Üç Renk Üç Dünya: Kieslowski’den Devrimin İhânetine Dair Sinematik Ağıt

Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik: Bu Sözler Cüzdanın Rengiyle mi Yazılıyor?

Yazar: Jungish

(Hayatın Kanlı Canlı Çelişkisi ve O Üç Yabancının Tesadüfü)


Aziz Okuyucularım, Ey Sinemada Bile Felsefe Arayanlar!

Şimdi size, Polonyalı o dahi sinemacı Krzysztof Kieślowski‘nin, bütün Batı medeniyetinin ruhunu sorgulayan o büyük eseri **”Üç Renk Üçlemesi”**nden bahsedeceğim. Film, Fransız bayrağının renkleri üzerine kuruludur: Mavi (Özgürlük), Beyaz (Eşitlik) ve Kırmızı (Kardeşlik).

Sanırsınız ki, bu üç film bize bu yüce idealleri dümdüz anlatır. Heyhat! Kieślowski, o kadar ironik ve alaycı bir dille bakar ki hayata, o Fransız Devrimi’nin ideallerinin bile ne kadar bulanık ve çelişkili olduğunu gösterir!

I. Mavi: Özgürlüğün Boğucu Yalnızlığı (Anti-Tragedya)

Mavi filminde, Julie (Juliette Binoche) kaza sonucu kocasını ve çocuğunu kaybeder.

  1. Özgürlüğün Manası: Julie, özgürleşmek için geçmişiyle olan bütün bağlarını koparmaya çalışır. Müzik projesinden vazgeçer, anıları siler. Lakin Kieślowski, özgürlüğün bir huzur değil, boğucu bir yalnızlık getirdiğini gösterir.
  2. Görünmez Bağlar: Filmin sonunda, Julie koptuğunu sandığı kordonların (mavi boncuklu lamba, kaza anıları) hâlâ var olduğunu anlar. Gerçek özgürlük, dışsal kopuşla değil, içsel kabulle mümkündür.

II. Beyaz: Eşitliğin Acımasız İntikamı (Anti-Komedi)

Beyaz filminde, Karol (Zbigniew Zamachowski), karısı (Julie Delpy) tarafından “eşitlik yoksunluğu” nedeniyle terk edilen Polonyalı bir kuafördür (Polonya-Fransa gerilimi).

  1. Eşitlik Mücadelesi: Karol, Polonya’ya dönüp zengin olmak ve intikam almak için her şeyi yapar. Amacı, karısıyla “eşit” konuma gelmektir.
  2. Karikatür: Karol, haksızlığa uğramış bir mağdurdur, lakin intikam peşinde koşarken kendisi de zalimleşir. Bu, eşitliğin, sevgi yerine hırs ve öfkeyle kazanılmaya çalışıldığında, nasıl bir karikatüre dönüştüğünü gösterir.

III. Kırmızı: Kardeşliğin Zorunluluğu (Anti-Romantizm)

Kırmızı filminde, model Valentine (Irène Jacob) ve yaşlı, yargıç Joseph (Jean-Louis Trintignant)‘ın hikayesi anlatılır.

  1. Kardeşliğin Kaynağı: Yaşlı yargıç, insanların mahrem sırlarını dinleyen, izolasyonist bir figürdür. Valentine’ın ona karşı duyduğu merhamet ve bağlantı kurma çabası, kardeşliğin (Fraternité) bir zorunluluk olduğunu gösterir. Kardeşlik, romantik bir aşkla değil, insanların kusurlu, yalnız varoluşlarını kabul etmeyle başlar.
  2. Nihai Tesadüf: Üçlemenin sonunda, Mavi ve Beyaz’ın ana karakterleri bir gemi kazasından sağ kurtulanlar olarak Kırmızı’da bir araya gelirler. Bu, bütün o bireysel özgürlük, intikam ve izolasyon çabalarının, kolektif kader karşısında nasıl birleştiğini gösteren büyük bir tesadüf ve kaderin hükmüdür.

IV. Sonuç: Paranın Rengi ve Barışın Sadakası

Kieślowski, bu filmleri Fransız parasıyla çektiği için adlarının Fransızca olduğunu söyler. Lakin alaycı bir şekilde ekler: “Para başka milletten olsaydı, filmlerin adları değişirdi, ama filmler muhtemelen aynı kalırdı!”

  • Bu, Devrim ideallerinin bile, ekonomik koşulların ve paranın renginin gölgesinde kaldığını gösteren acı bir tespittir. Gerçek özgürlük, eşitlik ve kardeşlik, bayrakların veya banknotların üzerinde yazılı olanlar değil; sadece insanın ruhunda arayarak bulunabilen şeylerdir.