Kategori: Otizm

Otistik Çocukları Olan Ebeveynlerin Soruna Yönelik Oluşturdukları Metafor Örnekleri

Bu çalışmada önce otizm tanıtılmış, daha sonra annelerin otistik çocukları ile ilgili kullandıkları metaforlara  örnekler  verilmiştir. “Otizm” terimi ilk kez 1911 yılında İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler tarafından kullanılmıştır .Bleuler, “autos” (kendisi) anlamına gelen Yunanca kökenli bu terimi, üzerinde çalıştığı şizofreni hastalığının bir semptomu olarak belirtmiş ve gerçeklikle bağını koparmış, kendi hayal dünyasında yaşayan ve başkalarıyla

okumak için tıklayınız

Fransa’nın Psikanalitik Çıkmazı: Otizmde Freud’un Gölgesi ve Göz Ardı Edilen Faydalar

Kanıtın Reddi: Kuramın İnatçılığı ve İnsani Desteğin Değeri Yazar: Jungish (Koltuğa Uzanmak Her Derdi Çözmez, Ama Konuşmak Bazen Bir Köprü Kurar.) Aziz Okuyucularım, Ey Bilim ve Gelenek Arasında Kalanlar! Fransa’nın otizm meselesi, psikoloji tarihinde bir utanç lekesi olarak anılmaya devam ediyor. Bu, bilimsel kanıtların, köklü ve güçlü bir entelektüel geleneğin (psikanalizin) inatçılığı karşısında nasıl yenik

okumak için tıklayınız

Otistik Ruhun Labirenti: Arketipsel Canavarlar ve Sağlamcılığın İhaneti

Jungcu Gözle Farklılık Kompleksi: Beden, Neden Dev Bir Yamyama Dönüştü? Yazar: Âkil Bîçare (Fantezilerimiz, Sadece Kişisel Annemizin Değil, Kolektif Korkumuzun Aynasıdır.) Sağlamcı Toplumun dayattığı zorba otoriteleri konuşmak lazım I. Arketipin Aktivasyonu: “Korkunç Anne” ve Normalin Dayatılması Engelli bir çocuğun zihinsel sürekliliği henüz tam gelişmediği için, çevresindeki gerçekliği doğuştan gelen psişik imgelere (arketipsel formlara) göre şekillendirir.

okumak için tıklayınız

Otizmli Bireylerin Özerklik ve Karar Alma Süreçlerinde Karşılaşılan Etik Sorunlar

Bireysel Özerkliğin Tanımı ve Otizm Bağlamındaki ZorluklarÖzerklik, bireyin kendi yaşamı üzerinde kontrol sahibi olma, kendi değerleri ve tercihleri doğrultusunda kararlar alabilme yetisidir. Otizmli bireyler için özerklik, bilişsel ve iletişimsel farklılıklar nedeniyle karmaşık bir kavram haline gelebilir. Örneğin, bazı otizmli bireyler sınırlı sözel iletişim becerilerine sahip olabilir, bu da onların tercihlerini ifade etmesini zorlaştırabilir. Bu durumda,

okumak için tıklayınız

Daniel Stern’in Görüşleri, Bebek-Bakım Veren İlişkisinde Karşılıklılık, Öznelerarasılık ve Sanat Psikoterapileri

Daniel Stern’in görüşleri, özellikle bebek-bakım veren ilişkisindeki öznelerarasılığın (intersubjectivity) önemi üzerine odaklanarak, otistik spektrumdaki çocuklarla sanat terapisi modelini şekillendirmede temel bir rol oynamıştır. Bebek-Bakım Veren İlişkisinde Karşılıklılık ve Öznelerarasılık Stern’in çalışmaları, bebek ile birincil bakım veren arasındaki karşılıklılığın (reciprocity) ve bunun gelişimin en erken aşamalarında başladığının önemine işaret eder. Bu karşılıklı ipuçları (reciprocal cues), terapist

okumak için tıklayınız

Otizmin İç Dünyası

Otizmin iç dünyası, otistik spektrumdaki bireylerin duyusal deneyimlerinin, iletişim biçimlerinin ve benlik algılarının derinlemesine anlaşılmasıyla ortaya çıkar. Duyusal Deneyimlerin Yoğunluğu ve Aşırı Yüklenmesi Otistik bireylerin iç dünyalarının en belirgin özelliklerinden biri, duyusal sistemdeki farklılıklardır. Donna Williams gibi otistik bireylerin otobiyografik anlatımları, otizmle ilgili temel sorunun duyularla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu durum, dokunuşların “acı verici”, kokuların

okumak için tıklayınız

Otizmde Sanat Psikoterapilerinin Psikodinamiği

Sanat terapisinin, otistik spektrumdaki çocuklarla yapılan çalışmalardaki kuramsal temel ilkeleri, çağdaş çocuk ve bebek psikolojisinden, özellikle duygusal gelişim ve ilişkiler üzerine yapılan araştırmalardan derinleşimle beslenir. Bu yaklaşımlar, otizmin temel özelliklerinden biri olan iletişim ve hayal gücündeki belirgin eksiklikleri ele alarak, sanatın bu alandaki dönüştürücü potansiyelini vurgular. 1. Otizmin Gelişimsel Eksikliklerinin Anlaşılması: İletişim ve Hayal Gücü

