Anti-Politika: Kapitalist Cinnet Zamanlarında Gerçek Kurtuluş

Modern siyaset, içinde yaşadığımız sistemin sorunlarını çözebileceğine dair bir hayalden ibaret. On yıllardır bize dayatılan neoliberal hegemonyanın ve “piyasadan başka çare yok” propagandasının karşısında, Norbert Trenkle’nin de işaret ettiği gibi, kapitalizmin cinnet dolu öfkesine tanıklık ediyoruz. Bu öfke, sadece ekonomik krizlerle değil, aynı zamanda toplumun en temel bağlarını parçalayan bir şiddetle kendini gösteriyor.

Peki, bu şiddet ve kaos çağında geleneksel siyaset neden çaresiz kalıyor? Ve bu çaresizlikten nasıl kurtulabiliriz?


Neoliberalizmin Sonu ve Yükselen Barbarlık

1990’lar ve 2000’lerde, serbest piyasanın her şeyi çözeceğine dair bir inanç hakimdi. Ancak bu inanç, yirmi yıl sonra, yerini küresel bir sefalet sarmalına bıraktı. Trenkle’nin makalesinin ele aldığı gibi, kapitalizmin doğasındaki meta-para ilişkisi, hayatın her alanını tahrip ederek sürekli bir direnişle karşılaşsa da, neoliberalizm bu tahribatı hızlandırdı. Geleneksel siyasi yapılar ve sendikalar, bu yeni yıkım karşısında etkisiz kaldı ve sistemin kriz yönetimi, her şeyi özelleştiren ve toplumsal bağları parçalayan “anti-politik” bir boyut kazandı.

  • Güncel Örnek: Hükümetlerin, büyük şirketlerin veya bankaların çıkarlarını korumak için uyguladığı politikalar, halkın taleplerini göz ardı ediyor. Bu, “siyasetin” kendisinin, krizin yönetim aracı haline geldiği anlamına gelir. Artık siyaset, halkın iradesinin bir yansıması değil, kapitalizmin kendisini koruma içgüdüsünün bir parçasıdır.

Toplumsal Öfke ve Yanlış Yönlendirilen Direniş

Kapitalist sistemin yarattığı yoksulluk ve güvencesizlik, toplumda derin bir öfke birikmesine neden oluyor. Bu öfke, geleneksel siyasi kanallardan akamadığında, milliyetçilik, dini köktencilik veya popülist hareketler gibi irrasyonel ve tehlikeli yollara sapıyor.

  • Güncel Örnek: Bir önceki yazılarımızda tartıştığımız, emeğin değersizleşmesiyle ortaya çıkan “ulusalcılık” ve “dini canlanma,” bu öfkenin çarpık bir dışavurumudur. İnsanlar, siyasetin kendisini bir komplo veya aldatmaca olarak gördükçe, çözümü siyasetin dışında, çoğu zaman şiddet içeren ve dışlayıcı hareketlerde aramaya başlıyor. Bu, kapitalizmin krizini, sistemin dışındaki güçlere veya “öteki”ne yüklemenin bir yoludur.

Gerçek Kurtuluş Anti-Politiktir

Norbert Trenkle, bu çıkmazdan kurtulmak için yeni bir “sosyal kurtuluş perspektifine” ihtiyaç olduğunu savunuyor. Bu perspektif, geleneksel siyasetin ötesine geçmeli ve kapitalizmin yarattığı sorunlara doğrudan, toplumsal bir yanıt vermelidir.

  • Somut Örnek: Otonom ve kendi kendine örgütlenen topluluklar kurmak, kolektif dayanışma ağları oluşturmak ve piyasanın mantığı dışında işleyen alternatif yaşam biçimleri yaratmak, bu yeni perspektifin temelini oluşturur. Bu, hükümetlerin politikalarını değiştirmesini beklemek yerine, yeni bir toplumsal varoluş biçimi inşa etmektir. Kurtuluş, devleti ele geçirmekten değil, devletin ve piyasanın dışında, onlara alternatif bir toplumsal güç alanı oluşturmaktan geçer.

Sonuç olarak, geleneksel politika bu krizin çözümünü sağlayamaz. Çünkü bizzat bu krizin bir parçasıdır. Öyleyse, bu cinnet çağında, tek gerçek “anti-politika”, kendi hayatlarımızı, kendi ellerimizle, sistemin dışında ve ona karşı kurmaktır.