Yabancılaşma / Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine – Rahel Jaeggi

Rahel Jaeggi bu kitapta, “modası geçmiş” muamelesi gören yabancılaşma kavramını yenileyerek canlandırmaya çalışıyor. Bunun için Heidegger’in ve Marx’ın düşünce çizgisinde yabancılaşma teorisinin izini sürüyor. Devamında, çağdaş sosyal teorinin, yabancılaşma teorisini mayalamaya elveren bulgularını kolaçan ediyor. İnsanın yapıp ettiklerini sahiplenmesi, kendini sahiplenmesi, dünyayı sahiplenmesi, anlamlı bir yaşamın anahtarı değil midir? Yabancılaşma, o kayıp anahtarı bulma yolunda bir felsefi düşünme çabası…

“Yabancılaşma kavramı, Rousseau’da da en az Marx’ta ve vârislerinde olduğu kadar, insanın özüyle ilgili bir belirlemeyi varsayar: Yabancılaştığı teşhisi konan varlık, insanın asıl doğası, onun hakiki cevheri sayılan bir şeye yabancı hale gelmiş olmalıdır. Son onyıllarda felsefede yaşanan gelişmeler, böylesi özcü belirlemelere son verdi. (…) Bu teorik kendini tashih olayının bir sonucu da, yabancılaşma kategorisinin felsefenin yaşayan gündelik dilinden kaybolması oldu. Ve Eleştirel Teori’nin eskimesi tehlikesini, onun bir zamanki anahtar kavramının ölüp gitmesi kadar bariz bir şekilde ilan eden bir şey yoktur.”
Axel Honneth

ÖNSÖZ
AXEL HONNETH

Eleştirel Teori’nin başlangıçtaki üretimini, “yabancılaşma” kadar kuvvetle ve büyük bir doğallıkla belirlemiş bir kavram daha yoktur. Kavramın terminolojik içeriğini saptamaya veya çerçevelemeye bile gerek yoktu, çünkü o bütün toplumsal teori analizlerinin neredeyse aşikâr çıkış noktası sayılabilirdi.
Toplumsal koşullar ne kadar şeffaflıktan uzak olursa olsun, ne kadar karmaşıklaşmış olursa olsun, onların yabancılaşmış oldukları olgusuna dair, Adorno, Marcuse ve Horkheimer’in en ufak bir şüphesi yoktu. Bugünkü bakış açısından, bu teorik arka plan mutabakatı, en azından yadırgatıcı bir etki uyandırır: Zira bu yazarların, öncelikle de Adorno’nun, kavramın, aceleci genellemelerin ve nesneleştirmelerin tuzakları hakkındaki kendi idraklerine ters düşen öncüllere dayandığını bilmesi gerekirdi. Toplumsal felsefi anlamıyla tamamen modernliğin bir ürünü olan yabancılaşma kavramı, Rousseau’da da en az Marx’ta ve varislerinde olduğu kadar, insanın özüyle ilgili bir belirlemeyi varsayar: Yabancılaştığı teşhisi konan varlık, insanın asıl doğası, onun hakiki cevheri sayılan bir şeye yabancı hale gelmiş olmalıdır. Son onyıllarda Atlantik’in bu ve öte yakasında felsefede yaşanan gelişmeler, böylesi özcü belirlemelere son verdi; artık, insan doğasının belirli evrensel niteliklerinden hiç kuşku duymasak bile, insanın bir “öz”ünden, onun “türsel güçlerinden” ve kökensel emellerinden nesnelci
bir anlamda söz edemeyeceğimizi biliyoruz. Bu teorik kendini tashih olayının bir sonucu da, yabancılaşma kategorisinin felsefenin yaşayan gündelik dilinden kaybolması oldu. Ve Eleştirel Teori’nin eskimesi tehlikesini, onun bir zamanki anahtar kavramının ölüp gitmesi kadar bariz bir şekilde ilan eden bir şey yoktur.

