Kategori: Biyografiler

ANKARALILARIN UNUTAMADIĞI BİLİM İNSANI: ULUS BAKER – Ece Köseoğlu

ODTÜ’nün Türkiye’ye kattığı en değerli bilim insanlarından, bütün bir ulusu etkisi altında bırakan bir Ulus. Günümüzde neredeyse her üniversite öğrencisinin adını duyduğunda “Keşke ben de ondan ders dinleyebilseydim” diye içinden geçirdiği ; sosyoloji, felsefe, sinema, tarih, müzik ve matematik alanlarında olağanüstü bir bilgi birikimi ve anlatım gücüne sahip sosyolog, filozof, eleştirmen, yazar, çevirmen ve öğretim

okumak için tıklayınız

Vladimir Mayakovski “Sokaklar fırça, alanlar paletimizdir”

“Çağdaşlarından yüz bulmuş budala tarihçiler şunu yazsınlar varsın: Bu ilginç ozanın hiç de ilginç olmayan bir yaşam öyküsü var.”  Vladimir Mayakovski (1) (*) Geleneksel Rus şiirine savaş açmış, yeni öz ve biçim anlayışı ile alışılagelmişi altüst eden, değişebilen ve değiştiren bir ozandır Mayakovski. Öfkeli politik dilinin yanı sıra en duygulu aşk dizelerini yazmış, gelecekçiler arasından

okumak için tıklayınız

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hayatı

23 Haziran 1901 yılında İstanbul’da doğan romancı ve şair yazarımız babasının işi gereği, ilkokuldan liseye kadar Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde eğitimini sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni 1923’de mezun olduktan sonra Erzurum, Konya ve Ankara’da edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler veren Tanpınar, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tanzimat Edebiyatı kürsüsünde profesörlüğe seçildi. 1942-1946 yılları arasında

okumak için tıklayınız

Gogol’ün dini bunalımı ve yazma sürecine etkisi

1. Gogol’ün Dini Bunalımının Arka Planı Gogol’ün 1840’ların ortasından itibaren yaşadığı ruhsal/dinsel çöküş, yalnızca kişisel bir kriz değil, aynı zamanda dönemin Rus düşüncesindeki dini uyanış hareketlerinin de bir parçasıdır. Özellikle Rus Ortodoks mistisizmi, özeleştiri kültürü ve ahlaki arınma doktrini, Gogol’ün zihninde ağır bir yük oluşturdu. Temel Etkenler: 2. Dini Bunalımın Başlıca Aşamaları a. 1845’te ilk

okumak için tıklayınız

Kafka’nın Beş Tuhaf Yüzü – Varoluşun Gölgesinde Bir Adam

Franz Kafka… Karanlığın, bürokrasinin ve yalnızlığın yazarı olarak bilinir. Oysa bu tanım, onun yalnızca bir yüzünü gösterir. Kafka’nın içinde, trajediyle mizahın, acıyla merhametin, ölüm isteğiyle yaşam sevgisinin aynı bedende barındığı bir ikilik vardır. İşte, bu çelişkili dehanın az bilinen beş tuhaf yönü: 1. Trajedide Gizlenen Kahkaha Kafka, eserlerinde karanlığı anlatırken aslında onun absürtlüğüne gülerdi. “Dava”yı

okumak için tıklayınız

Virginia Woolf’un Orlando Eserinde Anlatı Dilinin Şiirsel Biyografi Olarak İşlevi

Anlatı Yapısının Esnekliği ve Zamanın Akışkanlığı Orlando’nun anlatı dili, biyografik bir çerçeveyi şiirsel bir esneklikle yeniden şekillendirir. Geleneksel biyografilerin kronolojik ve doğrusal yapısına meydan okuyarak, zamanı akışkan bir şekilde işler. Eser, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman diliminde, başkarakterin cinsiyet ve kimlik değişimlerini takip ederken, tarihsel olayları ve bireysel deneyimleri birleştirir. Bu yapı, anlatının

okumak için tıklayınız

Frida Kahlo’nun Oto-Portrelerinde Acının Sanatsal Yansımaları

Beden ve Zihnin Çatışması Frida Kahlo’nun oto-portreleri, fiziksel ve duygusal acıların iç içe geçtiği bir anlatı sunar. Genç yaşta geçirdiği otobüs kazası, omurgasında ve pelvis bölgesinde ciddi hasarlara yol açarak ömür boyu sürecek fiziksel acılar bırakmıştır. Bu fiziksel travma, Kahlo’nun eserlerinde bedenin kırılganlığı ve sınırları üzerine yoğun bir sorgulamaya dönüşür. Oto-portrelerinde sıkça görülen bandajlar, korse

okumak için tıklayınız

Edip Cansever kendini hangi şairle özdeşleştiriyordu?

