
Lev Tolstoy’un eserlerinde kıskançlık, yalnızca romantik ilişkilerde ortaya çıkan sıradan bir duygu değildir. Yazar, kıskançlığı aşk, sahiplenme, güvensizlik, cinsellik, toplumsal normlar ve bireyin kendisiyle kurduğu ilişki üzerinden ele alır. Bu nedenle Tolstoy’un kıskanç karakterleri, yalnızca sevdikleri kişiyi kaybetmekten korkan insanlar olarak değerlendirilemez. Onların davranışlarında benlik kaygısı, kontrol arzusu ve duygusal bağımlılık da önemli bir yer tutar.
Özellikle Anna Karenina ve Kreutzer Sonat, kıskançlığın insan psikolojisini nasıl dönüştürdüğünü göstermesi açısından dikkat çekicidir. Anna’nın Vronski’ye yönelik kıskançlığı giderek yoğunlaşırken, Kreutzer Sonat’ın anlatıcısı Pozdnışev kıskançlığı cinayete kadar götürür. Dolayısıyla Tolstoy, kıskançlığın başlangıçta sevgiyle iç içe görünen fakat zamanla kuşku, öfke ve yıkıcı sahiplenmeye dönüşebilen yapısını inceler. Araştırmalar da Kreutzer Sonatı özellikle kıskançlık, cinsellik, öfke ve ahlaki yargı arasındaki ilişki bakımından ele almaktadır. (PubMed)
Bu açıdan Tolstoy’un eserlerinde kıskançlık, bireysel bir duygu olmanın ötesine geçer. Aynı zamanda 19. yüzyıl Rus toplumundaki evlilik anlayışını, kadın-erkek ilişkilerini ve aşkın sahiplenici biçimlerini sorgulayan bir anlatı aracına dönüşür.
Tolstoy’da Kıskançlık Nasıl Ortaya Çıkar?
Tolstoy’un kıskanç karakterleri çoğu zaman önce kaybetme korkusu yaşar. Ancak bu korku kısa sürede başka bir kişiye duyulan güvensizliğe dönüşür.
Kıskanç kişi, karşısındaki insanın davranışlarını tarafsız biçimde değerlendiremez. Küçük bir bakış, geciken bir cevap veya sosyal bir ilişki, zihninde büyük bir tehdit oluşturabilir. Böylece gerçek ile varsayım arasındaki sınır giderek ortadan kalkar.
Tolstoy özellikle bu psikolojik dönüşümle ilgilenir. Kıskançlığın nesnel bir kanıta dayanması gerekmez. Hatta kimi zaman kıskanç karakter, kendi zihninin ürettiği ihtimalleri gerçek kabul eder.
Bu nedenle kıskançlık, Tolstoy’un anlatılarında bir tür algı bozukluğu yaratır. Kişi dış dünyayı olduğu gibi görmek yerine kendi korkularının oluşturduğu dünyayı görmeye başlar.
Anna Karenina’da Kıskançlık
Tolstoy’un kıskançlığı en kapsamlı biçimde işlediği eserlerden biri Anna Kareninadır. Anna ile Kont Vronski arasındaki ilişki başlangıçta yoğun bir aşk duygusuyla gelişir. Ancak zamanla ilişkinin duygusal dengesi değişir.
Anna’nın temel korkusu, Vronski’nin sevgisini kaybetmektir. Bu korku giderek kıskançlığa dönüşür. Nitekim romanın son bölümlerinde Anna, Vronski’nin sevgisinin azaldığını düşünür ve onun başka kadınlara ilgi duyabileceği ihtimali üzerinde yoğunlaşır. Tolstoy burada kıskançlığın belirli bir rakibe yönelmek zorunda olmadığını gösterir. Anna, herhangi bir kadını değil, Vronski’nin sevgisinin azalması ihtimalini kıskanır. (Marxists.org)
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü Anna’nın kıskançlığı dışarıdaki gerçek bir tehditten çok, ilişkinin geleceğine yönelik korkudan beslenir.
Anna’nın Kıskançlığında Belirsizlik
Anna’nın psikolojisinde belirsizlik büyük bir rol oynar. Vronski’nin davranışları her zaman açık bir ihanet anlamına gelmez. Ancak Anna, belirsizliği kendi korkularıyla doldurur.
Örneğin Vronski’nin başka kadınlarla karşılaşması Anna’nın zihninde yeni senaryolar yaratır. Böylece kıskançlık tek bir kişiye yönelmez. Potansiyel rakipler sürekli değişir.
Tolstoy bu noktada kıskançlığın önemli bir özelliğini ortaya koyar: Kıskançlık, nesnesini değiştirebilir ama kaynağındaki güvensizliği korur.
