Kategori: Ulus Baker

Ulus Baker: Kötülüğü her zaman bir hastalık formatında düşünüyorum, bir günah formatında değil.

1. Şuradan başlamak istiyorum: Yaygın bir anlayış ve o yaygın anlayışın da dile yansıyan bir betimlemesi var, “0 kötüdür!” veya “kötü insan, iyi insan” gibi. Bu ifadeler kötülüğün, kötü olarak nitelenen kişinin özüne ait olduğunu dile getiriyor. Kötülük denilen şey özsel midir? Oysa yaygın olarak hiç kimse kendini kötü olarak algılamaz, tanımlamaz. Kötülüğü ötekine ait

okumak için tıklayınız

ANKARALILARIN UNUTAMADIĞI BİLİM İNSANI: ULUS BAKER – Ece Köseoğlu

ODTÜ’nün Türkiye’ye kattığı en değerli bilim insanlarından, bütün bir ulusu etkisi altında bırakan bir Ulus. Günümüzde neredeyse her üniversite öğrencisinin adını duyduğunda “Keşke ben de ondan ders dinleyebilseydim” diye içinden geçirdiği ; sosyoloji, felsefe, sinema, tarih, müzik ve matematik alanlarında olağanüstü bir bilgi birikimi ve anlatım gücüne sahip sosyolog, filozof, eleştirmen, yazar, çevirmen ve öğretim

okumak için tıklayınız

Kontrolün Sessiz Dalgaları: Deleuze, Baker ve Spinoza Üzerinden Bir Distopik Okuma

  Denetimin Gündelik Dokusu Gilles Deleuze’ün “kontrol toplumu” kavramı, modernitenin disiplin toplumlarından daha akışkan, görünmez ve yaygın bir denetim biçimine geçişini tarif eder. Ulus Baker’in Türkiye’deki otoriter rejim eleştirileri, bu kavramı yerel bir bağlamda yeniden yorumlar; devlet aygıtının, medyanın ve toplumsal normların bireyi nasıl kuşattığını gösterir. Spinoza’nın “korku” etkilenimi ise bu iki düşünürün analizine felsefi

okumak için tıklayınız

Spinoza, Heidegger ve Deleuze’ün Ontolojik Kavşaklarında Özgürlük, Varlık ve Zamanın Diyalektiği

1. Spinoza’nın Natura Naturans’ı ile Heidegger’in Dasein’ının Ontolojik KarşılaşmasıSpinoza’nın “Deus sive Natura” kavramsallaştırması, Natura naturans (doğuran doğa) ve Natura naturata (doğmuş doğa) ayrımında köklenir. Burada Tanrı, kendisini sürekli üreten ve dönüştüren bir dinamik olarak karşımıza çıkar. Heidegger’in “Varlık ve Zaman”da geliştirdiği Dasein analizi ise, bu panteist bütünlük içinde insanın ontolojik konumunu sorunsallaştırır. Spinoza’nın determinist evreninde

okumak için tıklayınız

Arzunun Varolma Çabasıyla Buluşması

Varolma Çabasının Özü: Spinoza’nın Conatus Kavramı Spinoza’nın conatus kavramı, her varlığın kendi varlığını sürdürme ve güçlendirme yönündeki içsel dürtüsünü ifade eder. Bu, bir tür ontolojik itki; yaşamın kendisini koruma ve genişletme arzusudur. Conatus, bireyin yalnızca hayatta kalma mücadelesini değil, aynı zamanda kendi özünü gerçekleştirme çabasını da kapsar. Spinoza için bu, etik bir duruşun temelidir: İnsan,

okumak için tıklayınız

Ulus Baker’in Sinema Merceğinden: Farkın Tekrarı ve Teknolojinin Eleştirisi

Fark ve Tekrarın Sinemadaki Yansıması Gilles Deleuze’ün “fark ve tekrar” kuramı, özünde varlığın sabit bir öze dayanmadığını, aksine sürekli bir oluş süreci içinde farklılaşarak tekrar ettiğini savunur. Bu, Baker’ın sinema ve imge analizlerinde, imgelerin statik anlamlar taşımadığı, her gösterimde yeni bir bağlamda farklılaştığı bir temel oluşturur. Sinema, Deleuze için, zamanın kristalleşmiş bir biçimidir; imgeler, her

okumak için tıklayınız

Varlığın İçkin Dansı: Spinoza, Heidegger ve Deleuze Üzerine Bir Deneme

Monizmin Tekil Düzlemi Spinoza’nın monist ontolojisi, varlığın tek bir tözde, Tanrı ya da Doğa’da birleştiğini savunur. Bu töz, sonsuz nitelikleriyle her şeyi kapsar; bireyler, nesneler, düşünceler, yalnızca bu tözün geçici ifadeleridir. Spinoza için gerçeklik, nedensel bir determinizmle işler; her şey, kendi doğasından zorunlu olarak akar. Bu, özgürlüğü bir yanılsama gibi gösterebilir, ancak Spinoza özgürlüğü, insanın

