8 Ağustos 2026

Kategori: Politika

Titanic Faciasında Marconi Telsiz Sisteminin Rolü

Titanic faciası, yalnızca 1912 yılının en büyük denizcilik felaketlerinden biri olarak değil, aynı zamanda modern deniz güvenliği anlayışının gelişiminde önemli bir dönüm noktası olarak da değerlendirilir. 14 Nisan 1912 gecesi gerçekleşen çarpışma sonucunda 1.500’den fazla insan yaşamını yitirdi. Bununla birlikte Titanic’in telsiz sistemi, felaket sırasında yardım çağrılarının çevredeki gemilere ulaşmasını sağladı ve denizcilik tarihinde kablosuz

devamını oku

Guglielmo Marconi ve Benito Mussolini: Bilim İnsanının Siyasi Sorumluluğu

Guglielmo Marconi, kablosuz telgrafı icat ederek iletişim alanında büyük bir devrim başlattı. Bununla birlikte, ünlü mucidin Benito Mussolini ile kurduğu yakın ittifak, bilim tarihine karmaşık bir gölge düşürdü. Bu tarihsel birliktelik, bilimin tarafsızlığı iddiasını sarsarken bilim insanının toplumsal ve siyasi sorumluluğunu yeniden tartışmaya açıyor. Marconi ve Mussolini İttifakı Nasıl Gelişti? Marconi, 1920’li yıllarda Faşist Parti’ye

devamını oku

Jean-Jacques Rousseau: Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi nasıl olabilir?

Madem hiçbir insanın, benzeri üstünde doğal bir yetkisi yoktur ve madem kaba güç bir hak yaratmaz, öyleyse insanlar arasında her çeşit haklı yetkenin temeli olarak, kala kala yalnız sözleşmeler kalıyor. Grotius diyor ki: “Bir insan özgürlüğünden vazgeçip bir efendinin kölesi olabiliyor da, neden bütün bir ulus kendi özgürlüğünü aktarıp bir kralın buyruğuna giremesin.” Burada açıklanması

devamını oku

Victor Hugo’nun Paris Komünü’ne Yaklaşımı

Victor Hugo (1802–1885), 19. yüzyıl Fransasının en etkili edebiyatçılarından biri olmasının yanı sıra önemli bir siyasal figürdü. Paris Komünü (18 Mart–28 Mayıs 1871) sırasında doğrudan Komün hareketinin destekçisi olmamış, ancak Komüncülerin acımasız biçimde bastırılmasına da karşı çıkmıştır. Bu nedenle Hugo’nun tutumu, ne Versailles hükümetinin koşulsuz savunusu ne de Komün’ün tam anlamıyla benimsenmesi şeklinde değerlendirilmelidir. Tarihçiler

devamını oku

Nietzsche’nin Paris Komünü’ne Yaklaşımı

1871 yılında gerçekleşen Paris Komünü, modern tarihin ilk işçi iktidarı deneyimlerinden biri olarak kabul edilir. Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından büyük bir tarihsel dönüm noktası olarak değerlendirilirken, Friedrich Nietzsche’nin bu olaya yaklaşımı daha karmaşık ve eleştireldir. Nietzsche, Paris Komünü üzerine kapsamlı bir eser yazmamış olsa da mektupları, notları ve dönemin olaylarına ilişkin değerlendirmeleri onun

devamını oku

Latin Amerika’da İsyanın Tarihi, hazırlayan: Sibel Özbudun, bir isyan ansiklopedisi

Araştırmacı yazar Sibel Özbudun, derlediği ?Latin Amerika?da İsyanın Tarihi? adlı kitapta, ?isyanın anatomisini? çıkarıyor. Kitabın özelliği, ne uzmanca bir değerlendirme, ne anı/gözlem, ne de analiz olması. Latin Amerika?da İsyanın Tarihi, Latin Amerika?nın 150-200 yıllık ?isyan tarihini? kıtanın belli başlı aktörlerinin kendi düşünceleriyle anlatıyor. Devrimci önderlerinin ülke ülke, dönem dönem; hedeflerini, stratejilerini okuma fırsatı buluyoruz. Eserin

devamını oku

Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital, Vitali Solomonovic Vygodski

