Genç Jung’un Yol Ayrımı: Üniversite Yılları, Yoksulluk ve Ruhların Peşinde
Carl Gustav Jung dendiğinde aklımıza genellikle yaşlı, bilge, pipo içen ve insan ruhunun derinliklerini çözen o ikonik figür gelir. Ancak Jung her zaman böyle değildi. 19. yüzyılın sonlarında Basel Üniversitesi’nin koridorlarında dolaşan Jung; parasızlık çeken, geleceği hakkında kararsız ve içinde taşıdığı iki farklı kişilikle boğuşan genç bir öğrenciydi.
Bu yazıda, analitik psikolojinin kurucusunun üniversite yıllarında neler yaşadığına, hangi kırılma noktalarından geçtiğine ve o ünlü “Psikiyatri” kararını nasıl verdiğine yakından bakacağız.
1. Büyük Kararsızlık: Doğa mı, Tarih mi?
Lise biterken Jung büyük bir ikilemdeydi. Bir yanı (“1 Numaralı Kişilik”) bilime, somut gerçeklere ve doğaya tutkuydu; zooloji, jeoloji ve paleontoloji okumak istiyordu. Diğer yanı (“2 Numaralı Kişilik”) ise tarihe, felsefeye ve arkeolojiye çekiliyordu.
Karar vermesini sağlayan şey, tipik bir Jung deneyimiyle, yani rüyalarla oldu. İlk rüyasında karanlık bir ormanda tarihöncesi hayvan kemikleri bulduğunu gördü. İkinci rüyasında ise ormanlık bir havuzda yüzen devasa, ışık saçan bir Radiolarian (bir tür tek hücreli organizma) ile karşılaştı. Doğanın bu büyüleyici ve gizemli çağrısı, teraziyi bilimden yana çevirdi ve Jung tıp okumaya karar verdi,. Ancak bir sorun vardı: Parası yoktu.
2. Yoksul Bir Öğrencinin Hayatta Kalma Mücadelesi
Jung, “ayakkabıları delik olduğu için ıslak çorapla oturan” yoksul bir papazın oğluydu. Üniversite yılları da maddi zorluklarla geçti. Babası eğitim masraflarını tam karşılayamadığı için burs başvurusu yapmak zorunda kaldı, bu da onu utandırıyordu. Bir amcasından borç aldı ve hatta yaşlı bir teyzesinin antika koleksiyonunu satarak komisyonla harçlığını çıkardı,.
Jung bu yılları, “Yoksulluk yıllarını kaçırmış olmak istemem, insan küçük şeylerin değerini bilmeyi öğreniyor,” diyerek anımsar.
3. Babanın Ölümü ve Özgürleşme
Üniversiteye başladığı yıl (1896), babası vefat etti. Bu olay Jung için travmatik olsa da, aynı zamanda bir dönüm noktasıydı. Babasının odasına taşındı, ailenin reisliğini üstlendi ve bir anda büyümek zorunda kaldı. Annesi ona, “Senin için uygun zamanda öldü,” demişti; bu sözler acımasız görünse de Jung’un kendi yolunu çizmesi için babasının gölgesinden ve zayıflığından kurtulması gerekiyordu.
4. “1 Numara” ve “2 Numara”nın Savaşı
Jung üniversitede sosyal bir kelebekti. Zofinger Kardeşlik Topluluğu’na üye oldu, ateşli tartışmalara katıldı, dans etti ve arkadaşlarıyla eğlendi. Bu onun dışa dönük, hırslı ve modern tarafı olan 1 Numaralı Kişiliğiydi. Ancak içindeki o mistik, zamansız ve kuşkucu 2 Numaralı Kişilik onu rahat bırakmıyordu,.
Gördüğü kritik bir rüya, bu çatışmayı çözmesine yardım etti: Fırtınalı bir gecede elindeki cılız bir ışığı korumaya çalışırken, arkasından dev bir gölgenin (2 No) geldiğini gördü. Jung, görevinin o ışığı (bilinci/egoyu) korumak olduğunu anladı. Üniversite yılları, dış dünyada var olabilmek için 2 Numaralı kişiliği geçici olarak arka plana itip, 1 Numaralı kişilikle (doktor adayı Jung) yola devam etme kararıyla geçti,.
5. Gizli Tutku: İspritizma ve Masalar
Arkadaşları onun Schopenhauer ve Kant tartışmalarını biliyordu ama Jung’un kimseye anlatamadığı bir sırrı vardı: Parapsikoloji. Bir arkadaşının babasının kütüphanesinde ispritizma üzerine bir kitap bulduğunda, çocukluğundan beri duyduğu hayalet hikayelerinin bir karşılığı olduğunu fark etti. Arkadaşları bu konuları saçmalık olarak görüp alay ederken, Jung gizlice materyalist bilimin açıklayamadığı olayları araştırıyordu,.
Hatta işi ilerletip, medyum yetenekleri olan genç bir kuzeniyle düzenli olarak “masa seanslarına” (ruh çağırma) katıldı. Masaların hareket etmesi ve medyumun bölünmüş kişiliği ilgisini çekiyordu. Bu deneyimler, onun doktora tezinin (“Okült Fenomenlerin Psikolojisi ve Patolojisi”) temelini oluşturdu.
6. Şok Edici Karar: Neden Psikiyatri?
Tıp fakültesinin sonuna geldiğinde herkes onun başarılı bir dahiliyeci veya cerrah olacağını düşünüyordu. O dönemde psikiyatri, doktorların “deli gömleği giymiş gibi” görüldüğü, saygınlığı olmayan ve umutsuz bir alandı.
Ancak Jung, Krafft-Ebing’in ders kitabını okurken bir cümleye takıldı: “Psikozlar, kişilik hastalıklarıdır.” Kalbi deli gibi çarpmaya başladı. Aradığı şeyi bulmuştu: Psikiyatri, doğa (bilim) ve ruhun (mistik deneyimler) çarpıştığı tek yerdi. Hem bilimsel merakını (1 No) hem de ruhsal arayışını (2 No) tatmin edebileceği tek alan burasıydı.
Hocalarına ve arkadaşlarına psikiyatrist olacağını söylediğinde hepsi şoka uğradı, ama Jung kararından emindi. Bu karar, onu önce Burghölzli Akıl Hastanesi’ne, ardından Freud ile tanışmaya ve nihayetinde kendi ekolünü kurmaya götürecek yolun başlangıcıydı,.
Sonuç: Jung’un üniversite yılları, sadece ders çalışmaktan ibaret değildi. O, yoksullukla, yasla ve kendi içindeki “öteki” ile savaşarak kim olduğunu bulmaya çalışıyordu. Bugün okuduğumuz o derin teorilerin tohumları, Basel’in eski sokaklarında, antika kitapların arasında ve o genç öğrencinin varoluşsal sancılarında atıldı.