Çoğunluk İradesinin Mutlaklaştırılması ve Otoriterliğe Geçiş
Michela Murgia’nın Nasıl Faşist Olunur? Kitabı Üzerinden Bir Analiz
Giriş
Demokratik rejimlerin meşruiyeti sıklıkla “çoğunluk iradesi” kavramı üzerinden temellendirilir. Ancak Michela Murgia, Nasıl Faşist Olunur? adlı ironik fakat son derece ciddi metninde, çoğunluk ilkesinin sınırlandırılmadığı durumlarda demokrasinin kendi karşıtına dönüşebileceğini savunur. Murgia’ya göre faşizm, demokrasinin dışından gelen bir tehditten ziyade, çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılmasıyla demokrasinin içinden türeyen bir patolojidir (Murgia, 2018).
Çoğunluk İradesi ile Demokratik Meşruiyet Arasındaki Kırılma
Murgia, çoğunluk iradesinin otoriterliğe dönüşümünü, niceliksel üstünlüğün ahlaki ve politik mutlaklık olarak kabul edildiği noktada başlatır. Bu kırılma anında çoğunluk artık yalnızca karar alan bir özne değil, hakikatin ve meşruiyetin yegâne kaynağı olarak konumlandırılır. Yazarın ironik diliyle ifade edersek, “çoğunluk her zaman haklıdır; çünkü çoğunluktur” önermesi sorgulanamaz bir dogmaya dönüşür (Murgia, 2018).
Bu noktada çoğunluk ilkesi, anayasal sınırlar, temel haklar ve azınlıkların korunması gibi liberal-demokratik fren mekanizmalarından kopar. Böylece demokrasi, çoğulculuğa dayanan bir yönetim biçimi olmaktan çıkarak, çoğunluk despotizmine evrilir. Bu yaklaşım, Alexis de Tocqueville’in çoğunluğun tiranlığına ilişkin erken uyarılarıyla doğrudan örtüşmektedir (Tocqueville, 1835/2000).
Azınlıkların Gayrimeşrulaştırılması ve Siyasal Dışlama
Murgia’ya göre çoğunluk iradesinin mutlaklaştırılması, yalnızca karar alma süreçlerinde değil, siyasal aidiyetin tanımında da belirleyici hâle gelir. Çoğunluğa dahil olmayanlar, artık “farklı görüş sahipleri” değil; ulusal iradeye aykırı, hatta düşman unsurlar olarak kodlanır. Bu noktada muhalefet, demokratik sistemin kurucu bir unsuru olmaktan çıkar ve sistem karşıtı bir tehdit olarak temsil edilir (Murgia, 2018).
Bu süreç, Hannah Arendt’in totalitarizmin temel özelliklerinden biri olarak tanımladığı “çoğulluğun inkârı” ile örtüşür. Arendt’e göre otoriter ve totaliter rejimler, politik alanın asli koşulu olan çoğulluğu ortadan kaldırarak tekil bir irade yanılsaması yaratır (Arendt, 1951/2018).
Hukukun Araçsallaşması ve İstisnanın Normalleşmesi
Çoğunluk iradesinin mutlaklaştırıldığı aşamada hukuk, evrensel ve bağlayıcı bir normlar bütünü olmaktan çıkar; çoğunluğun iradesini yansıttığı sürece geçerli olan bir araç hâline gelir. Murgia, bu durumu faşist zihniyetin temel bir özelliği olarak sunar: Hukuk, adalet için değil, “bizimkilerin” çıkarı için vardır (Murgia, 2018).
Bu yaklaşım, Giorgio Agamben’in istisna hâli kavramıyla birlikte düşünüldüğünde daha da belirginleşir. Çoğunluğun iradesi adına alınan “olağanüstü” önlemler kalıcı hâle gelir ve hukukun askıya alınması normalleştirilir (Agamben, 2005). Böylece çoğunluk iradesi, hukukun üzerinde konumlandırılarak otoriter yönetimin sürekliliğini sağlar.
Popülizmden Faşizme: Çoğunluğun Homojenleştirilmesi
Murgia, popülizmin faşizme evrildiği kritik eşiği, çoğunluğun homojen ve bölünmez bir bütün olarak tahayyül edilmesinde görür. “Halk” tek bir ses, tek bir irade ve tek bir çıkar etrafında kurgulanır. Bu kurgu, Umberto Eco’nun “Ur-Faşizm” kavramında işaret ettiği üzere, farklılıkların tehdit olarak algılanmasına ve eleştirel düşüncenin bastırılmasına yol açar (Eco, 1995).
Bu noktada çoğunluk iradesi, demokratik bir karar mekanizması olmaktan çıkar; itaat talep eden kutsal bir otoriteye dönüşür. Otoriterlik, artık zor yoluyla değil, çoğunluğun adına konuştuğunu iddia eden söylem aracılığıyla kurulur.
***
Michela Murgia’ya göre çoğunluk iradesi, ancak çoğulculuk, azınlık hakları ve hukukun üstünlüğü ile sınırlandığında demokratik bir anlam taşır. Bu sınırlar ortadan kalktığında çoğunluk, özgürleştirici bir ilke olmaktan çıkarak baskıcı bir güce dönüşür. Otoriterliğe geçiş, çoğunluğun varlığında değil; çoğunluğun sorgulanamaz, yanılmaz ve mutlak kabul edilmesinde gerçekleşir. Murgia’nın ironik kılavuzu, bu dönüşümün ne kadar sıradan ve gündelik pratikler aracılığıyla mümkün olduğunu göstererek, demokrasinin en büyük tehdidinin yine kendi içinden doğabileceğini hatırlatır.
Kaynakça
- Agamben, G. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.
- Arendt, H. (2018). Totalitarizmin Kaynakları (çev. B. Sina Şener). İstanbul: İletişim Yayınları. (Orijinal eser 1951).
- Eco, U. (1995). “Ur-Fascism.” The New York Review of Books, 42(11).
- Murgia, M. (2018). Istruzioni per diventare fascisti. Torino: Einaudi.
- Tocqueville, A. de (2000). Amerika’da Demokrasi (çev. S. Sevinç). İstanbul: İletişim Yayınları. (Orijinal eser 1835).
