
Modern kapitalist toplumda insanlar birbirleriyle yalnızca birey olarak ilişki kurmaz. Bunun yanında ekonomik ve kurumsal sistem, kişileri belirli toplumsal roller üzerinden tanımlar. Örneğin bir mağazada çalışan kişi “çalışan”, karşısındaki kişi “müşteri”, bir şirket yöneticisi “yönetici”, satın alma sürecindeki kişi ise “tüketici” kimliğiyle öne çıkar.
Bu durum tek başına şeyleşme anlamına gelmez. Çünkü toplumsal yaşam, işbölümü ve kurumsal roller olmadan sürdürülemez. Ancak insanlar karşılarındaki kişiyi bu rolün ötesinde görememeye başladığında farklı bir süreç ortaya çıkar. İşte Theodor W. Adorno’nun şeyleşme eleştirisi bu noktada önem kazanır.
Adorno, özellikle kültür endüstrisi, metalaşma ve toplumsal bütünlük üzerine analizlerinde insanların toplumsal işlevlere indirgenmesini eleştirir. Ona göre kapitalist toplumun değişim ve hesaplama mantığı, insan ilişkilerinin niteliğini de etkiler. Nitekim Adorno, kültür endüstrisinin insanları “toplumsal işlevlere” dönüştürdüğünü ve böylece insanın şeyleşmesini görünmez hâle getirdiğini savunur.
Şeyleşme Nedir?
Şeyleşme (reification) kavramının teorik kökleri Karl Marx’ın meta fetişizmi analizine dayanır. Ancak kavramı sistematik bir toplumsal teoriye dönüştüren düşünürlerden biri György Lukács olmuştur.
Lukács’a göre şeyleşme, insanlar arasındaki toplumsal ilişkilerin şeyler arasındaki ilişkiler gibi görünmesiyle ortaya çıkar. Böylece tarihsel ve toplumsal ilişkiler, insanların iradesinden bağımsız, nesnel ve değişmez güçler gibi görünmeye başlar.
Örneğin bir çalışanın işyerindeki konumunu yalnızca kişisel yetenekleriyle açıklamak yetersiz kalır. İş sözleşmesi, ücret, performans ölçümü, hiyerarşi ve piyasa koşulları kişinin davranışlarını biçimlendirir. Buna rağmen bütün bu ilişkiler çoğu zaman “işin doğal gereği” gibi görünür.
Dolayısıyla şeyleşme yalnızca insanı nesne olarak görmek anlamına gelmez. Daha geniş anlamda, insanların tarihsel ve toplumsal ilişkiler içindeki konumlarını doğal, değişmez ve nesnel gerçeklikler gibi algılaması anlamına gelir.
Adorno Şeyleşme Kavramını Nasıl Genişletir?
Adorno, Lukács’ın şeyleşme analizinden önemli ölçüde yararlanır. Ancak Adorno’nun yaklaşımı, şeyleşmeyi yalnızca üretim sürecindeki işçi deneyimiyle sınırlamaz.
Adorno açısından kapitalist toplumda meta biçimi, ekonomik alanın ötesine geçerek kültürü, iletişimi ve gündelik yaşamı da etkiler. Stanford Encyclopedia of Philosophy’nin Adorno değerlendirmesi de meta mübadelesinin toplumsal yaşamın farklı alanlarına yayıldığını ve bunun şeyleşme sorununu genişlettiğini vurgular. (plato.sydney.edu.au)
Bu nedenle Adorno açısından şu soruyu sormak gerekir:
İnsanlar birbirleriyle gerçekten insanlar olarak mı ilişki kuruyor, yoksa toplumsal sistemin onlara verdiği işlevler üzerinden mi?
Bu soru, müşteri–çalışan ilişkisini anlamak açısından oldukça açıklayıcıdır.
“Müşteri” ve “Çalışan” İnsan İlişkisinin Önüne Geçtiğinde
Bir mağazaya giren kişi, sistem açısından öncelikle müşteridir. Karşısındaki kişi ise çalışan konumundadır.
Bu roller pratik açıdan gereklidir. Çalışan hizmet sunar, müşteri ise hizmet alır. Ancak sorun, bu rollerin insanların bütün kimliğini belirlemeye başlamasıyla ortaya çıkar.
Örneğin müşteri çalışanı yalnızca “hizmet sunan kişi” olarak görürse çalışanın bireyselliğini, duygularını ve ihtiyaçlarını gözden kaçırabilir. Buna karşılık çalışan da müşteriyi yalnızca “satın alma potansiyeline sahip kişi” olarak değerlendirebilir.