Vitali Solomonovic Vygodski, ?Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital?de, Marx?ın bu ünlü eserinin ortaya çıkış serüvenini anlatıyor. Dolayısıyla çalışma, Marx?ın bu eserinde teorikleştirdiği ekonomik öğretisini, kendi gelişimi, evrimi içinde anlamaya çalışmasıyla önemli bir konuya eğilmiş oluyor. Vygodski?nin özenli çalışmasında, Marx?ın kapitalist üretim tarzının yasalarını nasıl keşfettiği, Artı Değer gibi teorileri, ?Kapital?e almadan önce bunları ne şekilde

devamını oku

Politik İlgi – Psk. Banu Beyaz

Genel ilgi kavramına dayanarak, politik  ilgi, siyasi konulara özel bir merak, bağlılık, dikkat ve uyanıklık şeklinde tasvir edilebilir. Politik ilgi, siyasal alanın yapısını, işleyişini ve siyasal kararların alınma biçimlerini sürekli ve düzenli olarak izlemeyi anlatan bir kavramdır. Bu açıdan politik ilgi bireyin   siyasi olayları anlamasını kolaylaştırır .(Çukurçayır, 2000). Buna göre politik ilgi düzeyi arttıkça birey

devamını oku

Gökyüzünde Direnenler, Yeryüzünde Bombalar: Savaşa Hayır! – Luna Madanoğlu

1970’ler… Dawson’s Field. Leila Khaled bir uçağın içinde, ellerinde cesaret ve öfke ile tarih yazıyordu. Bu sadece bir uçak kaçırma eylemi değildi; işgal altındaki Filistin halkının haklı direnişinin sembolü gökyüzüne fırlatılıyordu. PFLP, Marksist-Leninist ideolojisiyle hem İsrail işgaline hem de ABD ve Batı’nın politikalarına meydan okuyordu. George Habash gibi liderler, askeri direnişi stratejik bir etik çerçeveye

devamını oku

Yabancılaşma / Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine – Rahel Jaeggi

Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda

devamını oku

Grev Kırıcılar – Aykut Günel

“Grev kırıcılar; işçiler ve sendikalar tarafından istisnasız her ülkede ‘hain’, ‘dönek’ gibi sıfatlarla aşağılanırken, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar çoğunlukla göçmen karşıtı ırkçı ifadelerle tanımlanmışlardır. İşçiler ve sendikalar açısından dayanışmayı bozan ve örgütlü emeğin kolektif hareket etme kabiliyetini sekteye uğratan grev kırıcılar, işverenler ve devlet için ise ‘çalışma haklarını’ kullanan kahramanlar olmuşlardır.” Grev, isçilerin sınıf

devamını oku

Nietzsche, yoksullara duyulan merhametin siyasal bir erdem olarak kurumsallaşmasına neden şüpheyle yaklaşır?

1. Güç İstenci ve Yaşamın Artırımı Sorunu Nietzsche’nin düşüncesinde yaşam, kendini artırma eğilimi olarak güç istenci (Wille zur Macht) kavramıyla betimlenir (Nietzsche, 1883–85/2006). Bu çerçevede bir değer, yaşamı genişletiyor mu yoksa daraltıyor mu sorusuyla ölçülür. Merhametin siyasal erdem olarak kurumsallaşması (ör. refah devleti normlarının ahlâkî üstünlük iddiası), Nietzsche’ye göre şu riski taşır: Also sprach Zarathustra’da

devamını oku

Bitmeyen Kavga – John Steinbeck -insanlığın kendi kendisiyle tutuştuğu, acılarla dolu, ezeli ve ebedi savaşı-

Bitmeyen Kavga, insanlığın bitmek tükenmek bilmeyen mücadele gücünün anlatıldığı eşsiz bir grev romanı. John Steinbeck, bir kıvılcımla doğan ve dalga dalga büyüyen bir grevi kaleme alıyor. Torgas Vadisi’nde elma toplayıcılığı yapan işçiler, kötü muameleye ve düşük ücretlere karşı isyan eder ve bu isyan bir anda greve dönüşür. Toprak sahiplerine karşı büyük bir azimle girişilen ve

devamını oku

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ndeki en güçlü kavramlardan biri olan INTERREGNUM çağında mıyız?

