Kategori: Tolstoy

Hacı Murat’ın Trajedisi: İktidar, Direniş ve Kafkas Savaşlarının Çelişkileri

Birey ve İktidar Arasındaki Çatışmanın Teorik Çerçevesi Hacı Murat’ın birey-otorite çatışması, iktidarın bireyi şekillendirme ve direnişin bu şekillendirmeye karşı çıkma dinamiklerini açığa çıkarır. Foucault’nun iktidar teorisi, iktidarın yalnızca baskıcı bir kuvvet olmadığını, aynı zamanda bireylerin kimliklerini, arzularını ve eylemlerini inşa eden bir ağ olduğunu öne sürer. Hacı Murat, Çarlık Rusyası

okumak için tıklayınız

Aşkın ve Bekleyişin İnsanlık Hali Üzerine Bir İnceleme

Anna’nın İntiharının Kökenleri Anna Karenina’nın intiharı, bireysel bir trajedi olmanın ötesinde, modern bireyin içsel çatışmalarını ve toplumsal düzenin dayattığı sınırları sorgular. Tolstoy’un eserinde Anna, aşkı bir kurtuluş olarak deneyimler; ancak bu aşk, bireysel arzuların toplumsal normlarla çatışmasıyla bir boşluğa dönüşür. Foucault’nun biyopolitika kavramı, bedenin ve arzuların nasıl denetlendiğini açıklar: Anna’nın

okumak için tıklayınız

Anna Karenina’nın Trajedisi: Bireysel Arzu ile Toplumsal Düzen Arasında Bir Çatışma

Lev Tolstoy’un Anna Karenina adlı eserinde, Anna’nın trajedisi, bireysel arzuların toplumsal normlarla çarpışmasının derin bir yansımasıdır. Hegel’in “etik yaşam” (Sittlichkeit) kavramı, bireyin özgürlüğü ile toplumsal düzenin talepleri arasındaki gerilimi anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Anna’nın intiharı, bu çatışmanın yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda bireyin kendi iç dünyasıyla toplumsal

okumak için tıklayınız

Anna Karenina ve Levin: Aşk, İntihar ve Manevi Arayışın Felsefi Çatışmaları

Lev Tolstoy’un Anna Karenina romanı, insan ruhunun karmaşık doğasını, aşkın dönüştürücü gücünü ve bireyin toplumsal düzenle çatışmasını derinlemesine işleyen bir başyapıttır. Anna’nın trajik yolculuğu, etik bir çöküş mü yoksa bireysel özgürlüğün bir savunusu mu sorusunu ortaya atarken, Levin’in manevi arayışı, bireyin varoluşsal sorgulamalarını merkeze alır. Bu metin, Anna’nın aşk ve

okumak için tıklayınız

Anna ve Penelope’nin Aşklarının Lacan ve Levinas Bağlamında Karşılaştırılması

Aşkın Nesnesi ve Arzunun Kaynağı Tolstoy’un Anna Karenina’sındaki Anna’nın aşkı, Vronsky’ye duyduğu tutkuyla tanımlanırken, Homeros’un Odysseiasındaki Penelope’nin aşkı, Odysseus’a olan bağlılığı ve bekleyişiyle şekillenir. Lacan’ın arzu teorisi, özellikle objet petit a kavramı, bu iki aşkı anlamak için bir çerçeve sunar. Objet petit a, arzunun sürekli kayan, asla tam olarak ele

okumak için tıklayınız

Kant’ın Evrensel Yasası ve Anna’nın Bireysel İhlali

Immanuel Kant’ın kategorik buyruk, ahlaki eylemin öznel arzulara değil, evrensel bir yasa olarak genelleştirilebilir bir ilkeye dayanması gerektiğini savunur: “Yalnızca, senin iradenin aynı zamanda evrensel bir yasa haline gelmesini isteyebileceğin bir ilkeye göre hareket et.” Anna Karenina’nın Vronsky ile olan aşkı, bu ilkeye doğrudan bir başkaldırıdır. Anna, evliliğini ve toplumsal

okumak için tıklayınız

Dünya Edebiyatının Unutulmaz 25 Roman Kahramanı

Dünya Edebiyatının En Unutulmaz 25 Roman Kahramanı  

okumak için tıklayınız

Tolstoy: iktidarlar halklar arasında varo­lan barışı bilerek bozuyor ve aralarında düşmanlık uyandırıyorlar.

