Etiket: bireysel irade

Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında iktidar, bireysel irade ile tarihsel determinizm arasında nasıl konumlandırılır?

Savaş ve Barış bağlamında iktidar kavramı, klasik tarih yazımının “büyük adamlar” merkezli açıklamalarına karşı geliştirilen özgün bir tarih felsefesi içinde ele alınır. Lev Tolstoy, bireysel irade ile tarihsel determinizm arasındaki gerilimi çözmeye çalışırken iktidarı, görünürde bireylerin elinde bulunan ancak gerçekte sayısız nedensel etkenin kesişiminde ortaya çıkan bir olgu olarak konumlandırır. 1. Kuramsal Çerçeve: İrade ve

okumak için tıklayınız

Phillip Cole, Kötülük Miti: Geleneksel Kötülük Anlayışının Eleştirisi ve Etik Dönüşüm Engelleri

Ergün DOĞAN Kötülük Kavramının Geleneksel Çerçevesi Geleneksel kötülük anlayışı, bireylerin eylemlerini insanüstü bir boyuta taşıyarak, onları sıradan insan kimliğinden uzaklaştırır. Phillip Cole, Kötülük Miti adlı eserinde, bu yaklaşımın, failleri insanlık dışı varlıklar olarak resmederek, kötülüğün toplumsal ve bireysel kökenlerini anlamayı zorlaştırdığını savunur. Bu çerçeve, suçluların eylemlerini irrasyonel dürtülere indirger ve sosyal bağlamı göz ardı eder.

okumak için tıklayınız

Kötülüğün Mitolojik Kökenlerinden Özgürlüğün Zorunlu Kurtuluşuna

Kant’ın Kötülüğün Kökü Tezinin Temel Unsurları Immanuel Kant’ın ahlak felsefesinde kötülüğün kökü, insanın özgür iradesinin ahlaki yasa karşısında tersine çevrilmesi olarak tanımlanır. Bu tez, Religion Within the Boundaries of Mere Reason adlı eserde ayrıntılı biçimde işlenir ve kötülüğün bireysel bir eğilim olarak doğuştan geldiğini varsayar. Kant’a göre, insan aklı ahlaki ilkeleri kavrayabilecek kapasiteye sahip olsa

okumak için tıklayınız

İnce Memed’in İsyanı ve Özgürlük Arayışı

Bireysel İradenin Toplumsal Yapılar Karşısındaki Çatışması İnce Memed’in hikâyesi, bireyin toplumsal düzenin dayattığı kısıtlamalara karşı mücadelesini merkeze alır. Memed, feodal bir sistemin ağırlığı altında ezilen bir köylü olarak, otoriteye karşı çıkışıyla varoluşçu özgürlük kavramını somutlaştırır. Varoluşçuluk, bireyin kendi anlamını yaratma sorumluluğunu vurgular; Memed’in isyanı, bu sorumluluğun bir yansımasıdır. Toprak ağalarının, devlet otoritesinin ve geleneksel normların

okumak için tıklayınız

Faust’un Bilgi Arayışı ve Aydınlanma Epistemolojisi

Bilginin Peşinde Bir Ruhun Portresi Goethe’nin Faust’unda, baş karakter Faust, insanın evrensel hakikatleri kavrama arzusunun somut bir yansımasıdır. Faust’un bilgiye olan açlığı, Aydınlanma dönemi epistemolojisinin temel ilkesi olan akıl ve deney yoluyla evreni anlama çabasıyla doğrudan ilişkilidir. Aydınlanma düşünürleri, Descartes’in “Cogito, ergo sum”undan Bacon’ın deneysel bilim anlayışına kadar, bilgiyi sistematik bir şekilde toplama ve organize

okumak için tıklayınız

İbsen’in Hedda Gabler’inde Varoluşsal Huzursuzluk ve Toplumsal Eleştiri: Kierkegaard’ın Kaygı Kavramıyla Bir Okuma

Varoluşsal Kaygının Temelleri ve Hedda’nın İçsel Çelişkileri Hedda Gabler’in varoluşsal huzursuzluğu, Kierkegaard’ın “kaygı” kavramıyla derin bir bağ kurar. Kierkegaard, kaygıyı bireyin özgürlük karşısındaki çelişkili duruşu olarak tanımlar; insan, hem özgürlüğün sonsuz olanaklarından büyülenir hem de bu olanakların belirsizliğinden korkar. Hedda, bu ikilemi yoğun bir şekilde yaşar. Kendi arzuları ile toplumsal beklentiler arasında sıkışmış bir karakter

okumak için tıklayınız

Sergüzeşt Romanında Kölelik ve Felsefi Çelişkiler

Samipaşazade Sezai’nin Sergüzeşt romanı, Osmanlı toplumunda kölelik meselesini merkeze alarak bireysel ve toplumsal dinamikleri derinlemesine işler. Roman, Dilber’in trajik hikâyesi üzerinden köleliğin birey üzerindeki etkilerini ve toplumsal hiyerarşilerin yarattığı çelişkileri ele alır. Bu metin, kölelik meselesini Karl Marx’ın sınıf mücadelesi teorisiyle ilişkilendirirken, Dilber’in kaderini Friedrich Nietzsche’nin güç istenci kavramıyla karşılaştırarak ortaya çıkan çelişkileri inceler. Kölelik

okumak için tıklayınız

Sartre’ın Varoluşsal Özgürlüğü ve Edebi Kahramanların Kaderle Mücadelesi

Jean-Paul Sartre’ın varoluşsal özgürlük kavramı, bireyin kendi varlığını tanımlama ve anlamlandırma sürecinde mutlak bir sorumluluğa sahip olduğunu öne sürer. Bu metin, Sartre’ın özgürlük anlayışını, Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserindeki Gregor Samsa ile Thomas Hardy’nin Tess of the d’Urbervilles adlı eserindeki Tess karakterlerinin irade ve determinizm arasındaki çatışmaları üzerinden inceler. Özgürlük ve kader arasındaki gerilim, her

okumak için tıklayınız