Beyoğlu’nda Gezen Tek Gözlü Tanrı: Odin Denen O Antika Herif
Yazan: Jungish
Bu ecnebi ruh hekimlerinin, eski püskü sandıklardan, paslı kilitler altından çıkardıkları antika putlarla uğraşmalarına ne demeli? Geçen gün elime yine o pek akıllı lakin bir o kadar da evhamlı İsviçreli hekim Carl Jung’un bir yazısı geçti. Adam bu sefer de tutmuş, kuzeyin o buz gibi memleketlerinin eski bir tanrısını, Odin (yahut bizim bildiğimiz adıyla Wotan) ismindeki bir acayip mahluku masaya yatırmış.
Diyor ki bu hekim, “Siz bu tanrıları öldü, toprağa karıştı sanırsınız, lakin onlar ölmezler; sadece şekil değiştirip, modern insanın ruhunda, kılık kıyafet değiştirerek yaşamaya devam ederler.”
Bu lafı duyunca pencereden dışarı, Pera’nın o her telden çalan kalabalığına bir baktım. “Aman efendim,” dedim, “bizim bu kalabalığın içinde daha ne Odin’ler, ne Zeus’lar geziyordur da haberimiz yoktur!” Gelin size bu tek gözlü tanrının hikâyesini, Jung’un merceğinden, bizim anladığımız dilden bir anlatayım.
Kimdir Bu Odin Denen Tekinsiz?
Evvela şu karakteri bir tanıyalım. Bu Odin, öyle Olimpos Dağı’nda keyif çatan, elinde şarap kadehiyle oturan Jüpiter’e falan benzemez. Bu, tam bir serseri ruhlu, tekinsiz heriftir!
- Tek Gözlüdür: Niye? Çünkü bilgelik uğruna, o kutsal kuyudan bir yudum içebilmek için gözünün birini söküp vermiştir. Yani akıl için, bilgi için her türlü fedakarlığı, her türlü deliliği yapabilecek biridir.
- Hiddetlidir: “Berserker” denilen, gözü dönmüş, acı hissetmeyen savaşçıları varmış. Onları bir savaş narasıyla öyle bir transa sokarmış ki, kendi kendilerini bile paralarlarmış. Yani bunun damarına bastın mı, ortalık kan gölüne döner.
- Hilebazdır, Büyücüdür: Kılıktan kılığa girer, gezer dururmuş. Bazen bilge bir ihtiyar, bazen kurnaz bir gezgin… Sağı solu belli olmaz. Hem şairdir hem de savaş çığırtkanıdır.
- Asılmış Adamdır: Kendini, sırf o gizli rün alfabesinin sırlarını öğrenebilmek için, o kâinat ağacına dokuz gün dokuz gece asmıştır. Yani kendi kendini feda eden, acıdan zevk alan, mazoşist bir tarafı da vardır.
Velhasıl kelam, bu Odin, hem bilgelik hem de zır delilik, hem yaratıcılık hem de yıkıcılık gibi birbirine taban tabana zıt ne kadar şey varsa hepsini bünyesinde toplayan, pek bir dengesiz, pek bir arıza bir karakterdir.
Jung Hekim Bu Antika Putta Ne Gördü?
İşte Jung Efendi diyor ki, “Alman milleti, o pek medeni, pek kuralcı, pek filozof geçinen millet, Hristiyan olup bu Odin’i ruhlarının mahzenine kilitlemişti. Lakin Birinci Harp’ten sonra o milletin gururu kırılıp, aklı şaşınca, o mahzenin kapısı ardına kadar açıldı!”
O bastırılmış, o unutulmuş Odin ruhu, o kör hiddet, o her şeyi yakıp yıkma arzusu, o “bilgelik” adına her türlü deliliği yapma potansiyeli, bin yıllık uykusundan uyandı ve bütün bir milletin ruhunu ele geçirdi. Hitler denilen o bıyıklı adam da, bu uyanan tanrının yeryüzündeki avazından, onun fırtınalı nutuklarının hoparlöründen başka bir şey değildi. Milyonlarca insan, farkında olmadan, yeniden eski tanrıları Odin’e tapmaya, onun o gözü dönmüş “berserker” savaşçılarına dönüşmeye başlamıştı.
Peki, Bu Tek Gözlü Herif Bizim Sokaklarda Geziyor mu?
Şimdi diyeceksiniz ki, “İyi de efendi, bu Almanların meselesi. Bize ne kuzeyin tek gözlü tanrısından?”
Durun bakalım, o kadar acele etmeyin. Jung’un uyarısı tam da burada başlıyor. Bu “arketip” dediği ruh kalıpları, milliyet falan dinlemezmiş.
- O her şeyi bildiğini iddia eden, lakin bu “bilgi” uğruna etrafındaki herkesi kırıp döken, ailesini ihmal eden o hırslı profesörde, Odin’in o tek gözlü bilgeliğinin kibrini görmüyor musunuz?
- Normalde melek gibi bir adamken, trafikte bir korna sesine cinleri tepesine çıkıp, arabadan inip karşı tarafa saldırmaya kalkan o esnafta, Odin’in o ani ve kör hiddetini fark etmiyor musunuz?
- Bir dava, bir ideoloji uğruna kendini paralamaktan, aç susuz kalmaktan, adeta kendine eziyet etmekten gizli bir zevk alan o ateşli genç aktivistte, Odin’in o kendini asan, mazoşist tarafının bir yansıması yok mudur?
Velhasıl kelam, Jung bize diyor ki, medeniyet dediğimiz şey pek ince bir zardır. O zarın altında, binlerce yıllık ilkel, vahşi ve bir o kadar da bilge enerjiler fokurdamaya devam ediyor. O Odin ruhunu tamamen yok edemezsiniz. Onu yok sayarsanız, en beklemediğiniz anda, en korkunç kılıkta karşınıza çıkar.
Marifet, içimizdeki o tek gözlü, hiddetli bilgenin varlığını kabul etmek, lakin onun atını, aklın ve vicdanın dizginleriyle sıkı sıkıya kontrol altında tutmaktır. Yoksa onun o vahşi fırtınasına bir kapıldık mı, sonumuz o Almanların akıbetinden beter olur, Allah muhafaza!