Rus Edebiyatının En Önemli 12 Klasiği

1. Fyodor Dostoyevski, Suç ve Ceza
Dostoyevski’nin Rusya’da yaşanan siyasi ve ekonomik olaylar sonrasında gözlemlediği hayatlardan esinlenerek 1866 yılında yazdığı eser ilk olarak Rus Habercisi isimli edebiyat dergisinde yayınlanmıştır. Roman sanatını dış dünyayı anlatma konusunun tekdüzeliğinden uzaklaştırarak, insanın iç dünyasında olup bitenlerin de işin içine sokulması, insan psikolojisinin derinliklerine inme kaygıları Dostoyevski ile başlar.

2. Lev Tolstoy, Anna Karenina
Tolstoy, 1873’te Anna Karenina’yı yazmaya başladığında aslında bir yandan da Peter the Great üzerine bir tiyatro eseri kaleme almak istiyordu. Ama konu, Tolstoy için bile zorlu bir destana dönüşmüştü. Hatta bir arkadaşına yazdığı mektupta, “Çok kötü durumdayım. İlerleme kaydedemiyorum. Seçtiğim proje çok zor. Araştırmanın sonu gelmiyor” demişti. Sonra fazla abartılmamış ve tarihsel olmayan tam aksine gayet kişisel, içten ve bir o kadar da üzücü bir konu buldu. Henri Troyat’ın kaleme aldığı Tolstoy biyografisinde “Bir yıl önce onu derinden etkileyen bir olayı anımsadı. Komşusu ve aynı zamanda da arkadaşı olan Bibikov, Anna Stepanovna Pirogova adlı bir kadınla yaşıyordu. Uzun boylu, geniş yüzlü bu kadın, onun metresiydi. Adam, onu pek umursamıyordu. Hatta başka biriyle evlenme planları yapıyordu. Onun bu ihanetini öğrenen Anna, sadece birkaç eşyasını alıp kaçtı. Ve ardından kendini trenin altına attığı haberi geldi.” 1872’de yaşanan bu olayı Tolstoy yakından takip etmiş, polisle birlikte incelemeler yapmıştı.

3. İvan Turgenyev, Babalar ve Oğullar
Romanın ana kahramanı Bazarov, 19. yüzyıl Rus toplumunda belirmeye başlayan materyalist dünya görüşünün temsilcisidir. Bazarov ve arkadaşı Arkadi’ye göre, her şey kuvvete bağlıdır. Kuvvetli oldukları için de her şeyi yıkabilme hakkına sahiptirler. Turgenyev, bu yeni insan tipinin ortaya çıkışını fark etmiş ve buna romanında yer vermiştir. Roman boyunca Bazarov, bütün kabalığı, kalpsizliği ve acımasız soğukluğuyla Nihilist bir tipi temsil etse de onun soylulardan üstün bir kişi olduğu vurgulanılır. Yazar, nasıl yaşayabileceğini ve neler yapabileceğini göstermeden onu ölümle buluşturur.

4. Nikolay Vasilyeviç Gogol, Ölü Canlar
Gogol’un en önemli ve ünlü eseri Ölü Canlar’dır. Rusya’nın ünlü yazarı Puşkin’in yakın arkadaşlarındandır. Hatta bu kitabın konusunun Puşkin tarafından kendisine önerildiği söylenmektedir. Aslında Gogol romanı üç cilt olarak tasarlamak istemiştir. Fakat o kadar çok tepki almıştır ki diğer iki cildini tamamlayamamıştır. Bir kriz anında ikinci cildi için yazdıklarını yaktığı söylenir. Tam bir vatansever olan Gogol, bu eserinde ülkesindeki çarpıklıkları gerçekçi bir dille anlatır.

5. Maksim Gorki, Ana
Maksim Gorki’nin 1906’da yazdığı ve Rus Devrimi’ne adadığı Ana, en başarılı romanıdır. Kitabın ana konusu devrimci düşünce ve devrimci mücadele denebilir. Halkın kendi acılarına bakarak, nedenini inceleyerek biraz da cesaretle kendini savunabilecek onu ezenlere baş kaldırabilecek duruma gelebileceğidir. Bu düşünceyi aşılamak içinse bu yolda yoldaşlarıyla mücadele veren bir oğlu olan, kendine bir zarar gelmediği sürece sesini çıkarmayan, hakkını arayamayan bir kadının, oğlunun ve çevresinin etkisiyle insanların acısını algılayan ve onları uyarmaya, uyandırmaya çalışan bir savaşçı haline gelmesi anlatılmaktadır.

 

6. Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşler
Karamazov Kardeşler, özelde Rus insanının, genelde de insan denen varlığın üzerine büyük bir teffekür romanı ve edebiyat sanatının zirveye çıktığı bir deneyimdir adeta. Dimitri Karamazov, günah işlemekten kendisini alıkoyamayan, ama bu günahların kendisinde yarattığı değişimlerle kurtuluşa eren birisidir. İvan ise Tanrı’ya inanmayan, Tanrı’nın olmadığı bir dünyada her şeyin mübah olduğunu düşündüğü için de kimseyi sevmenin bir dayanağı olmadığına inanan, o devirlerde çokça görülen nihilist bir liberaldir. Alyoşa ise Budala’daki Prens Mişkin gibi, bir iman insanıdır.

