Kategori: Anton Çehov

Anton Çehov’un oyunlarındaki insanların çoğu, neden başkalarını dinlemek yerine, sıranın kendisine gelmesini bekler?

Anton Çehov’un oyunlarındaki karakterlerin birbirlerini dinlememesi, yalnızca bir iletişimsizlik sorunu değil, aynı zamanda insan doğasının, toplumsal değişimlerin ve varoluşsal yalnızlığın derin bir yansımasıdır. Bu durum, Çehov’un tiyatroya getirdiği devrimci yaklaşımın da bir parçasıdır. İşte bu iletişim kopukluğunun nedenleri ve anlamları: 1. İçsel Yalnızlık ve Ruhsal Kopukluk 2. Toplumsal Değişim ve Çöküşün Etkisi 3. Absürd Tiyatronun

okumak için tıklayınız

Çima piraniya kesên di şanoyên Anton Çehov de li şûna guhdana yên din, li benda dora xwe ne?

Nekarîna karakterên di lîstikên Anton Chekhov de guhdarîkirina hev ne tenê pirsgirêkek kêmbûna ragihandinê ye, lê di heman demê de nîşanek kûr a xwezaya mirovan, guhertinên civakî û tenêtiya hebûnî ye. Ev beşek ji nêzîkatiya şoreşger a Chekhov a ji bo şanoyê ye. Li vir sedem û encamên vê kêmbûna ragihandinê hene: Karakterên Chekhov pir

okumak için tıklayınız

Why do most people in Anton Chekhov’s plays wait their turn instead of listening to others?

The failure of characters in Anton Chekhov’s plays to listen to one another is not merely a problem of lack of communication, but also a profound reflection of human nature, social changes, and existential loneliness. This is part of Chekhov’s revolutionary approach to theater. Here are the reasons and implications of this lack of communication:

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un Öyküleri

Anton Çehov’un öyküleri, Rus edebiyatının en önemli eserleri arasında yer alır ve sıklıkla insan doğasının incelikli betimlemeleriyle tanınır. Çehov, eserlerinde bürokrasiyi eleştiren unsurları da işlemiştir. Bu eleştiriler genellikle şu yönlerde kendini gösterir: Bürokrasinin İnsanlık Durumuna Etkisi: Çehov, bürokrasinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini vurgular. Karakterlerinin yaşadığı hayal kırıklıkları ve engeller, çoğunlukla bürokratik sistemlerin katılığı ve duyarsızlığından kaynaklanır.

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’a ait “Küçük Köpekli Kadın” eseri, Vladimir Nabokov’a göre neden bugüne kadar yazılmış en büyük hikâyelerden biridir?

Vladimir Nabokov’un Anton Çehov’un “Küçük Köpekli Kadın” (1899) adlı öyküsünü “bugüne kadar yazılmış en büyük hikâyelerden biri” olarak nitelendirmesi, yalnızca edebi bir beğeninin ifadesi değil, aynı zamanda Çehov’un insan doğasına, ahlaki çelişkilere ve varoluşsal derinliğe dair sunduğu incelikli bakış açısının bir takdiridir. Nabokov, bir yazar olarak kendi eserlerinde estetik mükemmeliyetçiliği ve insan bilincinin karmaşıklığını ön

okumak için tıklayınız

Warum ist Anton Tschechows „Die Dame mit dem Hündchen“ laut Vladimir Nabokov eine der großartigsten Geschichten, die je geschrieben wurden?

Vladimir Nabokovs Beschreibung von Anton Tschechows Erzählung „Die Dame mit dem Hündchen“ (1899) als „eine der großartigsten Geschichten, die je geschrieben wurden“ war nicht nur Ausdruck literarischer Wertschätzung, sondern auch eine Würdigung von Tschechows differenzierter Sicht auf die menschliche Natur, moralische Konflikte und existenzielle Tiefe. Während Nabokov als Schriftsteller in seinen eigenen Werken ästhetischen Perfektionismus

okumak için tıklayınız

Why is Anton Chekhov’s “The Lady with the Little Dog” one of the greatest stories ever written, according to Vladimir Nabokov?