Böylece iki insan arasındaki ilişki, insan-insan ilişkisinden işlev-işlev ilişkisine dönüşür.
Tam da burada şeyleşmenin mantığı ortaya çıkar.
“Yönetici” ve “Çalışan” İlişkisinde Şeyleşme
İşyeri ilişkileri bu mekanizmayı daha açık biçimde gösterir.
Bir yönetici, çalışanı yalnızca performans göstergeleri, hedefler, verimlilik oranları veya maliyet unsurları üzerinden değerlendirdiğinde çalışanın kişiliği ikinci plana düşer. Çalışanın değeri, sistem açısından ölçülebilir çıktılara bağlanır.
Öte yandan çalışan da yöneticiyi yalnızca “terfi veren”, “maaş belirleyen” veya “performans değerlendiren kişi” olarak görebilir.
Sonuçta her iki taraf da birbirini kurumsal konumunun taşıyıcısı olarak algılamaya başlar.
Adorno’nun kültür endüstrisi analizindeki önemli noktalardan biri tam olarak budur: İnsanlar toplumsal işlevlere indirgenirken bu indirgeme, insanların gözünde doğal ve hatta insani bir ilişki biçimi gibi görünebilir. Adorno, bu mekanizmanın insanları şeylere dönüştürdüğünü ve şeyleşmenin kendisini görünmez hâle getirdiğini savunur.
Tüketici Kimliği ve Şeyleşme
Adorno’nun düşüncesinde tüketici kategorisi de önem taşır.
Kültür endüstrisi üzerine analizlerinde Adorno, bireyin kültürel ürünlerle ilişkisini basit bir özgür tercih meselesi olarak görmez. Piyasa, reklam, standartlaşma ve kültürel üretim süreçleri bireyin tercihlerini belirli kalıplara yöneltir.
Bu nedenle kişi kendisini özgür bir tüketici olarak algılarken aynı zamanda sistemin ürettiği tüketim kategorileri içinde hareket edebilir.
Burada önemli bir paradoks ortaya çıkar:
Birey kendisini özgür bir özne olarak görürken sistem onu aynı zamanda tüketici olarak tanımlar.
Adorno’nun kültür endüstrisi eleştirisinin önemli boyutlarından biri bu çelişkidir. Kültür endüstrisi yalnızca tüketicilerin taleplerine cevap vermez; aynı zamanda tüketici figürünün kendisini de üretir.
Peki Her “Rol” Şeyleşme Midir?
Hayır.
Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekir.
Bir insanın “müşteri”, “öğretmen”, “çalışan”, “yönetici” veya “tüketici” olarak tanımlanması kendi başına şeyleşme oluşturmaz. Toplumsal roller, modern toplumun koordinasyonunu sağlar.
Şeyleşme daha çok şu durumda ortaya çıkar:
Toplumsal rol, insanın kendisinin yerine geçtiğinde.
Başka bir ifadeyle kişi artık:
“Bu insan bir müşteridir.”
demekle kalmaz;
“Bu insanın benim için anlamı yalnızca müşteridir.”
noktasına geldiğinde şeyleşmenin mantığı güçlenir.
Aynı durum çalışan için de geçerlidir. Çalışanı yalnızca “işgücü”, yöneticiyi yalnızca “otorite”, öğrenciyi yalnızca “başarı puanı”, hastayı yalnızca “dosya” veya müşteriyi yalnızca “satın alma kapasitesi” olarak görmek, insanı belirli bir işleve indirger.
Adorno Açısından Asıl Sorun Nedir?
Adorno’nun eleştirisi yalnızca bireylerin birbirlerine kötü davranmasıyla ilgili değildir.
Asıl mesele, toplumsal sistemin insanları belirli kategoriler içinde düşünmeye zorlayan yapısıdır.
Bu nedenle şeyleşmeyi yalnızca bireysel bir ahlak problemi olarak değerlendirmek eksik kalır. Bir yönetici çalışanına yalnızca “performans” üzerinden baktığında sorun yalnızca yöneticinin kişisel tutumundan kaynaklanmaz. Performans değerlendirmesi, verimlilik, rekabet, ücret politikası ve kurumsal hiyerarşi gibi daha geniş ilişkiler de bu bakışı biçimlendirir.
