Etiket: Hegel

İdeal Düzen ile Kırılgan Aradalığın Çatışması: Platon, Foucault ve Žižek’in Düşünceleri

Platon’un Devlet adlı eseri ile Foucault’nun heterotopya kavramı, insan toplumu ve mekânın anlamlandırılması üzerine köklü düşünceler sunar. Platon’un idealize edilmiş düzeni, mutlak bir ahenk arayışını temsil ederken, Foucault’nun heterotopyası, toplumsal gerçekliğin çelişkili ve geçici mekânlarını öne çıkarır. Žižek’in ideolojik eleştirisi ise bu iki vizyonu, modern dünyanın manipülatif dinamikleri üzerinden yeniden

okumak için tıklayınız

Dilin İktidarla Dansı: Derrida, Lacan ve Butler Üzerinden Bir Okuma

  Dilin iktidarla ilişkisi, insan düşüncesinin en karmaşık ve çok katmanlı meselelerinden biridir. Jacques Derrida’nın yapıbozumu, Jacques Lacan’ın simgesel düzeni ve Judith Butler’ın performativite teorisi, bu ilişkiyi farklı açılardan ele alarak, dilin hem özgürleştirici hem de baskıcı potansiyelini sorgular. Bu metin, bu üç düşünürün kavramlarını derinlemesine inceleyerek, dilin birey ve

okumak için tıklayınız

Varlığın Özgürlüğü: Spinoza, Sartre ve Deleuze Arasında Bir Diyalog

  Spinoza’nın doğal zorunluluk anlayışı, Sartre’ın radikal özgürlük fikri ve Deleuze’ün oluş kavramı, insan varoluşunun anlamını sorgulayan üç temel düşünce sistemini temsil eder. Bu metin, bu üç felsefi yaklaşımı birbiriyle karşılaştırarak, aralarındaki gerilimleri ve uzlaşma olasılıklarını araştırır. Spinoza’nın her şeyi belirleyen doğa yasalarına dayalı evren tasavvuru, Sartre’ın insanın mutlak özgürlüğüne

okumak için tıklayınız

Antik Yunan Polis Etiği ile Modern Çoğulcu Toplumların Etik Anlayışı Arasında Bir Diyalog

Ortak İyi Arayışı Antik Yunan polis etiği, bireyin değil, topluluğun iyiliğini merkeze alır. Polis, sadece bir şehir-devleti değil, aynı zamanda bir anlam dünyasıdır; yurttaşlar, ortak bir erdem anlayışıyla bir arada tutulur. Platon’un Devlet’inde, adalet, her bireyin kendi rolünü oynayarak toplumu uyum içinde tutmasıdır. Aristoteles ise Nikomakhos’a Etik’te, eudaimonia’yı (mutlu ve

okumak için tıklayınız

Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon’un varlığın ve yokluğun doğası konusunda felsefi tartışması

Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon’un Felsefi Tartışması Bir sonbahar akşamı, eski bir kütüphanenin loş ışıkları altında, ahşap bir masa etrafında beş bilge toplanır: Yunus Emre, Hegel, Heidegger, Parmenides ve Platon. Yunus, elinde bağlamasıyla bir türkü mırıldanırken, diğerleri derin bir tartışmaya dalar. Konu, varlığın ve yokluğun doğasıdır. Her biri,

okumak için tıklayınız

Hegel: Din, Felsefe ve Devlet

Ölümünden kısa bir süre sonra Hegel’in yaşam öyküsünü yazan K. Rosenkranz, “Bir filozofun hayatı düşüncesinin tarihidir; diyordu, sisteminin oluşmasının tarihi.”[2] Ne var ki Hegel’in yaşamı, kitaplarının ve öğrencilerinin arasında, felsefesinin hareketliliği ile ters orantılı bir dinginlik içinde geçti. Sonsuz tecessüsü her alana yayılsa da, düşünürün özel olarak ilgi duyduğu alanlar

okumak için tıklayınız

Hegel: Tarih ve Akıl

16. yüzyıla “hümanizm yüzyılı”, 17. yüzyıla “rasyonalizm yüzyılı”, 18. yüzyıla “Aydınlanma yüzyılı” diyen bazı felsefe tarihçileri, 19. yüzyılı da “tarih yüzyılı” olarak anarlar. Bu yüzyıla “tarih yüzyılı” dedirten filozofların başında ise Georg Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) gelir. (Bu altbölümün, Karl Löwith ve Hegel’in, “Ekler” bölümündeki “Hegel Felsefesi” ve “Dünya Tarihi

okumak için tıklayınız

Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir.

