Kategori: Politika

Gökyüzünde Direnenler, Yeryüzünde Bombalar: Savaşa Hayır! – Luna Madanoğlu

1970’ler… Dawson’s Field. Leila Khaled bir uçağın içinde, ellerinde cesaret ve öfke ile tarih yazıyordu. Bu sadece bir uçak kaçırma eylemi değildi; işgal altındaki Filistin halkının haklı direnişinin sembolü gökyüzüne fırlatılıyordu. PFLP, Marksist-Leninist ideolojisiyle hem İsrail işgaline hem de ABD ve Batı’nın politikalarına meydan okuyordu. George Habash gibi liderler, askeri direnişi stratejik bir etik çerçeveye

okumak için tıklayınız

Yabancılaşma / Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine – Rahel Jaeggi

Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda

okumak için tıklayınız

Grev Kırıcılar – Aykut Günel

“Grev kırıcılar; işçiler ve sendikalar tarafından istisnasız her ülkede ‘hain’, ‘dönek’ gibi sıfatlarla aşağılanırken, 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar çoğunlukla göçmen karşıtı ırkçı ifadelerle tanımlanmışlardır. İşçiler ve sendikalar açısından dayanışmayı bozan ve örgütlü emeğin kolektif hareket etme kabiliyetini sekteye uğratan grev kırıcılar, işverenler ve devlet için ise ‘çalışma haklarını’ kullanan kahramanlar olmuşlardır.” Grev, isçilerin sınıf

okumak için tıklayınız

Nietzsche, yoksullara duyulan merhametin siyasal bir erdem olarak kurumsallaşmasına neden şüpheyle yaklaşır?

1. Güç İstenci ve Yaşamın Artırımı Sorunu Nietzsche’nin düşüncesinde yaşam, kendini artırma eğilimi olarak güç istenci (Wille zur Macht) kavramıyla betimlenir (Nietzsche, 1883–85/2006). Bu çerçevede bir değer, yaşamı genişletiyor mu yoksa daraltıyor mu sorusuyla ölçülür. Merhametin siyasal erdem olarak kurumsallaşması (ör. refah devleti normlarının ahlâkî üstünlük iddiası), Nietzsche’ye göre şu riski taşır: Also sprach Zarathustra’da

okumak için tıklayınız

Bitmeyen Kavga – John Steinbeck -insanlığın kendi kendisiyle tutuştuğu, acılarla dolu, ezeli ve ebedi savaşı-

Bitmeyen Kavga, insanlığın bitmek tükenmek bilmeyen mücadele gücünün anlatıldığı eşsiz bir grev romanı. John Steinbeck, bir kıvılcımla doğan ve dalga dalga büyüyen bir grevi kaleme alıyor. Torgas Vadisi’nde elma toplayıcılığı yapan işçiler, kötü muameleye ve düşük ücretlere karşı isyan eder ve bu isyan bir anda greve dönüşür. Toprak sahiplerine karşı büyük bir azimle girişilen ve

okumak için tıklayınız

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri’ndeki en güçlü kavramlardan biri olan INTERREGNUM çağında mıyız?

Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterleri (Quaderni del carcere) içinde formüle ettiği en çarpıcı gözlemlerden biri olan Interregnum (Fetret Devri), tarihsel bir tıkanıklığı ve bu tıkanıklığın yarattığı “canavarlıklar” dönemini betimler. Gramsci bu durumu şu ünlü pasajla tarif eder: “Eski dünya ölüyor, yenisi ise bir türlü doğamıyor; bu alacakaranlıkta (interregnum) çok çeşitli hastalık belirtileri [canavarlıklar] ortaya çıkar” (Gramsci, Selections from the Prison Notebooks, 1971). Günümüz

okumak için tıklayınız

Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük katliam kampı Auschwitz’den Alman halkının haberi var mıydı?

Nazi Almanyası’nda sıradan Alman vatandaşlarının Holokost’tan, özellikle de Auschwitz-Birkenau gibi imha kamplarından ne ölçüde haberdar olduğu, tarihçiler arasında “kolektif suçluluk” ve “kamusal bilgi” ekseninde en çok tartışılan konulardan biridir. Bu durumun analizi; propaganda, sosyal psikoloji ve devlet terörünün iç içe geçtiği karmaşık bir yapıyı ortaya koyar. Alman halkının bu süreçteki konumunu üç ana başlıkta inceleyebiliriz:

okumak için tıklayınız

Tolstoy’a Göre Tarihin Akışını Kim Belirler: Büyük Liderler mi, Halkın Kolektif Hareketi mi?

