Bu dünyayı sorgulayan kitap, Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf; Gerçeğe benzersiz bir bakış, deliliğin doruk noktasıdır.

Gündüz Vassaf’ın, Cehenneme Övgü adlı kitabı içimizde büyütüp yaşattığımız küçük ?totaliter dünyalar?ımızı afişe ediyor, daha doğrusu ?yüzümüze vuruyor?. Totalitarizmin -anne karnındaki bebeğin beslenmesi gibi- bireyle toplumu bağlayan göbek bağıyla semirdiğini, hayata ilişkin algılarımızı ve kimi dayatılan kimisini de gönüllü olarak kabul ettiğimiz kavramları irdeleyerek gösteriyor.
Gündüz Vassaf, bizim kendi kendimize çıkardığımız bu kurallar bütünü sayesinde yaratttığımız cehenneme övgüler yağdırdığımızı, seçme özgürlüğünü ortadan kaldırarak tutsak olmayı kabul ettiğimizi anlatmaya çalışıyor ve bu yüzden var olan herşeye karşı çıkarak, gündüze karşı geceden, cennete karşı cehennemden, konuşmaya karşı sessizlikten, akla karşı delilikten, anlaşmaya karşı anlaşmazlıktan yana oluyor. Kahramanlığa karşı çıkar, “hain”leri savunur. Kısacası “şeytanın avukatlığını” yapıyor. Alışılagelmiş kuralları sorguluyor ve bizleri de onları sorgulamaya çağırıyor. Gündelik hayatta sürekli yaşamakta olduğumuz bu totalitarizmle daha ne kadar devam edebiliriz ki yolumuza?
??Yaşamın anlamı? gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.? (s. 21)

?Beklenmedik şeylerden korkarız. Delilerin, beklenmedik şeyler yapmaları beklenir. Bizler ise, beklenmedik şeyler karşısında ne yapacağımızı bilemeyiz. Tüm mesleki, toplumsal ve cinsel ilişkilerimizde, her şeyi önceden bilmek ve denetlemekten hoşlanırız. Gerçekten denetleyemediğimiz tek şey olan düşlerimizi de ya unutur ya da bastırırız… Denetleme gereksinimi hepimizin içindeki totalitarizmin belirtisidir tabii. Tümüyle özgür, yapılandırılmamış durumlar bizi rahatsız eder. Tıpkı sessizlik gibi. Delilerle birlikte olmak da böyledir. Önceden üzerinde anlaşmaya varılmış kurallar yoktur. Kendiliğinden ortaya çıkan davranışlar olabilir yalnızca.? (s. 48-49)

?Özgürlük, güç merkezleri tarafından sunulan şıklardan birini özgürce seçmekle sınırlı.? (s. 55)

?Yaratıcılıkta taraflar yoktur. İnsan, yaratıcılık eylemi sırasında, bunu şuna tercih etmez… Yaratılmış olanı yıkanlar, genellikle, yaratılanların gerçekten zevkine varma ya da bunları yaratma fırsatını bulamamış, kendilerine bu fırsat verilmemiş kişilerdir.? (s. 124)

?Hasta olduğun için değil, hayatta olduğun için öleceksin.? (s. 142 ? Lucius Seneca)

?Duygular adım adım, taksit taksit açıklanır, böylece karşılık görmek garanti altına alınır.?

?Radyasyondan çok birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.?(s.240)
Saul Bellow

?Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.? (s.245)

“Sarhoş olma saatidir. Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz!”

