
John Steinbeck’in 1937 tarihli Fareler ve İnsanlar (Of Mice and Men) adlı eseri, Büyük Buhran döneminde Kaliforniya’da iş arayan gezici tarım işçilerinin yaşamını anlatır. Roman, George Milton ile Lennie Small’un dostluğu üzerinden yalnızca bireysel bir trajedi kurmaz; aynı zamanda yoksulluk, yalnızlık, toplumsal dışlanma ve güvencesiz emek ilişkileri arasındaki bağlantıları da inceler. Library of Congress, eseri Büyük Buhran bağlamında iki göçmen işçinin toprak sahibi olma hayali üzerinden tanımlar. (Kütüphane Kongresi)
Bu nedenle romandaki işçi dayanışması eksikliği, eserin temel toplumsal meselelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Ancak Steinbeck yalnızca “işçiler neden birleşmiyor?” sorusunu sormaz. Daha derin bir soruya yönelir: Ekonomik güvencesizlik, ırkçılık, cinsiyetçilik, yaş ayrımcılığı ve rekabet ortamı insanları birbirlerine karşı nasıl yabancılaştırır?
Romanın çiftliğinde aynı ekonomik sınıfa mensup insanlar birlikte yaşar; buna rağmen ortak bir toplumsal bilinç geliştiremezler. George ve Lennie’nin ilişkisi bu tablo içinde önemli bir istisna oluşturur. Bununla birlikte Steinbeck, bu dostluğu da kalıcı bir kolektif dayanışmaya dönüştürmez. Dolayısıyla Fareler ve İnsanlar, dayanışmanın yokluğunu yalnızca bireysel bencillikle açıklamak yerine, yalnızlık üreten toplumsal koşullarla ilişkilendirir.
Büyük Buhran ve Gezici İşçi Sınıfının Yalnızlığı
Fareler ve İnsanlar romanının toplumsal arka planını Büyük Buhran’ın yarattığı ekonomik güvencesizlik oluşturur. George ve Lennie, sürekli iş değiştirir ve bir çiftlikten diğerine geçer. Bu hareketlilik, özgürlükten çok ekonomik zorunluluğu ifade eder.
Steinbeck’in tarım işçilerine ilgisi de yalnızca edebî bir kurguya dayanmaz. Yazar, Salinas Vadisi çevresinde büyürken gezici tarım işçilerini yakından gözlemlemiş, ayrıca gençliğinde Spreckels Sugar Ranches’ta çalışarak işçilerin yaşam koşullarını deneyimlemiştir. (Cambridge)
Bu nedenle romandaki çiftlik, yalnızca olayların gerçekleştiği bir mekân değildir. Aynı zamanda emek ilişkilerinin, hiyerarşinin ve sosyal dışlanmanın küçük bir modeli gibi çalışır.
Gezici işçi sürekli hareket eder. Bu hareketlilik ise kalıcı toplumsal bağlar kurmasını zorlaştırır. İşçi, ertesi gün başka bir çiftliğe gidebilir. Dolayısıyla iş arkadaşlarıyla kurduğu ilişki çoğu zaman geçici kalır.
Bu noktada Steinbeck’in anlatısı önemli bir çelişki ortaya çıkarır: İşçiler aynı ekonomik koşulları paylaşır, fakat bu ortaklık onları otomatik olarak dayanışmaya götürmez.
İşçilerin Ortak Çıkarları Neden Dayanışmaya Dönüşmez?
Romanın işçileri benzer ekonomik koşullarda yaşar. Ancak ortak ekonomik konum, güçlü bir sınıf bilinci yaratmaz. Bunun birkaç temel nedeni vardır.
İlk olarak çiftlikte sürekli bir rekabet ortamı bulunur. İşçi, emeğini satarak yaşamını sürdürür ve kendi konumunu korumaya çalışır. İkinci olarak yaş, ırk, fiziksel güç ve toplumsal statü gibi farklılıklar işçiler arasındaki ilişkileri parçalar.
Örneğin Slim güçlü ve saygın bir işçi olarak diğerlerinden farklı bir konum kazanır. Candy yaşlılığı nedeniyle geleceğinden korkar. Crooks ise siyah olduğu için diğer işçilerden fiziksel olarak ayrılır. Curley’nin karısı ise erkek egemen çiftlik düzeninde yalnız ve dışlanmış bir kadın olarak varlık gösterir.