Adorno’nun negatif diyalektik yaklaşımı tam burada önem kazanır. Adorno, toplumsal gerçekliği verili kategorilerle açıklamak yerine bu kategorilerin hangi toplumsal ilişkiler tarafından üretildiğini sorgular. Werner Bonefeld’in Adorno üzerine çalışması da negatif diyalektiğin ekonomik kategorileri doğal ve değişmez gerçeklikler olarak kabul etmeyen bir toplumsal eleştiri geliştirdiğini vurgular.
Günlük Hayattan Bir Örnek
Bir çağrı merkezi çalışanını düşünelim.
Müşteri açısından çalışan:
“Sorunumu çözmesi gereken kişi”
olarak görünür.
Şirket açısından çalışan:
“Performans hedeflerini gerçekleştirmesi gereken personel”
olarak görünür.
Performans sistemi açısından:
“Çağrı süresi, müşteri memnuniyeti ve satış oranlarıyla ölçülen çalışan”
haline gelir.
Çalışan açısından müşteri ise:
“Çağrıyı sonlandırması gereken kişi”
haline gelebilir.
Böylece dört farklı bakış açısı ortaya çıkar. Ancak bu bakışların ortak özelliği, insanı ölçülebilir veya işlevsel bir kategoriye indirgemesidir.
Adorno’nun şeyleşme eleştirisi tam da bu noktada güncellik kazanır.
Dijital Çağda Şeyleşme
Günümüzde bu problem daha da farklı biçimler kazanmıştır.
Örneğin dijital platformlar insanları yalnızca kullanıcı olarak değil, aynı zamanda veri üreticisi, müşteri, takipçi, içerik üreticisi veya algoritmik profil olarak değerlendirir.
Bir kişinin sosyal medya davranışı; beğeni, tıklama, izleme süresi ve satın alma eğilimi gibi ölçülebilir göstergelere dönüşür. Böylece kişinin karmaşık bireyselliği, algoritmanın işleyebileceği kategorilere indirgenir.
Bu durum Adorno’nun yaşadığı dönemden farklı teknolojik koşullara sahip olsa da onun şeyleşme ve kültür endüstrisi eleştirisi açısından verimli bir analiz alanı oluşturur.
***
İnsanların birbirlerini “müşteri”, “çalışan”, “yönetici” veya “tüketici” gibi roller üzerinden değerlendirmesi, tek başına şeyleşme anlamına gelmez. Ancak bu roller kişinin bütün insani varlığının yerine geçtiğinde şeyleşmenin önemli bir biçimi ortaya çıkar.
Adorno açısından temel sorun, insanın toplumsal işlevinden ibaret hale gelmesidir. Çünkü bu süreçte birey, kendi tarihsel ve toplumsal ilişkileri içinde yaşayan bir özne olmaktan çıkar ve sistemin tanımladığı işlevsel bir kategoriyedönüşür.
Dolayısıyla soruya verilecek en kısa cevap şudur:
Evet; fakat yalnızca toplumsal roller insanın yerine geçtiğinde. Şeyleşme, “müşteri” veya “çalışan” kelimelerinin kullanılmasında değil, insanı yalnızca bu kategorilerden biri olarak görme biçiminde ortaya çıkar.
Bu nedenle Adorno’nun şeyleşme eleştirisi, yalnızca kapitalist üretim ilişkilerini değil, gündelik hayatta insanların birbirlerini nasıl gördüğünü de sorgulamamıza imkân verir.
Kaynakça
- Adorno, T. W. (2005). Minima Moralia: Reflections on Damaged Life. Verso.
- Adorno, T. W. (1991). The Culture Industry: Selected Essays on Mass Culture. Routledge.
- Adorno, T. W. (1973). Negative Dialectics. Continuum.
- Horkheimer, M., & Adorno, T. W. (2002). Dialectic of Enlightenment: Philosophical Fragments. Stanford University Press.
- Lukács, G. (1971). History and Class Consciousness: Studies in Marxist Dialectics. MIT Press.
- Marx, K. (1976). Capital: A Critique of Political Economy, Volume I. Penguin.
- Bonefeld, W. (2016). Negative dialectics and the critique of economic objectivity. History of the Human Sciences, 29(2), 60–76. (Sage Journals)
- Pepperell, N. (2018). Beyond reification: Reclaiming Marx’s concept of the fetish character of the commodity. Contradictions, 2(2), 33–55. (kontradikce.flu.cas.cz)