Vladimir Nabokov’s description of Anton Chekhov’s story “The Lady with the Little Dog” (1899) as “one of the greatest stories ever written” was not only an expression of literary appreciation, but also an appreciation of Chekhov’s nuanced perspective on human nature, moral contradictions, and existential depth. While Nabokov, as a writer, emphasized aesthetic perfectionism and

okumak için tıklayınız

¿Por qué “La dama del perrito” de Antón Chéjov es una de las mejores historias jamás escritas, según Vladimir Nabokov?

La descripción que hizo Vladimir Nabokov del cuento de Antón Chéjov “La dama del perrito” (1899) como “uno de los cuentos más grandiosos jamás escritos” no fue meramente una expresión de aprecio literario, sino también un aprecio por la perspectiva matizada de Chéjov sobre la naturaleza humana, los conflictos morales y la profundidad existencial. Si

okumak için tıklayınız

Pourquoi « La Dame au petit chien » d’Anton Tchekhov est-elle l’une des plus grandes histoires jamais écrites, selon Vladimir Nabokov ?

La description par Vladimir Nabokov de la nouvelle d’Anton Tchekhov « La Dame au petit chien » (1899) comme « l’une des plus grandes histoires jamais écrites » n’était pas seulement une expression d’appréciation littéraire, mais aussi une appréciation de la perspective nuancée de Tchekhov sur la nature humaine, les conflits moraux et la profondeur

okumak için tıklayınız

Çehov’un “Duvarda asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır” fikri nedir ne anlama gelir?

Anton Çehov’un “Duvarda asılı bir silah varsa, o silah patlamalıdır” sözü, edebiyat ve dramaturjide “gereksiz ayrıntıya yer olmadığını” ve “her öğenin hikâyede bir işlevi olması gerektiğini” vurgulayan temel bir kurgu kuralıdır. Bu prensip, “Çehov’un Silahı” (Chekhov’s Gun) olarak bilinir ve şunu ifade eder: “Eğer bir sahnede özellikle vurgulanan bir nesne, diyalog veya olay varsa, bu

okumak için tıklayınız

Çehov’un Mujikler isimli öyküsü; köylülerin dertlerini, hayallerini, isteklerini, iyiliklerini, kötülüklerini, birbirleriyle olan ilişkilerini masaya yatırıyor.

“Sefil, yoksul bir aileydi bu.” Öykü dendiğinde edebiyat tarihinde ilk akla gelen isimlerden biri olan Anton Pavloviç Çehov, 1860’da Rusya’da doğdu. Tıp mezunu olan ve doktorluk yapan Çehov’un edebiyata olan yoğun ilgisi, onu bu alanda üretim yapmaya itti ve hayatı boyunca bu uğraşını sürdürdü. Eserleriyle Rus edebiyatını zirveye taşıyan isimlerden biri olan Çehov’un oyunları ve

okumak için tıklayınız

Anton Çehov ile ilgili anılarım – Maksim Gorki

Bir gün beni Küçükköy e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana malikânesini gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un cenaze töreni – Maksim Gorki

Moskova’nın “tatlı sevgilisi” yazarın naaşı, kapısında iri harflerle “istiridye için” yazan yeşil bir vagonla getirilmişti. Yazarı karşılamak üzere istasyonda toplanmış olan küçük kalabalığın bir kısmı, Mançurya’dan getirilmiş olan General Kellerin naaşının ardından yürüyor ve Çehov’un neden askeri bando müziği eşliğinde gömüldüğüne şaşıyorlardı. Yanlışlık ortaya çıktığı zaman bazı neşeli insanlar kıs kıs gülmeye, kikirdemeye başladılar. Çehov’un tabutunun