Dolayısıyla romandaki toplumsal bölünme yalnızca işçi-patron karşıtlığı üzerinden ilerlemez. Steinbeck, işçilerin kendi aralarında da hiyerarşiler ve ayrımlar kurduğunu gösterir.
Bu açıdan roman, Marx’ın yabancılaşma kavramıyla verimli bir biçimde ilişkilendirilebilir. Marx’a göre kapitalist üretim ilişkileri, insanın emeğiyle ve diğer insanlarla kurduğu ilişkiyi dönüştürür. Fareler ve İnsanlar ise bu yabancılaşmayı teorik bir açıklamadan çok gündelik ilişkiler üzerinden görünür kılar.
Crooks: Dayanışma Eksikliğinin En Çarpıcı Örneği
Romanın dayanışma sorununu en açık biçimde gösteren karakterlerden biri Crooks’tur. Crooks, çiftlikteki siyah işçidir ve ırk ayrımcılığı nedeniyle diğer işçilerden ayrı yaşar.
Onun yalnızlığı ekonomik koşulların ötesine geçer. Crooks aynı zamanda ırksal hiyerarşinin mağdurudur. Nitekim akademik çalışmalar, Crooks’un yalnızlığını 1930’ların Amerika’sındaki ırk ayrımcılığıyla birlikte ele alır. İm Young’ın 2019 tarihli çalışması da karakterin yalnızlığını romanın ırkçılık eleştirisinin merkezinde inceler. (KCI)
Crooks’un Lennie ile konuştuğu sahne bu açıdan özellikle önemlidir. Crooks, yalnız kalan insanın zihinsel ve duygusal açıdan nasıl çözüldüğünü anlatır. Ona göre insanın başka bir insana yakın olması gerekir. Aksi durumda yalnızlık hastalığa ve ruhsal çöküntüye dönüşebilir. (LitCharts)
Burada Steinbeck önemli bir paradoks kurar. Crooks, diğer işçilerden dışlandığı için yalnızdır; fakat zaman zaman kendisi de başka bir insanı dışlamaya çalışır. Böylece dışlanmış kişi, bazı koşullarda dışlama mekanizmasını yeniden üretir.
Bu durum, toplumsal yabancılaşmanın bireyler üzerindeki etkisini gösterir. İnsan yalnızca dışarıdan gelen baskının mağduru olmaz; bazen maruz kaldığı baskının mantığını başkalarına karşı da kullanır.
George ve Lennie: Dayanışmanın İstisnai Biçimi
George ve Lennie’nin ilişkisi, romandaki genel yalnızlık atmosferinden ayrılır. İki arkadaş birlikte çalışır, birlikte yolculuk eder ve geleceğe ilişkin ortak bir hayal kurar.
Bu hayalin merkezinde küçük bir araziye sahip olmak vardır. George ve Lennie böylece ücretli emek düzeninden çıkmayı ve kendi yaşamlarının kontrolünü ellerine almayı düşler.
Ancak bu ilişkiyi yalnızca dostluk kavramıyla açıklamak yeterli değildir. George, Lennie’ye karşı ekonomik bir ortaklık kadar ahlaki bir sorumluluk da taşır. Lennie’nin zihinsel kapasitesi sınırlıdır; George ise onun güvenliğinden sürekli endişe eder.
Bu nedenle George ile Lennie’nin ilişkisi, Aristoteles’in dostluk anlayışı açısından da incelenebilir. George’un Lennie ile ilişkisi karşılıklı yarar ilişkisinden daha karmaşık bir yapı gösterir. Steinbeck üzerine yapılan bir çalışmada da George ve Lennie arasındaki bağ Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik eserindeki dostluk kavramı üzerinden ele alınmıştır. (HIG DiVA Portal)
Bununla birlikte bu dayanışma toplumsal bir harekete dönüşmez. George ve Lennie diğer işçileri örgütlemez. Çiftlikteki ücret, çalışma koşulları veya patronun otoritesi hakkında kolektif bir mücadele geliştirmezler.
Dolayısıyla Steinbeck, bireysel dayanışmanın mümkün olduğunu fakat kolektif dayanışmanın çok daha zor olduğunu gösterir.
Candy ve Yaşlılık Korkusu
Candy karakteri, ekonomik güvencesizliğin insan ilişkilerini nasıl etkilediğini gösteren başka bir örnektir. Yaşlı işçi, fiziksel gücünü kaybettiği için çiftlikteki konumunu koruyamayacağından korkar.
