdır: Oedipus, babası Laios’u bilmeden öldürmüş, Thebai’yi ejderhadan kurtarmış ve şehre hükümdar

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif ‘in “Otuzüç Kurşun” şiirini yazma hikayesi

AHMED ARİF — Nasıl yazdım “Otuzüç Kurşun”u Olay 1942-43’te olmuş. Basına 1946’dan sonra yansıyor. Bir de fısıltı var. İlginç bir durumu da var bunun. Olayı parlamentoya getiren bizim süt dayımız Mustafa Ekinci. Diyarbakır milletvekili. Mustafa Ekinci delikanlı iken sürgüne gitmiş. 1925 mi, 1927 mi ne? Benim doğumum sırası yani. Şeyh Sait isyanından sonra. İşte milletvekili

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un kitap tutkusu

Geçtiğimiz haftalarda Paris’in izlenimci koleksiyonuyla ünlü Musée d’Orsay, Antonin Artaud’un Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği kitabından yola çıkarak yazar ile ressamı, Artaud ile Van Gogh’u, intihar konusunda buluşturdu. Her iki sanatçının ölüm hikayeleri temelinde oluşturulmuş sergi, bir yandan da resim ile edebiyatı bir araya getirişiyle büyük ilgi odağıydı. Artaud’nun resim sevgisi ile Van Gogh’un edebiyat

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Şato’su: Bir şato kadar esnek, kırılgan ve katı – Süreyya Evren

Her gün Franz Kafka ile ilgili yeni bir yorum yeni bir okuma ile karşılaşıyoruz. En son Kafka’nın romanlarının “The Franz Kafka Video Game” adıyla bilgisayar oyununa çevrildiğini duyurmuştuk. Bir süre önce de NTV Yayınları Kafka’nın Dava’sını çizgiroman olarak yayımlamıştı Kutlukhan Kutlu çevirisiyle. Kolektif Kitap da Dönüşüm’ü Luis Scafati’nin çizimleriyle, İlknur İgan’ın Türkçesiyle sunmuştu. Kafka’nın metinleri

okumak için tıklayınız

Dante gibi merkezindeyiz anlatının – Ceyhan Usanmaz

“Beatrice, Aşk ve Dante üçgeninde gidip gelen anlatısıyla Yeni Hayat, aynı zamanda edebiyat tarihinin ilk otobiyografik romanı olarak da nitelendirilir.” Dan Brown’ın Da Vinci Şifresi romanının en dikkat çekici etkilerinden biri de, özel Paris turlarına ilham kaynağı olmasıydı. Çeşitli şirketlerin organize ettiği bu özel turlarda güzergahlar romandaki anlatıma göre çiziliyor, gezilip görülecek tarihi mekanlar hikayeye

okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe – Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London’ın 1907’de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. Totaliter ve

okumak için tıklayınız

George Orwell’a ilham veren kitap: Biz

George Orwell‘ın 1984’ünü neden sevdiyseniz, Yevgeni Zamyatin‘in Biz‘ini sevmeniz için en az 1984 kadar nedeniniz var. Üstelik Biz, 1984’ten çok daha önce, 1920 yılında yayımlanmış ve George Orwell dahil, Aldous Huxley gibi pek çok yazara ilham vermiş bir eser. Biz, aynı 1984 gibi distopik bir bilim kurgu; ve yine aynı onun gibi çok sert toplumsal

okumak için tıklayınız

Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda yaşama gözlerini yumduğunda yalnızca 41 yaşındaydı. Belki her ölüm biraz erkendir, ama Kafka gibi sıradışı bir yaratıcının 41 yaşında yaşama gözlerini yumması, sözcüğün tam anlamıyla bir erken ölümdü. Yine de Kafka, bu kısa süreye daha önce benzeri olmayan yapıtlar sığdırdı. Kendisi gibi 1880 yılının başlarında