Edip Cansever kendini hangi şairle özdeşleştiriyordu? “T.S. Eliot’ın Türkiye’de şiirleri çıkıyordu; Özdemir Nutku, Aslan Ebiri bu şiirleri çeviriyorlardı. O zaman Eliot gibi bazı şairler o kadar tanınmıyordu. Edip kendini Eliot’la biraz özdeşleştirdi sanırım.” Cemal Süreya / Kasım 1988 Kaynak: Edip’in Lastik Topu / Dostlarının ve ailesinin anlatımıyla Edip Cansever YKY Thomas Stearns Eliot, (d. 26

okumak için tıklayınız

Savant Sendromu ve Otizm: Zihnin Sınırları ve Daniel Tammet’in Anlatısı

Savant sendromu ile otizm arasındaki ilişki, insan zihninin karmaşık doğasını anlamak için eşsiz bir pencere sunar. Bu metin, bu ilişkiyi bilimsel bir perspektiften ele alırken, Daniel Tammet’in Born on a Blue Day adlı otobiyografik eserinden yola çıkarak bireysel deneyimleri de merkeze alır. Savant sendromu, belirli bilişsel yeteneklerde olağanüstü performans gösteren bireylerin durumunu tanımlar; otizm ise

okumak için tıklayınız

Onat Kutlar ‘ın Hayatı

30 Aralık 1994. Yazar Onat Kutlar ve eşi Filiz Kutlar, Beyoğlu Mis Sokak’taki evlerinde farklı bir telaş içinde. O gece, evliliklerinin beşinci yıldönümünü kutlayacaklar. Sabah kahvelerini içerken, Onat Kutlar, karısına, “Hiç bu kadar mutlu olacağımı düşünmemiştim” diyor. Birbirlerine uzun uzun sarılıyorlar, sanki bir daha hiç görüşmeyeceklermiş gibi. Akşam buluşmak üzere ayrılıyorlarOnat Kutlar, evliliklerinin yıldönümü dolayısıyla

okumak için tıklayınız

Dünyayı değiştiren filozof: Rousseau – Prof. Dr. Örsan K. Öymen

Monarşi, teokrasi ve feodalizme karşı insanın özgürlüğünü savunan Rousseau 300 yaşında. Güçler ayrılığı ve halk iktidarını savunan Rousseau, epey eziyet çekmiş ama fikirleri dünyayı değiştirmişti. Ünlü filozof ve siyaset bilimci Jean-Jacques Rousseau, 2012 yılında, doğumunun 300. yılı vesilesiyle, Türkiye de dahil, dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli etkinliklerle anılıyor. 1776 Amerikan devrimine ve 1789 Fransız devrimine ilham

okumak için tıklayınız

STEFAN ZWEIG: İçiyle ve dışıyla Balzac – Aniden elde edilen kişisel başarılar, sanatçılar için her zaman tehlike oluşturur.

Aniden elde edilen kişisel başarılar, sanatçılar için her zaman tehlike oluşturur. 1828’de yirmi dokuz yaşındaki Balzac, adı sanı bilinmeksizin başkaları için çalışıp yazan zavallı, küçük bir yazar ve boğazına kadar borca batmış, iflas etmiş bir tüccardır. Bir iki yıl sonra ise aynı Balzac, Avrupa’nın en ünlü yazarlarından biri olmuştur; Rusya’da, Almanya’da, İskandinavya’da, İngiltere’de okunmakta, gazeteler

okumak için tıklayınız

STEFAN ZWEIG: Balzac ve Napoléon

Onun kılıcıyla başlattığını, ben kalemimle tamamlayacağım. Böylesine büyük bir çöküşten sonra, bitmez tükenmez umutların enkazları altında bu sabırsız spekülatörün kendine inancını yitirmesi beklenirdi. Ancak sığındığı çatının üzerine çökmesiyle Balzac’ın hissettiği tek şey şu olmuştur: Yine özgürdür ve baştan başlayabilecektir. Babasından ve belki de çiftçi soyundan miras aldığı sarsılmaz canlılığı sayesinde bu felaketten etkilenmemiş ve hatalarının