TOLSTOY: “Varolmak için bir gerekçeleri bulunsun diye, iktidarlar, halklarını diğer halkların saldırılarından koru­malıdırlar; ama hiçbir halk bir diğerine ne saldırmak ister, ne de saldırır ve bu yüzden iktidarlar, barış istemek bir yana, özenle, diğer milletlerde kendilerine karşı bir nefret uyandırırlar. Kendilerine karşı diğer halkın nefretini ve kendi halkının vatanseverliğini uyandırdıktan

okumak için tıklayınız

“Tolstoy’un iri cüssesi hâlâ ufku kaplamakta; ama…” Andre Gide

“Tolstoy’un iri cüssesi hâlâ ufku kaplamakta; ama -aynı dağlık ülkelerde, kendisinden uzaklaşıldıkça, en yakınındaki tepenin ardından, o tepenin gizlediği daha yüksek bir tepenin ortaya çıkışı gibi- bazı öncü kişiler daha şimdiden dev Tolstoy’un arkasından, Dostoyevski’nin ortaya çıkıp büyüdüğünü fark ediyorlar. Dostoyevski, işte o yüksek tepenin ardında yarısı saklı duran tepedir,

okumak için tıklayınız

Tolstoy: “İlerlemenin iki ayağından biridir sanat”

İlerlemenin iki ayağından biridir sanat. İnsanoğlu, sözcükler aracılığıyla düşüncelerini, imgeler (sanat) aracılığıyla da duygularını iletir öteki insanlara; yalnızca şimdiyi değil, geçmişi ve geleceği de kapsayan bir iletişim söz konusudur burada. Bu ikili iletişim insanoğluna özgüdür; dolayısıyla da bunlardan birinin bile bozulması topluma zarar verir. İki farklı sonucu olur bunun: İlki,

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş: Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında.

22 Ekim 1971 Mamak- Ankara Baba, Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac’tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan

okumak için tıklayınız

Lenin: Tolstoy ve İşçi sınıfının mücadelesi

TOLSTOY VE İŞÇi SINIFININ MÜCADELESi Tolstoy egemen sınıfları olağanüstü bir güç ve içtenlikle yermiş ; günümüz toplumunun ayakta durmasına yardım eden kilise, adalet, militarizm, «yasal» evlilik, burjuva bilimi gibi tüm kurumların iç yalanını çarpıcı bir biçimde belgelemiştir. Böyle olmakla birlikte, Tolstoy’un öğretisi, yaşamla, emekle ve bugünkü düzenin mezar kazıcısı durumunda bulunan işçi sınıfının

okumak için tıklayınız

Lev Tolstoy: Uzun zaman acı çektikten sonra, bütün bu korkulardan uzaklaşmaya ve bütün bunlardan ne çıkacağından kaygılanmadan ne söylemem gerekiyorsa onu yazdım

Savaş ve Barış için Önsöz (1865) – Lev Tolstoy Benim için gitgide anlaşılır hale gelen ve kararlı bir şekilde açık ve kesin imgelerle kâğıda dökülen 1812 yılının tarihini yazmaya defalarca başladım ve defalarca yarım bıraktım. Bazen başlarken kullandığım yöntem bana önemsiz görünüyordu, bazen o dönemle ilgili bildiğim ve hissettiğim her

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur “ beklemesini bilen için her şey zamanında olur.” #levtolstoy #savaşvebarış #warandpeace #roman #insanokur #literature #edebiyat #books ♬ The Pink Panter Theme 顽皮豹 – 器乐  

okumak için tıklayınız

Stefan Zweig’in Tolstoy’un mezarını ziyareti. “Küçük toprak yığınının üstünde ne bir haç ne mezar taşı ne de bir yazıt vardı.”