okumak için tıklayınız

Heidegger, Deleuze ve Baker Arasındaki Kavramsal Köprüler

Varlığın Otantik Yüzü Martin Heidegger’in otantiklik kavramı, bireyin varoluşsal sorgulamasıyla şekillenir. İnsan, Dasein olarak, kendi varlığını dünyaya “fırlatılmış” bir halde bulur ve otantiklik, bu fırlatılmışlığı kabullenerek kendi özünü gerçekleştirme çabasıdır. Heidegger için otantiklik, bireyin “herkes”in (das Man) anonimliğinden sıyrılarak, kendi ölümünün farkındalığıyla yüzleşmesi ve bu yüzleşme üzerinden özgün bir yaşam sürmesidir. Bu, bireyin kendisini toplumsal

okumak için tıklayınız

Yaralarım Benden Önce de Vardı… Ulus Baker

Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi eğitim yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche’nin “hakikat sorunu” konusunda vurguladığı gibi, Dünya’nın Batısında yaşayan bir insan türü “metafizik” olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile. Bilginin “bir şeyleri bilmesi” modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes’tan beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının

okumak için tıklayınız

Hayat Cebren Akıyor, Sinekler ve Örümcekler Ulus Baker

Hayat Cebren Akıyor, Sinekler ve Örümcekler Ulus Baker ( Hayvan Dergisi , Cilt:7, Sayı: 44, Sayfa: 16–18) Spinoza, Negri’nin ifade ettiği gibi çağının bir anomalisi. Zorluklarla dolu, kısa bir yaşamı olmuş, aforoz edilmiş, hoşgörüsüzlüğün ne olduğunu anlatabilmek için, bir saldırıda hançerle yırtılan paltosunu hep yanında taşımış. Yaşamı çeşitli kaynaklardan okunabilir ama onu anlamak için şu

okumak için tıklayınız

Spinoza Hayatın Geometrisi – Ulus Baker

Felsefenin büyük kitaplarının harikulade bir özelliği, hem sokaktaki insanın okuyup anlayabileceği, hem de yalnızca işin jargonundan haberdar olan uzmanların, yani felsefecilerin başedebileceği iki ayrı düzlemde yazılmış olmalarıdır. Yayın dünyamıza üçüncü kez sessizce giren Spinoza’nın Ethica’sı işte bu tür kitaplar arasında belki de tarihsel önemi en yüksek olanlardandır. Sokaktaki insanın anlayabilmesi bütün teknik okuma zorluklarına karşı,

okumak için tıklayınız

Spinoza ve Foucault’da İktidar Eleştirisi – Ulus Baker (sesli dinle)

Spinoza’da potestas [iktidar] ile potentia agendi [eyleme kudreti] ayrımı. – Foucault’nun, hukuk modeline dayanan iktidara yönelik eleştirisi: teknoloji olarak iktidar. – İlkel toplumlarda devletsizlik; göçebelik-yerleşiklik; savaş makinası. – Batı’nın ve Doğu’nun farklı doğa koşullarına tepkileri: doğrudan müdahale/dolaylı negatif eylem. – Bakış açısı fikriyatının özeti. – Affect’ler ve imgeler kuramı. – Reality effect.

okumak için tıklayınız

Dolaylı Eylem – Ulus Baker “Yazmak iletişim kurmak değil direnmektir.”

“Uzakdoğu uygarlığında ‘şiddet’ fikri çok farklıdır; ‘doğrudan eylem‘ dışlanır ‘dolaylı eylem’ övülür. En iyi tahsildar Çin’de en iyi vergi toplayan değil, vergi toplarken en az can yakandır; en iyi komutan en iyi savaşan değil, döneminde pek mesele çıkmayacak kadar talihli olandır… Bu Batı’nın erdem sorunsalıyla karşıt bir durum: Aristo’da erdem kendi alanında başarıyla ölçülürdü ama

okumak için tıklayınız

Hayat Cebren Akıyor, Sinekler ve Örümcekler – Ulus Baker

Spinoza, Negri’nin ifade ettiği gibi çağının bir anomalisi. Zorluklarla dolu, kısa bir yaşamı olmuş, aforoz edilmiş, hoşgörüsüzlüğün ne olduğunu anlatabilmek için, bir saldırıda hançerle yırtılan paltosunu hep yanında taşımış. Yaşamı çeşitli kaynaklardan okunabilir ama onu anlamak için şu anekdotu bilmek gerek. Biyografisinin yazarı düşünür Tschirnhaus anlatıyor: “Spinoza’yı bir gün örümcek ağlarına sinekler atıp, nasıl hayatları

