Çocuk ve Ergen Eğitiminde Anne Baba Tutumları – Prof. Dr. Haluk Yavuzer

YAYGIN ANNE BABA TUTUMLARI

1. Anne Baba Eğitiminin Önemi

Doğumdan itibaren çocuk, etrafını saran fiziksel ve sosyal çevreyle uyum savaşı verirken, bu çabasında en büyük desteği anne ve babasından alır. Kendini ifade edebilmeyi, kendi kendini yöneten (otonom) bir birey olabilmeyi ailesinden öğrenir. Özellikle anne-baba, çocuğun kişiliğinin oluşumunda temel rolü olan özdeşim modelleridir. Çocuk bu özdeşim modellerini kendine örnek alır ve âdeta onların yaşam biçimlerini taklit yoluyla öğrenir.

Bu öğrenme süreci içinde, onun, sevgiye, güvene yani çevresindekilere inanmaya, bağımsızlığa, başka bir deyişle büyüdükçe bazı şeyleri kendi başına yapabilmeye ihtiyacı vardır.

Küçük yaştan itibaren çocuğa; yaşına, yeteneğine ve cinsiyetine uygun görev ve sorumluluklar verilmezse, güven duygusu pekiştirilmemiş olur. Bu da çocuğun bağımlı ve beceriksiz bir birey olmasına sebep olabilir. Çevresine güvenmezse, aldatan, yalancı bir kişi; arkadaş edinemeyip yalnız kalırsa, içine kapanık, sessiz ve hayal dünyasında yaşayan bir çocuk olabilir.

Anne ve babaların, çocukların ihtiyaçlarını dikkate alabilmeleri için, doğumdan başlayarak onlarla iletişim kurmaları gerekir. Bu iletişim, doğumdan sonraki ilk saatlerde başlayan fiziksel beraberlik ve ona bağlı olan duygusal doyumla kurulur. Annesinden meme emen bebek, onun beden sıcaklığını ve ten kokusunu hissederken, aynı zamanda ihtiyacı olan duygusal besiyi de almakta ve iletişim ağının temelleri bu ortamda atılmaktadır. Böyle ihtiyaçların tümüyle karşılandığı bir ortam, aynı zamanda çocuğun kendine ve çevreye olan güveninin oluşmasına yardımcı olur.

Anne ve babalarından öğütler dinlemiş olanlar, kendi çocuklarına da aynı şekilde öğüt vermeye ve onların problemlerini çözmede bu yöntemi kullanmaya eğilimlidirler. Akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçek, güven ve sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocukların, ileride sevecen ve güven veren anne babalar olacakları, buna karşılık, sorunları daima anne babaları tarafından çözülen çocuklarınsa, anne baba olduklarında, aynı şekilde davranacaklarıdır.

Ailesiyle olan iletişimi, çocuğun dünyasında büyük önem taşır. Anne baba ve çocuk üçgeninde, tarafların duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarmaları ve başarılı bir diyalog kurabilmeleri hâlinde, sorunlarına çözüm bulmaları mümkündür. İletişimin kurulamaması, duyguların bastırılması ve sorunların çözümlenememesi anlamına gelir ki, böyle bir aile ortamı, psiko-pedagojik açıdan sağlıksızdır.

Çoğunlukla, köklü ve sabit âdetlere sahip olan anne babalar, çocukları bir problemle karşı karşıya kaldığında, kendi anne babalarının takınmış oldukları geleneksel yaklaşımları benimserler. Bundan daha iyi bir yolu öğrenmeye fırsatları olmadığı içindir ki, kendi anne babalarının yapmış oldukları hataları tekrarlarlar.

Anne ve babalarından öğütler dinlemiş olanlar, kendi çocuklarına da aynı şekilde öğüt vermeye ve onların problemlerini çözmede bu yöntemi kullanmaya eğilimlidirler. Akıldan çıkarılmaması gereken bir gerçek, güven ve sevgi dolu bir ortamda büyüyen çocukların, ileride sevecen ve güven veren anne babalar olacakları, buna karşılık, sorunları daima anne babaları tarafından çözülen çocuklarınsa, anne baba olduklarında, aynı şekilde davranacaklarıdır.

Yetişkinle çocuğun yetki mücadelesinden kaynaklanan problemlerin çözümü ya da çatışmalar genellikle iki şekilde ortaya çıkar:

1. Kazananlar: Otorite kuran ebeveyndir; “Anne babalar daima en iyisini bilir.” ilkesi egemendir. Bu yöntemde yetişkin kazanır.

2. Kaybedenler: Bu yöntemde kazanan çocuk, kaybeden anne babadır.

Her iki durumda da taraflardan biri yenilir ve öfkelenir. Oysa sorun, karşılıklı ilişkiden doğduğunda, o zaman karşılıklı problem çözme yoluna gidilir; bunun sonucunda, ne çocuğun, ne de yetişkinin kaybettiği bir durum ortaya çıkar.

2. Sağlıklı Bir iletişim İçin

Anne babaların çocuklarına korku silahını çevirmeksizin sorumlu, iş birliğine yatkın, kendi kendini disipline eden, yapıcı ve yaratıcı bireyler yetiştirebilmeleri, ancak onlarla kuracakları sağlıklı iletişim ortamına bağlıdır. Bu da anne babaların, susmayı öğrenip, çocuklarını dinlemeleri ile mümkündür.