“Ben Rusya’da Tolstoy’un mezarından daha muhteşem, daha etkileyici bir yer görmedim. Ormanın derinliklerine yerleştirilmiş bu yüce kutsal mekân tek başına ve yapayalnızdı. Hiç kimsenin uğramadığı ve hiç kimsenin korumadığı, sadece birkaç büyük ağacın gölgelediği, dikdörtgen biçimindeki bir toprak yığınından başka bir şey ifade etmeyen bu tepeye, dar bir patika yoldan

okumak için tıklayınız

Sanat Nedir? Lev Nikolayeviç Tolstoy

Sanat Üzerine, Tolstoy’un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897’de yayımlandı. Rusya’da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra’da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un karısına veda mektubu, evinden kaçışı ve ölümü

82 yaşındaki Tolstoy, evden kaçışının üçüncüsünde geri dönmemeye kararlı olarak bir daha görmek istemediği karısına bir veda mektubu yazmıştı:  “Gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan ve başka türlü yapamayacağımı anla. Benim evdeki durumum çekilmezdi ve çekilmez oldu. Öteki nedenlerin yanısıra, şatafatlı koşullar içinde, eskiden olduğu gibi, yaşamayı sürdüremedim ve

okumak için tıklayınız

Ahmet Altan: Ben Tolstoy’u tercih edenlerdenim.

Ben Tolstoy’u tercih edenlerdenim. Tolstoy’un anlatımı bana, daha ‘hayatı kucaklayıcı’ gelir. Tolstoy’un elleri o kadar iridir ki, hayat onun içinden akıyor gibi gözükür bana. Ayrıca Tolstoy’un yazı kuvvetinin de Dostoyevski’den daha fazla olduğunu düşünüyorum. Dostoyevski’nin yazı gücü çok fazla değil, ama ‘deliliğin sınırını geçip deliler dünyasına, aklın kara yanlarına gidip

okumak için tıklayınız

İvan İlyiç’in Ölümü Üzerine Bir Deneme – Övünç Demiray

“Geçmişte ölümün ne kadar da tandık ve sıradan yaşamın içersinde olduğunu görebilmek için Tolstoy’un İvan İliç’in Ölümü romanını okumanız gerekir… Orada ölüm, evin ya da vatanın içerisinde kalır” Ulus Baker, Beyin Ekran, s. 253. Rus edebiyatının en büyük yazarlarından birisi olan Lev Nikolayeviç Tolstoy’un, epik ve tragedyaya yakın tarzdaki romanlarından hariç, küçük çaptaki romanı İvan

okumak için tıklayınız

Tolstoy: Halkı köleleştiren güç kullanımının kökeni nedir ve bunu yapan kimdir?

DEVRİMCİYE MEKTUP * (Mektubun kime yazıldığı belli değildir.- y.n.) İlginç mektubunuzu aldım ve yanıtlamak fırsatı doğduğu için de çok sevinçliyim. İlk olarak, doğru anlaşılan bir bencilliğin herkesin yararına olduğunu, ve eski düzenin yıkılmasıyla insan bilincinde ortaya çıkacak ve çabucak yer edecek bir gerçeğin genel bir refahı doğuracağını söylüyorsunuz. İkincisi, insan

okumak için tıklayınız

Edebiyat dünyasının mutsuz evlilikleri

Edebiyat dünyasından bir çift seçmemiz gerekse birçoğumuz romantik aşklarıyla nam salan Romeo ve Juliet’i ya da Cathy ve Heathcliff’i seçeriz. Ama artık onlar hakkında o kadar konuşuldu, yazıldı, çizildi ki sıra başka çiftlere geldi. Kavga, şiddet, ihtiras, kaos, aldatma… Sizler için edebiyat dünyasının mutsuz evliliklerini derledik.