I
Yüzyılımızın klasik ev/apartman birimi çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Her alan, bedenin belirli bir fonksiyonuna göre ayarlanmıştır. Böylece, oturmak için bir oturma odası, yemek için yemek odası, uyumak için yatak odası, yıkanmak ve bağırsakları boşaltmak için banyo dairesi, yemek pişirmek için de bir mutfak vardır.
Çağdaş mimarinin buna tepkisi, hiç olmazsa duvarları açmak, daha doğrusu onları yıkmak oldu; böylece mekânlar arasında mümkün olduğu kadar insani temas kurulması sağlanacaktı. Ama, mekânın kullanımı hâlâ totaliterdir. Nerede, ne yapılması, hatta nasıl yapılması gerektiği emredilmektedir. Bedenin çeşitli fonksiyonlarına uymak suretiyle, çağdaş yaşama mekânı bizi bölmekte ve yönetmektedir; oysa, insan bir bütündür ve çok fonksiyonlu bir organizmadır.

II
Mekânın en etkili biçimde kullanıldığı uzmanlaşmış apartman modeli, totaliter bir düzenlemeyi yansıtır. Bu plan, milyonlarca insanın tıpatıp aynı hareketleri yapıp, tıpatıp aynı çevreye tabi olarak yaşaması sonucunu doğurur. Mekânın bu uzmanlaşmış düzenlemesi, neyin nerede yapılacağını dikte ettiğinden, aynı çatı altında yaşayanların birlikteliğinin de ortadan kalkmasına yol açar. Mekânın kullanımını yeniden düzenleme amacıyla yapılacak herhangi bir yaratıcılık faaliyetini engeller. Herşeyin yerinin belli olmasıyla, çevrede bir düzen duygusu yaratarak, yalancı bir gerçeklik örneği koyar ortaya. Özetle, bir asker için kışla neyse, vatandaş için de apartman dairesi odur. Kışla, kayıtsız, şartsız bir disiplini aşılamaya yarayan üniformanın bir uzantısıdır. Aynı şey, şimdi içinde yaşadığımız mekânlar için de geçerli. Bizler, içinde yaşadığımız yüzyılda apartman kışlalarında oturan sivil askerler haline geldik. Özellikle, mekânın her köşesinden azami yarar sağlanan yeni tip apartmanlar, yaşama mekânı totalitarizminin en aşırı örnekleri. Dışarıdan içeriye göz atıldığında, bütün TV aygıtlarının, bütün apartman dairelerinde aynı yerde olduğu göze çarpar çoğu zaman. Televizyon seyretmek için oturulan kanepe de hep aynı yerdedir. Tıpatıp aynı yerlerde, yemek yer bağırsaklarımızı boşaltır, cinsel ilişkide bulunuruz. Bir yabancının elini kolunu sallaya sallaya bir apartman dairesine girip, sanki yıllardır orada . oturuyormuşçasına her şeyi yerli yerinde bulması işten bile değildir. Günümüz yaşama mekânları, sakinlerinin ne bireysel ne de kültürel farklılıklarını yansıtıyor artık. Bu totaliter yaşama mekânları aracılığıyla, insanın çevresini düzenleme bağlamındaki tüm yaratıcılığı köreltilmiş, yok edilmiştir.

III
Yirminci yüzyılın totaliter evleri, mekânı fonksiyonel biçimde düzenlemenin yanı sıra, en özgür mekânlardan da yoksundurlar. Eskiden hemen hemen tüm evlerin, tavanarası ve-bazen de- kiler ya da bodrum gibi “gizli” yerleri vardı. Pek çok insan için tavanarası bir yığın zengin, çılgın, nostaljik, gizemli, renkli çağrışım uyandırır hâlâ. Tavanarası onlar için yalnızca müthiş bir düzensizlik ortamı değil, aynı zamanda bir kuşaktan ötekine uzanan tarihsel sürekliliğe işaret eden bir yerdi de. Bir zamanlar yaşamış olanlardan arta kalan bir yığın eşya, gazeteler, mektuplar, fotoğraflar: Hepsi de, her şeyin bir zamanlar nasıl olduğunu gösteren tanıklar. Tavanaraları, tarihi çabucak hayata, günümüze getirebilirler. Bu da insanları, içinde yaşadıkları anın gereksinimlerine göre biçimlendirmeyi amaçlayan totaliter devlete karşı bir tehdit oluşturur. Tavanarasının tahrip edilmesi, evin içinde barınan tarihin silinip atılması demektir: Nineden kalma oyuncak ayının tek başına yatak odasına yerleştirilmesi ya da eski bir fotoğraf albümünün saklanması, bu tarihin saptırılmasından, bir anakronizmadan başka bir şey değildir.

