Kategori: Luna Madanoğlu

Gökyüzünde Direnenler, Yeryüzünde Bombalar: Savaşa Hayır! – Luna Madanoğlu

1970’ler… Dawson’s Field. Leila Khaled bir uçağın içinde, ellerinde cesaret ve öfke ile tarih yazıyordu. Bu sadece bir uçak kaçırma eylemi değildi; işgal altındaki Filistin halkının haklı direnişinin sembolü gökyüzüne fırlatılıyordu. PFLP, Marksist-Leninist ideolojisiyle hem İsrail işgaline hem de ABD ve Batı’nın politikalarına meydan okuyordu. George Habash gibi liderler, askeri direnişi stratejik bir etik çerçeveye

okumak için tıklayınız

Su Gittiğinde Susanlar: Fontamara’dan Türkiye’ye – Luna Madanoğlu

Değerli bir arkadaşım ile sohbet ederken Fontamara’yı keşfettim.. Fontamara, bana kalırsa bir köy hikâyesi değil.Bir suskunluk hikâyesi.Fontamara’da insanlar konuşmayı bilmiyorlar, çünkü konuşmanın bir karşılığı yok. Ne söylesen boşluğa düşüyor. Su hakları ellerinden alınıyor, toprakları kandırılarak çalınıyor, yasa denilen şey hep başkaları için çalışıyor. Onlar ise hâlâ “belki yanlış anlamışızdır” diye düşünmeye devam ediyor. Asıl trajedi

okumak için tıklayınız

BEDEN TANRI DEĞİLDİR – Luna Madanoğlu

Annelik Mitinin ve Üreme Üzerinden Kurulan İktidarın Psikodinamik Eleştirisi Annelik biyolojiktir. Kültür onu kutsallaştırır. Sorun annelikte değil, anneliğin kadın değerinin yerine geçirilmesindedir. Biyolojik bir deneyim, eleştiriden muaf bir kimliğe dönüştürüldüğünde; annelik yaşanan bir süreç olmaktan çıkar, taşınan bir statü olur. Psikanaliz bu noktayı açıklar. Freud’un yüceltme kavramı, çözümlenemeyen iç çatışmaların “yüce” görünen rollerle maskelenebileceğini söyler.

okumak için tıklayınız

BARAKA / Dünyanın Nabzına Dokunan Sessizlik – Luna Madanoğlu

Sessizliğin İlk Nefesi Baraka, izleyeni yalnızca bir belgeselin içine değil, dünyanın ritmine doğru taşır.Ron Fricke’in 1992’de dünyanın kutsal alanlarından modern şehirlerin karmaşasına uzanan geniş bir coğrafyada çektiği bu film, sözcükleri kullanmayı reddeder; çünkü söylemek yerine hissettirmeyi seçer.Baraka, bir hikâye anlatmaz — bir varoluş hali sunar. Doğanın Unutulmuş Nabzı Himalaya tapınaklarının dumanı, Amazon’un ağır nefesi, çöl

okumak için tıklayınız

CÜZZAM GEMİLERİNDEN DİSİPLİN TOPLUMLARINA: FOUCAULT’DA İZOLASYONUN TARİHSEL SÜREKLİLİĞİ – LUNA MADANOĞLU

Toplumların tarihsel gelişiminde “öteki”nin tanımı, iktidar ilişkilerinin niteliğini belirleyen en temel göstergelerden biridir.Orta Çağ Avrupa’sında cüzzam hastalarının şehir dışına sürülmesi ve hatta bazı dönemlerde nehirlerde yüzen gemilere bindirilerek toplumdan uzaklaştırılması, yalnızca tıbbi bir önlem değil, ahlaki ve politik bir dışlama pratiği olarak değerlendirilmelidir.Bu olay, Foucault’nun (1961) ifadesiyle, “aklın deliliğe karşı kurduğu ilk sınırın” tarihsel kökenidir.Zamanla

