Anton Çehov ile ilgili anılarım – Maksim Gorki

Bir gün beni Küçükköy e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana malikânesini gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un cenaze töreni – Maksim Gorki

Moskova’nın “tatlı sevgilisi” yazarın naaşı, kapısında iri harflerle “istiridye için” yazan yeşil bir vagonla getirilmişti. Yazarı karşılamak üzere istasyonda toplanmış olan küçük kalabalığın bir kısmı, Mançurya’dan getirilmiş olan General Kellerin naaşının ardından yürüyor ve Çehov’un neden askeri bando müziği eşliğinde gömüldüğüne şaşıyorlardı. Yanlışlık ortaya çıktığı zaman bazı neşeli insanlar kıs kıs gülmeye, kikirdemeye başladılar. Çehov’un tabutunun

okumak için tıklayınız

Belge Çeviri

Kaynak dilden istenen hedef dile dillerin tercüme edilmesi belge çeviri olarak isimlendirilir. Genellikle resmi evraklardan meydana gelen bu çeviri türünde sabıka kaydı, diploma, kimlik belgesi, ticari sicil gazetesi gibi her türlü evrak belge olarak değerlendirilir. Hukuk, tıp, ticaret, eczacılık, mühendislik, finans gibi pek çok alanda farklı türde belgeler yer alır ve bunlar için sıklıkla çeviri

okumak için tıklayınız

Sigmund Freud’un Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ adlı romanıyla trajik bağı

(*) Psikanalizin kurucusu nörolog Sigmund Freud, 1923 yılında çene kanserine yakalanır. 16 yıl boyunca 33 kez ameliyat olan Freud, son günlerini dayanılmaz acılar içerisinde geçirmektedir. Ve Freud yaşamının son günlerinde öleceğinin bilincinde hala nereden bulduğunu bilmediğimiz veya kim tarafından önerildiği bilinmeyen Honoré de Balzac’ın ‘Tılsımlı Deri’ romanını okumaya başlar. Serol Teber: Freud’a özel doktoru romanı

okumak için tıklayınız

Freud’un okuduğu son kitap: Tılsımlı Deri – Honore de Balzac

‘Tılsımlı Deri’ romanı, Honore de Balzac’ın gizemli eşsiz yapıtıdır. (*) “Balzac, Tılsımlı Deri kitabını 1830-31 tarihlerinde yazmıştır ki Balzac’ın da otobiyogrofik yapıtı olduğunu eleştirmenler söyler. Burada Raphael adında genç bir Fransız ressamın gizemli öyküsü anlatılır… Açlıktan, yoksulluktan, başarısızlıktan, dünyada anlaşılmamaktan dolayı kendini Seine nehrine atıp intihar etme kararı veren genç adam, zamanın biraz geçmesini, havanın

okumak için tıklayınız

Anton Çehov’un Maksim Gorki’ye anlattığı hayali

Bir gün beni Küçükköy’e, yanına çağırdı. Burada bir parça toprağı ve iki katlı, küçük, beyaz bir evi vardı. Bana “malikânesini” gösterip heyecanla konuşmaya başladı: “Çok param olsaydı, hasta köy öğretmenleri için bir sanatoryum kurdururdum burada. Pencereleri büyük, tavanları yüksek, aydınlık bir bina yaptırırdım. Çok güzel bir kütüphanem, çeşitli müzik aletlerim, arı kovanlarım, sebze ve meyve

okumak için tıklayınız

Honoré de Balzac’ın günlük çalışma rutini

Balzac’ın yazma programı acımasızcaydı: Akşam 18:00’de hafif bir yemekten sonra yatmaya giderdi. Gece 01:00’de kalkıp yedi saatlik bir süre için yazı masasına otururdu. Sabah 08:00?de doksan dakikalık bir şekerleme molası verir, sonra 09:30’dan 16:00’ya kadar fincan fincan koyu kahve eşliğinde çalışmaya devam ederdi (bir tahmine göre günde 50 fincan kahve içiyordu). Balzac 16:00?da bir yürüyüşe

okumak için tıklayınız

Balzac üzerine – Maksim Gorki

Balzac’ın yapıtlarını anımsamak benim için tıpkı boş, sıkıcı bir vadide yürüyen yolcunun bir zamanlar geçtiği verimli, güzel bir diyarı anımsaması gibi hoş bir şey. İlk Fransız kitabını okuduğumda on üç yaşındaydım. Bu, Ed- mond Goncourt’un Zemganno Kardeşler adlı kitabıydı ve sanatçıların, kendilerine karşı düşmanca bir merak duyan, dar, ruhu çirkinleştiren bir çevrede manevi yalnızlık kaderine

okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş: Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında.

22 Ekim 1971 Mamak- Ankara Baba, Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac’tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan okuyorum. Hele Dostoyevski! Yaşadığı toplumun

okumak için tıklayınız

Dostoyevski: “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir”

“Kaplanlar gibi kana susamış insanlar var. Birisi; bir insan bedeni, eti ve ruhu üzerinde sınırsız hâkimiyet kurmaya görsün -ki aslında kendi de böyle bir insandır-, aslında Tanrı’nın sureti olan başka bir canlıyı yerin dibine batırma ve alçaltma hâkimiyetini ve özgürlüğünü ele geçirmeye görsün, bu kişi farkında olmadan kendi duyguları üzerindeki iktidarını yitirir.” Zorbalık, alışkanlık olmuştur.