IV
Başımızı dinleyecek köşemiz’yoktur, baskıdan kaçarsınız bu kez de kaçtığınız tek işlevli mekânın tutsağı olursunuz.
İşbölümüne göre uyarlanmış, uzmanlaşmış bu evler, içinde yaşayan aileyi ya da insanları birbirinden ayırır. Aynı mekânın çok fonksiyonlu kullanımı ise aileyi bir arada tutar. Geleneksel isveç mutfaklarında, babanın rahatça piposunu tüttürmesi, sonra da şekerleme yapması için bir tahta sıra vardır. Bu arada, anne ve çocuklar da bulaşık yıkarlar. Burada önemli olan şekerleme yapan kişinin cinsiyeti değil, insanların bir arada bulunması olgusudur. Yirminci yüzyılın yararlı mutfağında böyle bir sıraya yer yoktur. Bu, yirminci yüzyılın, kadın bulaşıkları yıkarken erkeğin uyumasına karşı olduğu anlamına gelmez. Bu, sadece- mekânın, işlevin etkinliğine göre düzenlenmiş olmasındandır.
Sürat, işlevsellik ve beceri, evde öylesine önem kazandı ki, artık insan mühendisleri, etkili yaşama mekânları tasarlarken, zaman ve hareket araştırmaları yapıyorlar; tıpkı denizaltı ya da uçaklar için pilot mahalli tasarlar gibi. Bütçeleri elverdiği takdirde, modern karıkocalar için ayrı banyo daireleri bile tasarlanıyor. Bir zamanlar, bir başka yaşam düzeninde, aile bireyleri birbirlerini sabunlayıp yıkar ve çoğunlukla bunu, kahkahalar, neşe, sevecenlik içinde özenle yapardı.

Mahremiyet bile, bize, düzenin ölçülerinde ve o ölçülerin mekânlarında yaşanacak biçimde empoze edilmiştir. Biz, kişisel mahremiyetlerimizi yaşayacak kişisel mekânlardan yok-sunuzdur. Örneğin, çocuklar ana babaların yattıkları mekândan özellikle uzak tutulur. Çekirdek aile, böyle konulan konuşmaktan bile çekinir, işi uzmanlara havale eder. Böylece, kapalı kapı politikası güden bu tür toplumlar, cinsel eğitim diye adlandırdıkları bir alana da girmesi için devlete kapılarını açmış olurlar. Devlet gözetimi altındaki cinsel eğitimin ise sevgiyle hiçbir ilişkisi olmadığı açık.

v
Odalar, sadece içlerinde ne yapacağımızı belirlemekle kalmaz, aynı zamanda, hem hislerimizi hem de başkalarıyla olar&ilişki tarzımızı etkiler. Gün ortasmda çalışma odasında oturuyorsanız, düşündüğünüz ya da felsefe yaptığınız kabul edilecektir. Oysa, aynı şeyi yatak odasında yapsanız, bu davranış, istirahate çekildiğiniz yâ da düpedüz tembellik’ettiğiniz anlamına gelebilecektir. Her odayla bağlantılı duygular ve koşullandırma örnekleri vardır. Böyle bir koşullandırma, herhangi bir konuda derinlemesine düşünmekten ya da başkalarıyla daha derin ilişkilere girmekten alıkoyar insanı. İşlevlere göre aynlmış çeşitli odalar, tüm düşünceleri, konuşmaları, duyguları ve ilişkileri, gözetilen işleve mümkün olduğu kadar yakın tutar. Odadan odaya geçmek, zihni düzeneğimizi değiştirir. Bir ülkeden ya da bir kültürden bir başkasına geçmek gibi bir şeydir bu. Her odada başka bir işlevimiz vardır. Buna uygun olarak, yaşama mekânının totaliter yapısı tarafından bölünür ve yönetiliriz. Bunun karşıtı olarak önceden tanımlanmamış bir mekânda belirli bir süre kalmak, dikkatimizi toplama yeteneğimizin, rahatlık ve iç huzurumuzun artmasını da beraberinde getirir. Bu durum, kendini gözleme fırsatını verir insana. İnsan, mekâna egemen olabilir. Kişi, mekândan büyüktür. Aynı mekândan çeşitli şekillerde yararlanmayı öğrendikçe insanın yaratıcılığına ve yeteneklerine fırsat tanınmış olur. İşlevlere ayrılmış mekânların kişiye hükmetmesi yerine; sonunda kişi aynı mekândan sonsuz yararlanma biçimleri yaratır.

