Kategori: Ahmed Arif

Ahmed Arif ‘in “Otuzüç Kurşun” şiirini yazma hikayesi

AHMED ARİF — Nasıl yazdım “Otuzüç Kurşun”u Olay 1942-43’te olmuş. Basına 1946’dan sonra yansıyor. Bir de fısıltı var. İlginç bir durumu da var bunun. Olayı parlamentoya getiren bizim süt dayımız Mustafa Ekinci. Diyarbakır milletvekili. Mustafa Ekinci delikanlı iken sürgüne gitmiş. 1925 mi, 1927 mi ne? Benim doğumum sırası yani. Şeyh Sait isyanından sonra. İşte milletvekili

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif’in hasreti

Ahmed Arif’e ana dili, etnik kökeni sorulduğunda bir çocukluk anısıyla başlamıştı yanıtına. Siverek’te, 7-8 yaşlarında, arkadaşlarıyla sokakta oynuyor. Arkadaşları? Kimi Kürt, kimi Arap, kimi Zaza çocuklar. İç içe yaşayan bu diller çocuklar arasında akışkan iletişim dili. Oyunu izleyen üç adamdan biri, Ahmed Arif’i göstererek, “Bu çocuk Arap” diyor. Öbürü itiraz ediyor. “Yok yahu, bu çocuk

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Tükür yüzüne celladın, fırsatçının, fesatçının, hayının…”

ANADOLU Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır, Anadoluyum ben, Tanıyor musun ? Utanırım, Utanırım fıkaralıktan, Ele, güne karşı çıplak… Üşür fidelerim, Harmanım kesat. Kardeşliğin, çalışmanın, Beraberliğin, Atom güllerinin katmer açtığı, Şairlerin, bilginlerin dünyalarında, Kalmışım bir başıma, Bir başıma ve uzak. Biliyor musun ? Binlerce yıl sağılmışım, Korkunç atlılarıyla parçalamışlar Nazlı, seher-sabah

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Benimki de çaresizlik, hay gebereydim!”

Leylâ, Sevmeyi, neleri nice ya da nasıl sevmeyi, (nedenli ya zırva da olsa) sana öğretmek, kabul ettirmek gibi bir çabam olamaz elbet. Bu her şeyden önce sana saygısızlık, seni önemsemezlik olur. Gelgelelim -bu benim kara bahtımdır- sana kul, sana divâne olmanın “aşırılığını” sevmediğini söylüyorsun. Bir doz, bir ayar meselesinden çok, bir çeşit acımaklı tersleme! Bu

okumak için tıklayınız

Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif (seslendiren: Çetin Tekindor)

Seni, anlatabilmek seni. İyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni Namussuza, halden bilmeze, kahpe yalana. Art arda kaç zemheri Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu. Dışarda gürül- gürül akan bir dünya… Bir ben uyumadım. Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan gülleri takayım Bir o yana, bir bu yana… Seni bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara, akan

okumak için tıklayınız

Kara – Ahmed Arif (seslendiren: Grup Ekin)

KARA Çarpmış, Paramparça etmiş, Kara sütü, kara sevdayla seni… Ve kara memelerinde dişlerin asi, Karadır, upuzun yattığın gece, Felek, ah ettirir, boynun kıl – ince… Cihanlar, çocuklar, kuşlar içinde Sızlar bir yerlerin Adsız ve kayıp Sızlar, usul-usul, dargın, Ve kan tadında bir konca, Damıtır kendini mısralarınca… De be aslan karam, De yiğit karam, Hangi kalemin

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: Nasılsın diye sorabilirim şükür sana. Yüzüm tutuyor hele! NASILSIN?

Dost, Bunu da alınca gidersin herhal. Bir gitmeden bir de gider gitmez yaz. Hiç sevmem böyle olmayı. Yoksun, garipsi, yenik. Bugünler böyleyim ama. Bir ölçüsüzlük ya da idrâk bulanıklığı bu. Senin oradan göçün, bir yeni ayrılıkmış gibi koyuyor bana. Oysa ha orada, ha daha ötelerde olmuşun. Bunun bir ayrı niteliği olmamalı, ayrılık ayrılıktır işte.

okumak için tıklayınız

Türkiye’nin en büyük şairi benim, ama hapistekiler ve sürgündekiler hariç…’

Ellili yıllarda Niyazi Akıncıoğlu ile Ahmed Arif ağabey-kardeş gibidirler. O günleri şöyle anlatır Ahmed Arif: “Niyazi abi oğlu gibi seviyordu beni. Ben de büyük şairlere müthiş hayranım. Hâlâ öyleyimdir. Yaşları küçük de olsa çok iyi bir şair beni baştan çıkarır. Canımı vermek isterim. Cemal Süreya o yüzden benim çok sevdiğim bir arkadaştı. Büyük şairdi.

okumak için tıklayınız

Ahmed Arif: “Sevdadır bu teyze”

Ahmed Arif Ankara’da tutuklanır. İstanbul’da yargıç karşısına çıkarılacaktır. Ankara’dan iki komiser ve dört polis nezaretinde yola çıkarlar. Ahmed Arif, “Serçe kadar canım vardı. Boğazımda kanama vardı. Hastaydım. Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim. Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım. İşte böyle bir günde götürdüler beni…” diye o günleri anlatacaktır.

okumak için tıklayınız

Hasretinden Prangalar Eskittim – Ahmed Arif ‘Otuzüç kurşunu yüreğinde taşıyan şair

1968 yılında yayınlanan Ahmed Arif’in tek şiir kitabı “Hasretinden Prangalar Eskittim”, Türkiye’de en çok basılan ve okunan şiir kitaplarından biri oldu. Bir şiir kitabının böyle üst üste basımlar yapması, yalnız ülkemiz için değil, dünya ölçüsünde de görülmedik bir başarıdır.

okumak için tıklayınız