okumak için tıklayınız

Orwellvari Bir Cehennem – Ulus Baker

Çağımız, kitleler karşısında duyulan bir korku içinde. Bu korku bir taraftan devletçi bir mutlakçılığın imgelerini, öte yandan kamu vicdanının elektronik bir denetimini de birleştirmekten geri kalmıyor. Totaliterlik söylemlerinin belli bir süre oluşturduğu mitos, varlığını farklı düzlemlerde sürdürmeyi seçiyor. Geçmişe, özel olarak sosyalizmin geçmişine oranlıyor kendini. Ancak totaliterlik tezlerinin içselleştirilmiş oluşunun, “milliyetler” sorununun patlayışını yaşayan günümüzde

okumak için tıklayınız

Hasta kimdir? Ulus Baker

“hastalık hayata bir bakış tarzıdır.” (g.d.) Michel Foucault’nun eserinin ülkemizde pek tanındığını söyleyemeyiz, tanınmasına hizmet edebilecek tercümelerinin oldukça itici ve anlaşılmaz olduklarım da itiraf etmeliyiz, son olarak onun “postmodem” bir düşünür olarak uzak tutulması gerektiği fikrine yalnızca batılılaşmanın karşıtı islami-muhafazakâr yazarların alayla bakmaları da yeterince manidar, böyle bir fikir ülkemizde genelde sol entellektüeller tarafından paylaşılıyor

okumak için tıklayınız

Soğukluk ve Vahşet – Gilles Deleuze (Çeviren: Ulus Baker)

Önsöz Sacher-Masoch’un hayatına dair bilgimizin çoğu sekreteri Schlichtegroll’dan (Sacher-Masoch und der Masochismus) ile Kürklü Venüs’ün kadın kahramanının adını taşıyan ilk karısı Wanda’dan (Wanda von Sacher-Masoch, Hayatımın İtirafları) geliyor. Wanda’nın kitabı bir harikadır ama çoğu zaman bu eser hakkında öznel izlenimlerini vermekten pek öteye geçemeyen sonraki biyografi yazarları tarafından kıyasıya eleştirilmiştir. Onların görüşüne göre Wanda’nın orada

okumak için tıklayınız

Yetkin Bir Düşüncenin İzinde Ulus Baker

Ulus Baker, on yedinci yüzyıl rasyonalist düşünürlerinden Spinoza’dan hareketle, ölümün tecrübe edilemez bir doğaya sahip olduğunu belirtir. Zira tanık olduğumuz, deneyimlediğimiz ölümler, hep başkalarına aittir. Diğer bir ifadeyle, ölüm hakkındaki fikirlerimizin tamamı başkalarının onu tecrübe ediş biçimlerine dayanmaktadır. Ölümün belirsiz, bilinemez karakteri üzerine, “Siz olduğunuzda o olmaz, o olduğunda da siz olmazsınız” diyen Baker, Spinoza’nın

okumak için tıklayınız

Sanat ve Arzu – Ulus Baker

“Sanat, direnendir: Ölüme, köleliğe, alçaklığa, utanca direnir.” Gilles DELEUZE Sanat ve Arzu, sosyal bilimler eleştirisi ile yeni bir sosyal bilim önerisini birlikte geliştiren Ulus Baker’in ODTÜ Görsel-İşitsel Sistemler Araştırma ve Üretim Merkezi’nde 1998 yılında verdiği seminer dizisinin kitaplaştırılmış hali. Ulus Baker 17. yüzyıldan başlayıp Kant’la devam eden temel modern özneleşme süreçlerini Deleuze’ün kılavuzluğunda ele alıyor.

okumak için tıklayınız

Siyasal Dilde Huzur Söylemi – İslâm’da Huzur, Söylem ve Kanaat – Ulus Baker

“Karşılaştığımız bu ‘politik’ İslâm belki ‘iktidara’ bile gelebilir. Ama gerçek anlamda toplumsal yaşantıyı dönüştürme yetisine sahip değildir. Bunun temel nedeni ise, İslâmi projelerin İslâm’dan ve tek tanrıcı dinlerden bile önce toplumsal yaşama içkin olarak bulunan bir ‘heteroloji’ bilgisine sahip olmamaları, hattâ ifade edildikleri yerde onlara katlanamamalarıdır. ‘Bizim iktidarımızda her görüş kendini ifade edebilecek’ düzleminde verilen

okumak için tıklayınız