9 Ağustos 2026

Kategori: Politika

Thomas Paine’in toplum sözleşmesi anlayışı Rousseau’nunkinden hangi yönleriyle ayrılır?

Thomas Paine ve Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi Anlayışları Thomas Paine (1737–1809) ve Jean-Jacques Rousseau (1712–1778), her ikisi de siyasal otoritenin kaynağını halk egemenliğinde temellendiren Aydınlanma düşünürleridir. Ancak iki filozofun toplum sözleşmesi anlayışları hem kuramsal temeller hem de siyasal sonuçlar bakımından önemli ölçüde farklılık gösterir. 1. Doğal Durum Anlayışı Rousseau, Du Contrat Social’de (“Toplum Sözleşmesi”, 1762) doğal

devamını oku

Thomas Paine’e göre meşru bir hükümetin temel dayanağı nedir?

Thomas Paine’e göre meşru bir hükümetin kaynağı, Tanrı’nın iradesi ya da soy bağı değil, halkın rızası ve doğal hakların korunması ilkesidir. Paine, siyasal otoritenin meşruiyetini “doğal hukuk”a dayandırır ve hükümetin varlık nedenini bireylerin özgürlük ve mülkiyet haklarını güvence altına almak olarak açıklar (Paine, The Rights of Man, 1791/1995). Paine, hükümetin iki temel işlevi olduğunu savunur:

devamını oku

“Normal” Beynin İcadı: Kapitalizmin En Sinsi Silahı ve Nörodiverjan Marksizm

Quetelet’in Cetveli: Üretken Olmayana Yöneltilen Tarihsel Lanet Yazar: Jungish (Sermayenin Gözünde İnsan Zihni: “Çalışan Makine” mi, Yoksa “Yedek Nüfus” mu?) Aziz Yoldaşlar, Ey Zihnindeki Farklılık Yüzünden Damgalananlar! Şimdi size, Robert Chapman’ın “Normallik İmparatorluğu” eserinden, burjuva psikolojisinin ve iktidar düzeninin temelini sarsan bir hakikati haykıracağım. Kitabın iddiası net: “Normal” zihnin ve bedenin icadı, kapitalizmin en büyük,

devamını oku

Üretken Olmayan Bedene İlan Edilen Savaş

Yazar: Jungish (Neoliberalizm, Nasıl Olup da Beyinlerimizi “Çalışan” ve “Arızalı” Diye Ayırır?) Aziz Yoldaşlar, Ey Zihnindeki Farklılık Yüzünden Damgalananlar! Şimdi size, nöroçeşitlilik meselesinin, o burjuva psikoloji salonlarından fırlayıp, doğrudan Kapitalizmin kalbine nasıl saplandığını anlatan radikal bir manifestodan bahsedeceğim. Robert Chapman’ın “Normallik İmparatorluğu” dediği bu büyük eser, bize şunu haykırır: “Normal” olmak zorunda oluşumuz, bir biyoloji

devamını oku

Normallik İmparatorluğu: Kapitalizm, Cetveli Elinde Tutan En Zalim Gardiyan

Antik Harmoni Nerede, Fabrika Makinesi Nerede? Sağlamcılık, Nasıl Ekonomik Bir Zorunluluk Oldu? Yazar: Jungish (Farklı Bedenin Değeri: Sadece Ne Kadar Ürettiğinle Ölçülürse Ne Olur?) Aziz Okuyucularım, Ey “Normal” Etiketiyle Damgalananlar! Şimdi size, engelli ve nörofarklı bireylerin yaşadığı zorlukların, sadece kötü niyete değil, bizzat kapitalist düzenin ta kendisine nasıl işlendiğini anlatacağım. Robert Chapman gibi eleştirel âlimlerin

devamını oku

Guy Debord bakış açısıyla; seyir toplumu içinde mi yaşıyoruz?

Guy Debord’a göre biz bir “seyir toplumu” (la société du spectacle) içinde yaşıyoruz. Onun 1967’de yayımlanan Seyir Toplumu (La Société du Spectacle) adlı eseri, modern kapitalizmin toplumsal yaşamı nasıl dönüştürdüğünü radikal bir biçimde analiz eder. 1. Seyir nedir? 2. “Gerçeklikten kopuş” 3. Kapitalizm ve tüketim 4. Yabancılaşma 5. Seyir toplumunun politik işlevi 6. Günümüzle bağlantı

devamını oku

Wagner’in Nibelungen Yüzüğü ve Faşizmle Bağlantısının Sanat-Politik Dinamikleri Üzerindeki Etkileri