Vronski’nin Kıskançlığı ve Sahiplenme
Vronski de kıskançlıktan tamamen uzak değildir. Ancak onun kıskançlığı Anna’nınki kadar sürekli ve yıkıcı bir biçim almaz.
Vronski, Anna’yı sevmesine rağmen kendi toplumsal konumu, kariyeri ve özgürlüğü arasında bir denge kurmaya çalışır. Anna ise ilişkinin bütün duygusal güvenliğini Vronski’nin sevgisine bağlar.
Bu nedenle iki karakterin kıskançlığı arasında önemli bir fark ortaya çıkar. Vronski daha çok ilişkinin sınırlarınıdüşünürken, Anna ilişkinin varlığını sürekli tehdit altında hisseder.
Dolayısıyla Tolstoy, aynı aşk ilişkisinde iki farklı kıskançlık biçimi gösterir. Bir tarafta sahiplenme ve bağımsızlık arasındaki gerilim, diğer tarafta terk edilme korkusu vardır.
Kreutzer Sonat: Kıskançlığın En Yıkıcı Biçimi
Tolstoy’un kıskançlık temasını en sert biçimde işlediği eserlerden biri Kreutzer Sonattır. 1889’da yayımlanan bu uzun öykünün merkezinde Pozdnışev bulunur.
Pozdnışev, karısının bir müzisyenle ilişki yaşadığından şüphelenir. Bu şüphe giderek yoğunlaşır ve sonunda karısını öldürmesine yol açar. Araştırmacılar eseri özellikle kıskançlık, cinsellik, öfke ve ahlaki yargı arasındaki bağlantılar açısından değerlendirmiştir. (PubMed)
Burada Tolstoy, kıskançlığı yalnızca romantik bir duygu olarak ele almaz. Onu şiddetin psikolojik mekanizmalarından biri olarak inceler.
Pozdnışev’in düşüncelerinde gerçek ile varsayım arasındaki sınır sürekli bulanıklaşır. Karısının davranışlarını kendi kuşkularının ışığında yorumlar. Böylece kıskançlık, gözlemden çok bir zihinsel projeksiyona dönüşür.
Pozdnışev: Kıskançlığın Psikolojik Anatomisi
Pozdnışev’in kıskançlığını yalnızca “eşini kaybetme korkusu” şeklinde açıklamak yetersiz kalır.
Karakterin düşüncelerinde cinsellik, erkeklik, evlilik, sahiplenme ve ahlak iç içe geçer. Bu nedenle kıskançlık onun için yalnızca duygusal değil, aynı zamanda ideolojik bir mesele haline gelir.
Pozdnışev, karısının başka bir erkekle yakınlaşabileceği ihtimalini kendi erkeklik algısına yönelik bir tehdit olarak görür. Böylece kıskançlık, kişisel güvensizlik ile toplumsal cinsiyet anlayışını birbirine bağlar.
Nitekim çağdaş çalışmalar Kreutzer Sonatta Pozdnışev’in öfke, nefret, kıskançlık ve ahlaki yargıları arasındaki bağlantıya dikkat çeker. (KCI)
Tolstoy’da Kıskançlık ve Sahiplenme
Tolstoy’un eserlerinde aşk ile sahiplenme arasında her zaman kesin bir sınır bulunmaz.
Bir karakter sevdiği insanı kaybetmekten korktuğunda, onu kontrol etmeye başlayabilir. Kontrol arzusu arttıkça karşısındaki kişinin özgürlüğü tehdit altında kalır.
Böylece aşk, karşılıklı güven ilişkisi olmaktan çıkar ve mülkiyet duygusuna yaklaşır.
Tolstoy’un eleştirisi burada belirginleşir. Yazar, “Seni seviyorum” ile “Sana sahip olmak istiyorum” arasındaki farkı karakterlerinin davranışları üzerinden görünür hale getirir.
Bu nedenle kıskançlık, Tolstoy’un dünyasında sevginin yoğunluğunun basit bir göstergesi değildir. Aksine, sevginin sağlıksız bir biçime dönüşmesinin göstergesi olabilir.
Kıskançlık ve Kadın-Erkek İlişkileri
Tolstoy’un kıskançlık anlatısında toplumsal cinsiyet önemli bir yere sahiptir.
Anna Karenina ve Kreutzer Sonat gibi eserlerde evlilik, yalnızca iki insanın özel ilişkisi olarak ele alınmaz. Toplumsal beklentiler, cinsel ahlak ve kadınların konumu da ilişkinin içine girer.