Başka bir deyişle çocuklarla ilişki kurabilmenin en iyi yolu, önce çocuğu duymak, dinlemek ve ne dediğini anlamaya çalışmaktır. Dinleme, anne-baba-çocuk arasındaki anlaşmayı kolaylaştırır.

Çocuk soru sorarak öğrenir. Çocuklar 2-3 yaşlarından başlayarak yetişkinleri soru yağmuruna tutarlar. Bu sorulara cevap “Bilmiyorum.” olabilir. Önemli olan, soruları duymamızdır. Eğer dinlemiş, soruyu duymuşsanız bu, çocuğu dikkate aldığınızı, onu önemsediğinizi, aynı zamanda onun konuşmasını uygun gördüğünüzü belirtir. Bu da ilişkiyi kolaylaştırır. Demek ki çocuğu dinlemek, onu duyarak, ne demek istediğini anlamaya çalışmak demektir.

Oysa çoğunlukla anne ve baba, çocuklarıyla olan diyaloglarında şu tepki biçimlerini sergilerler:

Suçlama (Sen her zaman konuşursun zaten.)

Emir (Hemen yerine otur.)

Tercih etme (Aynı hareketi bir kez daha yaparsan okul bitince cezaya kalırsın.)

Eleştirme (Daha iyisini yapmalısın.)

Uyarma (Son kez hatırlatıyorum.)

Güven verme (Senin bunu daha iyi yapacağına inanıyorum.)

Utandırma (Şımarık çocuk.)

Sözlü anlatım (Birisini rahatsız etmek iyi bir davranış değildir.)

Yargılama (Kitaplar yazmak için değil, okumak içindir.)

Ancak tüm bu bastırıcı sözler,

Çocuğun kendisini suçlu hissetmesine neden olur,

Anne-babanın adil olmadığı düşüncesini geliştirir,

Çocuk, kendisinin sevilmediğini düşünür,

Sert tepkiyle yanıt vermesine yol açar,

Karşı çıkmasına neden olur,

Kendisini yetersiz hissedip öz saygısını yitirmesine yol açar.

Anne ve babalar, çocuklarının davranışlarının -büyük ölçüde- kendileriyle olan etkileşime bağlı olduğunu kabul etmeli ve insanlar arası ilişkiler hakkında bazı temel ilkeleri öğrenmelidirler.

Anne baba olmanın önde gelen özelliklerinden biri, bu kimselerin kararlı ve tutarlı olmaları gerektiğidir. Oysa uygulamada, çocukların bazı davranışlarını bazı günlerde anne babanın sakin olması nedeniyle kabul edilebildiği, buna karşılık benzeri davranışların başka günlerde yine anne babanın gerginliği nedeniyle kabul edilmediği görülmektedir.

Anne ve babalar, çocuklarının davranışlarının -büyük ölçüde- kendileriyle olan etkileşime bağlı olduğunu kabul etmeli ve insanlar arası ilişkiler hakkında bazı temel ilkeleri öğrenmelidirler.

Örneğin, ebeveynin dinlenmiş ve sakin olması hâlinde, 3 yaşındaki kızının piyano çalması ona ilginç gelebilir ve kabul edilebilirken, annenin yorgun ve uykusuz olması hâlinde aynı davranış, kabul edilmeyen davranış grubuna girer.

Anne babanın ruhsal durumu dışında, bir çocuğun bazı kişilik özellikleri ya da karakteristik özellikleri nedeniyle diğer çocuklardan daha fazla benimsenmesi, kabul edilen davranış miktarının artmasına sebep olabilir.

3. Aktif Dinleme

Anne baba ile çocuk arasında sıcak bir ilişkinin oluşması, Dr. Gordon’un aktif dinleme adını verdiği, “konuşan bireyin sözlerini açarak tekrar etmek” şeklinde uygulanan bir yöntemle mümkündür. Aşağıda çocuğuyla hatalı bir iletişim kuran anneyle, aynı konuda aktif dinleme yöntemi uygulayan anne örneği sergilenmiştir. Verilen örnekte, annenin iletişim hataları açıkça belli olmaktadır:

Çocuk: Ahmet bugün benimle hiç oynamadı.

Anne: Arkadaşlarınla iyi geçinmen gerektiğini öğrenmelisin.

Çocuk: Onunla oynamak istemiyorum! O aptalla iyi geçinmek de istemiyorum.

Anne: O zaman seninle oynayacak başka birini bul.

Çocuk: Beraber oynayabileceğim başka kimse yok.

Anne: Yorgunsun, yarın kendini daha iyi hissedersin ve bu olayı unutursun.

Çocuk: Yorgun değilim, yarın kendimi daha iyi hissetmeyeceğim, ondan nefret ediyorum!

Anne: Bir daha arkadaşların hakkında böyle konuşursan pişman olursun.

Aktif dinlemede ise aynı konuşma şöyle gelişmektedir:

Çocuk: Ahmet bugün benimle hiç oynamadı.

Anne: Ahmet’e kırılmış görünüyorsun.

Çocuk: Onunla hiçbir zaman oynamayacağım.

Anne: O kadar kızgınsın ki, onu bir daha görmek istemiyorsun.

Çocuk: Evet, ama onunla arkadaşlık etmezsem oyun oynayacak başka arkadaş bulamam.

Anne: Yalnız kalırsın.

Çocuk: Onunla geçinmek zorundayım, ama kızmamak elimde değil. Daha önce her dediğimi yaptığı için ona kızmıyordum, oysa şimdi ona emir veremiyorum.

Anne: Onu etkilemek artık pek kolay olmasa gerek.

Çocuk: Evet, artık o bir bebek değil.

Anne: Sen onu bu hâliyle daha çok seviyor olmalısın.

Çocuk: Evet, ama ona emir vermeye çok alıştığım için bu hâlini yadırgıyorum. Belki ara sıra onun dediklerini uygularsam daha az kavga ederiz, ne dersin?

Bu yöntem, çocukların sahip oldukları olumsuz duygulardan dolayı rahatsız olmalarını engeller, yetişkinle çocuk arasında sıcak bir ilişkinin kurulmasını sağlar. Ayrıca sorunların çözülmesini kolaylaştırır ve çocukların, anne babalarının düşüncelerine değer vermelerini sağlar.

Pasif dinlemeye (susma) karşılık aktif dinleme, çocukla karşılıklı ilişki kurmayı sağlar ve çocuğa, anne babasının kendisini anladığını hissettirir.

Ancak bu tür bir diyalog, çocuğun konuşmaya başladığı, iletişime hazır olduğu 2 yaş civarından itibaren başlatıldığı takdirde anlamlıdır. Aksi halde, çocukluk yıllarında kurulmayan iletişimin, gençlik yıllarında oluşturulması mümkün değildir.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, çocuğun pek çok davranışının kökeninde, anne babanın izleri bulunmaktadır. Bu izler olumlu olduğu takdirde çocuğa yansıması da olumlu, aksi takdirde olumsuz olmaktadır. Çocuk, yaşamının ilk yıllarında dış dünyayı anne ve babasının gözlüğüyle görmeye başlar. Bu nedenle anne babanın dünya görüşü, değer yargıları ve inançları, çocuğa olduğu gibi yansır.

Çocuklarına sağlıklı bir model oluşturamayan anne ve babalar, çocuklarının karakter hamurlarının yanlış şekillenmesine zemin hazırlarlar.

O halde, anne ve babaların çocuklarına istenilen davranış ve alışkanlıkları kazandırabilmeleri; kendi kendini denetleyebilen, duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen, girişimci birer birey olmalarını sağlayabilmeleri, öncelikle onları tanımaları ve onlarla sağlıklı bir iletişim kurmalarıyla mümkündür.

4. Çocuğa Sorumluluk Duygusu Nasıl Kazandırılır?

Çocuğa kazandırılan pek çok alışkanlık gibi sorumluluk duygusu da daha bebeklik ve ilk çocukluk döneminden itibaren, örneklerle yaşatılarak öğretilir. Sorumluluğun kazandırılmasında aile içinde çocuğa karşı takınılan tavır, aile içi etkileşim ve özellikle ailedeki disiplin anlayışının özel bir rolü vardır.

Disiplin, çocuğa istenilen davranış ve alışkanlıkları öğretmek, -kendi kendini denetleme ya da iç denetim demek olan- ahlak gelişimini sağlamaktır. Bu da dıştan gelen bir zorlamayla olmaz. Önemli olan, içselleşmiş bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır.

Disiplin, bir anlamda, çocuğun sahip olduğu sorumluluklarıyla yaşantısındaki hareketlerinin doğal ve sosyal sonuçlarını kabul etmesidir.

Çocuk, iletişim kurulduğu andan itibaren kendi özgürlük sınırlarından haberdar edilmeli ve yemek yeme, tuvalet alışkanlığı, belirli saatte uyku uyuma gibi bazı temel alışkanlıkları ve kuralları okul öncesi dönemde benimsemelidir. Aşırı hoşgörü ve disiplin eksikliği, çocukta bencilliğe veya anti-sosyal davranışlara sebep olabilir. Aşırı otoriter ve baskılı katı disiplin de, anne babaya karşı korku ve öfke ile nefret duygularının geliştirilmesine, bağımlı bir bireyin ya da başkaldırıcı tutumlar içinde isyankâr bir bireyin oluşumuna sebep olabilir.

Sevgi temeline dayanmayan bir disiplin gerçekleşemez. Disiplin, sorumluluğu öğretmektir. Sorumluluk, öncelikle anne ve babanın sorumluluk bilinci içinde rollerini gereğince yapmalarıyla mümkün olur. Evdeki annelik görevini yeterince yapamayan, kendi sorumluluğunun bilincinde olamayan bir anne, çocuğundan sorumluluk bekleyemez. Kızına “Konken partisine gittiğimi babana söylemezsen kârımın 1/5’ini sana vereceğim.” diyen bir anne örneğinin bulunduğu aile ortamında, çocuktan sorumluluk duygusunu geliştirmesi beklenemez. Sorumluluk duygusunun oluşumunda, çocuğa verilen otonomi (kendi kendini yönetme) fırsatlarıyla, onu davranışlarının sonuçlarıyla baş başa bırakma yolunu seçme büyük önem taşır. Bunun için öncelikle çocuğa küçük yaştan itibaren yaşına, yeteneğine ve cinsiyetine uygun görevler vererek güven duygusunun pekiştirilmesine çalışılmalıdır. Örneğin kız çocuğuysa örgü örmek, yemek masası hazırlamak; erkek çocuğuysa elinin çekiç tuttuğu andan itibaren çivi çakmak gibi görevler vermek, ardından da başarısını sözlü olarak ödüllendirmek, bu alışkanlığın yerleşmesini sağlamak açısından büyük önem taşır. Çocuğa sorumluluk bilinci aşılarken öncelikle bazı kurallara uyması ve ilk temel alışkanlıkları kazanması gerekir. Söz gelimi, okul öncesi döneminde kendi başına yemeğini yemeye başlamayan, kendi yatağında uyuma alışkanlığı yerleşmeyen, dişlerini fırçalayıp oyuncaklarını toplamayı öğrenmeyen bir çocukta, okula başladığında verilen ödevi alıp evde yapma sorumluluğu kolay kolay gelişemez.