okumak için tıklayınız

Otizm Terapilerinde Zorlayıcı Yöntemlerin Etik Sınırları

Bireyin Özerkliği ve Onuru Otizm terapilerinde zorlayıcı yöntemler, genellikle bireyin davranışlarını şekillendirmek için dışsal baskılar içerir. Örneğin, Uygulamalı Davranış Analizi (ABA) gibi yöntemler, ödüllendirme ve cezalandırma mekanizmalarıyla davranış değişikliği hedefler. Ancak, bu tür müdahaleler, bireyin özerkliğine ne ölçüde saygı gösterdiği sorusunu gündeme getirir. Bireyin kendi seçimlerini yapma hakkı, özellikle otizmli bireylerin farklı algılama ve iletişim

okumak için tıklayınız

Otizm ve Toplumsal Damgalanma: Etik Bir İnceleme

Toplumun Algısında Otizm Otizm spektrum bozukluğu (OSB), nörolojik ve gelişimsel bir durum olarak, bireylerin sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal esneklik alanlarında farklılıklar göstermesine neden olur. Ancak, toplumun otizmli bireylere yönelik algısı genellikle eksik bilgiye ve önyargılara dayanır. Bu durum, otizmli bireylerin damgalanmasına yol açar ve onların toplumsal entegrasyonunu zorlaştırır. Damgalanma, bireyin kimliğini yalnızca tanı üzerinden

okumak için tıklayınız

Otizm, siyasi bir konudur ve sağlık, eğitim, bilimsel araştırma, sigorta düzenlemesi ve sivil haklar gibi birçok farklı hükümet politikasını içerir.

Mevcut Politikacıların Otizm Konusunda Yetersiz Kalma Nedenleri Mevcut politikaların ve politikacıların otizm konusunda yetersiz kalmasının temel nedenleri, konunun kendine özgü zorlukları ve politika yapım süreçlerindeki engellerle ilişkilidir: Tedavi, Bakım ve Terapi Konusundaki Fikirler Kaynaklar, otizmle ilgili tedavi, bakım ve terapi yaklaşımlarını, bu alanlardaki tartışmaları ve uygulama zorluklarını detaylandırmaktadır: 1. Tedavi Yaklaşımları: İyileştirme mi, Uyumlandırma mı?

okumak için tıklayınız

Otistik Çocuklarda Müziğe Fizyolojik Yanıt Farklılıkları

Duyusal İşlemleme Farklılıkları Duyusal işlemleme, otistiklerde erken evrede ayrışır ve kortikal entegrasyona uzanır. Nörotipiklerde superior temporal gyrus filtrelerken, otistiklerde zayıf filtreleme EEG’de N100-P200 gecikmeleri yaratır. Meta-analizler, alfa bandı gücünün %15-25 azaldığını ve dikkat dağınıklığına yol açtığını belirtir. HR ölçümleri, ritmik yanıtın uzadığını (30 sn) gösterir; amigdala-hipokampus hiper-reaktivitesi valence’i etkiler. Talamo-kortikal bağlantı yoğunluğu %40 artar, duyusal

okumak için tıklayınız

Nöroçeşitlilik ve Otizm Müdahalelerine Eleştirel Bir Bakış

Nöroçeşitliliğin Ortaya Çıkışı Nöroçeşitlilik paradigması, 1990’larda Jim Sinclair gibi otizm savunucularının öncülüğünde şekillenmiş bir yaklaşımdır. Bu paradigma, otizm gibi nörolojik farklılıkları bir bozukluk ya da tedavi edilmesi gereken bir durum olarak görmek yerine, insan beyninin doğal bir çeşitliliği olarak tanımlar. Sinclair’in “Don’t Mourn for Us” (Bizim İçin Yas Tutmayın) adlı yazısı, otizmin bireyin kimliğinin ayrılmaz

okumak için tıklayınız

Risperidon ve Otizm Tedavisinde Etkinlik ve Etik Sorular

Farmakolojik Müdahalelerin Bilimsel Temeli Risperidon, ikinci nesil antipsikotik bir ilaç olarak, dopamin ve serotonin reseptörleri üzerinde etki gösterir. Otizmde kullanım amacı, genellikle agresyon, öfke nöbetleri, kendine zarar verme ve hiperaktivite gibi ikincil belirtileri yönetmektir. Yapılan klinik çalışmalar, risperidonun bu belirtileri azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. Örneğin, 2002 yılında yayımlanan bir çalışma (McCracken ve ark.), risperidonun çocuklarda

okumak için tıklayınız

Spektrumun Ötesinde: Otizm Anlatılarının Görünmez Kıldığı Deneyimler ve Haraway’in Siborg Manifestosu