Köpeğinin öldürülmesi bu korkuyu daha da belirginleştirir. Candy, kendi geleceğini köpeğinin kaderiyle ilişkilendirir. Yaşlandığında ve çalışamaz duruma geldiğinde toplumun onu da işe yaramaz bir varlık olarak görebileceğini düşünür.
Bu nedenle George ve Lennie’nin arazi hayaline katılmak ister. Hayal, Candy açısından yalnızca ekonomik bağımsızlık anlamına gelmez. Aynı zamanda yaşlılık ve terk edilme korkusuna karşı bir güvence oluşturur.
Böylece Steinbeck, dayanışmanın yalnızca ahlaki bir değer olmadığını gösterir. Dayanışma aynı zamanda insanların geleceğe ilişkin belirsizliklerini azaltabilecek toplumsal bir güvenlik mekanizmasıdır.
Curley’nin Karısı ve Toplumsal Yalnızlık
Curley’nin karısı da romanın yalnızlık temasını farklı bir açıdan temsil eder. O, erkeklerin egemen olduğu bir çalışma ortamında kendisine ait bağımsız bir sosyal alan kuramaz.
Ancak onun yalnızlığı Crooks’un yalnızlığından farklıdır. Crooks doğrudan ırk ayrımcılığına maruz kalırken Curley’nin karısı cinsiyetçi toplumsal yapı içinde sıkışır.
Bu nedenle Steinbeck karakterleri tek bir mağduriyet kategorisine yerleştirmez. Irk, cinsiyet, yaş ve fiziksel durum gibi farklı toplumsal faktörler karakterlerin konumunu belirler.
Bu açıdan Fareler ve İnsanlar, çağdaş edebiyat çalışmalarında kullanılan kesişimsellik yaklaşımıyla da okunabilir. Roman, farklı toplumsal ayrım biçimlerinin aynı mekânda nasıl üst üste geldiğini gösterir.
Marx’ın Yabancılaşma Kavramı Açısından Fareler ve İnsanlar
Marx’ın yabancılaşma teorisi, Steinbeck’in işçi karakterlerini analiz etmek için güçlü bir kavramsal araç sunar. İşçiler emeklerini satar ve üretim sürecinin kontrolünü ellerinde tutamazlar. Bunun sonucunda emek, yalnızca ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkar; insanın kendi yaşamı üzerindeki denetimini de sınırlar.
Çiftlikteki işçiler birbirleriyle ortak bir sınıfsal mücadele geliştirmez. Bunun yerine bireysel konumlarını korumaya çalışırlar. Böylece ekonomik sistemin rekabet mantığı kişilerarası ilişkilere de yansır.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Steinbeck, romanında doğrudan Marx’ın teorisini açıklamaz. Ayrıca Fareler ve İnsanlar, Dünyalar Savaşı türündeki ideolojik bir metin gibi açık bir siyasal program ortaya koymaz.
Bununla birlikte romanın toplumsal yapısı, ekonomik güvencesizliğin insanları nasıl atomize ettiğini gösterir. Steinbeck’in 1936 tarihli In Dubious Battle romanı ise bu açıdan daha doğrudan bir işçi hareketi ve grev anlatısı sunar. Cambridge University Press’in değerlendirmesinde bu eser açıkça işçi sınıfı ve grev merkezli bir “proleter roman” olarak ele alınır. (Cambridge)
Bu karşılaştırma önemlidir. Çünkü Steinbeck’in işçi sorununa ilgisi Fareler ve İnsanlar ile sınırlı değildir. Fakat bu romanda yazar, kolektif mücadeleden çok dayanışmanın neden gerçekleşemediğine odaklanır.
Heidegger, Sartre ve Yalnızlık Sorunu
Romanı varoluşçu düşünce açısından okumak da mümkündür. Heidegger’in Dasein kavramı insanın dünyaya ve başkalarına bağlı varoluşuna dikkat çeker. Fareler ve İnsanlar karakterleri ise bu bağın sürekli kırıldığı bir dünyada yaşar.
