Kategori: Mektup

Orhan Veli öldüğünde cebinden çıkan şiir

Sabahattin Eyuboğlu, Orhan Veli’nin ölümünden yaklaşık bir ay sonra Nahit Hanım’a yazdığı mektuptan üzerinden çıkan şiirin “Gelirli Şiir” olduğunu öğreniyoruz. Mektupta ilgili bölüm şöyle: “Cebinden otuz kuruş ile birlikte yalnız Gelirli Şiir çıkmıştı. Hani şu İstanbul’dan ayva da gelir, nar gelir.. Biliyorsunuz.” (Bir Roman Kahramanı Orhan Veli, Haluk Oral, YKY, 270.sayfa) GELİRLİ ŞİİR İstanbul’dan ayva

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş: Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında.

22 Ekim 1971 Mamak- Ankara Baba, Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac’tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan okuyorum. Hele Dostoyevski! Yaşadığı toplumun

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın “yazdığı kitaplar şaşırtıcıdır, ama kendi daha çok şaşırtıyor insanı.” Milena

Sabahtan akşama, akşamdan sabaha durmadan karşılık verebilirim yazdıklarınıza! “Frank sevgiden korkuyor, ama yaşamdan korkmuyor, öyle mi, nasıl olur?” diyorsunuz. Frank, yaşamı herkes gibi almıyor ki! Para, borsa, döviz işleri… Bir yazı makinesi bile akıl sır erdiremediği nesneler onun için (aslında da öyle ya, bu saydıklarım, ama bizler o gözle bakmıyoruz); bütün bu saydıklarım, gizlemci, çözümü

okumak için tıklayınız

Dostlukla – Seçme Mektuplar – Vincent van Gogh

Vincent van Gogh (1853-1890) geride dikkate değer birçok resmin ve çizimin yanı sıra, çok ilginç ve hacimli bir yazışma dizisi de bıraktı. Son derece kolay izlenebilen bu kitap, elimizdeki toplam 820 mektubun 265’inden oluşan geniş bir seçmeyi içeriyor. Mektupların seçiminde Van Gogh’un yazgısını bulmak için giriştiği ve onu bir sanatçı olmaya yönelten sonu gelmez arayışa,

okumak için tıklayınız

Franz Kafka: Dostoyevski’yi üne erdiren olayı bilir misiniz?

Sevgili Bayan Milena, İstemeden mektubumdan sezinlemeyesiniz diye şunu söyleyivermek istiyorum: Aşağı yukarı on beş gündür giderek artan bir uykusuzluk çekiyorum; kaygılandığım yok pek, gelip geçici durumlar bunlar, belirli nedenleri de var (gülünç ama, Baedeker’e göre buranın havası da yaparmış!), istemediğiniz kadar hem, elle tutulur çeşitten olmasa bile… Gelgeldim kütük gibi yapıyor kişiyi, bir hayvan ürkekliği

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Benimki de çaresizlik, hay gebereydim!”

Leylâ, Sevmeyi, neleri nice ya da nasıl sevmeyi, (nedenli ya zırva da olsa) sana öğretmek, kabul ettirmek gibi bir çabam olamaz elbet. Bu her şeyden önce sana saygısızlık, seni önemsemezlik olur. Gelgelelim -bu benim kara bahtımdır- sana kul, sana divâne olmanın “aşırılığını” sevmediğini söylüyorsun. Bir doz, bir ayar meselesinden çok, bir çeşit acımaklı tersleme! Bu

okumak için tıklayınız

Hannah Arendt ve Martin Heidegger’in aşkları ve mektupları

“Sevgili Bayan Arendt! Hemen bu akşam size gelmeli ve kalbinize hitap etmeliyim.” 35 yaşındaki filozof, evli ve baba Martin Heidegger en önemli eseri Varlık ve Zaman üzerinde çalışırken 18 yaşındaki Yahudi öğrencisi Hannah Arendt’e 1925 yılında yazdığı ilk mektupta bu satırlarla seslenir. Felsefe tarihinin bu en ilgi çekici aşk ilişkisini belgeleyen Mektuplar 1925-1975 başlıklı derlemenin