Spektrum Kavramının Kökenleri ve Sınırları Otizm spektrumu, 20. yüzyılın sonlarında tıbbi ve psikolojik söylemlerde ortaya çıkan bir kavram olarak, otizmi tek bir tanı kategorisi yerine geniş bir yelpaze olarak tanımlar. Bu metafor, bireylerin bilişsel, duygusal ve sosyal işlevlerini bir çizgi üzerinde konumlandırarak çeşitliliği vurgular. Ancak bu yaklaşım, otizmi yalnızca belirli ölçütlere göre tanımlarken, bu ölçütlerin

okumak için tıklayınız

Sosyal Beceri Eğitim Programlarının Otizm Spektrum Bozukluğu Bireylerde Sosyal Etkileşimleri Geliştirme Potansiyeli

Sosyal Beceri Eğitim Programlarının Temel İlkeleri Sosyal beceri eğitim programları, otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylerin sosyal etkileşimlerini geliştirmek için yapılandırılmış müdahaleler sunar. Bu programlar, bireylerin sosyal ipuçlarını anlama, iletişim başlatma ve sürdürme, duygusal ifadeleri tanıma gibi becerileri kazanmalarına odaklanır. Genellikle kanıta dayalı yaklaşımlar kullanılarak tasarlanır ve bireysel ihtiyaçlara göre özelleştirilir. Örneğin, bazı programlar grup

okumak için tıklayınız

Otizmli Yetişkinler İçin Terapiyi Nasıl Daha İyi Hale Getirebiliriz?

Uyarlamalar, Deneyimler ve Nöroçeşitliliği Onaylayan Yaklaşımlar 1. Giriş: Bir Boşluğun İçinde Konuşmak Otizmli yetişkinler, ruhsal sağlık sorunları açısından yüksek risk altında. Kaygı, depresyon, yalnızlık ve sosyal dışlanma gibi deneyimler, yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor. Dahası, destek aradıklarında çoğu zaman nörotipik normlara göre tasarlanmış hizmetlerle karşılaşıyorlar. Bugüne kadar birçok klinisyen, otistik bireyler için terapi uyarlamaları önermiş olsa

okumak için tıklayınız

Otizm Araştırmalarında Yanlış Şeyi Doğru Ölçmek mi?

Sandra C. Jones’un “Measuring the Wrong Thing the Right Way? Time to Rethink Autism Research Tools” makalesi, otizm araştırmalarında kullanılan ölçüm araçlarını ve metodolojiyi radikal biçimde sorguluyor. Artık Paradigma Değişiminin Zamanı 1. Giriş: Kimin Deneyimi, Kimin Ölçüsü? Otizm araştırmaları son yıllarda büyük adımlar atıyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, artık otistik bireylerin yalnızca “araştırma nesnesi”

okumak için tıklayınız

Otizm ve Zihin-Beden Terapileri: Neden Bilime Dayalı Bir Yaklaşım Şart?

Otizm Spektrum (OSB) sahibi bireyler ve aileleri, zaman zaman geleneksel tedavilerin ötesine geçerek “zihin‑beden terapilerine” yönelir. Bu terapilerin neler sunduğu, ne kadar güvenilir olduğu ve bilimsel olarak ne kadar desteklendiği hep merak edilmiştir. İşte bu sorulara yanıt arayan sistematik inceleme, bize önemli bir perspektif sunuyor. Bilimsel İncelemenin Özeti 2017 tarihli bu sistematik derleme, OSB’li bireylerde

okumak için tıklayınız

Otizm ve LGBTQIA+ Kesişimselliği: Çeşitliliğin Kökenleri

Bireysel Kimliklerin Çaprazlama Dinamikleri Otizm spektrum bozukluğu (OSB) ve LGBTQIA+ kimlikleri, bireylerin kendilerini ifade etme biçimlerinde benzersiz kesişim noktaları oluşturur. Araştırmalar, otistik bireylerde cinsel kimlik ve cinsiyet çeşitliliğinin, nörotipik bireylere kıyasla daha yaygın olduğunu göstermektedir. Örneğin, 2018’de yapılan bir çalışma, otistik bireylerin %15-35’inin kendilerini LGBTQIA+ olarak tanımladığını, bu oranın genel popülasyonda %4-10 arasında olduğunu ortaya

okumak için tıklayınız

Otistik Bireylerin Cinsel Eğitimi ve Foucault’nun Cinsellik Anlayışı Üzerine Bir İnceleme

Toplumsal Normların Gölgesinde Yoksunluk Otistik bireylerin cinsel eğitimi, genellikle toplumsal normların katı sınırları ve önyargılar nedeniyle ihmal edilir. Toplum, cinselliği yalnızca belirli normlara uyan bireylerin hakkı olarak görme eğilimindedir; bu normlar genellikle nörotipik bireylerin davranış kalıplarına dayanır. Otistik bireyler, sosyal iletişim zorlukları ve davranışsal farklılıklar nedeniyle bu normların dışında algılanır ve cinsellikleri tabu olarak değerlendirilir.

okumak için tıklayınız