Crooks’un sözleri bu açıdan özellikle anlamlıdır. İnsan yalnız kaldığında kendi deneyimlerini değerlendirmek için başka bir insanın bakışına ihtiyaç duyar. Crooks’un “başka birine ihtiyaç duyma” düşüncesi, insan varoluşunun ilişkisel boyutunu öne çıkarır. (LitCharts)
Sartre’ın “öteki” anlayışı da romanla karşılaştırmalı biçimde ele alınabilir. Ancak burada dikkatli olmak gerekir. Steinbeck’in karakterlerini doğrudan Sartre’ın felsefesinin örnekleri olarak görmek anakronik olur. Sartre’ın felsefi sistemini romana uygulamak yerine, iki düşünce alanı arasındaki kavramsal benzerlikleri tartışmak daha doğru bir yöntemdir.
Bu çerçevede çiftlik, insanların birbirine yakın olduğu fakat birbirleriyle gerçek bir toplumsal bağ kuramadığı paradoksal bir mekâna dönüşür.
Steinbeck İşçilerin Dayanışma Eksikliğini mi Eleştiriyor?
Bu soruya doğrudan “evet” demek mümkündür; ancak cevap bir koşul içerir.
Steinbeck, işçilerin dayanışma eksikliğini yalnızca bireysel bencillik üzerinden açıklamaz. Roman, ekonomik güvencesizlik, ırkçılık, cinsiyetçilik, yaş ayrımcılığı ve rekabetin insanları nasıl birbirinden uzaklaştırdığını gösterir.
Bu nedenle romandaki dayanışma eksikliği iki düzeyde işler:
- Bireysel düzeyde: Karakterler korku, kıskançlık, güvensizlik ve yalnızlık nedeniyle birbirlerine yaklaşamaz.
- Toplumsal düzeyde: Ekonomik ve sosyal yapı, ortak çıkarları olan insanların kolektif bir bilinç geliştirmesini zorlaştırır.
George ve Lennie’nin dostluğu bu yapıya karşı küçük bir direnç oluşturur. Candy’nin onlara katılması ise bu dayanışmanın genişleyebileceğini düşündürür. Ancak romanın trajik sonu, bu ihtimali ortadan kaldırır.
Dolayısıyla Steinbeck’in temel mesajı “işçiler neden örgütlenmedi?” sorusundan daha geniştir. Yazar, dayanışmaya duyulan ihtiyacın büyüklüğü ile dayanışmayı mümkün kılan toplumsal koşulların yokluğu arasındaki çelişkiyi ortaya koyar.
Trajik Son ve Dayanışmanın Sınırları
Romanın sonunda George’un Lennie’yi öldürmesi, George ve Lennie arasındaki ilişkinin trajik biçimde sona ermesine yol açar. Bu olay, yalnızca bireysel bir dostluğun sonu değildir. Aynı zamanda roman boyunca kurulan dayanışma ihtimalinin de çöküşünü temsil eder.
George’un kararı, ekonomik sistemin doğrudan bir sonucu olarak açıklanamaz. Burada kişisel sorumluluk, merhamet, korku ve şiddet gibi etik sorunlar da devreye girer.
Ancak olayın toplumsal bağlamı önemini korur. George ile Lennie’nin hayalini sürdürebilecekleri güvenli bir sosyal yapı bulunmaz. Onların ortak yaşam projesi, ekonomik ve toplumsal koşullar karşısında sürekli kırılgan kalır.
Bu nedenle romanın trajedisi yalnızca “iki arkadaşın başına gelen kötü olay” şeklinde okunamaz. Steinbeck, bireysel dayanışmanın toplumsal güvence olmadan ne kadar savunmasız kaldığını gösterir.
Kaynakça
Sartre, J.-P. (1943). Being and Nothingness.
Im, Y. (2019). “Paradoxical Reality Contained in the African-American Crooks’s Loneliness.” Journal of International Culture, 12(1), 81–100. (KCI)
McElrath, J. R., Crisler, J. S., & Shillinglaw, S. (Eds.). (1996). John Steinbeck: The Contemporary Reviews. Cambridge University Press. (Cambridge)
Steinbeck, J. (1937). Of Mice and Men. Covici-Friede.
Steinbeck, J. (1936). In Dubious Battle. Covici-Friede.
Library of Congress. America Reads: 1900 to 1949 – John Steinbeck, Of Mice and Men. (Kütüphane Kongresi)
Library of Congress. Of Mice and Men: Exploring the Context with Primary Sources. (blogs.loc.gov)
Marx, K. (1844). Economic and Philosophic Manuscripts of 1844.
Aristotle. Nicomachean Ethics.
Heidegger, M. (1927). Being and Time.