Yaşama. mekânının düzenlenmesi, duygularımıza da hükmeder. Başka bir eve gittiğinizde, yatak odasına kabul edi-lirseniz, hislerjniz, oturma odasında karşılandığınız zamankinden farklı olacaktır. Aynı şekilde, mutfakta karşılandığınızda da bambaşka duygular içinde olacaksınızdır. Buna uygun olarak sohbet konusu, mahremiyetin sınırları, kendimizden çok, mekân tarafından belirlenmiş olacaktır. Aynı şey, yemek odası için de geçerlidir. Yemek odasında uygunsuz sayılan bazı sohbetler, oturma odasında pekâlâ eğlenceli sayılabilir. Yatak odaları oyun bozanhk yapar; herkesin kendi yatağı vardır. Birkaç dakika önce, oturma ya da yemek odasında, birbirine çok yakın oturan, samimi olan, konuşma sırasında birbirine değen kişiler, şimdi duvarlarla^birbirinden ayrılmak zorundadır. Çünkü yatak, mahrem bir şeyi ima eder. Seksi ima eder. Böylece, birbirine tümüyle yabancı olan kişiler yine kendilerine tümüyle yabancı olan kişilerle, diskolarda ya da balo salonlarında çok samimi bir şekilde dans edebildikleri halde, kendi evlerinin belirli bölümlerinde üstelik kendi dostlarıyla böyle samimi, hatta yakın bile olamazlar. Yoksa yanlış anlaşılır!

VI
Davranışlarımızın çoğu konusunda, türümüzün yok olmasını sağlayacak bir yol izlediğimiz söylenebilir. Çağımızın standart apartman dairesi birimi bunun bir örneğidir. İçgüdüsel davranışların sonucu olan bir kuş yuvası bile, dünyanın dört bir yanında inşa edilen blok apartmanlara kıyasla daha çok çeşitlilik ve doğal çevreden yararlanma örneği gösteriyor.
Günümüzün yaşama birimleri, bize belirli eylem kalıplan ve onlara eşlik eden tekdüze zihin düzenekleri empoze ediyor. Değişim ve çeşitlilik göstermeyen bir çevre, yalnızca bireyi kö-reltmckle kalmaz, aynı zamanda türümüzün gelişimini de olumsuz yönde etkiler. Yaşama mekânımızdaki totalitarizm, yalnızca saptanmış standartlara olan tutsaklığımızın bir simgesi olmakla kalmayıp, türümüzün varlığına bir tehdit de oluşturuyor olabilir.
Aynı mekânda yenilen, içilen, müzik dinlenen, dans edilen ve kanepelere uzanılıp felsefe tartışılan son Grek sempozyumlarından bu yana 2000 küsur yıl geçti.
6 Kasım 1986, Marburg (Cehenneme Övgü- Gündüz Vassaf s 62.67 Ayrıntı Yay.)

