Anton Çehov: “Üç dört gece düşümde hep celladı ve tüyler ürpertici işkence sehpasını gördüm.”

Anton ÇehovÇehov, 21 Nisan 1890 sabahı, Sahalin Adası’na gitmek üzere Moskova’daki İyaroslavi Garı’ndadır. Trenle, at arabası ve vapurla geçen bu yolculukta köylerden, şehirlerden, ormanlardan, denizlerden geçer ve türlü çeşit insanla karşılaştan sonra 9 Temmuz’da Sahalin’e varır. Yolcuğu tam iki buçuk ay sürmüştür.
Sahalin Adası bir cehennemdir. Sokaklar çalışmaya giden hükümlülerin zincir şakırtılarıyla çınlar. Mahkumlara sürekli işkence yapılır, adadaki kadınların çoğu fahişedir, çocuklar sokaklara bırakılmıştır. Çehov neredeyse her mahkumla görüşür ve konuşur. Adada olan biten her şeyi öğrenmek ister.

Eczacının Karısı – Anton Çehov (sesli öykü)

Anton ÇehovEczacının Karısı – Anton Çehov (sesli öykü)

“Saatin doğru gitmesi gerektir, ama hayat doğru gitmiş, gitmemiş, o başka mesele” – Anton Çehov (çeviren: Nazım Hikmet)

Anton-CehovSAAT
Yeryüzünde ne kadar çok, ne kadar çeşit çeşit saat vardır : Cep saati, kol saati, duvar saati, kule saati, dik duran saat, sallanan saat…
Her sokakta bir saatçi dükkanı. Her meydanda bir saat. Herkesin cebinde, kolunda bir tik tak…
Vakit, öyle önemli bir rol oynamaya başlamış ki hayatımızda, saatiniz bir çeyrek geç kalsa, bir çeyrek ileri gitse hemen onu saatçiye götürürsünüz. Kendi varlığınızla, geriye kalan bütün bir beşeriyetin varlığı arasında bu kadarcık bir ayrılığa bile dayanamazsınız.

Albüm (öykü) – Anton Çehov

Amirallik bayrak direği gibi zayıf, ince yapılı memur Kraterov, ileriye doğru yürüdü, Jmıhov?a dönerek:
– Ekselans, dedi! Uzun yıllardır süregelen amirliğinizden, babaca öğütlerinizden tüm kalbimizle duygulanarak?
Zakusin;
– On yıldan fazla bir zaman içinde, diye fısıldadı.

Anton Çehov’a göre öğretmenler

“Öğretmen, bir sanatçı gibi, işine büyük bir tutkuyla âşık olmalıdır. Ve bizim öğretmenlerimiz, sürgüne gidercesine isteksiz, köylere gidip çocukları eğiten yarı eğitimli kişiler, acemi işçilerdir. Açlık içinde öğretmenlerimiz, yokluk içinde… Mağdur durumda… Canlılıklarını, verimliliklerini yitirme korkusu içinde yaşıyorlar. Oysa öğretmen, köyün en önde gelen kişisi olmak zorundadır. Köylülerin sorduğu bütün sorulara cevap verebilmek, kendisini saydırmak, bu saygıyı da etkinliğiyle kazanmak zorundadır. Bir öğretmenin karşısında kimse sesini yükseltmeye kalkışmamalıdır. Saygınlığını bozacak en küçük bir davranışta bulunmamalıdır. Bizde herkes öğretmene saldırır, köy polisi, cebi dolu bakkal, din adamı… İnsanları eğitmekle görevlendirilmiş birine üç kuruş aylık vermek yakışır mı!

Memurun Ölümü – Anton Çehov (Seslendiren: Muratcan Akgün)

Anton ÇehovMuratcan Akgün’ün seslendirdiği Anton Çehov’un Memurun Ölümü adlı öyküsünü dinlemek için tıklayınız…

Kısa öykünün ustası Anton Çehov ‘un hayat hikayesi – Semiha Şentürk

Anton Pavloviç Çehov, 17 Ocak 1860’ta Taganrog’da doğar. Azak denizi kıyısındaki Taganrog, 1860’lı yılların başında Yunan tüccarların sık sık uğradığı bir liman şehridir. Çehov’un öykülerine ve oyunlarına sık sık mekan olan her taşra kasabası gibi hayatın tekdüze akıp gittiği, insanların çoğunun birbirini tanıdığı bu küçük yerde, o yıllarda kapısı üzerinde “Çay, şeker, kahve ve başkaca sömürge ürünleri” yazan bir bakkal bulunur. Henüz küçücük bir çocuk olan Anton Pavloviç Çehov, babasının sahibi olduğu bu karanlık, soğuk bakkal dükkanında iki çırakla birlikte, gelen müşterilerle ilgilenmeye çalışır.

Sahalin Adası – Anton Çehov

Anton Çehov, 1890 yılında Rusya’nın en doğu ucuna doğru zahmetli bir yolculuğa girişti. Sonrasında bir nüfus sayımı için Japonya’nın kuzeyindeki Sahalin Adası’nda binlerce tutuklu ve yerleşimciye söyleşiler yaparak üç ay geçirdi.

Sahalin Adası’nda tanık olduğu şeyler -kırbaç cezaları, erzak ve ikmal malzemelerinin zimmete geçirilmesi, kadınların fuhşa zorlanması- Çehov’u hem son derece şaşırtmış hem de öfkelendirmiştir. ‘İnsanın aşağılaşmasındaki en uç sınırı kendi gözlerimle gördüğüm, düşündüğüm zamanlar oldu,’ diye yazarken, özellikle de bir cezalandırma kolonisinde aileleriyle birlikte yaşamak zorunda bırakılan çocukların çektikleri zorluklardan etkilenmiştir. Bir mektubunda şöyle der: