Tarihsel Zorunluluğun Gölgesinde Kaybolan Özne: Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”na Yönelik Eleştiri
1. Giriş: Teleolojik İyimserliğin Bedeli
Hegelci tarih felsefesi, tarihi “özgürlük bilincindeki ilerleme” olarak tanımlar ve “Aklın Kurnazlığı”nı bu sürecin motoru olarak görür. Bu teoriye göre, tikel (birey) tümel (Geist/Ruh) uğruna harcanabilir bir araçtır. Ancak bu “panlojist” (her şeyin mantıksal olduğu) yaklaşım, tarihteki kötülük, acı ve yıkımı, “daha yüksek bir iyinin” zorunlu basamakları olarak meşrulaştırma tehlikesi taşır. Eleştirinin odak noktası, tarihin rasyonel bir sona (telos) sahip olduğu varsayımının, somut insan yaşamı üzerindeki tahakkümüdür.
2. Varoluşsal Eleştiri: “Birey”in Sistematik İmhası (Kierkegaard)
“Aklın Kurnazlığı”na yönelik en sert eleştirilerden biri, Hegel’in çağdaşı Søren Kierkegaard’dan gelir. Kierkegaard’a göre Hegel, görkemli bir “Sistem” kurmuştur ancak bu sistemin içinde bizzat var olan insan (özne) unutulmuştur.
Hegel’de birey, ancak “evrensel” ile (Devlet, Hukuk, Tarih) bütünleştiği ölçüde değerlidir. Kierkegaard ise, “Tekil Birey”in (Den Enkelte) kategorik olarak “Tümel”den daha yüksek olduğunu savunur. Bireyin çektiği acı, korku ve titreme, tarihsel bir ilerlemenin “aracı” veya “kabuğu” olarak rasyonelize edilemez. Kierkegaard, Sonbilimsel Olmayan Dipnot eserinde, Hegelci sistemin bireyi “tarihsel sürecin bir paragrafına” indirgediğini belirterek şu eleştiriyi getirir:
“Hegelci sistemde bir düşünür olarak her şeyi açıklayabilirsiniz, ancak bir insan olarak var olamazsınız. Sistem, varoluşu yutar.” (Kierkegaard, 1846).
Aklın kurnazlığı, bireyi nesneleştirir; oysa varoluşçu etik, insanın asla bir araç olarak kullanılamayacağını (Kantçı yankı) savunur.
3. Materyalist Eleştiri: Mistik “Geist” Yerine Somut Çıkar (Marx)
Karl Marx, Hegel’in diyalektiğini benimsemekle birlikte, “Aklın Kurnazlığı” kavramını baş aşağı çevirir (Umstülpung). Marx’a göre Hegel’in “Geist” veya “Akıl” dediği şey, aslında ekonomik ve maddi güçlerin mistifiye edilmiş halidir.
Marx için tarih, bir “Ruh”un kendini gerçekleştirmesi değil, sınıf mücadelelerinin sonucudur. “Kurnazlık” yapan soyut bir akıl değil, üretim ilişkileri ve sermayedir. Bireylerin (veya sınıfların) eylemlerinin, niyetlerinden farklı sonuçlar doğurduğu doğrudur; ancak bu, Geist’ın planı değil, piyasa anarşisinin ve yabancılaşmanın sonucudur.
Marx ve Engels Alman İdeolojisi’nde, Hegel’in tarihi özneleştirmesini eleştirir:
“Tarih hiçbir şey yapmaz, ‘muazzam zenginliklere’ sahip değildir, ‘savaşlar’ yürütmez. Her şeyi yapan, sahip olan ve dövüşen, canlı insandır. Tarih, insanı kendi amaçları için araç olarak kullanan ayrı bir kişilik değildir; tarih, amaçlarını takip eden insanın faaliyetinden başka bir şey değildir.” (Marx & Engels, 1846).
4. Etik ve Politik Eleştiri: “Tarihin Mezbahası” ve Totalitarizm (Adorno & Popper)
Hegel, Tarih Felsefesi derslerinde tarihi bir “mezbaha” (Schlachtbank) olarak tanımlar ve ulusların mutluluğunun veya bireylerin erdeminin tarihin amacı olmadığını söyler. 20. yüzyılın felaketlerinden (Auschwitz, Gulaglar) sonra Frankfurt Okulu düşünürleri, bu rasyonalizasyonu şiddetle reddetmiştir.
Theodor Adorno, Negatif Diyalektik’te, “Bütün, gerçek olmayandır” (Das Ganze ist das Unwahr) diyerek Hegelci bütüncülüğü eleştirir. Eğer tarih rasyonel ise ve “gerçek olan rasyonel” ise, o zaman Auschwitz de rasyonel ve zorunlu bir aşama mıdır? Adorno’ya göre Hegel’in felsefesi, kurbanların çektiği acıyı “ilerleme” adına anlamsızlaştırır ve susturur (Adorno, 1966).
Benzer şekilde Karl Popper, Açık Toplum ve Düşmanları’nda, “Aklın Kurnazlığı” fikrinin totalitarizme zemin hazırladığını savunur. Popper’a göre, tarihin bildiğimiz bir “yöne” gittiğini iddia etmek ve liderleri bu yönün (kaderin) uygulayıcıları olarak görmek, eleştirel aklı felç eder ve faşist veya stalinist rejimlere meşruiyet sağlar (Popper, 1945).
5. Retrospektif Yanılsama Eleştirisi
Son olarak, “Aklın Kurnazlığı”nın epistemolojik bir sorunu vardır: Sadece geriye dönük (ex post facto) çalışır. Hegel’in ünlü “Minerva’nın Baykuşu ancak karanlık çöktüğünde uçar” metaforu, felsefenin olayları ancak bittikten sonra anlayabileceğini söyler.
Bu durum, teoriyi “yanlışlanamaz” kılar. Bir olay (örneğin bir devrim veya savaş) felaketle sonuçlanırsa “henüz süreç tamamlanmadı” denilebilir; başarıyla sonuçlanırsa “Aklın planıydı” denilir. Bu, teoriyi bilimsel bir öngörü aracı olmaktan çıkarıp, olmuş olana teolojik bir kılıf uyduran bir “seküler teodise”ye (Tanrı/Akıl savunusu) dönüştürür.
***
Hegel’in “Aklın Kurnazlığı”, mikro düzeydeki insan eylemleri ile makro düzeydeki tarihsel değişimler arasındaki bağı kurmada eşsiz bir entelektüel başarıdır. Ancak, bu kavramın yapıcı eleştirisi şunu ortaya koyar: Tarihsel olayları rasyonel bir zorunluluk zinciri olarak okumak, bizi tikelin acısına karşı duyarsızlaştırabilir.
Yapıcı bir yaklaşım, Hegel’in “bütünlük” ve “süreç” vurgusunu korurken; Kierkegaard’ın “birey” hassasiyetini ve Marx’ın “maddi koşullar” analizini sürece dahil etmeyi gerektirir. Tarih “Aklın” değil, somut, acı çeken ve mücadele eden insanların, çoğu zaman irrasyonel ve ucu açık eylemlerinin toplamıdır.
Kaynakça
- Adorno, T. W. (1966). Negative Dialectics. (Çev. E.B. Ashton). Continuum.
- Hegel, G.W.F. (1837). Lectures on the Philosophy of History. Dover Publications.
- Kierkegaard, S. (1846). Concluding Unscientific Postscript to Philosophical Fragments. Princeton University Press.
- Marx, K., & Engels, F. (1846). The German Ideology. Prometheus Books.
- Popper, K. (1945). The Open Society and Its Enemies. Routledge.
