Kategori: Biyografiler

Lenin: Tolstoy ve İşçi sınıfının mücadelesi

TOLSTOY VE İŞÇi SINIFININ MÜCADELESi Tolstoy egemen sınıfları olağanüstü bir güç ve içtenlikle yermiş ; günümüz toplumunun ayakta durmasına yardım eden kilise, adalet, militarizm, «yasal» evlilik, burjuva bilimi gibi tüm kurumların iç yalanını çarpıcı bir biçimde belgelemiştir. Böyle olmakla birlikte, Tolstoy’un öğretisi, yaşamla, emekle ve bugünkü düzenin mezar kazıcısı durumunda bulunan işçi sınıfının mücadelesiyle tam bir uyuşmazlık halindedir.

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’da Kişilik ve İşçi Sınıfı

KİŞİLİK VE İŞÇİ SINIFI Çağımız insanının temel sorunu, yani yabancılaş­mayı aşmak için birey ile toplumun, Ben ile dış dünyanın birleştirilmesi, Kafka’nın yapıtlarının çekirde­ğini oluşturur. Bir toplum teki niteliğiyle, umutsuz bir bireysel başkaldırıyla yabancılaşmış bir dünyanın kar­şısına dikilmek değil, bir yere alınabilmek, bir topluma ait olmak, böylece de korkudan, yalnızlıktan kurtulmak, Kafka’nın yıkılması olanaksız tutkusudur. Milena’ya yazdığına göre «her şeyi

okumak için tıklayınız

Louis Pasteur; “Bilim ve Barış, cehalet ve savaşı yok edecektir”

Bilim tarihinde pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamını doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. Günlük dilimize bile geçen “pastörizasyon” terimi onun bu-luşlarından yalnızca birini dile getirmektedir. Kristaller üzerindeki kuramsal çalışmalarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmaları, bu arada özellikle “şarbon” (ya da antraks) denilen koyun ve sığırlarda görülen bulaşıcı hastalıkla kuduza

okumak için tıklayınız

İrlanda’nın asi dahisi: James Joyce – Bedriye Korkankorkmaz

İrlanda’nın dahisi James Joyce yirminci yüzyılın en ünlü ebedi yazarlarındandır. Ünü kıtaları, dünyaları ve kültürleri kuşatmıştır. Uluslararası Joyce endüstrisinin her yıl piyasaya sürdüğü ilmi ve eleştirel çalışmalar, Shakespeare çalışmalarını saymazsak akademik edebiyat literatürü içinde emsali olmayan bir hacme sahiptir Yazar yirmi iki yaşındayken Kıta Avrupası’na gitmek üzere İrlanda’dan ayrıldı ve memleketine bir daha dönmedi. Kendisini

okumak için tıklayınız

Resul Rıza ‘nın Hayatı

“Azerbaycan Halk Şairi” büyük sanat insanı, Sovyet şiirinin kurucularından Resul Rıza, ülke şiirinin gelişmesinde önemli çabalarda imzası olan kişidir. Ve Resul Rıza’nın sesi , “Ben İsterim” adlı şiiriyle yürekten yüreğe, ülkeden ülkeye hala yankılanır; “Ben isterim ki. Bulutlar ağlasın. Çocuklar ağlamasın. Hiçbiri öksüzlük, yetimlik duymasın. Ben isterim ki, konuşsun her çiçek kendi dilince. Silahların kesilsin

okumak için tıklayınız

Sait Faik, “bazen bedbindir, bazen ümitsizliğe kapılır. Fakat…” – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet, 1947’de Bursa Cezaevi’nden Va-Nu’lara yazdığı mektuplardan birinde şöyle demektedir: “Sait Faik’in hikayelerinden bazıları hoşuma gitti. O hala atmosfer vermekle meşgul, insanları tam canlanırken, yaşamaya başlarken ölüveriyorlar. Mamafih usta bir sanatkar.” Başka bir mektupta da; “Şahsen şöyle bir tanıdığım Sait Faik’i sanatı bakımından hem severim, hem kızarım. Yetenekli, çok vaat eden bir muharrirdir, bir

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in 19 Yaşında İlk Defa Rusya’ya Yolculuğu

Üç arkadaş hem öğrenimlerini ilerletmek, hem de olup bitenleri görmek amacıyla Rusya’ya gitmeye karar verirler. 1921 Ağustosunda bir yaylıyla yola çıkarlar. Ortalık eşkıya doludur. Güçlükle Düzce’ye varırlar. Akaçakoca’dan Zonguldak’a, oradan vapurla Trabzon’a giderler. Ziya Hilmi Trabzon’da kalır. Nâzım Hikmet’le Vâlâ Nurettin valiye çıkarlar. Öğretmenlik belgelerini gösterirler. Batum yoluyla Kars’a gitmek, orada, Kâzım Karabekir’in bölgesinde çalışmak

