Kategori: Biyografiler

Van Gogh’un kitap tutkusu

Geçtiğimiz haftalarda Paris’in izlenimci koleksiyonuyla ünlü Musée d’Orsay, Antonin Artaud’un Van Gogh: Toplumun İntihar Ettirdiği kitabından yola çıkarak yazar ile ressamı, Artaud ile Van Gogh’u, intihar konusunda buluşturdu. Her iki sanatçının ölüm hikayeleri temelinde oluşturulmuş sergi, bir yandan da resim ile edebiyatı bir araya getirişiyle büyük ilgi odağıydı. Artaud’nun resim sevgisi ile Van Gogh’un edebiyat

okumak için tıklayınız

Arif Damar ‘ın şiir serüveni (kendi sözleriyle)

Henüz 15 yaşındayken, bir öğretmeninin çıkardığı “Yeni İnsanlık” dergisinde “Edirne’de Akşam” şiiri yayınlanıyor ve “yetenekli çocuk” olarak dikkatleri üzerine çekiyor. Şiir serüveninin sonrasını Arif Damar şöyle anlatıyor: “Ünlü şair Hasan İzzettin Dinamo beni görmeye geldi okula, yetenekli çocuk olarak. Yenikapı Ortaokulunu bitirdim ve İstanbul Erkek Lisesine başladım. O sırada Nazım Hikmet şiiriyle tanışmıştım. Erzincan Depremi

okumak için tıklayınız

Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda yaşama gözlerini yumduğunda yalnızca 41 yaşındaydı. Belki her ölüm biraz erkendir, ama Kafka gibi sıradışı bir yaratıcının 41 yaşında yaşama gözlerini yumması, sözcüğün tam anlamıyla bir erken ölümdü. Yine de Kafka, bu kısa süreye daha önce benzeri olmayan yapıtlar sığdırdı. Kendisi gibi 1880 yılının başlarında

okumak için tıklayınız

“Tolstoy’un iri cüssesi hâlâ ufku kaplamakta; ama…” Andre Gide

“Tolstoy’un iri cüssesi hâlâ ufku kaplamakta; ama -aynı dağlık ülkelerde, kendisinden uzaklaşıldıkça, en yakınındaki tepenin ardından, o tepenin gizlediği daha yüksek bir tepenin ortaya çıkışı gibi- bazı öncü kişiler daha şimdiden dev Tolstoy’un arkasından, Dostoyevski’nin ortaya çıkıp büyüdüğünü fark ediyorlar. Dostoyevski, işte o yüksek tepenin ardında yarısı saklı duran tepedir, dağ zincirinin sırlarla dolu düğümü;

okumak için tıklayınız

Direnmenin Estetiği’nin yazarı Peter Weiss – Tezer Özlü

Kültürü Tüm İnsanlığın Yararlanacağı Bir Olgu Haline Getirmek İçin Yaşamı Boyunca Çalışan Bir Sanatçı: Peter Weiss 10 Mayıs 1982 günü Stockholm’de öldü. Yaşamı boyunca tüm yapıtlarında dünyada savaşın, barbarlığın, insanın insanı öldürmesinin, insanın insanı sömürmesinin karşısında dikilmiş bu büyük insanı, ilkin saygıyla anıyorum. Onun öldüğü gün de, Alman radyo ve televizyonları ilkin Falkland Adalarındaki karşılıklı

okumak için tıklayınız

Sait Faik’ten çeşitli anketlere ilginç cevaplar

KİMLER BEĞENİLİYOR? -Devlet adamı olarak kimi beğeniyorsunuz? Sait Faik: Hiç kimseyi beğenmiyorum. -Takdir ettiğiniz parlamenter kimdir? S.F.: Bilmiyorum. -Fıkracı? S.F.: Vâlâ Nurettin. -Şair? S.F.: Herhalde Yahya Kemal değil. Melih Cevdet. -Hikâyeci? S.F.: Orhan Kemal -Sahne san’atkârı? S.F.: Hepsinden nefret ediyorum. -Perde san’atkârı? S.F.: ????? -Ses san’atkârı? S.F.: Hiçbirini dinlemem. En korkuncu Celal Şahin. -Karikatürist? S.F.:

okumak için tıklayınız

“Çıplak heykeller yapmalıyım, / çırılçıplak heykeller” Sait Faik

Mavinin ve yeşilin bütünleştiği bir adada, Burgazada’da, vapur iskelesinden indiğinizde sizi karşılayan martı çığlıklarıyla yürürken, sakin ve telaşsız bir adam görürsünüz balık tutmaya çalışan. Tuz kokusu karışmış havayı ciğerlerinize doldurup şöyle bir baktığınızda denize karşı, bu adamın tuttuğu balığı öpüp suya bıraktığını fark edersiniz. Ne yapıyor bu adam böyle boş boş diye sayıklarken siz, bu

okumak için tıklayınız

Sevmek üzerine – Sait Faik Abasıyanık

“Her yerde belki yaşamadan yaşadım. Bir evde doğdum. Komşuda esmer bir kız sevdim. Sabahleyin uyandığım zaman onun belirsiz hayaliyle uyanırdım. İçimde o vardı. Nereye gidersem beraber giderdi. İşimde karşımdaydı. Onu akşamleyin komşu kızlarıyla kapı önünde gördüğüm zaman; ne vakit bütün mahrumiyetlerine, kederine, sevincine, derdine, dertsizliğine katılacağımı; onunla nasıl beraber üzüleceğimi, sonra nasıl gülüşeceğimizi, ellerini, yüzünü,

okumak için tıklayınız

Anton Çehov ile ilgili anılarım – Maksim Gorki

Bir gün beni Küçükköy e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana malikânesini gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un cenaze töreni – Maksim Gorki