Çocuk, iletişim kurulduğu andan itibaren kendi özgürlük sınırlarından haberdar edilmeli ve yemek yeme, tuvalet alışkanlığı, belirli saatte uyku uyuma gibi bazı temel alışkanlıkları ve kuralları okul öncesi dönemde benimsemelidir.

Olayların sonuçlarıyla baş başa bırakma, çocuğun kişilik gelişimine, otonom (kendi kendini yöneten) ve girişimci bir birey olmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntemle çocuk, olayların doğal sonuçlarından ders almasını öğrenir. Örneğin ev ödevini yapmayan çocuğa annesi zor kullanmak yerine, ertesi gün alacağı kötü not ya da öğretmenin tepkisiyle kendisinin baş başa kalmasını yeğleyecektir. Yine sabah geç kalkan çocuk, okula geç kalacak, böylelikle hareketinin cezasını kendisi çekmiş olacaktır.

Sorumluluğu öğretmede önemli olan, çocuğu, kendine özgü kişiliği olan, bağımsız bir birey olarak kabul etmek ve onun hak ve özgürlüklerinin sınırlarını dengeli bir biçimde belirleyebilmektir. Bu sınırlara uymayan çocuğa uygulanacak ceza, “insanlar arası ilişkileri anlatacak” türde olmalı, bedensel ceza, aşağılama, karanlık odaya kapatma gibi ceza türleri düşünülmemelidir. İnsanlar arası ilişkileri anlatacak türdeki ceza, ya çocuğun istediği bir şeyi almamak, gideceği bir programı iptal etmek gibi onun bir isteğini kısıtlamak şeklinde uygulanmalı ya da çayı döken çocuğa masayı temizletmek, ana caddede bisiklete binen çocuğa bisiklete binmeyi yasaklamak şeklinde, sebep-sonuç ilişkilerini anlatmayı esas almalıdır. Bu disiplin yönteminde çocuk, sorumluluğu öğrenir ve kendi davranışının sonunda ortaya çıkan zararın ne olduğunu görmeye çalışır. Bu da çocukta iç denetim mekanizmasının gelişmesine yardımcı olur. Bu disiplin yöntemini seçen anne ve baba, cezayı gecikmeden uygulamalı, suça eş değerde ve zararı giderici bir ceza türü seçmeli (dökülen çayın temizletilmesi gibi) ve uygulanamayacak cezayla çocuk tehdit edilmemelidir (“Bisiklete binemezsin!” diye tehdit etmek yerine, bisikleti alıp kaldırmak gibi). Disiplinde ceza kadar ödül de büyük önem taşır. Ödül, anne ve baba tarafından hak edildiğinde verilmeli, sadece görevini yapan çocuk, gereksiz şekilde ödüllendirilmemelidir. Yine sosyal ödül adı verilen güzel bir söz, bir öpücük, başkalarının yanında övme gibi ödüller gerektiğinde sıklıkla uygulanabilmeli, buna karşılık oyuncak, bisiklet, bilgisayar almak gibi maddi ödüllere çok nadir durumlarda başvurulmalıdır. Nihayet verilen söz tutulmalı ve ödül zaman kaybetmeden hemen uygulanmalıdır.

Sonuç olarak, okul öncesi döneminden başlayarak bazı temel alışkanlıkları kazanamayan, hak ve özgürlüklerinin sınırlarını ve sorumluluklarını öğrenemeyen çocuk, okul dönemindeki kurallarla karşılaştığında bocalar. Bu nedenle anne babaların, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, onları kendi kendilerini disipline eden birer birey olarak yetiştirebilmeleri gerekir. Ancak bu yaklaşım sayesinde, kendi kendisini denetleyebilen, sorumluluk sahibi ve öz güveni olan bireyler yetişebilir.

5. Aile İçi Ortamını Etkileyen Faktörler

Çağdaş psikoloji bilimi, çocuğun doğumundan başlayarak anne ve babasına olan ihtiyacı üzerinde durmakta ve beslenme kadar “duygusal besi”nin önemini vurgulamaktadır. Bu “duygusal besi”yi verebilmesi için anne ve babanın önce çocuğu istemesi, onun varlığını kabul etmesi gerekir. Bu besinin çocuk tarafından alınışı, gelişim aşamalarına uygun olarak farklılık gösterebilir.