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye anlattığı hayali

Bir gün beni Küçükköy’e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana “malikânesini” gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve meyve

okumak için tıklayınız

Oğlanlar adlı öykü- Anton Pavloviç Çehov

“Volodya geldi!” diye bağırdı biri avluda. “Volodeçka geldiii!” diye feryadı bastı yemek odasına koşarak giren Natalya. “Ah, Tanrım!” Volodya’larının her an gelmesini bekleyen Korolyov ailesi pencerelere atıldı. Geniş bir kızak duruyordu evin önünde, üç beyaz attan yoğun bir buhar yükseliyordu. Kızak boştu, çünkü Volodya sofaya girmişti bile; üşümüş, kırmızı parmaklarıyla başlığını çözüyordu. Liseli paltosu, kasketi,

okumak için tıklayınız

Beyaz Alın – Anton Pavloviç Çehov

Karnı acıkan dişi kurt avlanmak üzere yerinden kalktı. Üç yavrusu, koyun koyuna girmiş, birbirlerini ısıtarak derin bir şekilde uyuyorlardı. Dişi kurt onları yaladı ve yoluna gitti. Bahar gelmişti, aylardan marttı, fakat ağaçlar hâlâ aralık ayındaki gibi soğuktan çatırdıyordu; öyle ki, dilini dışarı çıkarsan, ısırılmış gibi sızlardı. Dişi kurdun sağlığı zayıftı, evhamlıydı da; ufacık bir gürültü

okumak için tıklayınız

Çocuklar – Anton Pavloviç Çehov

Babaları, anneleri ve Nadya teyzeleri evde yok. Ufak, gri bir ata binen o yaşlı subayın yanına, vaftiz törenine gittiler. Onların dönüşünü bekleyen Grişa, Anya, Alyoşa, Sonya ve aşçının oğlu Andrey, yemek odasındaki masanın başına geçmiş, tombala oynuyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse, şimdiye kadar çoktan uyumaları gerekirdi; ama vaftiz edilen küçük çocuğu ve akşam yemeğinde neler yediklerini

okumak için tıklayınız

Telaş – Anton Pavloviç Çehov

Okulunu yeni bitirmiş enstitülü kız Maşenka Pavletskaya, bir gezintinin ardından, mürebbiyeliklerini yaptığı Kuşkin’lerin evine döndüğünde, olağanüstü bir telaşla karşılaştı. Kendisine kapıyı açan kapıcı Mihaylo endişeliydi, yengeç gibi kızarmıştı. Yukarıdan gürültüler geliyordu. “Ev sahibesi bir nöbet geçirdi herhalde…” diye düşündü Maşenka, “ya da kocasıyla tartıştı…” Sofada ve koridorda oda hizmetçilerine rastladı. İçlerinden biri ağlıyordu. Sonra Maşenka,

okumak için tıklayınız

Anton Çehov: “Hayat amma da değişiyor, insan ne kadar da aldanıyor.”

Döneminin aynası olabilen bir yazarın dünyasına baktığımızda, insanın ruhunun derinliklerini dile getirdiği öyküleriyle etkileyici bir anlatı dünyası kurmuş olduğunu gözleriz. Çehov gerçekliği diyebileceğimiz ‘kara-acı’/ ‘ironik söylem’ özelliklerini anlatısına sindirmesiyle bir çığır açtığını söylemeliyiz. Yaşanan ânla yiten zamanın aralığındaki insanın gerçekliğini anlatmada, yaşadığı dönemin tanıklığında durağan gibi görünen hayatların ardındaki toplumsal sanrıyı o incelikli ironisiyle sergiler.

okumak için tıklayınız

Sevinç – Anton Pavloviç Çehov

Saat, gecenin ikisiydi. Saçı başı karmakarışık, heyecanlı Mitya Kuldarov, anne babasının evine adeta uçarak girdi ve hızla bütün odaları dolaştı. Anne babası yatmışlardı. Kız kardeşi, yatağının içinde uzanmış, bir romanın son sayfasını okuyordu. Liseli erkek kardeşleri de uykudaydılar. “Nereden böyle?” diye sordular annesiyle babası. “Neyin var senin?” “Ah, hiç sormayın! Hiç beklemiyordum bunu! Hayır, asla

okumak için tıklayınız