okumak için tıklayınız

Martin Heidegger – Hannah Arendt Mektuplar 1925-1975

Sevgili Bayan Arendt! Hemen bu akşam size gelmeli ve kalbinize hitap etmeliyim. 35 yaşındaki filozof, evli ve baba Martin Heidegger en önemli eseri Varlık ve Zaman üzerinde çalışırken 18 yaşındaki Yahudi öğrencisi Hannah Arendt’e 1925 yılında yazdığı ilk mektupta bu satırlarla seslenir. Felsefe tarihinin bu en ilgi çekici aşk ilişkisini belgeleyen Mektuplar 1925-1975 başlıklı derlemenin

okumak için tıklayınız

Birbirimiz İçin Yaşayacağız – Andrey Platonov “Sanki canlı canlı yaşanan bir romanın içindeyim”

“Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar,” diyor Platonov. “Onları gözlemlemek için de mektuplarından daha iyi bir yer olabilir mi?” Nitekim Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektuplardan oluşan bu derleme, Rus edebiyatının en özgün yazarlarından birinin yaşamını tıpkı bir anahtar deliğinden bakar gibi gözlemleme, onun duygu ve düşüncelerine tanık olma imkânı veriyor bize. Neler

okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’in eşi Meral Çelen’den mektup: “Senin hasta olduğunu duyduğum zaman, dünyanın sonu zannettim. “

Aziz, Bu mektubu sana evden yazacaklardı. Bazı noktaların açığa kavuş­ması için ben yazmayı yeğledim. Aslında sana böyle hesap kitap mektubu yazmak istemezdim. Yazmaya elim varmıyor da diyebilirim. Ama zorunluyum. Biliyorsun yıllardır terastan akıntı vardı, ev rezil olmuştu. Geçen yıl buraya yeniden taşınırken oturulacak hali de kalmamıştı. 210 bin liraya boya, badana, kâğıt yaptırdım ve Rıza Bey’den

okumak için tıklayınız

Platon: Yönetimdekiler adalet ve eşitliği temel alan bir yönetim şeklinin ismine bile katlanamazlar.

“Platon’un Mektuplar’ında özellikle Yedinci Mektup’ta cunta idaresi sırasında Atina’nın yaşadığı tarihsel olayları anlatan Platon, cunta üyelerinin başlangıçta beyan etmiş oldukları niyetlere sadık kalacaklarını ve devleti adalet yoluna sokacaklarını düşündüğünü, fakat diktatörlüğün sonuçlarına ve tiranların “eski dostlarından birine, gelmiş geçmiş en adil insana” reva gördükleri muameleye tanık olunca, ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını ifade

okumak için tıklayınız

“Mağlup olmak, bir alçalma değil. Ama alçaltıcı olan, kendini mağlup ilan etmek…” Bertolt Brecht

Dünya edebiyatının ve tiyatrosunun seyrini değiştiren Bertolt Brecht, Günlükleri´yle ilk kez Türkçede… İki cilt halinde yayımlanacak olan Günlükler’in, birinci cildi, yazarın 1913-1941 yılları arasında tuttuğu notlardan -Günlükler, Jurnaller ve Otobiyografik Notlar alt başlıklarıyla- oluşuyor. Ve geç de olsa Türkçe okuru da Brecht’in yazma-yaşama serüvenini kendi ağzından dinliyor. Brecht, 1956 yılında öldüğünde ardında bıraktığı eserler aşağı

okumak için tıklayınız

Babama Mektup – Oğuz Atay

Sevgili babacığım, Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın bir çok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım. Sana bazı şeyleri anlatamadım. Bir iki yıl daha

okumak için tıklayınız

Oğlum, sana tüfekler vereceğim. Kendimle çelişiyor muyum? Eh, kendimle çelişiyorum – Umberto Eco