Başlangıçta annenin fizik temasıyla, ten kokusuyla bu ihtiyacını karşılayan çocuk, zaman içinde onunla oyun oynayarak, konuşarak aynı ihtiyacını karşılar. Baba, çocuğun gerek sosyalleşmesi, gerekse tüm gelişimi açısından büyük önem taşır. Babanın yokluğu bir anlamda çocuğun kendine güvenini yitirmesine ve buna bağlı olarak çeşitli uyum ve davranış bozukluklarına sebep olabilmektedir.

Baba-çocuk ilişkisini konu alan araştırmalar, babanın çocuğuyla yoğun beraberliğinin çocuğun bilişsel gelişimiyle okul başarısında olumlu bir etken olduğunu ortaya koymaktadır. Baba-çocuk arasındaki iletişimin yetersizliği, özellikle erkek çocuklarda annenin özdeşim modeli olarak alınmasına, dolayısıyla cinsel kimlik sapmalarına bile neden olabilir.

Hamilelik sırasında anneliğe başarılı bir biçimde uyum sağlayabilme, doğum sancısı çekerken ve doğum sırasındaki acıların az hissedilmesi bile, eşlerin birbirlerine duyarlı tepkileri ve destekleriyle yakından ilgilidir. Eğer yaşamın tüm sorumlulukları, ilgili bir eşle paylaşılırsa, kirli bezler, gece yarısı süt vermeler, hasta bir çocuğun ağlamaları daha dayanılır olur. Çocuğun ilk söylediği sözlerle attığı ilk adımlar aileye daha keyif verir.

Erişkinler arasında en az doyumlu ve en büyük ruhsal çöküntü içinde olanlar, çoğunlukla küçük çocukları olan ve çalışmayan annelerdir. Bu doyumsuzluk, büyük ölçüde bakıcılık rolünün annelere getirdiği görev yükünün ağırlığından, kısıtlamalardan ve sürekli isteklerle karşılaşmaktan kaynaklanabilir. Bu da anne-çocuk etkileşimine olumsuz açıdan yansır. Bu tür gerilimler eşin desteği ve takdirleriyle azaltılabilir. Eşlerin annelere destekleyici bir tutum içinde olduğu durumlarda anne-çocuk yakınlığının çok iyi olduğu, bu ilişkinin duyarlı ve şefkat dolu olduğu görülmüştür.

Anne ve babanın varlıkları kadar çocuklarına sağlıklı birer örnek olmaları da önemlidir. Çünkü kişiliğin gelişimi ve karakterin oluşumundaki temel özdeşim modelleri onlardır.

Önemli olan bir diğer nokta da, anne babanın sözlerinden çok eylemleriyle başarılı birer model oluşturmaları ve çocuklarında benlik saygısı oluşturacak etkileşim ortamını hazırlamalarıdır.

Yani anne ve babanın çocuğuna sözleriyle “Yalan söylemek doğru değildir.” demesinden çok, bunu davranışlarıyla gerçekleştirmesi önemlidir. Bireyin kendini onaylaması ya da kendinden memnun olması demek olan benlik saygısının yüksek olması için, çocuğun içinde bulunduğu aile; öz güvenli, aralarında ve çocukla iyi iletişim kuran, çocuklarına karşı güven verici, hoşgörülü ve esnek bir yaklaşım içinde olan bireylerden oluşmalıdır. Aile üyelerinin, çocuktaki iç denetim mekanizmasını geliştirememeleri, aşırı baskılı ve otoriter yaklaşım içinde olmaları, benlik saygısını azaltan, hatta yok eden olumsuz yakın çevre faktörleridir. Çünkü benlik saygısı, çocuğun fikirlerine değer verilen, sözleri dinlenen, anne babasından destek gören, başka bir deyişle, insan olarak kendisine değer verilen bir ortamda filizlenir ve gelişir.

Çağdaş psikoloji bilimi, çocuğun doğumundan başlayarak anne ve babasına olan ihtiyacı üzerinde durmakta ve beslenme kadar “duygusal besi”nin önemini vurgulamaktadır. Bu “duygusal besi”yi verebilmesi için anne ve babanın önce çocuğu istemesi, onun varlığını kabul etmesi gerekir.

Anne babalar, çocukların davranışlarının büyük ölçüde kendileriyle olan etkileşime bağlı olduğunu kabul etmeli ve insanlar arası ilişkiler hakkında bazı temel ilkeleri öğrenmelidirler.

Anne baba olmanın önde gelen özelliklerinden biri, kararlı ve tutarlı olmak gerekliliğidir.

Anne baba çocuk ilişkisi, temelde anne ve babanın tutumlarına bağlıdır. Çocuklar arasında uyum bozukluğuna neden olan birçok vakaya, yeterli ve uygun olmayan anne-baba-çocuk ilişkilerinin sebep olduğu saptanmıştır.

Anne babanın tavırlarını oluşturan nedenler incelendiğinde, tüm vaziyet alışlarda olduğu gibi, anne babaların çocuklarına karşı takındıkları tavrın da bir öğrenme ürünü olduğu görülür.

Anne ve babaların çocuklarına karşı tavırlarını etkileyen başlıca faktörler arasında, anne babanın beklentilerine uygun çocuğa sahip olup olmamaları, çocuklarının sayı, cinsiyet ve karakteristik özelliklerinden memnun olup olmamaları sayılabilir.

