Kategori: Politika

Türkiye’de Neden Otizm Yasası Yok?

Otizm, bireylerin sosyal etkileşim, iletişim ve davranışsal örüntülerinde belirgin farklılıklar gösteren nörogelişimsel bir durumdur. Türkiye’de otizmli bireylerin haklarını koruma ve destekleme amacıyla özel bir “otizm yasası” bulunmamaktadır. Bu eksiklik, toplumsal, idari ve kültürel dinamiklerin karmaşık bir etkileşimiyle açıklanabilir. Öte yandan, İtalya’da 2015’te yürürlüğe giren “Legge 134/2015” otizm yasası, otizmli bireylerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül

okumak için tıklayınız

Biyopolitikanın Görünürlüğü: Devletin Bedenler ve Cinsellik Üzerindeki Kontrol Mekanizmaları

Michel Foucault’nun biyopolitika kavramı, modern devletlerin bireylerin bedenleri ve yaşamları üzerindeki kontrol pratiklerini anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Bu kavram, devletin yalnızca yasal ya da cezai mekanizmalarla değil, aynı zamanda gündelik yaşamın en mahrem alanlarına nüfuz eden düzenlemelerle bireyleri nasıl şekillendirdiğini açığa çıkarır. Aşağıda, bu kontrol mekanizmalarının farklı boyutları, tarihsel süreçler, toplumsal yapılar, dil,

okumak için tıklayınız

Arzu Makineleri: Deleuze ve Guattari’nin Felsefi Devrimi

Giriş Gilles Deleuze ve Félix Guattari, 20. yüzyıl felsefesinin en dönüştürücü figürlerinden ikisidir. Kapitalizm ve Şizofreni adlı iki ciltlik eserleri (Anti-Oedipus ve Bin Yayla), modern düşünceye arzu makineleri kavramını tanıtarak birey, toplum, politika ve ekonomi arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamıştır. Arzu makineleri, arzunun yalnızca bireysel bir dürtü ya da eksiklik olmadığını, aksine toplumsal, tarihsel ve maddi

okumak için tıklayınız

Lanetin Gölgesi ; Patrice Lumumba

Patrice Lumumba, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı ve bağımsızlık hareketinin önemli bir lideri olarak, bize birçok konuda ilham verebilecek bir figür. İşte ondan öğrenebileceklerimiz: Lumumba’nın hayatı ve mücadelesi, bağımsızlık, adalet ve birlik için verilen mücadelenin hem ilham verici hem de trajik yönlerini gösteriyor. Onun hikayesi, özellikle ezilen halkların haklarını savunanlar için, cesaret ve kararlılığın ne

okumak için tıklayınız

Kongo’nun Kara Lekesi: II. Leopold’un Sömürge Vahşeti

Belçika Kralı II. Leopold’un Yaptıkları Belçika Kralı II. Leopold (1835-1909), 1865’ten 1909’a kadar Belçika’yı yönetmiş ve özellikle Kongo Özgür Devleti’ni (bugünkü Demokratik Kongo Cumhuriyeti) kişisel mülkü olarak kontrol etmesiyle tanınmıştır. Leopold’un Kongo’daki eylemleri, insanlık tarihindeki en vahşi sömürgecilik örneklerinden biri olarak kabul edilir ve milyonlarca insanın ölümüne, işkenceye ve sömürüye maruz kalmasına neden olmuştur. İşte

okumak için tıklayınız

KARANLIĞIN ŞAFAĞI / HÜMANİZM / Nejdet Evren

Karl Marx der ki; “ İnsana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.” (1) Kapitalist üretim tarzını ve buna bağlı olarak insanın kendine yabancılaşmasını analiz eden filozof insana dair olana yabancı olunamayacağını belirtmektedir. İnsan sadece yaratmaz, aynı zamanda yaratılır; ekler, çıkarır, yapar, bozar ve yıkılır; ne üstündür ne de alçak; hem üstündür hem de alçak…Kendine yabancı,

okumak için tıklayınız

Daha İyi Çalışma ve Yaşam Koşulları Yerine Rıza ve Şükür Etmek: Neden Tehlikeli Bir Eğilim?

Toplumlarda “sahip olduklarına şükretmek” veya “haline razı olmak” gibi söylemler sıkça duyulur. Bu kavramlar, bireysel düzeyde minnettarlık ve huzur bulmaya yardımcı olabilirken, daha iyi çalışma ve yaşam koşulları arayışının önüne geçtiğinde sorunlu hale gelir. Özellikle güç eşitsizliklerinin ve adaletsizliklerin olduğu ortamlarda, rıza ve şükür duygusunun teşvik edilmesi, statükoyu korumak ve sömürüyü meşrulaştırmakiçin kullanılan tehlikeli bir araç

okumak için tıklayınız

Yaşanmış Deneyimi Neden İnkar Ederiz?