Cehenneme Övgü
Aşk, ölüm, birliktelik, delilik, kahramanlık, anlaşmazlık, özgürlük? Tüm bunlar günlük hayatta karşılaştığımız ve üzerine düşündüğümüz kavramlar. Bu kavramların bireysel hayatlarımız üzerindeki etkileri de düşünüldüğünde önemleri daha da artıyor. Ancak çoğu kez bu kavramlara bakış açımız genel ile aynıdır ve bu da bizlere fark yaratmamıza engel oluşturur. Önemli olan bu kavramlara farklı açılardan hatta ters açıdan yaklaşım geliştirmektir. Gündüz Vassaf?ın ?Cehenneme Övgü? kitabında bu evrensel konulara değişik açılardan değerlendirmeler ve akıl yürütmeler yer alıyor.

Gece çoğu kişide karanlığı, korkuyu, suçu çağrıştırır. Cehenneme Övgü kitabında ise ?Gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri ise yaşamaya çalışırız? diyerek gece anlatılır. Gecenin bizi özgürleştiren, seçimlerimizi özgürce yaşamamıza izin veren bir zaman dilimi olarak betimlenmesi bilindik kavramlara farklı bakmanın bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Özgürlük ise yazar tarafından ?Özgürlük, güç merkezleri tarafından sunulan şıklardan birini özgürce seçmekle sınırlı? olarak nitelendirilir.

Deneyim hakkındaki gözlemini ?Yirminci yüzyıl deneyimi, mağazadan bir şey satın almak gibidir? diye nitelendiren Vassaf, ?Sınırlanmış, çok seçenekli bir listeden belirlenmiş bir deneyim örneğini seçmeyi yeğliyoruz? çıkarımında bulunuyor.

Çoğu kişi günlük hayatı sürdürebilmek için kahramanlara ihtiyaç duyar. Kahramanların hareketleri, sözleri, kıyafetleri birçokları için vazgeçilmezleri oluşturur. Totaliter rejimler için de bu tür davranışlar totaliter gücü besleyen, güç duygusuna duyulan hayranlığı artıran hareketlerdir. Bu nedenle totaliter rejimler kahramanlar yaratma ihtiyacı duyar ve suni kahramanlar yaratma çabası içinde olurlar. Popüler kültür de ?Kahraman yaratma işlevini? çok başarılı gerçekleştirir. Kitap da bu noktada kahramanlık kavramına ?Sadece insan olduğumuzu düşündüğümüz oranda bir kahramana gereksinme duyuyor ve onun gücünü yüceltiyoruz? bakış açısını getiriyor. ?Kendimizi olduğumuz gibi kabul edinceye dek bizi tutsak edecek kahramanlar. Özgür toplumda kahramanlara yer yoktur. Özgür insanın kahramanları olmaz? diyen Gündüz Vassaf totaliter rejimin neden kahraman yaratma işlevi üzerinde çaba sarf ettiğine de şu düşüncesiyle açıklık getiriyor: ?Kahraman olmayınca bizler birer bireyiz.? Özgür toplum olmanın yolunun kahramanları yok etmekle sağlanacağı fikrinin yer aldığı kitapta, yerleşik fikirleri tehdit eden, onları sorgulayan, kışkırtan bir yapı hâkim.

Yazar yer yer şeytanın avukatlığını yaparak gönüllü kölelik yaptığımız ve kendi özgürlüklerimizi kısıtladığımız konu ve alanlara değiniyor, hem çevresindekilerden hem de kendisinden yola çıkarak yaptığı gözlemlerde alışkanlıklarımızı, amaçlarımızı, davranış ve beklentilerimizi inceliyor. Elde ettiği sonuçları da yüzümüze vururcasına açığa çıkarıyor. Kendi özgürlük tanımını ya da çıkışını da ?Ebediyet ve sonsuzluk duygusundan, zamana bağlı olmamaktan, ?an?ın tutsağı olmamaktan, o aldatıcı sihirli ?an?ı bir kurtarıcı gibi görüp beklememekten kaynaklanır? şeklinde tanımlayan Vassaf, çıkış yolunu da ?Sarhoş olma saatidir. Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz? diyerek gösteriyor.
Var olan ve kendi yarattığımız totalitarizme farklı açılardan bakmak için eşsiz bir kaynak olan ?Cehenneme Övgü?, kuralları sorgulatmak için sizleri bekliyor.

