İçimdeki Mevsimler: Bipolarla Yaşamaya Otobiyogrifik Bir Bakış
Ergün DOĞAN
İçimdeki Mevsimler, bipolar tanısıyla yaşayan belgesel sinemacı Sevda Doğan’ın kendi içsel yolculuğunu ve psikolojik dönüşümünü konu alan otobiyografik bir belgeseldir. Bu filmde, yönetmen, kamerasını kendine çevirerek hem metin yazarlığı hem yönetmenlik hem de kamera karşısında ana karakter olarak yer alır. Yönetmen, kendi içsel yolculuğunu, iyileşme hikâyesini bipoların mani ve depresyon evrelerini ‘mevsimler’ metaforuyla işlerken, bireysel dönüşümü Türkiye’nin toplumsal kırılmaları —özellikle Şubat depremi ve kolektif travma— ile paralel bir şekilde ele alınır. Bu anlamda İçimdeki Mevsimler belgeselinin, Şubat depremiyle derinden sarsılan ülkenin yaşadığı fiziksel, psikolojik yıkımlara ve kolektif travmaya koşut bir bipolar iyileşme sürecinin de tanıklığına dönüştüğü söylenebilir.
Filmin kendine özgü en belirgin özelliği; yönetmenin dönüşüm sürecini aşama aşama kaydetmiş olmasıdır. Bir yandan dış dünyada yaşananlar diğer yandan da yönetmenin ilk uzun metrajlı filmini hazırladığı süreç, terapiler ve rüyalarla iç içe geçer. İçimdeki Mevsimler’de Carl Gustav Jung’un ‘Psikoloji ve Simya’ eserinde tanımladığı ‘psikolojik dönüşüm’ aşamaları film boyunca alttan alta hissedilir. Bu anlamda mevsimlerin, bu sürecin, simgesel karşılıkları olduğu söylenebilir. Örneğin, nigredo evresi, karga figürüyle ve karanlıkla sembolize edilir ve bu metafor filmde sonbahar ve kış olarak görülür. Bu süreçte gölgelerle yüzleşme, karanlığa iniş gibi yoğun duygu durumları karanlık bir atmosferde ele alınır. Böylece, nigredo evresi, hem bipolar bozukluğun depresif dönemi hem de ülkenin kolektif melankolisinin bir yansıması gibi hissedilir. Ardından gelen ilkbahar ve yaz, Jung’un simyasal süreçlerindeki albedo evresiyle, arınma, saflaşma, yeniden doğma olarak hem mevsimsel hem de ana karakterin iç dünyasında görülür. Albedo evresi beyaz güvercinle sembolize edilirken bu evrede içsel çağrılar ve rüyalar da değişim gösterir. Ana karakterin dünyası baharla ve yazla birlikte yavaş yavaş aydınlanmaya başlar. Filmin sonunda ise açık bir kapı bırakır gibi ‘’rubedo’’ yani kızıllaşma evresine Anka Kuşu metaforuyla bir selam gönderilir.
İçimdeki Mevsimler, dayanıklılık ve kırılganlık, hastalık ve şifa, yaratıcılık ve dönüşümün sınırlarında gelgitlerle mevsimsel döngülerin metaforlarıyla bireysellikten evrensele taşınan bir dönüşüm hikâyesidir. Evrenselliğe evrilen bu dönüşüm, yönetmenin iyileşmeyle tamamlanan içsel yolculuğunu cesurca ve açık yüreklilikle paylaşmasına dayanıyor ve ‘İçimdeki Mevsimler’in bu sanatsal – tematik samimiyeti, kendi sesini arayanlara büyük bir kapı aralıyor.