Oğluma Mektup Sevgili Stefano, Noel yaklaşıyor, çok geçmeden kent merkezindeki büyük mağazalar —oğulları için alıyormuş gibi yaparak— çok sevdikleri elektrikli trenleri, kukla tiyatrosunu, yayı ve oklarıyla birlikte hedef tahtasını ve aile pinpon setlerini kendileri için satın alacakları bu anı sevinçle beklemiş, her yılki ikiyüzlü cömertlik senaryolarım oynayan babalarla dolup taşacak. Ama ben yine de onları

okumak için tıklayınız

Turgenyev’in Mektupları

“Babalar ve Oğullar” adlı romanı bütün dünyada bir klasik haline gelmiş bulunan 19. yüzyıl Rus yazarı İvan Turgenyev’in Rusya, Fransa, Almanya ve İsviçre arasında mekik dokuduğu hayatı boyunca aşklarına, edebi dostlarına ve yakın arkadaşlarına yazdığı, duygularını, elemlerini ve ölümü bekleyişini anlattığı mektupları… Tolstoy, Flaubert, Herzen, Dostoyevski ve Gonçarov gibi büyük yazarlara yazılan tatlı sert, öfkeli

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: “En korktuğum şey, sanıyorum ki…”

Bazen kendimi çok ama çok aptal hissediyorum ama öyle olsaydım, tanıdığım adamlardan biriyle mutlu olmaz mıydım? Yoksa mutlu olamamam aptal olduğumdan mı; bu çok zor. Richard’ın izlerini silmesi için birinin hasretini çekiyorum; bunu hak ediyorum, öyle değil mi, birlikte yaşayabileceğim alev alev yanan bir aşkı. Tanrım, yemek yapıp bir evi çekip çevirmek ve eğer konuşuyor,

okumak için tıklayınız

Sylvia Plath: Benim için, şimdi sonsuzdur, sonsuzsa durmadan değişir, akar, erir

Hiçbir zaman mutlu olmayabilirim ama bu gece halimden memnunum. Boş bir ev, güneşin altında çilek fideleri dikerek geçirilen bir günün sıcak ve puslu yorgunluğu, bir bardak soğuk, şekerli süt ve kremaya yatırılmış bir tabak dolusu böğürtlen gibisi yok. İnsanların kitapsız, okulsuz nasıl yaşayabildiklerini şimdi anlıyorum. Uzun bir günün sonunda insan böyle yorulduğunda uyumalıdır; çünkü ertesi

okumak için tıklayınız

Yazarların elinden çıkan 9 kartpostal

Şimdilerde teknolojinin gelişmesi, iletişim araçlarının hiç olmadıkları kadar hızlanmasıyla unutulmaya yüz tutsa da bir zamanlar uzaklardaki sevdiklerimize ulaşmak için olmazsa olmazımızdı posta servisi. Kimi zaman ucu yanık mektuplar gönderilip cevabı bazen aylarca beklenir, kimi zaman hoşça vakit geçirilen bir tatilin anısı olarak kartpostallar gönderilirdi. Şimdilerde yalnız bir avuç insan tarafından sürdürülen kartpostal gönderme geleneğine birçok

okumak için tıklayınız

C.G. Jung – Hermann Hesse / İki Dostluğun Anıları

Biri analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung… Diğeri doğaya ve Doğu mistisizmine hayran, 20. yüzyılın en önemli edebiyatçıları arasında gösterilen İsviçreli yazar ve ressam Hermann Hesse… İki dünya savaşı görmüş, iki büyük deha… Eserleriyle, fikirleriyle ve emekleriyle, bilim ve edebiyat dünyasına imzalarını atmış iki bilge… Hermann Hesse ve Carl Gustav Jung’la yakın dost olmayı başarmış

okumak için tıklayınız