Anna Karenina – Lev Nikolayeviç Tolstoy. Aristokrasi Gerçekliğinin Tablosu.

Anna Karenina, Rusların kendi ülkelerini ve dönemin aristokratlarını en doğru yanlarıyla yansıtan bir romandır. Nabokov’un aktardığına göre Tolstoy’un, yaşlılık yıllarında canı hiçbir şey okumak çekmez, artık yorulmuş, bıkmıştır. Sadece tek bir romanın kendisini heyecanlandırdığını söyler, kitabın adı, Anna Karenina’dır. Anna Karanina, bir yönüyle de bir kadının aşkından dolayı içine düştüğü tragedyadır. Aşkı eksene oturtan büyük romanlardan biridir. Lev Tolstoy?un 1876-77 yılları arasında kaleme aldığı Anna Karenina?nın ana teması, her şeyden önce Rus ailesidir. Bu romanda Tolstoy, dürüst evliliğin açık mutluluğuyla evlilik dışı bir aşkın yol açtığı düş kırıklıklarını ve düşüşlerini karşılaştırmaktadır. Anna Karenina, dönemin üst kademedeki bir memurun karısıdır. Onu, hovarda Vronski ile kurduğu ilişkide 


Gerçekçi kurgusuyla büyük ölçüde bir zirve olarak kabul edilen, Tolstoy?un bu kitabı, onun ilk gerçek romanına dönüştü. Anna’nın karakterinin oluşumuna ilham veren şey ise, Rus yazar Alexander Puşkin’in büyük kızıyla yemekte karşılaşmasıdır.hazin bir son beklemektedir. Bunun karşısında Kiti ve Levin?in arasındaki sağlam temellere dayalı aşk, Anna Karenina?nın kendini beğenmişliğini ve temsil ettiği aristokrasinin köksüzlüğünü ortaya koymaktadır.

125 çağdaş yazarın oylamasına göre, ?Anna Karenina? sıralamada en üst yeri alarak, şimdiye kadar yazılı olan en büyük roman olarak nitelendirildi.(Bütün Zamanların En Büyük 10 Kitabı, Lev Grossman)
Tolstoy, Anna Karenina’da karakterler yoluyla, on dokuzuncu yüzyıl toplumunu, eğitim reformunu, serflerin rolü, kadınların hakları gibi konuları dile getirmiştir. Ve bu tartışmalar ileriki yıllarda Rusya’yı kısmen etkilemiştir. Bu tartışmalarda Tolstoy, karakterlerinin düşüncelerini, kendi siyasal inançlarını iletmesi için izin verir. Karakterler çoğunlukla, Tolstoy’un, katıldığı sosyal görevlere katılır. Tolstoy, Anna Karenina’da Rusya?ya dair fikirlerini sunma olanağı da bulur.
Tolstoy, aristokrat sınıfının ikiyüzlülüğüyle, gerçek-yaşam memnuniyetsizliğini tanımlar.
Anna Karenina’da başka bir tema ise, aristokrat sınıfın, Rusça yerine Fransızca konuşmasının yanlışlığını ifade eder.