Bütün bunların dışında anne ve babanın çocukluk yıllarındaki kendi anne babalarıyla olan deneyimleri, şimdiki tutumlarında etkili olabilmektedir. Ayrıca karı kocanın kendi aralarında iletişimlerinin sağlıklı olup olmaması, çocuklarına yöneltecekleri tutumlarını etkileyen önemli bir diğer etkendir.

Çocukların evlilik ilişkisi üzerinde etkilerinin de aile sistemi içinde ele alınması gerekir. Anne baba arasındaki ilişki, onların çocuklarına olan tutumlarını etkilerken, çocuk da evlilik ilişkisini etkilemektedir.

Hamilelik ve özellikle ilk çocuğun doğuşu, aile içi rollerde daha geleneksel türde bir iş bölümüne doğru kayma getirir. Çocuğun doğmasından önce ailedeki ilk iş bölümünün geleneksel mi yoksa eşitlikçi mi olduğuna hiç bakmaksızın, bu kayma daha çok kalıplaşmış erkek ve kadın rollerine doğru olur.

Büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, sağlıklı aile ilişkileri içinde yetişmiş kimselerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar. Bunun tersine, uyum bozukluğu gösteren çocuklar, genellikle başarısız bir anne-baba-çocuk ilişkisinin ürünüdürler. Anne ve babanın sevgisi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler. Bu açlık da birtakım davranış bozukluklarına neden olabilir.

Nadir durumlarda baba, karısı ve yeni doğan bebekle olabilmek için işinden izin alsa da bu süre 1-2 haftayı pek geçmez; anne babanın ikisinin de çalıştığı evlerde bile çoğu zaman işini bırakan anne olur.

Huysuz, davranış bozukluğu gösteren ya da engelli çocuklar, anne babaya ek gerilimler yüklerler. Bu gerilim de evliliğe çatışmalar biçiminde yansır. Çok şey isteyen kötü huylu bir çocuğun varlığı, zaten zayıflayan bir evliliğin parçalanmasını hızlandırır.

Büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar, sağlıklı aile ilişkileri içinde yetişmiş kimselerdir. Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler, mutlu, arkadaşça, bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar. Bunun tersine, uyum bozukluğu gösteren çocuklar, genellikle başarısız bir anne-baba-çocuk ilişkisinin ürünüdürler. Anne ve babanın sevgisi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar, büyük bir sevgi açlığı gösterirler. Bu açlık da birtakım davranış bozukluklarına neden olabilir.

6. Yaygın Anne Baba Tutumları

Anne baba tutumlarının en belirgin iki özelliği, “duygusal ilişki boyutu” ile “denetim boyutu”dur. Duygusal ilişki boyutu incelendiğinde, bu boyutun çocuğu merkez alan kabul edici tutumdan, reddedici tutuma kadar uzanan bir yelpaze içinde farklılaştığı görülür. Aynı şekilde “denetim boyutu” da kısıtlayıcı tutumdan hoşgörülü tutuma kadar geniş bir alanı kapsar.

Çocuk, sıcak bir etkileşim ortamında anne babanın sevgisini kaybetmekten korkar; onların onayını alma konusunda isteklidir. Bu nedenle de onu, sağlıklı bir etkileşim ortamında, uygun olan davranış kalıpları doğrultusunda yönlendirirken sert disiplin kurallarına başvurmaya gerek yoktur.

Çocuk, sevgi ve ilgi ortamında anne babanın standartlarına uymak için çaba sarf eder. Böyle bir ortamda anne babanın çocuğa sık sık akıl yolunu göstererek açıklamada bulunması, onun toplumsal kuralları içselleştirmesine ve hangi davranışın uygun, hangisinin uygun olmadığını fark etmesine yardımcı olur.

Sevgi ile besleme, çocuğun gereksinmelerine karşı duyarlı olmayla eş anlamda yorumlanır. Anne babanın sevgisi çocukta, güvenlik, düşük kaygı düzeyi ve yüksek benlik saygısı yaratır. Sevgisiz ya da bedensel cezanın uygulandığı aile ortamlarındaysa yüksek kaygı düzeyi ve gerilim ön plandadır. Cezalandırıcı ailenin yarattığı yüksek gerginlik durumu, çocuğun “toplumsallaşma oyununun” kurallarını öğrenmesini zorlaştırabilir ya da engelleyebilir.

Sıcak, sevgi dolu aile ortamlarındaki anne babalar, ilgisiz ve sevgisiz aile ortamındaki anne babalara oranla çocuklarının davranışlarını, özellikle saldırgan davranışlarını denetlemelerine daha çok yardımcı olurlar.

Saldırganlığı denetlemek için dayak gibi şiddet uygulama yöntemlerine başvuran anne babalarsa, çocuğu hem hayal kırıklığına uğratarak daha büyük öfke nöbetlerine yol açarlar, hem de ona bir saldırganlık modeli göstermiş olurlar.

Bedensel cezanın uygulandığı çocuk, kendisini eleştiren ve döven ebeveynine karşı evde hemen hiç saldırganlık tepkisinde bulunmaz, ancak, saldırganlığını misilleme tehlikesi daha az olan ev dışındaki arkadaş ve okul ortamlarına taşır.

Çocukların toplumsal ve zihinsel açıdan yetkin bireyler olması isteniyorsa bir ölçüde anne baba denetimi gereklidir. Unutulmamalıdır ki, toplumsallaştırmanın asıl amacı, dış öğeler tarafından yönetilmek yerine kendi kendine yönetimi sağlamaktır. Anne babanın aşırı kısıtlayıcılığı kadar aşırı serbestliği de toplumsal gelişimi engeller.