Özellikle Kreutzer Sonat üzerine yapılan çağdaş araştırmalar, eserin kadın cinselliği ve toplumsal cinsiyet açısından tartışmalı yönlerini vurgular. (DergiPark)
Bu açıdan Pozdnışev’in kıskançlığı bireysel psikolojiyle sınırlı değildir. Onun kadın ve evlilik hakkındaki düşünceleri, dönemin ataerkil normlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Kıskançlık Gerçeği Nasıl Değiştirir?
Tolstoy’un anlatı tekniğinde kıskançlığın önemli bir işlevi daha vardır: gerçeğin algılanmasını değiştirir.
Kıskanç karakter, olayları kendi duygusal durumunun içinden görür. Dolayısıyla okur da karakterin algısıyla gerçek olay arasında mesafe kurmak zorunda kalır.
Özellikle Kreutzer Sonat üzerine yapılan anlatıbilimsel çalışmalar, kıskanç karakterin bakış açısının olayların anlamını belirsizleştirebildiğini vurgular. (eNotes)
Bu teknik sayesinde Tolstoy, okuru yalnızca “Gerçekte ne oldu?” sorusuna değil, “Bir insan gerçeği neden böyle görüyor?” sorusuna da yöneltir.
Kıskançlık, Öfke ve Şiddet
Tolstoy’un kıskançlık anlayışında duygular arasında güçlü bir zincir bulunur:
Sevgi → Kaybetme korkusu → Kuşku → Kıskançlık → Öfke → Kontrol arzusu → Şiddet
Bu zincir her karakterde aynı sonucu doğurmaz. Ancak Kreutzer Sonatta süreç ölümcül bir noktaya ulaşır.
Pozdnışev’in hikâyesi bu açıdan aşırı bir örnek oluşturur. Kıskançlık, kişinin kendi duygularını sorgulamak yerine karşısındaki kişiyi suçlamasıyla güçlenir.
Dolayısıyla Tolstoy, şiddetin kaynağını yalnızca dış koşullarda aramaz. Karakterin kendi zihninde kurduğu düşmanlık da sürecin önemli bir parçasıdır.
Tolstoy’un Kıskanç Karakterleri Neden Önemlidir?
Tolstoy’un kıskanç karakterleri modern psikolojik romanın gelişimi açısından önem taşır. Çünkü yazar, karakterlerin yalnızca davranışlarını değil, davranışların arkasındaki zihinsel süreçleri de ayrıntılı biçimde inceler.
Anna’nın kıskançlığı giderek kendi dünyasını daraltır. Pozdnışev’in kıskançlığı ise gerçeklik duygusunu ve ahlaki muhakemesini parçalar.
Bu karakterler sayesinde Tolstoy önemli bir soruyu gündeme getirir:
İnsan sevdiği kişiyi gerçekten sevdiği için mi kıskanır, yoksa kendi kaybetme korkusunu korumak için mi?
Tolstoy’un eserleri bu soruya basit bir yanıt vermez. Bunun yerine kıskançlığın sevgi, korku, arzu, gurur ve sahiplenmeyle nasıl iç içe geçtiğini gösterir.
Kaynakça
- Bénézech, M. (1994). The Kreutzer Sonata or homicidal jealousy according to Tolstoy. Annales Médico-Psychologiques, 152(5), 281–291. (PubMed)
- Ellis, K. (1971). “Ambiguity and Point of View in Some Novelistic Representations of Jealousy.” Modern Language Notes, 86(5), 891–909. (eNotes)
- Herman, D. (2017). “Stricken by Infection: Art and Adultery in Anna Karenina and Kreutzer Sonata.” Slavic Review. (Cambridge)
- Pettman, D. (2013). “Tolstoy’s Bestiary: Animality and Animosity in The Kreutzer Sonata.” Angelaki, 18(1), 121–138. (Taylor & Francis Online)
- Wyman, A. (2015). “Discourse and Intercourse in The Kreutzer Sonata: A Schelerian Perspective.” Christianity & Literature, 64(2), 147–170. (Sage Journals)
- Tolstoy, L. N. (1877). Anna Karenina.
- Tolstoy, L. N. (1889). The Kreutzer Sonata.
- Karabacak, E. (2023). “Feminist edebiyat eleştirisi bağlamında Lev Tolstoy’un Kreutzer Sonat adlı uzun öyküsü üzerine bir inceleme.” RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 34. (DergiPark)
- Páteo, J. F. D. (2024). “Tolstoy and Women’s Sexuality: An Analysis of the Female Characters in Family Happiness, Anna Karenina and Kreutzer Sonata.” RUS (São Paulo). (Portal de Revistas da USP)