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri (Quaderni del carcere) içinde formüle ettiği en çarpıcı gözlemlerden biri olan Interregnum (Fetret Devri), tarihsel bir tıkanıklığı ve bu tıkanıklığın yarattığı “canavarlıklar” dönemini betimler. Gramsci bu durumu şu ünlü pasajla tarif eder: “Eski dünya ölüyor, yenisi ise bir türlü doğamıyor; bu alacakaranlıkta (interregnum) çok çeşitli hastalık belirtileri [canavarlıklar] ortaya çıkar” (Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, 1971). Günümüz

devamını oku

Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük katliam kampı Auschwitz’den Alman halkının haberi var mıydı?

Nazi Almanyası’nda sıradan Alman vatandaşlarının Holokost’tan, özellikle de Auschwitz-Birkenau gibi imha kamplarından ne ölçüde haberdar olduğu, tarihçiler arasında “kolektif suçluluk” ve “kamusal bilgi” ekseninde en çok tartışılan konulardan biridir. Bu durumun analizi; propaganda, sosyal psikoloji ve devlet terörünün iç içe geçtiği karmaşık bir yapıyı ortaya koyar. Alman halkının bu süreçteki konumunu üç ana başlıkta inceleyebiliriz:

devamını oku

Tolstoy’a Göre Tarihin Akışını Kim Belirler: Büyük Liderler mi, Halkın Kolektif Hareketi mi?

Bu çalışma, Lev Tolstoy’un tarih anlayışını merkeze alarak tarihin akışını belirleyen gücün bireysel liderler mi yoksa halkın kolektif eylemleri mi olduğu sorusunu tartışmaktadır. Özellikle Savaş ve Barış romanı üzerinden geliştirilen analizde Tolstoy’un “büyük adam” teorisine karşı çıkışı, nedensellik anlayışı ve tarihsel zorunluluk kavrayışı ele alınmaktadır. Tolstoy’a göre tarih, birkaç seçkin figürün iradesiyle değil, sayısız bireyin bilinçli ve

devamını oku

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme” ile sonuçlanmadığını, aksine yeni tahakküm

devamını oku

Çoğunluk her zaman haklıdır mıdır?

Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı eserinde faşizmi yalnızca tarihsel bir rejim biçimi olarak değil, gündelik düşünme kalıplarında, dilde ve demokratik pratiklerin içindeki sapmalarda yeniden üretilen bir zihniyet olarak ele alır (Murgia, 2018). Kitap boyunca ironik bir “kılavuz” dili benimseyen yazar, faşist düşüncenin temel önermelerini ifşa eder. Bu önermelerden biri, çoğunluk iradesinin hakikat ve etik

devamını oku

Çoğunluk İradesinin Mutlaklaştırılması ve Otoriterliğe Geçiş

Michela Murgia’nın Nasıl Faşist Olunur? Kitabı Üzerinden Bir Analiz Giriş Demokratik rejimlerin meşruiyeti sıklıkla “çoğunluk iradesi” kavramı üzerinden temellendirilir. Ancak Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı ironik fakat son derece ciddi metninde, çoğunluk ilkesinin sınırlandırılmadığı durumlarda demokrasinin kendi karşıtına dönüşebileceğini savunur. Murgia’ya göre faşizm, demokrasinin dışından gelen bir tehditten ziyade, çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılmasıyla demokrasinin içinden

devamını oku

Thomas Paine’in Devrim Anlayışı: Ahlaki Zorunluluk mu, Siyasal Araç mı?

Özet Thomas Paine (1737–1809), hem Amerikan hem Fransız Devrimleri’nin ideolojik zeminini şekillendiren önemli bir Aydınlanma düşünürüdür. Onun siyasal felsefesi, devrimi yalnızca bir siyasal dönüşüm aracı değil, aynı zamanda bireyin doğuştan gelen haklarını savunmanın ahlaki bir yükümlülüğü olarak konumlandırır. Bu makalede Paine’in devrim düşüncesi, “ahlaki zorunluluk” ve “siyasal araç” kavramları üzerinden ele alınmakta; devrimci eylemin Paine

devamını oku