Bu çalışma, Lev Tolstoy’un tarih anlayışını merkeze alarak tarihin akışını belirleyen gücün bireysel liderler mi yoksa halkın kolektif eylemleri mi olduğu sorusunu tartışmaktadır. Özellikle Savaş ve Barış romanı üzerinden geliştirilen analizde Tolstoy’un “büyük adam” teorisine karşı çıkışı, nedensellik anlayışı ve tarihsel zorunluluk kavrayışı ele alınmaktadır. Tolstoy’a göre tarih, birkaç seçkin figürün iradesiyle değil, sayısız bireyin bilinçli ve

okumak için tıklayınız

Tanınmanın Sınırları: Hegelci Efendi-Köle Diyalektiğine Yönelik Eleştirel Yaklaşımlar

1. Giriş: İyimser Bir Senaryo Olarak Diyalektik Hegel’in Tinin Fenomenolojisi (1807) eserinde kurguladığı senaryoda, Köle’nin çalışma (Arbeit) yoluyla doğayı dönüştürmesi ve efendiyi aşması, tarihsel bir iyimserlik barındırır. Hegel’e göre korku ve hizmet, bilinci disipline eder ve onu özgürlüğe hazırlar. Ancak eleştirel teori, bu sürecin her zaman bir “sentez” veya “özgürleşme” ile sonuçlanmadığını, aksine yeni tahakküm

okumak için tıklayınız

Çoğunluk her zaman haklıdır mıdır?

Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı eserinde faşizmi yalnızca tarihsel bir rejim biçimi olarak değil, gündelik düşünme kalıplarında, dilde ve demokratik pratiklerin içindeki sapmalarda yeniden üretilen bir zihniyet olarak ele alır (Murgia, 2018). Kitap boyunca ironik bir “kılavuz” dili benimseyen yazar, faşist düşüncenin temel önermelerini ifşa eder. Bu önermelerden biri, çoğunluk iradesinin hakikat ve etik

okumak için tıklayınız

Çoğunluk İradesinin Mutlaklaştırılması ve Otoriterliğe Geçiş

Michela Murgia’nın Nasıl Faşist Olunur? Kitabı Üzerinden Bir Analiz Giriş Demokratik rejimlerin meşruiyeti sıklıkla “çoğunluk iradesi” kavramı üzerinden temellendirilir. Ancak Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı ironik fakat son derece ciddi metninde, çoğunluk ilkesinin sınırlandırılmadığı durumlarda demokrasinin kendi karşıtına dönüşebileceğini savunur. Murgia’ya göre faşizm, demokrasinin dışından gelen bir tehditten ziyade, çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılmasıyla demokrasinin içinden

okumak için tıklayınız

Thomas Paine’in Devrim Anlayışı: Ahlaki Zorunluluk mu, Siyasal Araç mı?

Özet Thomas Paine (1737–1809), hem Amerikan hem Fransız Devrimleri’nin ideolojik zeminini şekillendiren önemli bir Aydınlanma düşünürüdür. Onun siyasal felsefesi, devrimi yalnızca bir siyasal dönüşüm aracı değil, aynı zamanda bireyin doğuştan gelen haklarını savunmanın ahlaki bir yükümlülüğü olarak konumlandırır. Bu makalede Paine’in devrim düşüncesi, “ahlaki zorunluluk” ve “siyasal araç” kavramları üzerinden ele alınmakta; devrimci eylemin Paine

okumak için tıklayınız

Thomas Paine’in toplum sözleşmesi anlayışı Rousseau’nunkinden hangi yönleriyle ayrılır?

Thomas Paine ve Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi Anlayışları Thomas Paine (1737–1809) ve Jean-Jacques Rousseau (1712–1778), her ikisi de siyasal otoritenin kaynağını halk egemenliğinde temellendiren Aydınlanma düşünürleridir. Ancak iki filozofun toplum sözleşmesi anlayışları hem kuramsal temeller hem de siyasal sonuçlar bakımından önemli ölçüde farklılık gösterir. 1. Doğal Durum Anlayışı Rousseau, Du Contrat Social’de (“Toplum Sözleşmesi”, 1762) doğal

okumak için tıklayınız

Thomas Paine’e göre meşru bir hükümetin temel dayanağı nedir?