İnsan zihni, karmaşık bir yapıya sahiptir ve bazen karşılaştığı zorlayıcı gerçeklerle başa çıkmak için ilginç savunma mekanizmaları geliştirir. Bu mekanizmalardan biri de yaşanmış deneyimi inkar etmektir. Deneyimi inkar etmek, bireyin geçmişte yaşadığı olayları, hissettiklerini veya tanık olduklarını bilinçli veya bilinçsiz olarak reddetmesi, çarpıtması veya küçümsemesi anlamına gelir. Peki, insanlar neden kendi deneyimlerini inkar etme eğilimindedir? 1.

okumak için tıklayınız

Yabancılaşan Çalışma Ortamının Ruh Sağlığımıza Etkisi

Günümüzün giderek daha karmaşık ve teknoloji odaklı çalışma dünyası, birçok yenilik ve verimlilik artışı getirse de, beraberinde yabancılaşma riskini de taşıyor. Karl Marx’ın kavramlaştırdığı bu durum, bireyin kendi emeğine, ürettiği ürüne, çalışma sürecine ve nihayetinde kendisine yabancılaşması anlamına gelir. Bu yabancılaşma, ruh sağlığımız üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratarak çeşitli sıkıntılara yol açar. 1. Emeğe ve Ürüne Yabancılaşma:

okumak için tıklayınız

Persepolis’in Anıtsal Kapılarındaki Sembollerin Örtük Politik Anlatıları

Persepolis, Ahameniş İmparatorluğu’nun yalnızca tören başkenti değil, aynı zamanda siyasi, ideolojik ve kültürel bir manifesto olarak taşlara kazınmış bir güç sahnesidir. Anıtsal kapılarındaki semboller—boğa ve aslan figürlerinden hediye sunan milletlerin kabartmalarına, lotus çiçeklerinden kanatlı diske kadar—imparatorluğun çok uluslu yapısını, kralın ilahi otoritesini ve toplumsal hiyerarşiyi yüceltirken, örtük politik mesajlarla tebaayı ve ziyaretçileri biçimlendirir. Bu semboller,

okumak için tıklayınız

Devlet Destekli Dijital Terapi Uygulamalarının Şeffaflık Toplumunda Gözetim Mekanizmalarını Derinleştirme Yolları

Bireysel Verilerin Toplanması ve Mahremiyetin Çözülmesi Devlet destekli dijital terapi uygulamaları, bireylerin zihinsel sağlık verilerini sistematik bir şekilde toplayarak mahremiyetin temel yapı taşlarını aşındırır. Bu uygulamalar, kullanıcıların duygusal tepkilerini, düşünce süreçlerini, günlük alışkanlıklarını ve hatta biyometrik verilerini (örneğin, kalp atış hızı veya uyku düzeni) kaydeden sofistike algoritmalar kullanır. Şeffaflık toplumu, bireyin iç dünyasını bir veri

okumak için tıklayınız

John Rawls’un Adalet Teorisi: Kapsamlı Bir İnceleme

John Rawls’un adalet teorisi, modern politik felsefenin en etkili ve tartışılan kuramlarından biridir. 1971 yılında yayımlanan A Theory of Justice adlı eserinde Rawls, adaletin temel ilkelerini rasyonel bir çerçevede sistematize ederek, sosyal ve politik kurumların meşruiyetini değerlendirmek için evrensel bir model önerir. Bu teori, yalnızca felsefi bir tartışma değil, aynı zamanda sosyoloji, ekonomi, hukuk ve

okumak için tıklayınız

Gündelik Hayatta Sömürüyü Tanımak: İşaretler ve Anlamlar

Sömürüyü gündelik hayatta fark etmek için dikkat edebileceğiniz bazı işaretler ve durumlar var. Bu işaretler genellikle göz ardı edilir veya kişisel başarısızlık olarak yorumlanır, ancak aslında yapısal sorunlara işaret ederler. 1. İş Yerindeki Koşullar ve Ücretler 2. Tüketim Kültürü ve Yaşam Tarzı 3. Medya ve Toplumsal Söylemler 4. Yönetim ve Politik Kararlar Bu işaretlere dikkat

okumak için tıklayınız

Bireyler Neden Kendi Sosyal Sınıf Yapıları İçindeki Konumlarını Farkına Varmazlar ?

