Babanın Parlak Güneşi ve O Güneşin Bizi Nasıl Kavurduğu!
Beyim, Her Şeyi Aydınlatacağım Derken, Gölgeyi de Kalbi de Kuruttu!
Yazar: Âkil Bîçare
(Oğlan çocuğunun güneş merakı ve o merakın mahalleyi nasıl yaktığı.)
Aziz Okuyucularım, Gözleri Güneşe Kamaşanlar!
Şimdi size, bütün bu erkeklik davasının ve baba otoritesinin nereden geldiğini anlatacağım. Bu ecnebi âlimler (Jungcular), bu işin kökenini Güneş Tanrısı’na (Solar Hero) dayandırıyorlar. Hani o her şeyi gören, her yeri aydınlatan, mutlak otoritenin timsali olan Güneş!
Bu Güneş, bizim Hüsnü Bey’in zihnindeki ideal Babayı temsil eder. Neden bu kadar önemlidir bu Güneş? İşte size sebebi ve bu sebebin mahalleye verdiği zarar:
I. Bilincin ve Aklın Işığı: “Her Şeyi Bilmeliyim!”
Güneş Kahramanı, psikolojinin en temel eril arketipidir. O, aklı, düzeni, ilmi ve ışığı temsil eder.
- Ruh ve Aydınlık: Bizim Batılı zihnimiz, “ruh” dediğimiz o ulvi şeyi, ışıkla ve görmekle eş tutmuştur. Her şeyin açık, mantıklı ve gözler önünde olmasını isteriz. Bu, yeni filizlenen eril bilincin ta kendisidir!
- Keats’in Derdi: Şair Keats bile, o yeni, akıllı eril bilinci Apollo (Güneş Tanrısı) ile özdeşleştirmiş. Demek istemiş ki: “Eril dediğin, Apollon gibi zeki, düzenli ve aydınlatıcı olmalıdır!”
- İşte bu yüzden bizim Hüsnü Bey, evdeki her şeyi kontrol altına almak ister. Karısının (Fidan Hanım’ın) duygusal karmaşasını, çocuğunun hayallerini hemen mantık süzgecinden geçirmek ister. “Her şeyi aydınlatacağım, her şeyi bileceğim!” der. O, kendi Güneş’iyle evdeki her gölgeyi yok etme peşindedir.
II. Ataerkinin Temeli: Ejderhayı Ezmek
Bu Güneş Kahramanı miti, zamanla bir bilinçlenme yolu olmaktan çıkıp, baskı aracına dönüşmüştür.
- Ejderha Katliamı Yanılgısı: O eski hikâyede kahraman, karanlık güçleri (ejderhayı) yenerek bilince ulaşırdı. Lakin bu mit, modern çağda şunu emretti: “Dişil olanı, duyguyu, karanlık maddeyi ez ve fethet!”
- Kendi Gölgesini Ezme: Güneş Kahramanı’nın bu obsesif (saplantılı) fetih arzusu, dişil olanın kendi karanlığından kurtarılması gerektiği gibi kibirli bir inanca yol açtı. Güneş (Akıl), Ay’ı (Dişili) ezmeye kalktı.
- Gündelik Felaket: İşte bu yüzden bizim Hüsnü Bey, karısının içsel dünyasını, sezgilerini ve duygusal derinliğini bir “karanlık” olarak görür. Onu anlamaya çalışmak yerine, onu kaba kuvvetle (veya mantıkla) düzeltmeye kalkar. Bu “aşırı kullanım” (overkill) sonucunda ne olur?
- Ruhsal Bölünme: Eril, kendi içinde dişil yanına (duygularına) düşman olur.
- Doğanın Ölümü: En büyük felaket, Ejderha’yı (bilinçdışı doğayı) öldürme takıntısıyla, hayatın kaynağı olan doğayı ve bedenin bilgisini de öldürme tehlikesine girmemizdir.
Sonuç: Kavrulmuş Toprak
Kısacası: Güneş Tanrısı, Batı bilincine aydınlanmayı, bireyselliği ve eril düzeni getirmiştir. Lakin bu güneş, kendi sınırını bilmediği, dişilin karanlığını ve gizemini kabul etmediği için, bizi yakıp kavurmuştur.