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Türkiye’de tam demokrasi ve tam basın hürriyeti varmış!

Amerikan milletvekilleri kendi hükümetlerinden sormuşlar: “Şu Türkiye’ye para verip yardım edelim, diyorsunuz ama, orası demokrasiden uzak, basın hürriyetinden mahrum bir memlekettir, bu nasıl olur?” Amerikan hükümeti de, siyaseti icabı cevap vermiş: “Yok efendim, Türkiye’de dehşetli bir demokrasi, mostralık bir basın hürriyeti vardır… Paramız ziyan olmaz!” der ya, Amerika bu, malını satacağı, gerekirse ateşe süreceği bir

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin En Sevdiği Şarkı

Sabahattin Ali, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman askerlerine moral vermek amacıyla bestelenen bu şarkıyı çok severmiş. Tokatlıyan Oteli’nin altındaki kabareye de Almanya’dan Türkiye’ye sığınmış bir Alman hanım bu şarkıyı söylediği için sık sık gidermiş.(Kaynak: A’dan Z’ye Sabahattin Ali, Hazırlayan: Sevengül Sönmez, YKY, sayfa 336 ) Lili Merleen Şarkısının orjinal kaydı hakkında Lale Andersen tarafından Kasım 1939’da

okumak için tıklayınız

Kırlangıçlar – Sabahattin Ali “Yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?”

Şehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi. Söğüdün dalları

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Yaptığı 7 Resim

Ölümünden uzun yıllar sonra kendisinden geriye kalan Sabahattin Ali’nin “Kurbağaname” şiiri için çizdiği resimlerle birlikte bir köylü kızı ve otoportresi vardır. Pastel boyayla yaptığı kurbağa resimleri oldukça başarılıdır. Bunun dışında diğer kurbağa şiirlerine de çizdiği desenleri de ilgi çekicidir. Kız kardeşi Süheyla Conkman aile içinde Sabahattin Ali’nin ilkokul ve ortaokul yıllarında da çok güzel resim

okumak için tıklayınız

“Cehenneme İniş” / Dostoyevski Yeraltı İnsanı – Rene Girard

I. Cehenneme İniş Çağdaş eleştirmenler, bir yazarın yapıtını yaratırken, kendini de yarattığını söylemeyi pek sever. Formül, yaratıcılık bakımından bu ikili gelişimin bir teknik veya beceri kazanmayla karıştırılmaması koşuluyla, Dostoyevski’ye de büyük ölçüde uyarlanabilir. Birbirini izleyen yapıtlarını, bir müzisyenin yavaş yavaş ustalaşmasını sağlayan o alıştırmalarla karıştırmamak gerekir. İşin özü başka bir yerde yatmaktadır ve bu öz

okumak için tıklayınız

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur Okumak için 3 sebep #dostoyevski #suçveceza #kitap #books #literature #booklovers #kitaplar #kitapkurdu #oku #insanokur ♬ Pink Panther Intro – Henry Mancini TİKTOK KANALIMIZA ABONE OLURSANIZ YAYINLARIMIZI TAKİP ETMENİZ KOLAYLAŞACAKTIR.

okumak için tıklayınız

Burjuvalar neden korkuyorlar? Fyodor Dostoyevski

Peki ama niçin -dönüp dolaşıp aynı soruya geliyorum- evet niçin hâlâ bir şeyden korkuyor gibidir buıjuva? Büyük bir korku vardır sanki içinde. Nedir onu huzursuz eden? Yazarlar, palavracılar mı? Sanmam. İstese bir tekmede topunun tozunu attırır çünkü. Sağduyunun delilleri mi? Ama biliyorsunuz, sağduyu gerçeğe yenilmiştir. Dahası var, sağduyulu, bilgili insanların kendileri de günümüzde sağduyunun delili

okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Hapishane Şarkısı (Başın öne eğilmesin) şiiri ve Sinop Cezaevi

Sinop Kalesi, “büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.” Evliya Çelebi Sabahattin Âli, 26 Aralık 1932 – 29 Ekim 1933 yılları arasında

okumak için tıklayınız

Ulus Meydanı’nda Sabahattin Ali’nin kitaplarını yakmışlardı

Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası İkinci Dünya Savaşı arefesinde ırkçı Türkçülüğün en önemli figürü Hüseyin Nihal Atsız’dı (1905-1975) . Atsız’ın 15 Mayıs 1931 – 25 Eylül 1932 arasında yayımladığı Atsız Mecmuası’nın ilk sayıdaki sloganı “Ben, Sen, O Yok, Biz Varız”dı, ancak 2. sayıda “Bütün Türkler Bir Ordu, Katılmayan Kaçaktır” şekline dönüştürülmüştü. Dergiye

okumak için tıklayınız