Gökyüzünde Direnenler, Yeryüzünde Bombalar: Savaşa Hayır! – Luna Madanoğlu


1970’ler… Dawson’s Field. Leila Khaled bir uçağın içinde, ellerinde cesaret ve öfke ile tarih yazıyordu. Bu sadece bir uçak kaçırma eylemi değildi; işgal altındaki Filistin halkının haklı direnişinin sembolü gökyüzüne fırlatılıyordu. PFLP, Marksist-Leninist ideolojisiyle hem İsrail işgaline hem de ABD ve Batı’nın politikalarına meydan okuyordu. George Habash gibi liderler, askeri direnişi stratejik bir etik çerçeveye oturtmayı hedefledi. Uçak kaçırma eylemleri, sivillere zarar vermeden görünürlük ve haklı bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Leila, bir direnişçi olmanın ötesinde bir sembol hâline geldi; cesareti kadın direnişinin tarihsel önemini ortaya koyuyordu.

Akademik literatür, bu eylemleri “politik şiddetin sembolik kullanımı” olarak değerlendiriyor. O dönemde Filistin halkı, günlük hayatında sürekli bir belirsizlik ve şiddetle karşı karşıyaydı. İşgal sadece toprakları değil, insanları ve kimliklerini de hedef alıyordu. PFLP’nin stratejisi, haklı direnişi görünür kılarken sivillere zarar vermemeyi etik bir çerçeveye oturtuyordu. Dawson’s Field, uluslararası diplomasi ve politika üzerinde etkili oldu. Leila ve PFLP, barışçıl direnişi ve adaleti savunmayı simgeliyordu.

Bugün ise gökyüzü bombalarla parçalanıyor. İran–ABD–İsrail hattında patlayan füzeler şehirleri enkaza çeviriyor, milyonlarca insan evsiz kalıyor. ABD’nin Trump dönemi politikaları, Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırdı ve sivillere yönelik insani trajediyi derinleştirdi. Bombalar sadece binaları değil, toplumun ruhunu ve geleceğini hedef alıyor. İnsanlık tarihinin en temel değerleri tehdit altında.

Filistin’de şu an yaşanan yıkımın temel aktörleri İsrail’in doğrudan saldırıları ve ABD’nin lojistik ile silah desteği. Gazze ve Batı Şeria’da siviller ölüyor, çocuklar, kadınlar, yaşlılar günlük hayatlarını sürdüremez hâle geliyor. Hastaneler, okullar ve temel altyapı zarar gördü; gıda ve su eksikliği büyüyor. İnsanlar, sadece hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu tablo, ABD ve İsrail’in politikalarının siviller üzerinde yarattığı devlet terörü etkisini açıkça gösteriyor.

Geçmişteki haklı direniş ile bugünün saldırganlığı arasındaki fark açıktır: PFLP, sivillere zarar vermeden adaleti savundu; bugün ise saldırganlık sistematik yıkım ve milyonlarca masum insanın hayatını tehdit ediyor. Her patlayan bomba, tarih önünde işlenen bir suçtur. Ortadoğu’da yükselen her çığlık, barışın önemini haykırıyor.
Trump’ın politikaları, barış arayışlarını hiçe sayarak güç ve siyasi çıkar temelli müdahaleleri normalleştirdi. Bu politikalar insan haklarını ve sivillerin güvenliğini tamamen ikinci plana itti. ABD’nin askeri destekleri ve İsrail’in saldırgan stratejileri, modern çağın en acımasız örneklerinden biri. Her patlayan bomba, tarihin gözleri önünde işlenen bir suçu temsil ediyor.

Tarih ve günümüz çatışmalarına baktığımızda, fark çok açık. Sivilleri bilinçli olarak hedef alan, politik çıkar uğruna hayatları hiçe sayan güçler terörist olarak tanımlanır. Bombalar altında yıkılan şehirler, enkaz altındaki çocuklar ve aileler, bu terörün en çıplak kanıtıdır. Öte yandan, kendi topraklarını, kimliğini ve insanlarını korumak amacıyla sivillere zarar vermeden mücadele edenler, haklı direnişçiler ve dünyayı savunanlardır. Leila Khaled ve PFLP’nin eylemleri tarihsel olarak bu kategoriye girer; onların amacı görünürlük ve işgale karşı haklı bir protestoydu, masumlara zarar vermek değil.

📌 PFLP Perspektifiyle Günümüz Savaşı
Eğer PFLP’ye bugün yaşanan savaş anlatılsaydı, muhtemelen tarihsel bir farkı net bir şekilde görürlerdi: geçmişteki haklı direniş, sivillere zarar vermeden adaleti savunmayı hedeflerken, bugünkü savaş sistematik yıkım, kitlesel sivillerin hedef alınması ve devlet destekli saldırılar içeriyor. PFLP liderleri ve Leila Khaled, bu tabloyu değerlendirdiğinde, sivillere zarar vermeyen direnişin etik ve stratejik sınırlarını bir kez daha teyit edebilir, günümüz saldırganlığını açıkça masumiyete karşı işlenmiş bir suç olarak görebilirdi. Bu, savaşın etik ve vicdani boyutunu anlamak açısından kritik bir perspektif sunuyor.

Gökyüzünde bir zamanlar başlayan kıvılcım, bugün bize insanlığın kırılganlığını ve savaşa hayır deme sorumluluğunu hatırlatıyor. Her enkaz, her patlayan bomba ve yıkılan şehir, vicdanımızı sorgulatan bir çağrı. Bu sadece bir yazı değil; bir çığlık, bir çağrı, bir uyarı.
SAVAŞA HAYIR!

Luna Madanoğlu