Anne baba davranışlarıyla, çocukların davranışları arasındaki ilişkileri konu alan araştırmalara göre baskıcı olmayan, esnek ve hoşgörülü anne babalar, çocuklarda olumlu duygusal, toplumsal ve bilişsel gelişmeye yol açmaktadırlar.

Bu anne babalar engelleyici davranmamakta, çocuklarına makul sınırlar içinde özgürlük tanımaktadırlar. Bütün bunlar çocuğun kaygı ve engelleme olmadan çevresini keşfetmesini, kişiler arası ilişkilerde yetkinliğe erişmesini sağlar. Genellikle sevgi, ılımlı bir kısıtlayıcılık, benlik saygısı, kendini uyarlayabilme, yetkinlik ve içselleştirilmiş bir denetime yol açar.

Bunun tersine baskıcı anne babalar; katı, kuvvet uygulayıcı ve çocukların gereksinmelerine karşı duyarsız kişilerdir. Bu gibi ailelerde çocuk çevresini hemen hemen hiç denetleyemez ve çevreden çok az doyum alır. Kendisini kapana kısılmış ve öfke dolu hisseder. Bu sevgisiz ortamda isteklerini dile getirememesi çocukta mutsuzluğa, iç çatışmalı ve sinirli davranışlara yol açar. Aşırı gevşek ve tutarsız bir disiplin uygulayan anne babalar da çocukların dürtülerini rahatça dışa dökmelerine izin verdiklerinden, çocuklarda denetimsiz davranışların oluşumuna sebep olurlar.

Bedensel cezanın uygulandığı çocuk, kendisini eleştiren ve döven ebeveynine karşı evde hemen hiç saldırganlık tepkisinde bulunmaz, ancak saldırganlığını, misilleme tehlikesi daha az olan ev dışındaki arkadaş ve okul ortamlarına taşır.

Anne babanın çocuklarına karşı takındıkları tutumları şu başlıklarda gruplandırabiliriz:

Aşırı koruma: Anne babanın aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu, çocuk, diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Çocuğun yaşamı boyunca sürebilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendisine yetmesine olanak vermez.

Anne babanın aşırı koruyuculuğu, çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.

C. ilkokul 1. sınıfta, sınıf başkanlığı yapan en başarılı öğrencidir. Annesinin, hasta olur endişesiyle teneffüslere çıkmasını istememesi sebebiyle giderek okuldan soğumuştur ve kendisinde okul fobisi oluşmuştur. Kendisi durumu şöyle açıklamaktadır: “Bütün arkadaşlarım bahçede oynarken ben sınıfta bekçilik yapıyorum, bu nedenle artık okula gitmek istemiyorum.”

Hoşgörü sahibi olmak: Anne babanın çocuklarına karşı hoşgörü sahibi olmaları, çocukların bazı kısıtlamalar dışında, arzularını diledikleri biçimde gerçekleştirmelerine izin vermeleri anlamına gelir. Anne babanın hoşgörüsünün normal bir düzeyde gerçekleşmesi, çocuğun kendine güvenen, yaratıcı, toplumsal bir birey olmasına yardım eder.

Aşırı hoşgörü ve düşkünlük: Aşırı hoşgörü ve düşkünlük, çocuğu bencil yapar. O, daima diğerlerinin dikkatini çekmeyi ve kendisine hizmet edilmesini ister. Böyle çocuklar, ev içinde ve dışında çok zayıf bir sosyal uyum gösterirler.

Reddetme: Reddetme, bir anlamda, çocuğun sağlık hizmetlerini aksatarak, ona karşı düşmanca duygular beslemek şeklinde tanımlanabilir. Bu ortamdaki çocuk, yardım duygusundan uzak, sinirli, duygusal kırıklıkları olan, diğerlerine, özellikle kendisinden küçük ve zayıflara karşı, düşmanca duygulara sahip bir birey olabilir.

Baskı altında bulundurma: Anne ve babadan biri ya da her ikisinin baskısı altında olan çocuk, nazik, dürüst ve dikkatli olmasına karşılık, çekingen, başkalarının etkisinde kolay kalabilen, aşırı hassas bir yapıya sahip olabilir.

Suçlayan, cezalandıran ve sürekli karışan anne babaların çocuklarının kolayca ağlayan çocuklar olduğu görülür. Baskı altında büyüyen çocuklarda, genellikle, isyankâr tutumlarla birlikte, aşağılık duygusu gelişebilir.

Çocuklara boyun eğme: Çocuklarına boyun eğen anne ve babalar, evde onların egemenliğini kabullenen kişilerdir. Bu tür ailelerde, çocuklar anne ve babalarına hükmeder ve onlara çok az saygı gösterirler. Bu çocuklar yalnız anne ve babalarıyla yetinmeyip, zamanla ev dışındaki kimselere de egemen olmanın yollarını arayan birer birey hâline dönüşürler.

