Midas ve Tüketim

Kral Midas’ın altın arzusu, her dokunduğunun altına dönüşmesini dileyen bir kralın hikâyesidir; bu, insanın sınırsız arzusunun ve hırsının sembolüdür. Midas, bereket tanrısı Dionysos’tan aldığı bu güçle önce zenginliğin doruklarına ulaşır, ancak kısa sürede fark eder ki, dokunduğu ekmek, su, hatta sevgili kızı bile cansız altına dönüşür. Bu lanet, onun ruhunu kemiren bir açlığa dönüşür; çünkü sahip olma dürtüsü, yaşamın özünü yitirmesine neden olur. Günümüz tüketim çılgınlığı da bu kadim mitin modern bir yankısı gibidir. İnsanlar, sonsuz bir arzuyla daha fazla mala, statüye ve hazza ulaşmak için durmaksızın koşturur. Alışveriş merkezleri, sosyal medya vitrinleri, indirim çılgınlıkları; hepsi Midas’ın altın tutkusunun çağdaş suretleridir. Ancak bu tüketim ateşi, ruhu doyurmaz; aksine, içsel bir boşluk ve tatminsizlik büyütür.

Aristoteles’in erdem anlayışında yer alan ölçülülük (sophrosyne), bu kaotik arzunun panzehiridir. Ölçülülük, ne aşırılığa kaçan ne de yoksunlukta boğulan bir denge halidir. Midas’ın tragedyası, ölçüsüzlüğün lanetidir; her şeyi altına çevirme arzusu, yaşamın doğal ritmini bozar. Günümüz insanı da, tüketim toplumunun dayattığı “daha fazla” yanılsamasıyla bu dengeyi yitirir. Örnekle, bir insan ihtiyaçtan fazla eşya biriktirdiğinde, evi bir depo gibi dolar, ama ruhu hâlâ aç hisseder. Ölçülülük, bu psişik açlığı dindirmenin anahtarıdır; zira o, insanın gerçek ihtiyaçlarını fark etmesini ve arzulardan özgürleşmesini sağlar. Aristoteles’e göre, erdemli bir yaşam, aşırılık ile yetersizlik arasında “altın orta”yı bulmaktır. Tüketim çılgınlığı, bu ortayı yok eder; insan, Midas gibi, sahip olduklarıyla değil, sahip olamadıklarının hayaliyle tanımlanır.

Midas’ın hikâyesi, psişik bir aynadır: Altın, insanın içindeki açgözlülüğün, tüketim ise modern çağın bu açgözlülüğü besleyen tapınağıdır. Ölçülülük, bu tapınaktan çıkış yoludur. Kendi arzularını sorgulayan, neye gerçekten ihtiyaç duyduğunu bilen insan, Midas’ın lanetinden kurtulur ve ruhunun derinliklerinde gerçek zenginliği bulur. Bu, ne altının ne de eşyanın değil, dengenin ve farkındalığın zenginliğidir.