Bununla beraber, son yıllarda, yabancılaşma kavramının emrimize amade olmaması halinde felsefi kelime hazinemizde bir şeylerin eksik kaldığını fark edenlerin sayısı da az değildir.
Sık sık, hayatın bireysel biçimlerini yabancılaşmış olarak tasvir etmekten kaçınamıyoruz; toplumsal durumları, adalet ilkelerini ihlâl ettikleri için değil de istek ve kabiliyetlerimizin koşullarına aykırı oldukları için yanlış, yersiz olarak görmeye meyletmemiz, nadirattan değildir. Toplumsal çevremizin durumlarına yönelik bu tür tepki biçimlerinde, onun özcü tehlikelerini bilsek bile, kaçınılmaz olarak sürekli yeniden yabancılaşma kavramına geri dönüyor görünüyoruz; yabancılaşma lafı ne kadar eskimiş olsa bile, belli ki onu teşhise dönük
eleştirel lügatimizden öyle kolayca çıkarmamız mümkün değildir. Karşınızdaki çalışma, yabancılaşma kategorisinin alamadığı hakkını arayan bir felsefi savunma olarak anlaşılabilir.
Amacı, çok azarlanmış olan bu kavramın toplumsal felsefi içeriğini günümüze dönük olarak kurtarmaktır.
Böyle bir girişimin beraberinde mecburen getireceği zorlukların, yazar, Rahel Jaeggi, tamamen farkındadır. Yabancılaştırma kategorisini güncelleştirirken ihtiyaç duyulan şey, onun anlam içeriğine özcü varsayımlar olmadan da geçerlilik taşımasını sağlayacak şekilde açıklık kazandıracak kavramsal maharetten ibaret değildir. Bunun ötesinde, ortak yaşamımızın koşullarının eleştirel teşhisi için yabancılaşma kavramını kullanmanın sahiden vazgeçilmez olduğunu göstermek gerekir. İlk ödevin üstesinden gelirken, gerek yabancılaşma kavramının klasik fikir tarihine, gerekse insanın kişiliğinin ve özgürlüğünün ana hatlarına ilişkin yeni analitik tartışmalara aynı ölçüde aşina olması, yazarın lehinedir. Şimdiye dek ayrı duran bu iki bilgi küresinin bilgilerini bağdaştırabilmesi, ona, insan kabiliyetlerine dair görece biçimsel kavramları devreye sokarak, klasik yabancılaşma kavramında özcü sonuçlara varmaktan kaçınmayı sağlayacak yerleri teşhis etme olanağını verir. İkinci ödev bakımından ise,
gündelik yaşam bağlamlarının fenomenolojik idrakinde büyük bir yeteneğe sahip olması yetişir yazarın yardımına. Bu hüner, yazara insan davranışının donakalma, kendini kaybetme veya lakaytlaşma gibi belirli senaryolarını, yabancılaşma fenomenleri olarak öyle kanlı canlı tasvir etme imkânı verir ki ona, biz
okurlar olarak bu hor görülen kavramın geri kazanılmasını basbayağı bir mecburiyet olarak görür hale geliriz. Bu iki argümantasyon kaynağını tanımlayarak, önünüzdeki araştırmanın stratejisini ve istidadını ana hatlarıyla çizmiş oluruz. İlk adımda mesele yabancılaşma kavramının tarihsel geleneğinin, kategori olarak taşıdığı güç yanında özcü varsayımlarına da şeffaflık kazandıracak şekilde kavranmasını sağlamak iken; ana kısımda, bireysel kendine-yabancılaşma tiplerinin tasviri üzerinden, insan özgürlüğünün yeni belirlenimlerinin analitik potansiyeli,
özcü kusurlardan arınmış bir yabancılaşma kavramının tesisi için kullanılacaktır.