Hegel Eleştirisi Kierkegaard, Hegel’i her şeyden önce, bireyi tümden unutan, onu bütün içinde bir nokta, önemsiz bir uğrak haline getiren, nesnel ve evrensel bir sistem inşa ettiği için eleştirir. Nitekim o, gerçekliğin oluşum ve gelişim sürecinde bir uğrak olmayı kesinlikle reddeder. Kierkegaard’a göre, Hegel’in nesnel idealist sisteminde, tam ve hakiki

okumak için tıklayınız

Praksis Felsefesinin Hegelci Öncülleri

Günümüzde praksis felsefesi, uzun süre tarihi, kendisinin bir kuram olarak ona çizmiş olduğu çizgiden, öngördüğü mantıktan sapmakla suçladıktan sonra, sorularını kendine yöneltmeye, tarihle arasında yer alan uyumsuzluğun nedenlerini kendi kuramsal yapısında aramaya başlıyor. Bu sorgulama praksis felsefesinin rasyonalist niteliği üzerinde yoğunlaşmakta. Bir kuram olarak kendini yeniden düşünüş çerçevesinde, rasyonalist düşünceyi

okumak için tıklayınız

Hegel’de “Sanatın Ölümü” Üzerine Bir Deneme

Hegel söylemi “tarihin sonu” başlığı altında pek çok şeyin sonundan, tükenişinden, ölümünden söz eder. Sanat da bunlardan biridir. Sanat, Hegel için insanlığın geçmişine ait bir şeydir. Sanat türlerini mimarlıktan başlayıp heykel, resim, müzik ve şiirden geçerek nesre ulaşan ve giderek maddesel olandan, duyumlanabilir olandan uzaklaşan bir biçimde sınıflandıran Hegel, çağının

okumak için tıklayınız

Hegel Ve Felsefe Notları – Dr. Hikmet Kıvılcımlı

“Diyalektik maddecilik, Hegel diyalektiğinin tepesi üstü yürürken, ayakları üstüne getirilmesiydi. Herkes iyi biliyordu. Ama o tepesi üstü duran Hegel diyalektiğinin kendisi neydi ve nasıl tepesi üstü yürüyordu? Bunu Marksizm açısından ayrıntılarıyla işlemiş ve yeterince yorumlamış bir eser var mıdır? Şimdiye dek elimize geçmedi. Hegel üzerine yazılan bütün denemeler, Hegel felsefesini

okumak için tıklayınız

Dostoyevski Sibirya’da Hegel’i okur ve gözyaşlarına boğulur

Dostoyevski 1854 yılının baharında, dört yıllık kürek cezasının ardından er olarak Asya kıtasının büyük “Kuzey yamacı”nda, güney Sibirya’daki Semey şehrine yerleştirilmişti. Bir köyden biraz daha büyük olan bu şehrin yaklaşık beş bin olan nüfusunun yarısı, çoğu “yurt” denen çadırlarda yaşayan göçer Kırgızlardı. Yerliler kendilerini “anavatandan gelenler” dedikleri Avrupalı Ruslarla bir

okumak için tıklayınız

Hegel: “Tutkusuz hiçbir büyük iş yapılmadı bu dünyada.”

Madde ve Tin … Maddenin tözü, yer çekimidir, zihnin (tinin) tözü ise özgürlüktür.Evrensel tarih, özgürlük bilinci içinde bir ilerlemedir.Bu ilerlemeyi Zororunluluğu içinde öğrenmemiz gerekir… İnsanlar neyle sürüklenip götürülmekte,yönetilmektedirler? Her şeyden önce “özsevgisiyle(Selbstsucht). Oysa aşka dayanan gerekçeler çok daha seyrektir ve alanları da dardır. Bütün bu tutkuların, gereksinimlerin, vs. içice girişikliğinden

okumak için tıklayınız

Lenin Hegel ve Batı Marksizmi (Eleştirel Bir İnceleme) – Kevin B. Anderson

Bu kitapta, Marksizm üzerine tartışmaların birçoğunda görüldüğünden farklı bir Lenin tablosu sunulmaktadır. 1914-1915 yıllarında kaleme aldığı Hegel Defterleri’ne yakından bakılarak, Lenin’in 1914 sonrası çalışmalarının, özellikle diyalektikle ilgili çalışmalarının, onu, ortodoks Marksistlerden çok Hegelci ya da ‘Batılı’ Marksistlere daha yakın kıldığı savunuluyor. Çalışma, Lenin’in Marksizmi ve genel olarak Marksist teori hakkında