Eserin Toplumsal Bağlamdaki Yeri Wagner’in Nibelungen Yüzüğü, 19. yüzyılın ikinci yarısında bestelenmiş bir opera döngüsü olarak, dönemin toplumsal ve ideolojik dinamiklerini yansıtan bir yapıttır. Eser, mitolojiyle iç içe geçmiş bir anlatı sunarken, güç, hırs ve insan doğasının karmaşık yönlerini ele alır. Bu döngü, sadece bir sanat eseri olarak değil, aynı zamanda dönemin entelektüel ve ideolojik

devamını oku

Jericho ve Gazze: Duvarların Ötesindeki Bağlar

Kadim Duvarların Anlamı Jericho, insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olarak, yaklaşık 10.000 yıl önce inşa edilen duvarlarıyla bilinir. Bu duvarlar, Neolitik dönemde bir topluluğu dış tehditlerden koruma amacı taşırken, aynı zamanda toplumsal düzeni sağlama ve kolektif kimliği güçlendirme işlevi görmüştür. Arkeolojik bulgular, Jericho’nun duvarlarının yalnızca fiziksel bir bariyer değil, aynı zamanda bir topluluğun varoluşsal

devamını oku

Žižek’in Gerçeklik Anlayışının Popülizm Çağındaki Yansımaları

İdeolojinin Gerçeklik Üzerindeki Yapılandırıcı Etkisi Žižek’in yaklaşımı, gerçekliğin ideolojik bir kurgu olarak nasıl işlediğini sorgular. Ona göre, gerçeklik, bireylerin dünyayı algılama biçimlerini yönlendiren semboller, söylemler ve kültürel kodlar aracılığıyla inşa edilir. Popülizm çağında bu süreç, özellikle kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla hız kazanır. Popülist liderler, basit ve kutuplaştırıcı söylemlerle karmaşık toplumsal sorunları tek bir “düşman” figürüne

devamını oku

Martin Luther’in köylü isyanları (1524-1525) sırasındaki tutumu neydi ve bu olaylara nasıl tepki verdi?

Martin Luther, 1524–1525 Alman Köylü Savaşları sırasında başlangıçta köylülerin ekonomik şikâyetlerini kısmen kabul etti ve barışçıl çözüm çağrısı yaptı, ancak ayaklanmanın şiddet ve otoriteye doğrudan meydan okuma biçimine dönüşmesi üzerine hızla prenslerin (beylerin) sert bastırmasını destekleyen, hatta zaman zaman katı ve şiddet yanlısı bir tutum aldı. Bu dönüşün arkasında hem teolojik-prensip temelli gerekçeler (Luther’in “iki

devamını oku

Oedipus Kompleksinin Modern Dönüşümü: Otoriteyle Bilinçaltı İlişkilerin Evrimi

Kökenler ve Evrim Oedipus kompleksi, bireyin ebeveyn figürleriyle olan erken dönem ilişkilerinden kaynaklanan bilinçaltı çatışmaları ifade eder. Bu kavram, çocuğun ana babaya yönelik ambivalent duygularını ve otorite figürleriyle kurduğu bağları tanımlar. Modern toplumlarda, bu kompleksin yalnızca aile içindeki dinamiklerle sınırlı kalmadığı, aynı zamanda toplumsal ve politik otoritelerle ilişkilerde de kendini gösterdiği gözlemlenmektedir. Günümüzde bireyler, politik

devamını oku

Fener Rum Patrikhanesi: Tarih, Kültür, Mimari ve Sosyo-Politik Dinamikler

Kökenler ve Evrim Fener Rum Patrikhanesi’nin kökenleri, 4. yüzyılda Konstantinopolis’in Roma İmparatorluğu’nun başkenti haline gelmesiyle başlar. 381 yılında Byzantion piskoposluğu başpiskoposluğa yükseltilmiş ve Hristiyanlığın doğu kanadında bir otorite merkezi haline gelmiştir. İstanbul’un 1453’te Osmanlı egemenliğine geçmesiyle, Fatih Sultan Mehmet’in fermanıyla Patrikhane’nin statüsü korunmuş ve Ortodoks cemaatin dini işlerini düzenleme yetkisi tanınmıştır. Bu ferman, Patrikhane’nin yalnızca

devamını oku

Asur İstilalarındaki Deri Yüzme Uygulamalarının Korku İktidarı Üzerindeki Etkileri