Thomas Paine’e göre meşru bir hükümetin kaynağı, Tanrı’nın iradesi ya da soy bağı değil, halkın rızası ve doğal hakların korunması ilkesidir. Paine, siyasal otoritenin meşruiyetini “doğal hukuk”a dayandırır ve hükümetin varlık nedenini bireylerin özgürlük ve mülkiyet haklarını güvence altına almak olarak açıklar (Paine, The Rights of Man, 1791/1995). Paine, hükümetin iki temel işlevi olduğunu savunur:

okumak için tıklayınız

“Normal” Beynin İcadı: Kapitalizmin En Sinsi Silahı ve Nörodiverjan Marksizm

Quetelet’in Cetveli: Üretken Olmayana Yöneltilen Tarihsel Lanet Yazar: Jungish (Sermayenin Gözünde İnsan Zihni: “Çalışan Makine” mi, Yoksa “Yedek Nüfus” mu?) Aziz Yoldaşlar, Ey Zihnindeki Farklılık Yüzünden Damgalananlar! Şimdi size, Robert Chapman’ın “Normallik İmparatorluğu” eserinden, burjuva psikolojisinin ve iktidar düzeninin temelini sarsan bir hakikati haykıracağım. Kitabın iddiası net: “Normal” zihnin ve bedenin icadı, kapitalizmin en büyük,

okumak için tıklayınız

Üretken Olmayan Bedene İlan Edilen Savaş

Yazar: Jungish (Neoliberalizm, Nasıl Olup da Beyinlerimizi “Çalışan” ve “Arızalı” Diye Ayırır?) Aziz Yoldaşlar, Ey Zihnindeki Farklılık Yüzünden Damgalananlar! Şimdi size, nöroçeşitlilik meselesinin, o burjuva psikoloji salonlarından fırlayıp, doğrudan Kapitalizmin kalbine nasıl saplandığını anlatan radikal bir manifestodan bahsedeceğim. Robert Chapman’ın “Normallik İmparatorluğu” dediği bu büyük eser, bize şunu haykırır: “Normal” olmak zorunda oluşumuz, bir biyoloji

okumak için tıklayınız

Normallik İmparatorluğu: Kapitalizm, Cetveli Elinde Tutan En Zalim Gardiyan

Antik Harmoni Nerede, Fabrika Makinesi Nerede? Sağlamcılık, Nasıl Ekonomik Bir Zorunluluk Oldu? Yazar: Jungish (Farklı Bedenin Değeri: Sadece Ne Kadar Ürettiğinle Ölçülürse Ne Olur?) Aziz Okuyucularım, Ey “Normal” Etiketiyle Damgalananlar! Şimdi size, engelli ve nörofarklı bireylerin yaşadığı zorlukların, sadece kötü niyete değil, bizzat kapitalist düzenin ta kendisine nasıl işlendiğini anlatacağım. Robert Chapman gibi eleştirel âlimlerin

okumak için tıklayınız

Guy Debord bakış açısıyla; seyir toplumu içinde mi yaşıyoruz?

Guy Debord’a göre biz bir “seyir toplumu” (la société du spectacle) içinde yaşıyoruz. Onun 1967’de yayımlanan Seyir Toplumu (La Société du Spectacle) adlı eseri, modern kapitalizmin toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğünü radikal bir biçimde analiz eder. 1. Seyir nedir? 2. “Gerçeklikten kopuş” 3. Kapitalizm ve tüketim 4. Yabancılaşma 5. Seyir toplumunun politik işlevi 6. Günümüzle bağlantı

okumak için tıklayınız

Wagner’in Nibelungen Yüzüğü ve Faşizmle Bağlantısının Sanat-Politik Dinamikleri Üzerindeki Etkileri

Eserin Toplumsal Bağlamdaki Yeri Wagner’in Nibelungen Yüzüğü, 19. yüzyılın ikinci yarısında bestelenmiş bir opera döngüsü olarak, dönemin toplumsal ve ideolojik dinamiklerini yansıtan bir yapıttır. Eser, mitolojiyle iç içe geçmiş bir anlatı sunarken, güç, hırs ve insan doğasının karmaşık yönlerini ele alır. Bu döngü, sadece bir sanat eseri olarak değil, aynı zamanda dönemin entelektüel ve ideolojik

okumak için tıklayınız

Jericho ve Gazze: Duvarların Ötesindeki Bağlar

Kadim Duvarların Anlamı Jericho, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olarak, yaklaşık 10.000 yıl önce inşa edilen duvarlarıyla bilinir. Bu duvarlar, Neolitik dönemde bir topluluğu dış tehditlerden koruma amacı taşırken, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlama ve kolektif kimliği güçlendirme işlevi görmüştür. Arkeolojik bulgular, Jericho’nun duvarlarının yalnızca fiziksel bir bariyer değil, aynı zamanda bir topluluğun varoluşsal

okumak için tıklayınız