okumak için tıklayınız

Orhan Veli öldüğünde cebinden çıkan şiir

Sabahattin Eyuboğlu, Orhan Veli’nin ölümünden yaklaşık bir ay sonra Nahit Hanım’a yazdığı mektuptan üzerinden çıkan şiirin “Gelirli Şiir” olduğunu öğreniyoruz. Mektupta ilgili bölüm şöyle: “Cebinden otuz kuruş ile birlikte yalnız Gelirli Şiir çıkmıştı. Hani şu İstanbul’dan ayva da gelir, nar gelir.. Biliyorsunuz.” (Bir Roman Kahramanı Orhan Veli, Haluk Oral, YKY, 270.sayfa) GELİRLİ ŞİİR İstanbul’dan ayva

okumak için tıklayınız

Oruç Aruoba şiirleri: Özlediğin gidip göremediğindir/ ama, gidip görmek istediğin

Özlediğin Gidip Göremediğindir Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen Özlediğin, gidip görmek istediğin- ama gidip göremediğin Özlem, gidip görmek istemen- ama, gidememen, görememen; gene de, istemen Oruç Aruoba Burada “Şimdi buradayım biraz önce yoktum” hiç bir şey yok Önce, oldu: kıpırdandı belirsiz – bir şiddetli boşluktan tatlı

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın en sevdiği Van Gogh tablosu hangisiydi?

Vincent van Gogh’un resimlerinin tıpkı basımlarını çıkarıp gösterdim. Kafka çok hoşlanmıştı. “Arka planda mor geceyle bu kafeterya bahçesi harikulade”, dedi. “Öbür resimler de güzel. Ama bu bahçe büyüledi beni. Kaynak: Gustav Janouch, Kafka ile Söyleşiler, Cem Yayınevi, Türkçesi: Kamuran Şipal, 2.basım, Haziran 2000 Not: Kafka Le cafe, le soir tablosunu beğenmişti. Toile 79X63, Arles, septembre 1888

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy, Dickens ve Balzac için ne dedi?

“Dickens çok akıllıca bir laf etmiş: ‘Hayat bize son dakikaya dek cesaretle korunmak koşuluyla verilmiştir/ Dickens, içli, çenesi düşük bir yazardır, pek de akıllı sayılmaz. Bununla birlikte romanlarını herkesten ve kuşkusuz Balzac’tan da daha iyi kurmayı başarmıştır. Birisi şöyle demiş: “Pek çok kişi kitap yazma ihtirasına kapılmıştır, ancak pek az kişi daha sonra yazdıklarından utanır/

okumak için tıklayınız

Orhan Veli öldüğünde, yüreğinde sevdiği bir kadın, cebinde 28 kuruş

Orhan Veli, 14 Kasım 1950 Salı günü, Avukat Muzaffer Gençay’ın evinde fenalaştı. O da Dora Güney’e haber verdi hastaneye götürmesi için. Muzaffer Gençay, Zeliha Tuna’ya Orhan Veli’nin evinde geçirdiği son saatleri şöyle anlatmış: “Önceki akşam kalabalık bir yemek vardı. Şiirler okundu, sohbet edildi. Orhan o gece bizde kaldı. Kanepede yatarken uyuyor zannettik. Bir terslik olduğunu

okumak için tıklayınız

Emiliano Zapata: “Dizlerim üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim.”

Emiliano Zapata, Meksika Devrimi (1910-1920) sırasında önde gelen bir figürdü. En ünlü alıntılarından biri, “Dizlerim üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim.” şeklindedir. Zapata, köylülerin ve yerli halkın haklarını korumak ve toprak reformu gerçekleştirmek için mücadele etti. Özgürlük, adalet ve toplumsal eşitlik için savaşan bir figür olarak, halk arasında büyük bir saygı ve destek kazandı. Zapata’nın

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Akın var güneşe akın! Güneşi Zaptedeceğiz, güneşin zaptı yakın!

Güneşi İçenlerin Türküsü Bu bir türkü:- toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsü! Bu bir örgü:- alev bir saç örgüsü! kıvranıyor; kanlı; kızıl bir meş’ale gibi yanıyor esmer alınlarında bakır ayakları çıplak kahramanların! Ben de gördüm o kahramanları, ben de sardım o örgüyü, ben de onlarla güneşe giden köprüden geçtim! Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi. Ben

okumak için tıklayınız