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Öğrenciliği, İlk Şiirleri

Nâzım Hikmet, bir yıl kadar, Fransızca öğretim yapan bir okula devam eder. Ardından Göztepe’deki Numune Mektebi’ne girer. Arkadaşı Vâlâ Nurettin’le ilkokulu (Taşmektep) bitirince, Galatasaray Sultanisi’nin orta kısmına yazılır. Ne var ki, burası oldukça masraflı bir okuldur. Bundan ötürü, babası bir yıl sonra onu Galatasaray’dan alır, Nişantaşı Sultanisi’ne verir. Nâzım Hikmet, Sultani’de örnek bir öğrenci olur.

okumak için tıklayınız

Oruç Aruoba: ‘Kişi, ölümden sonra geri kalandır’

Yazarları diğer insanlardan ayıran en büyük fark mirasının sadece yakın çevresinde kalmaması, okuru olan her kişiye tek tek bir parça pay düşmesi. Bir yazarla belli bir ilişki kurabilmiş okur, yazarın bedeni dünyadan gittiğinde o mirasa sahip olduğunun bilinciyle bir nefes alabilir. Her yazarda bunu hissetmezsiniz ama bazı yazarlar size metinlerinin yanında anı, yaşanmışlık ve düşünme

okumak için tıklayınız

Osmanlı’yı savaşa sokan Yavuz zırhlısı ve Nazım Hikmet

Bu Gemi Nâzım’a Gitmez!.. Nâzım Paşa, edebiyata ilgi duymasını istese de, annesinin etkisinde kalan torunu suluboya resimler yapmaktadır. Küçük Nâzım, Yavuz zırhlısının resmini yapar bir gün. Nâzım Paşa, Yavuz’un griye boyalı gövdesinden ve düşmana ateş eden topların ucundaki sarı patlamalardan öylesine memnun kalır ki, denizci olmasına karar verir torununun. Böylelikle, Osmanlı’ya Birinci Dünya Savaşı’nın kapılarını

okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Süreyya Paşa’ya öfkesi

Süreyya Sineması’nın ilk müdürü, Nazım Hikmet’in babası Hikmet Bey’di. Nazım Hikmet’in ‘Romantik Komünist’ adlı son biyografisinde yazarlar Şaime Göksu ve Edward Timms şunları anlatıyor: Hikmet Bey, 1932’de bir köpek tarafından ısırılıp kuduz aşısı yaptırmıştı. Ama birkaç gün önce bir yaralanma dolayısıyla tetanos aşısı da yaptırdığından, iki aşının uyuşmaması nedeniyle ağır hastalandı ve kısa süre sonra

okumak için tıklayınız

Byron ve Don Juan’ı – Ataol Behramoğlu

Uzmanlar ve özel meraklılar dışında, ülkemizde Byron okumuş olan kaç kişi vardır? “Türkçede Byron” diye internete göz attığımda karşıma sadece bir iki (olasıdır ki az sayıda şiir içeren ) şiir seçkisi ve baş yapıtı kabul edilen Don Juan çıkıyor. Ona bir anda bütün Avrupa’da ün kazandıran “Childe Harold’s Pilgrimage” (Childe Harold’un Kutsal Yolculuğu) sanırım dilimize

okumak için tıklayınız

Van Gogh’un deliliğinin gizemi

27 Temmuz 1890’da Vincent Van Gogh, Paris’in birkaç kilometre kuzeyinde, bir Fransız kasabası olan Auvers-sur-Oise’deki şatonun arkasındaki bir buğday tarlasına girdi ve kendini göğsünden vurdu. 18 aydır akıl hastalığından mustaripti, Arles in Provence’de yaşarken 1888’de bir aralık gecesi, bir jiletle sol kulağını kestiğinden beri… Van Gogh’un son sözlerinden biri, “Böyle ölmek istemiştim” oldu. Kendine zarar verdiği bu

okumak için tıklayınız

Herakleitos: “Benim gözümde bir insan üç bin kişiye değer, sayısız kalabalık ise bir tek kişi bile etmez.”

Ephesoslu Herakleitos, Bloson’un ya da, kimilerine göre, Herakon’un oğluydu. Altmış dokuzuncu Olimpiyat’ta sivrildi. Yazılarından da anlaşılacağı üzere, hiç kimsenin olmadığı kadar kibirli ve kendini beğenmiş bir insandı; şöyle diyor: “Çok bilgi insanı akıllı yapmaz; öyle olsa, Hesiodos’u, Pythagoras’ı, Ksenophanes’i ve Hekataios’u akıllı yapardı.” Çünkü “bilgelik tektir, bilgelik tüm dünyayı her yerde yöneten düşünceyi bilmektir.” Homeros’un

okumak için tıklayınız

Diyojen’in (Diogenes) Hayatı ve Ölümü üzerine

Sinoplu Diogenes banker Hikesios’un oğluydu. Diokles’in anlattığına göre, devlet bankası babasının elindeyken sahte para bastığı için sürgüne gitmiş. Ama Eubuliâes Diogenes Üzerine adlı eserinde bu işi Diogenes’in yaptığını ve sürgüne babasıyla birlikte gittiğini söyler. Hatta Diogenes Pordalos adlı eserinde sahte para bastığını kendisi söylüyor. Bazılarına göre ise, yönetici olduğunda bunu yapmaya onu işçileri itmiş, o

okumak için tıklayınız