7. Anton Çehov, Vişne Bahçesi
Çağdaş tiyatronun öncü isimlerinin başında gelen Anton Çehov, 1900 yıllarında, büyük bir değişimin arifesinde olan Rusya’da yaşamış, eserlerinde bu coğrafyayı ve insanlarını konu etmiştir. Çehov, çöküşe geçen aristokrasiyle, zenginleşen orta sınıfa dair gözlem ve yorumlarına dayanan Vişne Bahçesi’nde bir ailenin dramını anlatsa da oyunu bir dram değil bir komedidir. Elde tutulmaya ya da ele geçirilmeye çalışılan, sonunda daha çok kazanç için kesilen vişne bahçesi odak noktaya oturtulmuştur. Yazar, oyuna bu ismi vermekle vişne bahçesini, adeta anlam üreten bir metafora dönüştürmüştür. vişne bahçesi eski, feodal yaşamın bir simgesidir. Buna bağlı olarak onun kaybedilmesi ya da yok olması, yaşanan toplumsal değişimi kodlar.

8. Lev Tolstoy, Savaş ve Barış
Yazarın en büyük romanı olarak kabul edilmektedir. Tolstoy Napolyon Savaşları’nı Rus toplumuna etkileri açısından anlatırken kahramanlarının 1820’ye kadarki gelişimlerini özetler. Yüzden fazla kişinin yer aldığı bu olaylar dizisi, daha çok dört soylu ailenin bireyleri arasındaki ilişkilerle dile getirilir. Tolstoy savaş meydanlarının yabancısı değildir. 1854-1855’deki Kırım Savaşı sırasında Türkler, İngilizler ve Fransızlara karşı çarpıştığını da biliyoruz. Muhtemel ki Tolstoy’un savaş meydanı betimlemelerini yaşadığı deneyimlerinden almaktadır. Tolstoy’un Savaş ve Barışı’nın bu denli güçlü bir eser olmasının en önemli nedeni yazarın savaş ve tahakküm sorununa ve savaş yaşayan insanlık durumlarına getirdiği filozofik yaklaşımlardadır. Eser, dramatik kurgu, çarpıcı karakterler, usta betimlemeler ve mükemmel yazılmış savaş temalı aksiyon sahneleri sunar, tüm bunların yanı sıra insanlığın varoluş sorunu dair tartışmaları da gündemimize taşır.

9. İvan Gonçarov, Oblomov
Rus edebiyatındaki gereksiz adamların en tipiği olan Gonçarov’un Oblomov romanı 1859’da yayımlandı. Karakteristik özelliği ve yaşama biçimi Oblomovluk olarak adlandırır. Gereksiz adamlığın en uç örneğidir. Okuru isyan edecek noktaya getiren, neredeyse, romanın içine dalıp onu silkeleyip sarsmak istetecek kadar tembel, hareketsiz, fakat zeki ve duygulu bu genç, insana aynı zamanda öfke, acıma, bağışlama duygularını hissettirir. İyi bir ruhun tembelliğin kafesi içinde bu derece tutsak olması anlaşılır gibi görünmese de, çok kişi Oblomov’da kendinden bir şey bulabilir.

10. Aleksandr Puşkin, Yüzbaşının Kızı
Gogol, Yüzbaşının Kızı ile ilgili olarak şöyle demektedir: “Yüzbaşının Kızı ile karşılaştırılınca bütün romanlarımız ve büyük hikâyelerimiz yavan kalıyor. Saflık, yumuşaklık öyle bir yüksekliğe ulaşıyor ki bu yapıtta, gerçek bile yapmacık ve karikatürize edilmiş gibi görünüyor. Ortaya gerçekten de ilk olarak Rus karakterleri çıkıyor. Kalenin basit komutanı, karısı, bayraktar, biricik topuyla kalenin kendisi, zamanın karışıklığı, sıradan insanların o alçak gönüllü büyüklüğü. Bütün bunlar yalnızca gerçek değil, onu da aşan bir şey”. Roman da bir Rus subayı ile görev yaptığı kalenin komutanı olanı yüzbaşının kızı arasındaki duygusal ilişki anlatılmaktadır.

11. Mihail Şolohov, Ve Durgun Akardı Don
Bu eser, özellikle Don bölgesindeki Kazakların bir destanıdır. Ana figürü Kazak asıllı Gregor Melekof olan eser, I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesindeki gençlik döneminden başlar ve kahramanın bütün yaşamını ve o günün koşullarını vererek sona erer. Yazarın yaşamını ve günün koşullarını bütün yalınlığıyla vermesi bu eseri bir başyapıt yapar. Bu başyapıt, I. Dünya Savaşı’ndaki Rus Devrimi’ni ve o dönemki toplumun sosyal ve politik duruşunu tarafsızca ve gerçek anlamıyla okura yansıtmaktadır.

12. Mayakovski, Şiirler (Çeviren Sait Maden)
Mayakovski çağdaş Rus şiirinin simgesi sayılıyor. Onun geniş soluklu, coşkulu lirizmi, şiir diline getirdiği yenilikler, yaşamı ve yapıtlarıyla uyandırdığı ilgi, devrimin baş ozanlığını üstlenip sonra sonra bağımsızlık tutkunu, özsever kişiliğiyle devrimcilik sorumluluğunu bağdaştıramayarak genç yaşta canına kıyması, adını sürekli gündemde tutan etkenler oldu. Rus şiirinin geleneksel düzenini içerik ve biçim araştırmalarıyla altüst eder. O güne dek kimsenin bilmediği ses uyuşmaları, zengin iç ve dış uyaklarla, ölçü tanımaz, aşırı benzetmeler, abartmalarla yüklü etkin, sarsıcı bir şiir dili yaratır. 1917’den sonra kendini devrimin hizmetine verir. Şiirleri, oyunları, yazılan ve çizip boyadığı afişlerle devrimin günlüğünü tutar sanki. Bu kitap Mayakovski’nin 1817’den önce yazdığı şiirlerin en önemlilerini içeriyor.

leblebitozu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here