okumak için tıklayınız

Doğru ve Yanlışın Göreceliği ile Gerçeğin İlişkisi Üzerine Felsefi Bir Keşif

Luna MADANOĞLU Görecelilik Kavramının Temel Tanımı Doğru ve yanlış kavramları, bireylerin algılarına, kültürel normlara veya belirli bağlamlara göre değişkenlik gösterip göstermediği sorusu, felsefenin merkezî problemlerinden birini oluşturur. Görecelilik ilkesi, bir önermenin doğruluğunun evrensel bir ölçütten ziyade, belirli bir referans çerçevesine –ki bu dilsel yapı, bireysel deneyim veya toplumsal gelenekler olabilir– bağlı olduğunu öne sürer. Örneğin,

okumak için tıklayınız

Gregory Colbert’in Küller ve Kar filmi üzerine Jungcu ve felsefi bir bakış

Luna Madanoğlu Gözlerimi kapattığımda, içimde mavi gözlü bir fil ağlıyor. Belki de bu, Colbert’in kamerasının gördüğü değil, insanlığın unuttuğu bir hatıradır. Küller ve Kar (Ashes and Snow), Kanadalı sanatçı ve yönetmen Gregory Colbert’in yirmi yılı aşkın bir süreçte çektiği, türler arası bir sessizlik belgeselidir. Çekimler 1992’den itibaren Hindistan, Namibya, Mısır, Sri Lanka, Etiyopya, Antarktika ve

okumak için tıklayınız

Hayalperest Bir Şiir: Kızıl Ekimin Uyanışı – Luna Madanoğlu

1917 sonbaharında, Petrograd’ın sokakları soğuktu.Ama o soğuğun altında, yıllardır bastırılmış bir sıcaklık vardı: öfke.Yorgun bedenlerin, aç çocukların, susturulmuş kadınların öfkesi.Ve bir gün, o öfke artık sessiz kalmayı reddetti.O gün, takvim Ekim’i gösteriyordu. Bir Halkın Sabrı Tükendiğinde Yüzyıllarca süren adaletsizlik, savaşın açlığı ve yoksulluk…Rusya artık nefes alamıyordu.Çar devrilmişti, ama iktidar yine zenginin ellerindeydi.İşte o anda, Lenin’in

okumak için tıklayınız

Kurtlarla Koşan Kadınlar / İnsan Olmanın Kayıp Parçası Üzerine – Luna Madanoğlu

Ben bu kitapla ilk tanıştığımda zaten o yoldaydım.Yalnızlığın, suskunluğun ve kendi iç sesinin yankılandığı bir yoldan geçiyordum.Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı, o yolun ortasında karşıma çıkan bir isim gibiydi: “vahşi kadın.”Ona o an bir arketip gibi değil, çoktan unuttuğum bir parçam gibi baktım. Clarissa Pinkola Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı, modern dünyanın en derin

okumak için tıklayınız

Şeytanın Tellerinde Paganini’nin Devrimi – Luna Madanoğlu

Devrim bazen barikatlarda yükselen bir çığlıkta değil, tek bir keman telinde saklıdır.Bir yay hareketi, insanın kalbine dokunan ince bir titreşim, yüzyılların alışkanlıklarını yerle bir eden görünmez bir darbeye dönüşebilir.Paganini, işte bu yüzden yalnızca bir müzisyen değil, bir başkaldırıydı. Parmakları kemanın tahtasında sadece notaları değil, zincirleri de kırdı.Kalıpları, yasaları, kuralları hiçe saydı; her pasajıyla yeni bir

okumak için tıklayınız

Ölümün Toplumsal İşlevi: Fanilik Bilinci ve Modern Tabular – Luna Madanoğlu

Ölüm, insanlık tarihi boyunca hem bireysel hem de toplumsal düzeyde en güçlü deneyimlerden biri olmuştur. Her birey için kaçınılmaz olan bu son, aynı zamanda toplumların kültürel yapılarında, ritüellerinde ve değer sistemlerinde derin izler bırakmıştır. Ancak modern çağda ölüm, giderek daha fazla tabu haline gelmiş, kamusal görünürlüğü azaltılmış ve gündelik yaşamdan dışlanmıştır. Orta Çağ’da Ölümün Görünürlüğü

okumak için tıklayınız