Rahel Jaeggi’nin klasik yabancılaşma kavramına yapışmış olan müşküllerin ne kadar açık ve berrak biçimde farkında olduğunu, onun tarihsel boyutu tam bir hâkimiyetle ele alışında görürüz. Burada, cesur bir sivriltmeyle, Rousseau’dan yola çıkarak, modern hayatın patolojilerini az çok sarih bir şekilde yabancılaşma hadiseleri olarak analiz eden iki gelenek hattının eskizi çizilir. Marx ve varislerinin, hep beraber Hegel’e bağlanarak, “yabancılaşma”dan anladığı, insanın türsel güçlerine yapısal toplumsal, genellikle de ekonomik nedenlerle ket
vurulmasıdır. Buna mukabil Kierkegaard ve Heidegger’de, “varoluşçu” hatta, Genel olandan insanın kendi seçtiği otantik bireyselliğe geri dönüşün artan oranda imkânsızlaştırılması anlaşılır. Rahel Jaeggi verimli bir şekilde, her iki vak’ada da yabancılaşmanın tohumunun kavramsal olarak “bir ilişkisizlik ilişkisi” olduğunu söyler; yani, işbirliği veya kendiyle bağ suretinde insanın asıl doğasını teşkil eden ilişkiyle olan ilişki, eksik veya arızalıdır. Buradan yola çıkarak, gerek Marksist gerekse varoluşçu gelenekte insanın özünün nesnelci bir belirleniminin nasıl yabancılaşma teşhisinin normatif temelini oluşturduğu kolayca fark edilecektir. Bir tarafta emek ilişkisi
olarak, diğer tarafta içselliğin özgül bir biçimi olarak kavranan bir önsel ilişki, yabancılaşmayla öylesine görüş menzili dışına düşmüştür ki, insan onu kendi hayat pratiğine geri getiremiyordur artık.
Klasik yabancılaşma kavramının mimarisine dair bu kavrayışı arkasına alan Rahel Jaeggi, araştırmasının ana kısmında, yabancılaşmanın parlak bir şekilde portresini çizdiği tekil vak’alarını ince ince tarayarak, insanın çabasının doğasına dair güçlü, özsel bir takdirde bulunmadan idare edebilecek alternatif bir açıklama modeli geliştirmeye çalışıyor. Böyle tasarruflu bir temellendirmenin olanaklarını, insanın isteklerinin ve kabiliyetlerinin işlevsel koşullarına tutunan bir özgürlük kavrayışının unsurlarını benimsemekte görüyor. Rahel Jaeggi, bu konuda son yirmi yılda Harry Frankfurt ile Ernst Tugendhat, Thomas Nagel ile Charles Taylor arasındaki geniş
kapsamlı derinlikli tartışmalarda işlenmiş olanları sahiplenerek, kendi yabancılaşma kavramını temellendirmekte kullanıyor. Araştırmayı sanki ikinci bir argümantasyon düzlemi gibi kateden bu muazzam verimli değerlendirmenin vargısı, yabancılaşmanın, kendi benliğimizi veya dünyayı sahiplenmemizi, kendimize mal etmemizi olanaksızlaştıran nedenlerden dolayı isteklerimizin bir kısıtlanması anlamına geldiğidir. Yabancılaşma kavramının ağırlık merkezini böylece ilkin bireysel benlik ilişkisi boyutuna kaydırdıktan sonra Rahel Jaeggi
çalışmasının son adımında, bu noktadan hareketle toplum analizine yapılması gereken geçişin nasıl halledileceğine işaret eder. Sahiplenme süreçlerinin kısıtlanmasının sebebi çok defa, insanın üzerine düşen roller karşısındaki kayıtsızlığında veya kendi arzularıyla özdeşleşmekte yetersiz kalmasında ifadesini bulduğu üzere, böylesi sahiplenmelerin zorunlu koşullarını yerine getirmeyen toplumsal koşullardadır.