Çocuk ayırma: Bütün çocuklarını eşit düzeyde sevdiklerini söylemelerine karşın, bir kısım anne ve babanın, bazı çocuklarını daha çok sevdikleri gözlenmektedir. Böyle durumlarda anne ve babalar, sevdikleri çocukları diğerlerinden ayırarak onları kayırırlar. Aşırı sevgi gören bu çocuklar, daha çok anne ve babalarıyla oyun oynamayı yeğlerken, akranlarıyla olan ilişkilerinde saldırgan ve baskılı bir görünüm içindedirler.

7. Başarılı Anne-Baba-Çocuk İlişkisinin Koşulları

Anne baba, çocuklarını eğitirken öncelikle gelişim evrelerini bilmeli ve çocuklarının içinde bulunduğu gelişim dönemini tanımalıdır. Başka bir deyişle, anne baba, çocuklarını tanıyarak işe başlamalıdır.

Anne baba, öncelikle çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul eden, ona sevgi ile yaklaşan ve olumlu ilişki kurmaya çalışan kişiler olmalıdır. Bilinmelidir ki, sevgi temeline dayanan eğitim, sağlam ve başarılı bir eğitimdir.

Anne-baba, çocuklarının kendi modelleri olmadığı gibi, kardeşlerinden ve arkadaşlarından farklı, bağımsız, kendine özgü zekâ ve kişilik özellikleri olan bir birey olduğu gerçeğinden hareket etmelidir.

Anne ve babanın çocuklarına, “uygun olan davranışı” öğretebilmeleri ya da neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretebilmeleri için, gerek kendi aralarında gerekse çocuklarına yönelttikleri davranışlarında dengeli, tutarlı ve kararlı olmaları gerekir.

Anne ve babanın güvenli bir çocuğa sahip olabilmeleri için, önce kendilerine, sonra birbirlerine, ardından da çocuklarına güvenmeleri gerekir.

Çocuğun, taklit yoluyla her türlü davranış kalıbını öğrenmesi söz konusu olduğundan, anne baba “istenen-uygun davranış” örüntülerini geliştirmelidir. Anne baba, önce kendi içlerinde barışık, huzurlu birer birey ve sağlıklı birer özdeşim modeli olmalıdırlar.

Anne baba, çocuğundan yaşı ve yeteneklerine uygun isteklerde bulunmalı, çocuğu hayal kırıklığına uğratacak, yaşının üstünde beklentiler içine girmemelidir. Çocuğun ilgi ve yeteneği, onun yönlendirilmesinde esas alınmalı, anne babanın tutkuları dikkate alınmamalıdır.

Anne baba, öncelikle çocuğunu bağımsız bir birey olarak kabul eden, ona sevgi ile yaklaşan ve olumlu ilişki kurmaya çalışan kişiler olmalıdır. Bilinmelidir ki, sevgi temeline dayanan eğitim, sağlam ve başarılı bir eğitimdir.

Anne ve baba, soyut düzeyde uyan yerine, somut düzeyde eylemi temel almalıdır.

Anne ve baba öyle bir ortam hazırlamalıdır ki, çocuk her zaman anne ve babası yanındaymış gibi kendini güvenli, hiç yanında değilmiş gibi özgür hissetsin.

Anne baba, çocuğunun kişiliğine saygı duyan, benlik saygısı üstün kişiler olmalıdır ki, çocuklarının benlik saygısı da üstün olabilsin. Anne babalar, otonom (kendi kendini yöneten) bireyler yetiştirebilmek için gerekli psiko-sosyal ortamı hazırlamalıdırlar. Bunun için de, aşırı koruyucu yaklaşımdan kaçınarak, çocuğun kendi kendini yöneten bir birey olmasına fırsat vermelidir.

Kısacası, anne ve baba, çocuğa sevgi veren, girişim yeteneğini ve öz güvenini kazanabilmesi için onu destekleyen kişiler olmalıdır. Çocuğa yeterli düzeyde desteğin sağlandığı bu ortamda, anne babanın sağladığı disiplin ve eğitimin nitelikleri olumludur. Çocuğun istemi hiçbir zaman engellenmez. Aşırı davranışları anlayışla karşılanır ve yumuşak bir biçimde düzeltilir. Böyle esnek bir ortamda çocuk, cesaretli ve topluma uyumlu bir insan olarak yetişir. Yaşamını yapıcı çabalar üzerinde kurmayı öğrenir.

İdeal anne babayı belirlemek zor olmakla beraber, başarılı anne babalar çocuğun ihtiyaçlarını sezen, onlara uygun yanıtlar veren, aşırı hoşgörülü veya katı olmayıp çocuğa karşı esnek bir yaklaşım içinde olan, davranışlarında belirli bir devamlılık ve kararlılık sağlayan, karşı çıkmadan önce her zaman çocuğun isteklerini dinleyen anne babalardır.

Başarılı anne babalar, çocuğun kendi kendisini denetlemesi ya da iç denetim demek olan ahlak gelişimine ortam hazırlayan, çocuktaki sorumluluk duygusunu geliştiren, olayların sonuçlarıyla onları baş başa bırakan, onlara hak ve özgürlüklerinin sınırını öğreten, çocuklarına korku silahını çevirmeksizin, kendi kendilerini disipline eden ve düşüncelerini özgürce anlatabilen birer birey olarak yetişmelerine imkân hazırlayan kimselerdir.

ÇOCUK VE ERGEN EĞİTİMİNDE ANNE BABA TUTUMLARI
TİMAŞ YAYINLARI

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir