Türkü Söylüyor Otlar / Doris Lessing – Fazilet Karahallı Avcu

? Dosdoğru çalılara doğru yürürken düşünüyordu. ?Şimdi onunla burun buruna geleceğim ve her şey bitecek’ ?

SIR DOLU BİR CİNAYET
Dün sabah, Ngesili çiftçi Richard Turner?in eşi Mary Turner, çiftlik evinin ön verandasında ölü bulunmuştur. Evde ayak işlerine bakan genç tutuklanarak, cinayeti işlediğini itiraf etmiştir. Cinayetin nedeni anlaşılamamıştır. Uşağın, değerli eşya peşinde olduğu sanılmaktadır.
Gazete pek bir şey söylemiyordu. Ülkenin dört bir yanında bu dalgalanma yaratan manşete ve altındaki paragrafa göz atanlar, neredeyse tatmin olarak adlandırılabilecek bir duyguyla karışık, anlık bir öfkeye kapılmışlardı. Sanki inanç onaylanmış, olması zaten beklenen şey olmuştu. Yerliler ne zaman bir şey çalsa, adam öldürse ya da ırza geçse, beyazların duygusu hep bu olmuştur.
Sonrada sayfayı çevirip başka şeylerle ilgilenmeye başlamışlardı.
Ancak o çevrede yaşayan ve Turnerlere aşina olan ya da yıllar boyu onlar hakkında dedikodu yapanlar, sayfayı pek de öyle çabucak çeviremediler. Çoğu, haberi kesip eski mektuplarının ya da bir kitabın sayfaları arasına koyarak giz dolu bakışlarla bu sararan kâğıt parçasına bakacak ve bunu bir işaret, bir uyarı olarak saklayacaktı. Bu cinayet hiçbir zaman tartışılmadı; işin en olağandışı yanı da buydu?
Cinayet onları öne çıkarmadan çok önceleri de insanlar, Turnerlerden, uyumsuz, dışlanmış ve bir köşeye çekilmiş kimseler için kullanılan acımasız, aldırışsız bir dille söz ederlerdi. Turnerleri tanıyan pek az komşuları vardı. Uzaktan görenler daha da azdı, ama nedense sevenleri yoktu. Peki, nedendi bu hoşnutsuzluk? Kendilerini kendilerine saklamak; işte, Turnerlerin bütün suçu buydu!…
Üzerinde düşünmeyi sürdürdükçe, olay daha da olağanüstü boyutlar kazanacaktır. Cinayetin kendisini değil de, insanların Mary?yi tatsız ve pis bir yaratık olarak görmesi, DickTurner?e acıyarak Mary?ye karşı su katılmamış bir öfkeyle, onun öldürülmeyi hak etmiş olduğunu düşünmeleri olağandışıydı. Yinede kimse bir şey sormadı?

İnsanlar, katilin neden ortaya çıktığını da pek merak etmediler. Gerçi pek kaçma olanağı yoktu, ama şansını deneseydi belki kaçabilirdi. Dağlara kaçabilir, bir süre saklanabilir ya da Portekiz Sömürgesi?ne sığınabilirdi?

KENTTEN ÇİFTLİĞE GİDİŞ UZUN BİR YOLCULUKTU?
Otuzunda da değişen bir şey olmadı. Otuzuncu yaş gününde, yılların böylesine hızlı geçmesi karşısında ?hiçbir farklılık hissetmediği için ? adına rahatsızlık bile denemeyecek, belli belirsiz bir şaşkınlık duydu. Otuz! Epey ilerlemiş bir yaş gibiydi! Ama Mary için fark etmiyordu. Yine de, bu yaş gününü kutlamadı; unutulmasına izin verdi. On altısındaki Mary?den hiçbir farkı yokken başına böyle bir şey gelmesi, nerdeyse alçaklıktı!
Artık, işverenin özel sekreteriydi, iyi de para kazanıyordu. İsteseydi bir kat edinir ve güzel bir yaşam sürdürürdü. Oldukça hoş görünüşlüydü. Güney Afrika?nın beyaz demokrasisinin, kişiliksiz ve soluk görünümüne sahipti. Tümüyle kendi başına buyruk olabilirdi. Ancak bu, içgüdülerine aykırıydı…

Ancak bütün kadınlar, er geç, o kavranması güç, ama yinede zorlayıcı evlenme gereğinin baskısını duyarlar. Mary, çevrede olup bitenlere ya da insanların iğneleyici sözlerine karşı hiç de duyarlı olmamakla birlikte, bu gerçekle birdenbire ve son derece tatsız bir biçimde yüz yüze getirildi?

Derken bir gün Dick Turner?le tanıştı. Bir başkasıyla da tanışmış olabilirdi. Ya da kendisine olağanüstü ve eşsiz bir yaratıkmışçasına davranan başka bir ilk adam. Buna fena halde gereksinimi vardı. Bütün yıllar boyunca, erkeklere karşı duyduğu ve şu anda yerle bir olmuş üstünlük duygusunu onarması gerekiyordu.
Sinemada rastlantı sonunda karşılaştılar. Çiftliğinden kente bir günlüğüne gelmişti. Yöresindeki dükkânda bulamadıklarını alma amacı dışında, kente çok seyrek gelirdi; yılda bir ya da iki kez. Çuvallar dolusu tahılı ve iki tırpanını yüklediği arabası, hantal ve ilgisizce, sinemanın önündeydi; Mary pencereden bu tanıdık olmayan nesnelere bakarak gülümsedi. Bunları gördüğünde gülümsemesi gerekliydi. Yaşadığı kenti çok seviyor, kendini burada güvende hissediyordu.
Dick Turner kenti hiç sevmezdi. Çok iyi bildiği bozkırdan çıkar, ev kataloglarından fırlamış gibi görünen evleriyle banliyölerden ve oraya buraya dağılmış çirkin bozkır evlerinin arasından geçerdi. Tüm bunlarla sert, kahverengi Afrika toprağı ve cilveli masmavi gökyüzü arasında bir ilişki kuramazdı. Küçük, sıcak ve rahat evler küçük ve rahat ülkelere göreydi. Şık kadınlar için son modayı sergileyen dükkânlarını ve abartılı ithal yiyecekleriyle, kentin iş muhitinde bir türlü huzur bulamaz, kendini rahatsız, dışlanmış hissederdi?
Evlenmeyi önerdiği, görünürde sakin olgun bir Mary idi. Önerisini kabul eden Mary?ye karşı tapınma ve şükran derecesinde gönül borçluluğu duyguları sergiledi. İki hafta sonra özel bir izinle evlendiler. Mary?nin bir an önce evlenmek için böylesine istekli olması onu pek şaşırttı; çünkü onu, kentin sosyal yaşamında güvenli bir yeri olan, uğraşı dolu ve aranan bir kadın olarak görmekte, bu ilişkileri özleyeceğini düşünmekteydi; bu da, onu çekici bulmasında önemli rol oynayan bir unsurdu. Yine de çarçabuk kıyılan bir nikâh ona pek uygun geldi. Kadın, giysileri ve nedimeleriyle ortalığı telaşa verirken, kentte oturup bekleme düşüncesinden nefret ediyordu. Balayı da yapmadılar. Bir balayını karşılayamayacak kadar yoksul olduğunu, ama çok isterse elinden geleni yapacağını bildirmişti. Mary bu konun üstünde durmadı?.
İşte, buradaydı dişisi. Küçük, çıplak evini varlığıyla sarmalıyordu. Bunları düşünürken, keyif ve coşkudan havalara sıçramamak için güç tutuyordu kendini. Ona öyle geliyordu ki kolaylıkla ulaşılabilecek bir gelecek için kaygılara kapıldığından bu denli yalnız kalmış olması büyük delilikti. Ve birden, kızın kentli giysilerine yüksek topuklarına ve kırmızı tırnaklarına bakarak, yeniden huzursuzlandı. Bunu gizlemek için de, gözlerini ondan hiç ayırmadan, yoksulluğundan rahatsız olmayı sürdürerek, eve ilişkin bilgiler vermeye başladı?

Güney Rodezya (şimdiki Zimbabwe) ? de geçen roman; bir cinayet örgüsüyle başlayarak araya giden bir kadını anlatıyor. Romanın geri kalanında birinci bölümdeki cinayete giden adımlar sıralanmış. Gün gün yalnızlaşan, çıkmazının farkına varan, huzursuz, mutsuz bir kadın ve yönelimlerinin anlatıldığı romanda olaylar akıcı dille ele alınmış. Ruhsal portreler ustalıkla çizilmiş ve betimlemeler güçlü. Anlatımdaki bütünlüğün, çevirmenin konudaki ustalığını da ortaya koyduğu bir gerçek. Türkü Söylüyor Otlar 2007 Nobel edebiyat ödülünü kazanmış.

Yazının Yazarı: Fazilet Karahallı Avcu

Türkü Söylüyor Otlar / Doris Lessing
Can Yayınları, Çeviren: Aylin Sağtür
234 sayfa, Baskı Tarihi: 2002

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>