Özgürlüğün trajik sonuçları – Murat Özer
(30/09/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Lev Nikolayeviç Tolstoy, herkesçe kabul gördüğü üzere Rus edebiyatının aşılması mümkün görünmeyen zirvesidir. Kişisel tarihiyle de ?yegâne? bir noktada duran Tolstoy?un eserleri, özellikle karakterlerinin karmaşık ruh halleri ve toplumla yaşadıkları ikircikli ilişkileriyle öne çıkar. ?Devasa? boyutlardaki romanları, sıradan bir izlek üzerinde gezinen metinler olmaktan ziyade, ayrıntıların belirleyici olduğu benzersiz sanat eserleridir. Bir düzineyi bulan romanlarının yanı sıra, kısa hikâyeleri ve oyunlarıyla da bakışını okurla paylaşan yazar, dinsel ve politik görüşleriyle de döneminin düşünsel iklimine etki yapar. ?Hıristiyan anarşist? söylemi geliştiren Tolstoy, ?pasifist? yanları öne çıkan ve ?Tolstoyculuk? olarak anılan bu akımla da kitleleri peşine takmayı başarır. Yazarın bu yanını, 2009 yapımı Michael Hoffman filmi ?Aşkın Son Mevsimi?nde de görürüz, Christopher Plummer ve Helen Mirren?ın müthiş performansları eşliğinde.
?Anna Karenina? ise Tolstoy?un toplumların ahlâk anlayışları üzerinde tepinen başyapıtıdır. Tabii ki başta ?Savaş ve Barış? olmak üzere diğer yapıtlarından fersah fersah ötede değildir bu çalışması, ama ?çok özel? bir metin olduğu da açıktır. İlk yayımlandığında (1877) edebiyat eleştirmenleri tarafından ?küçümsenen? bu roman, zamanla değerlenip bir ?klasik? haline dönüşür. Hikâyenin başkahramanı Anna Karenina ise Puşkin?in kızı Maria Hartung?dan almıştır ilhamını.
Bu romanın ne anlattığını bilmeyen yoktur ama kısaca hatırlamakta yarar var… Kocasını aldatan aristokrat bir kadının, yaptığı bu ?tercih?le örselenen ruhunun giderek çöküşünü yansıtan hikâye, başkahramanı Anna Karenina?yı alabildiğine ?farklı? bir kadın karakter olarak çizer. Aşkın peşine takılmasına karşın, ?iyilik timsali? kocasının yaklaşımıyla bir tür vicdan hesaplaşmasına da giren Anna, çevresel faktörlerin baskısına ?yiğitçe? göğüs gerer, ama sevdiği adamla onu ?suçlu? hissettiren kocası arasında kalmanın bedelini epeyce ağır ödeyecektir… Devasa romanı kısa bir paragrafa sığdırmak haksızlık belki ama ayrıntılardaki zenginliğe tutunmak, anlatmakla değil okumakla mümkün.
?Kadın özgürlüğü?nün başlıca simgelerinden biri olduğuna inandığımız Anna Karenina karakteri, ?sınıf?ının (ve erkeklerin) onu yalnızlığa itmesini umursamadan bildiği yolda ilerler, her ne kadar kendisi için trajik sonuçlar doğuracak olsa da. Kendini aşka adamış bir kadındır Anna ve bu uğurda feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Sadece oğlundan vazgeçmek istemez, ama onu da ?kayıplar hanesi?ne yazdırmaktan kurtulamaz.
Klasik ?iki erkek, bir kadın? formülünü kullanır gibi görünse de, ?Anna Karenina?nın böylesi ?beylik? bir sınıflandırmadan çok ötelere yoğunlaşan bir derinliği var kuşkusuz. ?Aşk? ve ?emek? arasında sıkışan başkarakterinin, giderek onu ?delilik? sınırlarına götüren bu durumla baş etmeye çalışmasını takip ederken, ?vicdan?ın yan etkilerini de yakınen takip ederiz hikâyede. Anna?yı ikircikli bir pozisyona sokan ve adları aynı olan iki erkeğin durumları da pek iç açıcı değildir aslında. İkisi de 


?Zaman kısıtlaması? yok!
Anna?yı sever ama tam anlamıyla onu ?kazanmaları? mümkün olmaz, olamaz. Her ikisinin de sınıfsal baskılara boyun eğme potansiyelleri vardır ve bu durumla hem kendilerini hem de Anna?yı örselerler, bunun sonuçlarıyla yüzleşecek ?cesaret? de bir türlü ortaya çıkamaz.

Hikâyenin ?sınıfsal kirlenme? üzerine söyledikleri de önemli tabii. Karakterlerin içinde oldukları ?üst sınıf?ın kurallarının onları ne şekilde sıkıştırdığını, bunun yanında ait oldukları ?toplum?un çökmeye mahkûm yapısının nasıl kendini gösterdiğini, hangi durumda olursa olsun ?kabullenme? erdeminin su yüzüne çıkamadığını da görürüz bu metinde. Yan karakterlerden birinin yaşadığı ?hesaplaşma? aracılığıyla ?üreten sınıf?a hakkını da vermeye çalışır hikâye, iki sınıf arasındaki ?aşılamaz? uçurumun tarifini de yapar bir yandan…