Günümüz toplumlarında sosyal sınıf, yaşam tarzımızı, fırsatlarımızı ve dünya görüşümüzü derinden etkileyen karmaşık bir yapıdır. Ancak pek çok birey, kendi sosyal sınıfsal konumunun ve bunun günlük hayatları üzerindeki etkisinin tam olarak farkında değildir. Peki neden böyle? Bu blog yazısında, bireylerin kendi sosyal sınıf yapıları içindeki yerlerini neden gözden kaçırdıklarına dair bazı olası nedenleri inceleyeceğiz. 1.

okumak için tıklayınız

Machiavelli’nin Prens’i: Günümüz Politik Manipülasyon Stratejilerinde Bir Kılavuz

1. Güç Dinamiklerinin Evrensel İlkeleri Machiavelli’nin Prens adlı eseri, güç elde etme ve sürdürme sanatını evrensel ilkelerle açıklar. Günümüz politik manipülasyon stratejileri, özellikle seçim mühendisliği ve deepfake propagandası, bu ilkeleri dijital çağda yeniden üretir. Seçim mühendisliğinde veri analitiği, hedef kitlelerin duygusal ve bilişsel eğilimlerini manipüle etmek için kullanılırken, deepfake teknolojisi görsel ve işitsel yalanlarla kitle

okumak için tıklayınız

Tüketim Kültürü ve Özgürlük Algısının Yeniden İnşası

Herbert Marcuse’nin Tek Boyutlu İnsan adlı eserinde ortaya koyduğu eleştiri, modern toplumların tüketim kültürü aracılığıyla bireyin özgürlük algısını nasıl dönüştürdüğünü derinlemesine inceler. Marcuse, kapitalist sistemin, bireyleri yalnızca tüketime odaklı bir yaşam biçimine hapsederek, eleştirel düşünceyi ve özgür iradeyi zayıflattığını savunur. Bu metin, Marcuse’nin eleştirisini, bireyin özgürlük anlayışının tüketim kültürü tarafından nasıl yeniden şekillendirildiğini, çok katmanlı

okumak için tıklayınız

Göbeklitepe: İnsanlığın İnanç ve Yerleşiklik Serüveninde Bir Dönüm Noktası

Tapınak Kavramının Kökeni Göbeklitepe, yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenen anıtsal yapılarıyla, arkeolojik bağlamda “tapınak” olarak sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırma, T biçimli monolitler, taş sütunlardaki oymalar ve geniş toplanma alanlarının ritüel bir işlev taşıdığına dair bulgulardan kaynaklanır. Sütunlarda yer alan hayvan figürleri, insan tasvirleri ve soyut semboller, kolektif bir inanç sisteminin varlığına işaret eder. Geleneksel tapınak kavramından

okumak için tıklayınız

Büyük Birader’in Çağdaş Yüzü: Veri Takibi ve Sosyal Kredi Sistemlerinin İzinde

Gözetimin Evrimi George Orwell’in 1984 adlı eserinde Büyük Birader, mutlak kontrolün ve her an izlenen bir toplumun simgesi olarak ortaya çıkar. Günümüzde veri takip sistemleri, bireylerin dijital ayak izlerini toplayarak benzer bir gözetim ağı oluşturuyor. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları ve IoT cihazları, kullanıcıların konum, alışkanlık ve tercihlerini sürekli kaydediyor. Örneğin, küresel çapta milyarlarca insan,

okumak için tıklayınız

Küresel Politikanın Diyalektik Matrisi: İlerleme, Çatışma ve Tarihin Döngüleri

Diyalektik Sürecin Evrensel Çerçevesi Hegel’in diyalektik yöntemi, tez, antitez ve sentez döngüsüyle fikirlerin ve toplumsal yapıların dönüşümünü açıklar. Bu süreç, evrensel bir mantık olarak, tarihsel gelişimi anlamak için bir çerçeve sunar. Günümüz küresel politikasında, bu yöntem, ideolojilerin ve güç yapılarının çatışmasını çözümlemek için kullanılabilir. Örneğin, liberal demokrasi ile otoriter rejimler arasındaki gerilim, bir tez ve

okumak için tıklayınız

Yoksulluk Tuzağı: Kapitalist Sınıf Mücadelesinin Kapanı – Sınıfsal Bir Analiz

Yoksulluk tuzağının, yani sınıfsal bir perspektiften ele almaktan önemli ve gereklidir. Kapitalist sınıf ilişkilerinin, sömürünün ve emperyalist tahakkümün doğrudan bir ürünü olarak Yoksulluk meselesi genellikle doğru bağlantıları ele alınmadığı için sosyolojik ve bireysel bir durum olarak ele alınır. Giriş Hacer Foggo’nun gözlemleriyle tanıdığımız “yoksulluk tuzağı” kavramı, görünüşte ekonomik ve sosyal mekanizmalarla (kaynak eksikliği, eğitim ve

okumak için tıklayınız