Kitap üzerine yorumlar
“Gündüz Vassaf, eserinde alışagelmiş, güncel yaşamımızın kaçanılmaz parçası olmuş, her an hepimizin kabullendiği kavramları amansız bir biçimde sorguluyor…”
Zeynep Oral / Milliyet

“Gündüz Vassaf’ı okurken hem heyecan duyuyor hem de yazdıklarına tepki duyuyoruz. Kıpırdayan duyularımız ile aklımız arasındaki mesafesel ilişki koparılıyor: Özgürcesine havalanıyor, bir boşlukta yere düşmeden evvel duyulan heyecanı, terleyerek taşıyoruz.
Ali Akay / Varlık

“Belkide bu dönemle başedebilmemiz, kültür tarihinin birçok geçmiş başarısına birden başvurmamızla olanaklı olacak. Vassaf’ın kitabı da bu başvuru için el altında tutmamız gereken bir kitap.”
Oruç Aruoba / Cumhuriyet Kitap

“Şeytanın avukatlığı konusunda son derece içten olan bir yazardan, zaman zaman neredeyse edebi tatlar da taşıyan çarpıcı denemeler. Bu kitabı çok sevebilirsiniz ya da sinir olabilirsiniz; ama kayıtsız kalmayın.”
Murat Aykut / Aktüel
(Arka Kapak)

“Cehenneme Övgü, gönüllü köleliliğimizin dayanaklarını ve onu yeniden üreten ‘çağdaş demokratik’ aygıtları önümüze seren, totalitarizmin rafine biçimlerine dikkat çeken, asla üstünden atlanıp geçilmeyecek bir kitap. Her şeyi yeniden ele almayı öneriyor. Akıcı, yalın ve üstelik gündelik bir söylemle…”
Necati Sönmez / Özgür Gündem

Gündüz Vassaf?ın Yaşam Öyküsü
1946?da ABD?de doğan Gündüz Vassaf, liseyi İstanbul Robert Kolej?de tamamladıktan sonra 1968?de George Washington Üniversitesi?nde psikoloji eğitimi gördü. 1977?de Ankara Hacettepe Üniversitesi?nden doktorasını alan Vassaf, uzun bir süre Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi?nde öğrencilere psikolojik danışmanlık yaptı. Uluslararası Psikologlar Konseyi yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Gündüz Vassaf, 12 Eylül askeri darbesinden sonra öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi?nden istifa etti. O tarihten sonra Kasel, Bremen ve Marburg Üniversitelerinde öğretim üyeliği, Kanada?da McGill Üniversitesi Center for Developing Area Studies?te konuk akademisyen, Amsterdam?da Averoes Stichting?de klinik psikolog, Viyana?da Instutude für Hohore Studium?da konuk araştırmacı olarak bulundu.

Gündüz Vassaf?ın yayımlanmış olan kitapları:
Zekâ ve Zekâ Testleri Nedir Ne Değildir?, Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi Yayınları, Ankara, 1977, Temel Zihin Yetenekleri Testi, Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi Yayınları, Ankara, 1977, Introduction to Psychology (Editör), Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 1978; Wir Haber unsere Stimme noch nicht laut gemacht; Türkische Arbeitkinder in Europa, Res Publicae, Felsberg, 1985, Cehenneme Övgü: Gündelik Hayatta Totalitarizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, Cennetin Dibi: Modern Zamanda Eğlencelik Hayat, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, Annem Belkıs, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000.
Sınırların Ötesinden
Daha Sesimizi Duyurmadık

One Response to Bu dünyayı sorgulayan kitap, Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf; Gerçeğe benzersiz bir bakış, deliliğin doruk noktasıdır.

  1. Kenan SİNANOĞLU diyor ki:

    Kitaplara emeği geçenlere saygılar, selâmlar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Arşivler