Rus edebiyatının önemli eserlerinin beyazperdeyle içli dışlı olması, yakın dönemlerde pek de tercih edilen bir durum değil. Özellikle Glasnost sonrası Rus sinemasında bu türden eğilimlere pek rastlanmaz. Ama iş Sovyet sinemasına gelince, Rus edebiyatının devasa eserlerinin -zaman kısıtlamasına gidilmeden- uyarlandığını görürüz. Tolstoy?dan Dostoyevski?ye uzanan bir yelpazede karşımıza çıkan bu uyarlamalar, bir yandan Sovyet sinemasının teknik açıdan ulaştığı boyutu da gösterir bizlere.
Tolstoy?un ?oku oku bitmez? romanlarından ?Anna Karenina? da uyarlama trafiğinden nasibini almış bir eser. Aleksandr Zarkhi?nin 1967 yapımı ?Anna Karenina?sı, Tolstoy?un ?oylumlu? metnini doğru yansıtma konusunda problemli değil. Ancak böylesi ?büyük? bir eser beyazperdeyle buluşurken bazı ?kopukluklar? da beraberinde geliyor. Filmi izlerken romanın akışkanlığını tam anlamıyla göremiyoruz; bazı bölümler uzunca önümüze gelirken, bazı bölümlerin hızlıca geçildiğine tanık oluyoruz. İki buçuk saat gibi uzun sayılabilecek bir oyun süresine sahip olmasına karşın, hikâyenin ?tamamlanamamış? hissiyatı verdiğini söyleyebiliriz. Filmin böylesi bir handikabı olması, Anna Karenina?nın ruhunu anlamamıza 

engel olmuyor öte yandan da. Yapım, Anna?nın karakter özelliklerini etkili bir biçimde yansıtırken, onun hapsolduğu ruh halini de etkin bir çerçeveden aktarıyor. Bu başarıda, başrolü üstlenen Tatyana Samojlova?nın ölçülü performansı da etkili kuşkusuz. Anna?nın erkeklerini canlandıran Nikolai Gritsenko ve Vasili Lanovoy da resme bütünlük kazandırma konusunda önemli işlevler üstleniyorlar.
Tolstoy?un metnine olabildiğince sadık kalarak beyazperdeye taşınan ?Anna Karenina?, Sovyet sinemasının efsane stüdyosu Mosfilm?in sınırsız olanaklarının bütün ihtişamıyla kendini gösterdiği filmlerden biri aynı zamanda. Sanat yönetimiyle kusursuzluk abidesine dönüşen film, Leonid Kalashnikov imzalı görüntüleriyle de döneminin ötesinde anlar yakalamayı başarıyor.
Not: ?Anna Karenina?nın DVD?sini raflarda bulmanız mümkün.

( * )Yüzyılın en büyük aşk hikâyesi olarak kabul edilen ?Anna Karenina? daha önce okumuş olanların bu eşsiz tecrübeyi yeniden yaşamaları, henüz okuma şerefine nail olamamışlarınsa bir an önce ve bir çırpıda okumaları için çarpıcı kapağıyla arz-ı endam eyliyor

Leo Tolstoy?un 1877 yılında yayımlanan Anna Karenina?sı son yıllarda yüz yirmi beş modern yazar arasında yapılan araştırmaya göre, şimdiye kadar yazılmış en büyük roman. Dostoyevski tarafından ?kusursuz bir sanat eseri? olarak tanımlanan, Nabokov?unsa ?Tolstoy?un tarzının kusursuz sihrine hayran kaldığını? belirttiği Anna Karenina elbette bunca övgüyü boşuna almıyor. Rus toplumunun üst sınıfının yaşamlarını konu alan romanın, çoğu okuyucu tarafından trajik bir aşk hikâyesinden ibaret olduğu düşünülse de, aslında Tolstoy pek çok olguyu irdeler yaklaşık dokuz yüz sayfa boyunca. Toplumun yalanı ve gizli saklı olan şeyleri tasvip etmesi karşısında insanın kendine karşı dürüst olmasının ne kadar zor olduğunu, aşk-mutluluk ikilemini ve insanın zayıflığının yanı sıra Tolstoy?un din, devlet ve yaşam üzerine görüşlerinin izlerine de rastlarız bu romanda. Zaten pek çok kişi, romanın ana karakterlerinden biri olan Levin?in -ki yazarın da ilk isminin Lev oluşu tesadüf olmasa gerek- aslında Tolstoy?un ta kendisi olduğu konusunda hemfikirdir.