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un evinden fotoğraflar

Leo Tolstoy 1881 yılında ailesi ile birlikte Yasnaya Polyana şehrinden Moskova’ya taşınmış. Bir sene sonra da Khamovniki bölgesinde yer alan bu evi satın almış. 1882 yılının yazında Tolstoy’un direktifleri doğrultusunda ev tadilata girip genişletilmiş. Evin ana mobilyalarını da Tolstoy’un kendisi satın almış.

okumak için tıklayınız

Tolstoy: “Ölümsüzlüğe inanmak için insanın burada, bu dünyada ölümsüz bir hayat yaşamış olması gerekir. “

KARAR VE DEĞİŞME -Ölümsüzlüğe inanmak için insanın burada, bu dünyada ölümsüz bir hayat yaşamış olması gerekir.- (Tolstoy, Günlük,6 Mart 1896) 1900. Leon Tolstoy, yetmiş iki yaşında, XX’inci yüzyılın eşiğinden adımını atmıştır. Düşüncesi her zaman uyanık olan, ama daha şimdiden bir efsane kahramanı haline gelen yiğit yaşlı adam, kusursuzluğa doğru giden

okumak için tıklayınız

Tolstoy: “Felsefe üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.”

FİKİRLERİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPTIĞI SAVAŞ -Felsefe üzerinde on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.- (Tolstoy, Günlüğünden, 1847) Tolstoy’un bu dönemde hiç durmadan gözden geçirdiği İncil’de, şu peygamberce cümleyi heyecan duymadan okuması mümkün değildi:

okumak için tıklayınız

“Lev Tolstoy öldü. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım.” Maksim Gorki

Lev Tolstoy öldü. Bir telgraf aldım. Telgrafta sıradan sözcüklerle, öldü deniyordu. Yüreğimden vuruldum, üzüntüden ve kalbimin kırıklığından hüngür hüngür ağlamaya başladım ve işte şimdi yarı deli bir halde onu tanıdığım, gördüğüm haliyle gözümde canlandırmaya çalışıyor, acılar içinde onunla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum.

okumak için tıklayınız

Dünyanın ilk süper yıldızı Tolstoy

1910 yılının Kasım ayı… Rusya’daki küçük bir demiryolu istasyonu olan Astapovo, basın tarafından ablukaya alınmış durumdadır. Büyük yazar Lev Tolstoy burada ölüm döşeğindedir. Üstelik ailesinden kaçtığı için bir aile skandalıyla, ölüm döşeğinde bile günah çıkarıp tanrının varlığını kabul etmediği için de bir dini skandalla çevrelenmiş durumdadır. Tolstoy ağır ağır ölürken

okumak için tıklayınız

Tolstoy’da Aktarım

Tolstoy’da Aktarım Tolstoy’un sanat hakkındaki düşüncelerini incelerken unutmamak lâzımdır ki Chto takoe iskusstvo (Sanat Nedir?) (1898) isimli eserini dini inançlarında bir buhran geçirdikten ve sade, içten bir dindarlığa vardıktan sonra yazmıştır. Tolstoy eserine, sanata verilen önemin, harcanan emeğin, zamanın ve paranın yerinde olup, olmadığı sorusu ile başlıyor. Yüzbinlerce işçi —marangoz,

okumak için tıklayınız

Tolstoy ‘savaş’ üzerine bakın neler yazmış

Çarlık Rusya’sında her kışlada duvarda şu yazılıydı: “Üç kişi sana saldırdığında, birincisinin hançerle, ikincisinin tüfekle, üçüncüsünün ise süngüyle canını al… Süngün kırılmışsa dipçikle vur. Dipçik de kırılmışsa yumruklarınla vur. Yumrukların iş göremiyorsa dişlerini geçir.” (Lev Tolstoy, Savaş ve Askerlik Üzerine). Bu bir talimattır ve aşağılık bir hareketi temsil eder: Bir

okumak için tıklayınız