Moskova’nın “tatlı sevgilisi” yazarın naaşı, kapısında iri harflerle “istiridye için” yazan yeşil bir vagonla getirilmişti. Yazarı karşılamak üzere istasyonda toplanmış olan küçük kalabalığın bir kısmı, Mançurya’dan getirilmiş olan General Kellerin naaşının ardından yürüyor ve Çehov’un neden askeri bando müziği eşliğinde gömüldüğüne şaşıyorlardı. Yanlışlık ortaya çıktığı zaman bazı neşeli insanlar kıs kıs gülmeye, kikirdemeye başladılar. Çehov’un tabutunun

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye anlattığı hayali

Bir gün beni Küçükköy’e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana “malikânesini” gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve meyve

okumak için tıklayınız

Honoré de Balzac’ın günlük çalışma rutini

Balzac’ın yazma programı acımasızcaydı: Akşam 18:00’de hafif bir yemekten sonra yatmaya giderdi. Gece 01:00’de kalkıp yedi saatlik bir süre için yazı masasına otururdu. Sabah 08:00?de doksan dakikalık bir şekerleme molası verir, sonra 09:30’dan 16:00’ya kadar fincan fincan koyu kahve eşliğinde çalışmaya devam ederdi (bir tahmine göre günde 50 fincan kahve içiyordu). Balzac 16:00?da bir yürüyüşe

okumak için tıklayınız

Balzac üzerine – Maksim Gorki

Balzac’ın yapıtlarını anımsamak benim için tıpkı boş, sıkıcı bir vadide yürüyen yolcunun bir zamanlar geçtiği verimli, güzel bir diyarı anımsaması gibi hoş bir şey. İlk Fransız kitabını okuduğumda on üç yaşındaydım. Bu, Ed- mond Goncourt’un Zemganno Kardeşler adlı kitabıydı ve sanatçıların, kendilerine karşı düşmanca bir merak duyan, dar, ruhu çirkinleştiren bir çevrede manevi yalnızlık kaderine

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin En Sevdiği Şarkı

Sabahattin Ali, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman askerlerine moral vermek amacıyla bestelenen bu şarkıyı çok severmiş. Tokatlıyan Oteli’nin altındaki kabareye de Almanya’dan Türkiye’ye sığınmış bir Alman hanım bu şarkıyı söylediği için sık sık gidermiş.(Kaynak: A’dan Z’ye Sabahattin Ali, Hazırlayan: Sevengül Sönmez, YKY, sayfa 336 ) Lili Merleen Şarkısının orjinal kaydı hakkında Lale Andersen tarafından Kasım 1939’da

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Yaptığı 7 Resim

Ölümünden uzun yıllar sonra kendisinden geriye kalan Sabahattin Ali’nin “Kurbağaname” şiiri için çizdiği resimlerle birlikte bir köylü kızı ve otoportresi vardır. Pastel boyayla yaptığı kurbağa resimleri oldukça başarılıdır. Bunun dışında diğer kurbağa şiirlerine de çizdiği desenleri de ilgi çekicidir. Kız kardeşi Süheyla Conkman aile içinde Sabahattin Ali’nin ilkokul ve ortaokul yıllarında da çok güzel resim

okumak için tıklayınız

BATLAMYUS ve ZAMANI – George Sarton

BATLAMYUS ve ZAMANI (M.S. İkinci Yüzyıl) 1. Antik Dönem Biliminin Uzun Süreli ve Karmaşık Oluşu Bazıları, “antikçağı” ve “ortaçağı”, sanki bu dönemlerden herbiri homojen ve değişmez şeylermiş gibi düşündüler ve antik dönemle (veya ortaçağla) ilgili olan herşeyi tek bir çuvalın içine koyabilirlermiş gibi, sanki bütün bu şeyler tamamen aynı türden şeylermiş gibi tasarladılar. Bu çok

okumak için tıklayınız

ÖKLİD VE ZAMANI – George Sarton

ÖKLİD VE ZAMANI (M.Ö. Üçüncü yüzyılın ilk yarısı) “Antikçağ biliminin modern uygarlıkla ilişkisi nedir?” diye sorulabilir. İlişkisi çoktur. Modern uygarlık dikkatini bilim ve teknoloji üzerinde yoğunlaştırmıştır. Modern bilim ise antikçağ biliminin devamıdır; antikçağ bilimi olmasaydı var olamazdı. Örneğin, Öklid yirmi iki yüzyıldan daha fazla bir zaman önce İskenderiye’de yaşamıştır; ama hala yaşamaktadır; adı geometri adıyla

okumak için tıklayınız