Böylelikle önünüzdeki kitap, normatif ilişki sisteminin formelleştirilmesi yoluyla yabancılaşmanın içerikli bir kavramını geri kazanmayı mümkün kılacak yollara uzanıyor. Buradaki işaretleri takip eden okur, gelecekte toplumsal eleştiride teşhisler üretme maksadıyla yeniden yabancılaşma fenomenlerinden söz edildiğinde, bunun tozlu bir özcülük anlamına gelmesinin gerekmediğini saptayacaktır. Bu nedenle, Rahel Jaeggi’nin çalışmasını yayın dizisine dahil edebilmek, Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü için hem bir sevinç kaynağı hem de teorik bir yüreklendirmedir.
Frankfurt am Main, 1 Eylül 2005

Yabancılaşma
Toplumsal-Felsefi Bir Sorunun Güncelliği Üzerine
Rahel Jaeggi
Çeviri: Tanıl Bora
1.baskı – Mart 2026
334 sayfa

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ · AXEL HONNETH ……………………………………………………………………………………………………………7
Giriş……………………………………………………………………………………………………………………………………………… 13
BİRİNCİ KISIM
İLİŞKİSİZLİK İLİŞKİSİ: TOPLUMSAL FELSEFİ MOTİFİN
YENİDEN İNŞASI…………………………………………………………………………………………………………………… 23
1 A stranger in the world that he himself has made –
Yabancılaşma Kavramı ve Fenomeni…………………………………………………………… 25
2 Ek: Marx ve Heidegger –
Yabancılaşma Eleştirisinin İki Çeşitlemesi ……………………………………………. 37
3 Yabancılaşma Eleştirisi Yapısı ve Sorunsalı………………………………………….. 53
4 Kendine Üzerinde Hakim Olabilmek –
Yabancılaşma Kavramının Yeniden İnşası Üzerine…………………………… 67
İKİNCİ KISIM
KENDİ HAYATINI YABANCI BİR HAYAT OLARAK YAŞAMAK:
DÖRT VAK’A………………………………………………………………………………………………………………………………. 81
1 Kendine Göre Bir Şeyler – Acz Duygusu
ve İnsanın Eylemlerinin Özerkleşmesi……………………………………………………….. 91
2 Solgun, Yarım, Yabancı, Yapay İnsan –
Rol Davranışı ve Otantiklik Kaybı…………………………………………………………………. 115
3 O, O Değildir – İçsel Yarılma Olarak
Kendine Yabancılaşma………………………………………………………………………………………….157
4 Tıpkı Camdan Bir Duvar Gibi –
Kayıtsızlık ve Kendine Yabancılaşma…………………………………………………………201
ÜÇÜNCÜ KISIM
DÜNYAYI VE KENDİNİ SAHİPLENMEDE
BOZUKLUK OLARAK YABANCILAŞMA …………………………………………………………………… 229
1 Pamuk Şekerden Yapılmış Gibi –
Kendini Sahiplenmek Olarak Kendi Olmak……………………………………………..235

  1. SAHİPLENME SÜRECİ OLARAK KENDİLİK ……………………………………………………………….237
  2. İÇSELLİĞE MÜSAİT OLMAMAK……………………………………………………………………………………251
  3. KENDİNİ İCAT ETMEK VE KENDİLİĞİN ÇOKLUĞU…………………………………………………..277
    2 Kendi Hayatını Yaşamak – Özbelirlenim,
    Kendini Gerçekleştirme ve Otantiklik ……………………………………………………… 297
  4. ÖZBELİRLENİM VE KENDİNE YABANCILAŞMA ……………………………………………………… 299
  5. KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME VE DÜNYAYI SAHİPLENME ……………………………………. 306
  6. KENDİNE YABANCILAŞMA VE BİRİCİKLİK ………………………………………………………………310
    3 Sonuç: Ötekinde Kendisi Olmak –
    Kendiliğin Toplumsallığı, Özgürlüğün Toplumsallığı ……………………….321
    KAYNAKÇA…………………………………………………………………………………………………………………………….327

RAHEL JAEGGI 1966’da Bern’de doğdu. Özgür Berlin Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü. Frankfurt, New York New School ve Yale üniversitelerindeki çalışmalarının ardından, 2009’da Berlin Humboldt Üniversitesi’nde öğretim üyesi oldu.
Ağırlıklı çalışma alanı siyaset felsefesi, özellikle Marksist felsefe, Eleştirel Teori’dir. Türkçede Yabancılaşma (2026, İletişim Yayınları) yanında Nancy Fraser’la söyleşilerini içeren Kapitalizm: Eleştirel Kuram Çerçevesinde Bir Söyleşi’si yayımlandı (2003, çev. Eren Karaca, Nika Yayınevi).