Mutlu aileler birbirine benzer
?Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır? sözüyle açılışı yapan roman daha ilk cümlesiyle aile hayatına ilgin çarpıcı saptamalarla karşılaşacağımızın sinyallerini verir adeta. Aile hayatının yanı sıra Rus toplumunda gözlemlediği pek çok olguyu irdelediği bu çarpıcı eserin hikâyesi Leo Tolstoy?un aklına, intihar eden bir kadının hemen ardından tren istasyonuna gelişiyle düşmüştür. Kadın, evli bir adamın metresidir ve kadının görüntüsü Tolstoy?un zihnine kazınmıştır. Tolstoy?un biyografisini yazmış olan Henri Troyat olayı şu sözlerle aktarmıştır: ?Bu olay Tolstoy?a korkunç bir ders gibi gelmiştir. Aşkı için her şeyini feda eden lakin sonunda böyle korkunç bir ölümle karşılaşan zavallı kadını gözünün önüne getirmeye çalışmıştı. Kadının görüntüsü uzun süre gözünün önünden silinmemişti ancak bunu sadece kitabı için bir materyal olarak düşünmemişti.? Tolstoy en sonunda Anna Karenina?nın hikâyesini yazmaya başladığında karısı, kız kardeşine yazdığı mektupta olayı şöyle anlatmıştı, ?Dün Leo birden çağdaş bir roman yazmaya başladı. Konusu sadakatsiz bir kadın ve ilişkisinin ardından yaşanan trajedi üzerine.? İşte Tolstoy böylece Anna Karenina karakterini yaratır; kendini Karenin?le sevgisiz bir evliliğin içinde bulan genç kadın. Anna, Kont Vronsky?le tanışıp ona âşık olmasaydı durumu o kadar da tahammül edilemez görünmeyebilirdi. O da pek çok kadın gibi -ve toplumun onayladığı biçimde- kocası ve çocuğuyla mutsuz yaşamına razı olabilirdi. Ne var ki Anna, Kont Vronsky?e amansızca tutulur ve tutkularını kontrol altına alamaz. İlişkisine gizli gizli devam edebilecekken o, bunu reddeder ve ?kurallara? karşı çıkar. Tolstoy?un adeta trajediye mahkum ettiği Anna, Kont Vronsky?le olan ilişkisi yüzünden sosyal çevresinden dışlanmasına ve zor durumda kalmasına rağmen bir de aşığından hamile kalır. Bunun bedelini ise en ağır biçimde öder. Çocuğuyla ilişkisi kopar, toplumdaki saygınlığı zedelenir. Nihayetinde, bu yükü taşıyamayan Anna tren raylarında ölümle buluşur. Anna?nın trajik ilişkisinin aksine bir de Kitty ile Levin arasındaki mutlu birlikteliğe şahit oluyoruz romanda. Levin, ilk olarak Kitty tarafından reddedilse de -çünkü Kitty de gönlünü Kont Vronsky?e kaptırmıştır- Vronsky?nin Anna?yla olan birlikteliği üzerine Kitty?nin kalbi kırılır ve en sonunda aradığı aşk için Levin?e dönüp onunla evlenir.

Sadakatsizlik olgusu
Böylece mutlu evlilik kavramına örnek olarak karşımıza Levin-Kitty ilişkisi çıkar romanda. Ancak elbette Anna ve Vronsky arasındaki hazin ilişkinin önüne geçemez bu ikilinin hikâyesi ve roman sonunda damaklarımızda buruk bir tat bırakarak noktalanır.
Sadakatsizlik olgusuna belki de en keskin biçimde değinen romanlardan biri olan Anna Karenina, yazarın yaşadığı ortam ve yüzyıl göz önüne alındığında, içinde barındırdığı unsurlar sayesinde yalnızca yayımlandığı zamanla kısıtlı olmayan, kalıcı bir edebi miras olma özelliğini taşır. Özetle, Rus edebiyatının en önemli isimlerinden Tolstoy?un en büyük eserlerinden biri olarak, bugüne kadar çoğumuzun okul yıllarından itibaren karşısına çıkan Anna Karenina herkesin kitaplığında yer alması gereken vazgeçilmez bir başyapıt…

( * ) Seçil Ersek, Radikal Gazetesi Kitap Eki, 12/09/2008

Kitabın Künyesi
Anna Karenina – 2 Cilt
Yazar: Lev Nikolayeviç Tolstoy
Yayınevi: Sosyal Yayınları
Çeviren: Murat Aykaç Erginöz
Sayfa Sayısı: 1102

Kitabın Künyesi
Anna Karenina
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Çeviren:
Ergin Altay,
İletişim Yayınları
2002 , 836 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
“Savaş İnsanlığa Yakışmıyor” – Berivan Kaya

Clarissa, Stefan Zweig?in son romanı. Onu tamamlayamadan 1942 yılında hayatını sonlandırır Zweig. Kitap seksenli yılların başında yayıncısı tarafından tamamlanarak yayınlanır....

Kapat