okumak için tıklayınız

Hegel’de Köle-Efendi Diyalektiği Üzerine Notlar – Tülin Bumin

1.Robinson ve Cuma. “Özbilinç ancak başka bir özbilinç için (kendinde ve kendi için) varolduğu ölçüde kendinde ve kendi için vardır.” (1) Hegel’in Fenomenoloji’sinde yeralan bu ünlü cümle, idealizmin doruğunu temsil eden filozofun, bilinci, hem idealizmin hem de materyalizmin onu hapsettikleri epistemolojik solipsizmden kurtaran savını dile getiriyor. Bu savı kavramak yani

okumak için tıklayınız

Goethe ile Hegel’in buluşması

Perşembe, 18 Ekim 1827 Goethe’nin, felsefesinin bazı yönlerinden hoşlanmasa da kişiliğini çok beğendiği Hegel burada. Goethe onun onuruna akşamüstü bir çay partisi verdi, Zelter de oradaydı, ama o akşam yine yolculuğa çıkmayı planlıyordu. Hamann hakkında çok konuşuldu, özellikle de Hegel o olağanüstü insan hakkında ancak çok ciddi ve güvenilir bir

okumak için tıklayınız

Felsefe Defterleri ve Lenin?in Teorik Mirası – M. Deniz Schulze

Kevin B. Anderson?unTürkçe?ye çevrilen ikinci kitabı Lenin, Hegel ve Batı Marksizmi geçtiğimiz Şubat ayında Yordam Kitap tarafından yayımlandı. Türkiyeli Marksist okuyucunun son birkaç yılda yeniden yayımlanan ve yeni çevrilen ?Felsefe Defterleri?, ?Lenin?in İsviçre Günleri?, ?Yeniden Lenin? gibi kitaplar sayesinde konuya yabancı olduğu söylenemez. Ama Lenin veya Marksizm üzerine yazılan kitaplarla

okumak için tıklayınız

Hegel’in Türkiye’deki serüveni – Yücel Kayıran

Hegel?le ilgili temel klasik metinler, bu kitapla bir araya toplanmış oluyor. Ama burada asıl önemli olan, bu metinlerin Türkçeye çevrilmesi değil, bu çeviri metinler bağlamında, Hegel?in, Türkiye?deki felsefe kamuoyunda gündeme geliyor oluşudur. ?Ben Georg Wilhelm Hegel, 27 Ağustos 1770?te Stuttgart?ta doğdum. Anne ve babam, Georg Ludwig Hegel, gelir bağlama sevkıyat

okumak için tıklayınız

Lukács olmadan olmaz – Yücel Kayıran

Georg Lukács, Türkiye?de bir filozof ve bir sanat kuramcısı olarak değil, daha çok edebiyat eleştirisi ile toplumcu gerçekçiliğin romana bakışı bağlamında gündeme gelmiştir. Son yıllarda Georg Lukács?ın beş kitabı birbiri ardına yayımlandı; Aklın Yıkımı ?iki cilt (Payel Yayınları), Tarihsel Roman (Epos Yayınları), Avrupa Edebiyatı ve Varoluşçuluk (Epos Yayınları), Goethe ve

okumak için tıklayınız

Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi – Karl Marx

“Eleştiri silahı, silahların eleştirisinin yerini kuşkusuz alamaz; maddi güç ancak maddi güçle yenilebilir; ama teori de, yığınları sarar sarmaz maddi bir güç durumuna gelir. Teori ad hominem kanıtlar kanıtlamaz yığınları sarabilir ve radikal duruma gelir gelmez ad hominem kanıtlar. Radikal olmak, şeyleri kökünden kavramaktır. Ama insan için kök, insanın kendisidir.”

okumak için tıklayınız

Habermas’ı Okumak – Taner Timur

Taner Timur, Felsefi İzlenimler ve Marksizm, İnsan ve Toplum kitaplarında 20. yüzyıl Batı düşüncesinin bir dizi parlak temsilcisini ele almıştı. Bu kitapta ise Frankfurt Okulu?nun en önemli temsilcisi Jürgen Habermas?ı inceliyor. Günümüzde Habermas, filozof, sosyolog ve tarihçi nitelikleriyle kıta Avrupası düşünce geleneğini Anglo-Sakson geleneğiyle buluşturan düşünür olarak tanınıyor. Ülkemizde de

okumak için tıklayınız