okumak için tıklayınız

Direnmenin Estetiği’nin yazarı Peter Weiss – Tezer Özlü

Kültürü Tüm İnsanlığın Yararlanacağı Bir Olgu Haline Getirmek İçin Yaşamı Boyunca Çalışan Bir Sanatçı: Peter Weiss 10 Mayıs 1982 günü Stockholm’de öldü. Yaşamı boyunca tüm yapıtlarında dünyada savaşın, barbarlığın, insanın insanı öldürmesinin, insanın insanı sömürmesinin karşısında dikilmiş bu büyük insanı, ilkin saygıyla anıyorum. Onun öldüğü gün de, Alman radyo ve televizyonları ilkin Falkland Adalarındaki karşılıklı

okumak için tıklayınız

“Çıplak heykeller yapmalıyım, / çırılçıplak heykeller” Sait Faik

Mavinin ve yeşilin bütünleştiği bir adada, Burgazada’da, vapur iskelesinden indiğinizde sizi karşılayan martı çığlıklarıyla yürürken, sakin ve telaşsız bir adam görürsünüz balık tutmaya çalışan. Tuz kokusu karışmış havayı ciğerlerinize doldurup şöyle bir baktığınızda denize karşı, bu adamın tuttuğu balığı öpüp suya bıraktığını fark edersiniz. Ne yapıyor bu adam böyle boş boş diye sayıklarken siz, bu

okumak için tıklayınız

“Daha güzel, daha yepyeni bir dünya da tahayyül etmiyor değilim” Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik’in “Medarı Maişet Motoru” adlı romanının 1944?ten bugüne uzanan 40. baskısı, Nisan 2014 itibariyle “İş Bankası Kültür Yayınları” tarafından gerçekleşti. Bu baskıda, daha önce sansürlenen bölümler de yer alıyor ve bütünlüklü baskı, bunca zaman sonunda okurla buluşmuş oluyor. Daha önce sansürlü olan bölümlerden biri aşağıdadır. Tabiî burada -özellikle- ilgimizi çeken, özellikle vurgulamak istediğimiz ikili,

okumak için tıklayınız

Sigmund Freud’un Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

(*) Psikanalizin kurucusu nörolog Sigmund Freud, 1923 yılında çene kanserine yakalanır. 16 yıl boyunca 33 kez ameliyat olan Freud, son günlerini dayanılmaz acılar içerisinde geçirmektedir. Ve Freud yaşamının son günlerinde öleceğinin bilincinde hala nereden bulduğunu bilmediğimiz veya kim tarafından önerildiği bilinmeyen Honoré de Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ romanını okumaya başlar. Serol Teber: Freud’a özel doktoru romanı

okumak için tıklayınız

Balzac üzerine – Maksim Gorki

Balzac’ın yapıtlarını anımsamak benim için tıpkı boş, sıkıcı bir vadide yürüyen yolcunun bir zamanlar geçtiği verimli, güzel bir diyarı anımsaması gibi hoş bir şey. İlk Fransız kitabını okuduğumda on üç yaşındaydım. Bu, Ed- mond Goncourt’un Zemganno Kardeşler adlı kitabıydı ve sanatçıların, kendilerine karşı düşmanca bir merak duyan, dar, ruhu çirkinleştiren bir çevrede manevi yalnızlık kaderine

okumak için tıklayınız

Burjuvalar neden korkuyorlar? Fyodor Dostoyevski

Peki ama niçin -dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum- evet niçin hâlâ bir şeyden korkuyor gibidir buıjuva? Büyük bir korku vardır sanki içinde. Nedir onu huzursuz eden? Yazarlar, palavracılar mı? Sanmam. İstese bir tekmede topunun tozunu attırır çünkü. Sağduyunun delilleri mi? Ama biliyorsunuz, sağduyu gerçeğe yenilmiştir. Dahası var, sağduyulu, bilgili insanların kendileri de günümüzde sağduyunun delili

okumak için tıklayınız