Şiddetin Görselleştirilmesi ve İktidar Aracı Olarak Kullanımı Asur istila sahnelerindeki deri yüzme tasvirleri, yalnızca fiziksel bir cezalandırma yöntemi değil, aynı zamanda toplumu kontrol altına almak için kullanılan bir görsel propaganda aracıdır. Bu uygulamalar, düşmanlara ve fethedilen topluluklara karşı uygulanan vahşetin ötesine geçerek, Asur hükümdarlarının mutlak otoritesini pekiştirme amacı taşımıştır. Deri yüzme, bir bireyin insanlığını ve

devamını oku

V for Vendetta’da V’nin İdeolojisi ve Maskesinin Anlamı

V’nin Anarşist İdeolojisinin Temelleri V’nin ideolojisi, otoriter bir rejime karşı bireysel ve kolektif özgürlüğü savunan bir anarşist duruş sergiler. Bu duruş, Bakunin’in kolektif özgürlük anlayışıyla güçlü bir bağ kurar. Bakunin, devletin bireyler üzerindeki baskısını reddeder ve özgürlüğün, bireylerin kolektif bir dayanışma içinde kendi kaderlerini belirlemesiyle mümkün olduğunu savunur. V, totaliter bir rejimin baskıcı yapısını yıkmayı

devamını oku

Kapitalizmin Öfkesi ve Geleneksel Solun İntiharı: Neden Yeni Bir Kurtuluş Perspektifine İhtiyacımız Var?

Kapitalizmin temel krizi, sandığımız gibi 2008’de başlamadı. Doğu Bloku’nun 1989’daki çöküşüyle birlikte, sistemin kendi kendini imha etme süreci hız kazandı. Geleneksel solun bu döneme dair tek yapabildiği ise, miadını doldurmuş “işçi sınıfı Marksizmi”ne sarılmak oldu. Bazı radikal eleştirmenler, bu çöküşü sadece kapitalist bir varyantın başarısızlığı olarak değil, bizzat kapitalizmin ruhunun, yani soyut emeğe dayalı değer üretiminin sonu

devamını oku

Anti-Politika: Kapitalist Cinnet Zamanlarında Gerçek Kurtuluş

Modern siyaset, içinde yaşadığımız sistemin sorunlarını çözebileceğine dair bir hayalden ibaret. On yıllardır bize dayatılan neoliberal hegemonyanın ve “piyasadan başka çare yok” propagandasının karşısında, Norbert Trenkle’nin de işaret ettiği gibi, kapitalizmin cinnet dolu öfkesine tanıklık ediyoruz. Bu öfke, sadece ekonomik krizlerle değil, aynı zamanda toplumun en temel bağlarını parçalayan bir şiddetle kendini gösteriyor. Peki, bu

devamını oku

Kapitalizmin Sonu ve Gerçek Kurtuluş: Solun Yalanları ve Yeni Bir Başlangıç Mı ?

1989’da “gerçek sosyalizmin” çöküşü, bize “Batı sistemi”nin nihai zaferini müjdeledi. Fukuyama’nın “tarihin sonu” kehaneti manşetleri süslerken, çok az eleştirel ses kaldı. Ancak Krisis Grubu’ndan Norbert Trenkle gibi radikal düşünürler, o anın aslında kapitalizmin kendi kendini tükettiği devasa bir krizin başlangıcı olduğunu haykırdı. Bugün, otuz yıl sonra, bu kehanetin ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Küresel sistem,

devamını oku

Marx Öldü, Yaşasın Marx!

1968 yılı, küresel bir dönüm noktası oldu. Sermayenin “altın yılları” sona erdi, Fordizm ve Keynesçiliğin krizleri derinleşti. Ancak bu sadece ekonomik bir kriz değildi; Amerika’daki karşı-kültür hareketlerinden, Fransa’daki Mayıs olaylarına ve İtalya’daki işçi mücadelelerine kadar uzanan, yeni bir sosyal isyan türü yükseliyordu. Bu isyanlar, sadece iktidarı ele geçirmeyi değil, bireysel ve sosyal kurtuluşu hedefliyordu. Bu

devamını oku

Hastalığın Sırrı: İnsan Türü ve Devrimci Bir Kavrayış

Sosyalist Hasta Kolektifi (SPK), 1970’lerde yalnızca bir hasta hareketi değildi; aynı zamanda felsefi ve politik bir devrim çağrısıydı. Onların en radikal iddialarından biri şuydu: “Hastalığın sırrı, insan türünün eksikliğidir.” Peki bu ne anlama gelir? Ve “hastalık kavramı” gündelik hayatta nasıl uygulanabilir? İnsan Türü Eksiklik Olarak SPK’ya göre hayvanlar kendi türlerinin içinde tamdır; doğaları onlara bir

devamını oku